Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Mayıs, 2008

Ağlamak güzeldir…Süzülürken yaşlar gözünden…

31 Mayıs 2008 Cumartesi 11 Yorum »

BEN AĞLAMIYORUM ASLINDA; GÖZÜME BİR ŞEY KAÇTI DA!!!….

Ağlamak çok güzeldir aslında..Ama nedense bazan bir acizlik gibi kabul edilir ve gizlenmeye çalışılır…Gözüme bir şey kaçtı, şeklinde beylik yalanlarla üstelik…

"ERKEKLER AĞLAMAZ" DENİR..

Sanki erkekler kalp taşımaz, acı çekmez, sevinmez ya da üzülmez gibi..

Bazan da "çocuk gibi ağlama" denilerek yetişkin olmakla , çocuk olmak arasına bir gözyaşı çizgisi çekilir, acımasızca…

Kimi zamanda "kadın gibi ağlama" denilerek kadının sulu gözlülüğüne veya acizliğine atıfta bulunulur, biraz da aşağılanarak…

Bazan en sevdiğiniz insanın ölüsü başında bile,

"ağlayıp düşmanları sevindirme "denilecek kadar, ileri götürülür, ağlamaya yüklenen yanlış anlamalar…

Oysa ağlamak çok insani bir duygudur…

Ağlamak; sevinince ağlamak, üzülünce ağlamak, hatta sinirlenince ağlamak çok güzeldir ama, bilen bilir..

Ağlayamamak, bir düdüklü tecerede buharın birikmesi gibi, insanın sinir katsayısını arttırır..İnsan bir çeşit saatli bombaya dönüşür..

Hatta daha kötüsü kalbi katılaştırır belki…

Resimdeki çiçek, "Ters lale" ya da "ağlayan gelin" olarak biliniyor…

Daha çok Doğu Akdenizde ve Güneydoğu Anadoluda yetişiyor.. Ülkemize özgü, en güzel çiçeklerden biri..İlk göreni güzelliğiyle, şaşkına çeviriyor..

Baharda açıyor, bir süre sonra, tohumlarını bırakıp sesizce kaybolup gidiyor..Bir sonraki yıl baharda, bütün güzelliğiyle gelmek üzere…

Onun bu, büyüleyici, çok zarif güzelliği mi, yoksa başını eğmiş, mahsun hallerimi ilham vermiş ismini koyana, bilinmiyor..

Ama kendisine ağlayan gelin ismi kuşkusuz çok yakışıyor…

 “Ters Lale”, dünyanın en nadide çiçeklerinden biri. Geçmişte Hakkari Bölgesi’nde yaşayan Asuri’lerin her sabah su yaydığı için ‘Ağlayan lale’ adını verdiği de rivayet ediliyor.. 

Ve bu yüzden Asuri’lerin kutsal saydığı “Ters Lale”, günümüzde de çok değerli. Boyu 75 santimetreyi bulan, her dalında 6 lalenin ters büyüdüğü doğa harikası çiçek, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nca koruma altına alınmış, korunuyor.

Çiçeklerin anlamına baktığımda ağlayan gelinin karşısında, "isyan" yazıyordu..

Yorumsuz bırakıyorum..

…………………………….

Ağlamalarımızın, hep güzel sebeplerden olması dileğiye…

Ağlayan gelin bir kır çiçeği, unutmadan…

…………………………………..

 

Susamış topraklar gibi gönüller…..

29 Mayıs 2008 Perşembe 29 Yorum »

UMUT DÜNYA KURULALI BERİ VARDI VE OLMAYADA DEVAM EDECEKTİ…

Bir kısa öykü okumuştum uzun yıllar önce…

Çok genç bir kadın, aniden ölüyor…Ailese büyük bir gama yasa gömülüyor..

Ama ölü o kadar yaşıyor gibi ki, kimsenin bu zamansız ölüme inansı gelmiyor..

Tam kefenleyip yüzünü kapatırlarken kadın güler gibi oluyor…Cenaze evi bir anda dalgalanıyor, sevince boğuluyor..

O sırada bunu duyan , genç kadının büyük babası yan odadan koşup geliyor..Torunun yüzüne bakıyor son kez, ve diyor ki, "yüzünü kapatın , o gerçekten öldü", anne kabul etmek istemiyor..Ama dudağının kenarındaki hande(gülümseme) diyecek oluyor..

Dede yine acıyla gülerek, "o" gerçekten öldü, dudağının kenarındaki handeye gelince, o UMUTDU" diyor ve iki büklüm odayı terk ediyor..

Yani umut, insanları aslında can çıkmadan terk etmiyor..

Öyle de olması gerekiyor…

Ne yöne baksam umutsuzluk görüyorum..İşsizlik, doğal afetler, sınavlar, kazalar..

Bütün dünya sanki bir felaket yumağı gibi görünüyor..

Ama şu unutulmamalı, umut her zaman ve herkes için var..

Yaşamın temellinde bu var çünkü..

Ben hala insanlara inanıyorum..

Hala masalların var olduğu bir dünya hayal ediyorum..

Her şeye rağmen, dünya için umut var diyorum…

Umudumuzun hiç kaybolmaması dileğiyle…

…………………………………

Resimdeki çiçekde ki o bir papatya, sanki beni doğrulamak istiyor…

…………………………………

Geçsin günler haftalar…Aylar mevsimler yıllar…

28 Mayıs 2008 Çarşamba 18 Yorum »

SARI PAPATYALAR; YAZIN GELİŞİNİ MÜJDELER….

Bugün sabah bana ilk bakışta ilginç gelen birşey duydum..

"Başarıya giden yolu bilmiyorum ama, başarısızlığa gideni biliyorum; HERKESİ MEMNUN ETMEYE ÇALIŞMAK"

Billy Cosby tarafından söylenmiş..

Gerçekten davranış bilimciler de benzer şeyleri söylüyor..

Çevrenizdeki insanların; üçte biri sizi sever, üçte biri sevmez, üçte biride nötrdür…Yani size karşı iyi ya da kötü birşey  hissetmez diyorlar..

Bazı insanlar daha çok, veya daha az sevilebilir..

AMA ÇOĞUNLUK BU DAĞILIMA UYAR DİYORLAR…

Özetle herkesi mutlu  etmeye çalışmak bizi başarısız ediyor anlamı çıkıyor..

En azında herkesin mutlu etmeye, ya da herkese kendimizi sevdirmeye gücümüzün yetmeyeceği sonucu çıkıyor..

Bilim böyle diyor..

Asıl olan önce kişinin kendi mutluluğudur…

Kendisi mutlu olmayan biri başkasını mutlu edemez deniyor..

Ve herkes sizi sevsin diye uğraşmayın, bu mümkün değil, ayrıca gereklide değil…

Biraz karışık gibi ama, başarılı olmanın yolu herkesi memnun etmekten ya da herkesin bizi sevmesinden geçmiyor…

Bunu öğrenmek iyi geldi bana şahsen..

Hepimizin etrafında vardır zaten…Bizi şu veya bu nedenden seven ya da sevmeyen…

Bu bizimle ilgili bir sorundan kaynaklanmıyormuş, bu çok güzel…

Herkesi memenun etmeye çalışmamızda gerekmiyormuş, bu da güzel…

Bence yukarıdaki papatya tarlası da güzel..

Aynı zamanda saçların rengine açmakta kullanılan bir yanıda var..

Papatya tarlasının üzeri bulutlu…

Bu da güzel…Gökler, gözler ağlamadan, topraklar ve gönüller nasıl yıkanır..Nasıl bereketli tarlalara dönüşür…

Arada bulutlanmak, ağlamak da güzel…

……………………………

İnsan olmanın gereği bu..

Kolay mı yaradılanın en yücesi olmak..

……………………..

Seni kırda görmüşler…

27 Mayıs 2008 Salı 9 Yorum »

HATMİ, HATMİ; GÜZEL HATMİ…

Sevgili HATMİ…..

Henüz açmadı buralarda..Ama açmıştır belki bir yerlerde…

Kırların çiçeği, öksürük ilacı hatmi..En çok beyaz açar yol kenarlarında…..Ama bazan, pembeli, bordolu…

Çok eskiden, okuduğum bir kitapta, tarlada ekin biçen , son derece yoksul bir çiftin sevgi öyküsünde başrol oynadığı için belki, hatmi bana, çok da duygu yüklü bir çiçek gibi gelir..

Her yer onunla doludur..Doğanın henüz bozulmadığı yerlerde…

Bazan bahçelerde de raslanır kendilerine..

Bahçe çiçeklerini de kendine hayran bırakır, görmüş geçirmiş, havasıyla…

Hem zirvelerde, hem sahilde, hem bahçede, hem tarlada yetişebilmenin ,avantajıyla…

Çiçek de değildir sadece..İlaçtır aynı zamanda…

Aslında bir dal hatmi bile, bize ne çok şey anlatır….

………………………………………………………..

Kahvaltıya gelir misiniz?…

25 Mayıs 2008 Pazar 6 Yorum »

BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARSA!!…

Bugün diyorum bir kahvaltı sofrası hazırlasam..

Ama hiç abartmasam..Allah ne verdiyse hesabı..

malum gelecek olanlar kalabalık, masaya sığmayız belki, yere bir örtü yaysam..Üstüne bir sini..

Ne bileyim, patates kızartsam, çay demlesem, dışardan gelenler daha girmeden duysa o kokuları, gülerek girseler içeri..

Maksat yemek değil ki…

Aslında böyle sofraların etrafında paylaşılan;

biraz yalnızlık, biraz dostluk ve toplamda HAYAT değil mi??

Herkesi bekliyorum..

Kimse unutulmasın..

………………………..

Deniz feneri…..

23 Mayıs 2008 Cuma 14 Yorum »

AĞLAMA OLMA MAHZUN, GÜLEREK BAK YARINA………..

Bilmiyorum ne yazsam diyorum..yazmam da gerekmiyor ya, aslında..

Hani Şairin dediği gibi…

"Baki kalan gökkubbede, bir hoş seda imiş" misali…

Bizimki belki de gök kubbede bir hoş seda bırakmak gayreti…

Büyük küçük farketmiyor, sanki…

Resim aklıma deniz fenerlerini getirdi..

Aslında hepimizin hayatında var deniz fenerleri..

Bir şekilde ana yollardan ( mesela anne gibi), ya da tali yollardan giren biri hayatımıza, öğretmenlerimiz gibi, arkadaşlarımız gibi…

Hayatımıza girmiş, bize yol göstermiş, karanlıklarda yön bulmamıza yardım etmiş kişiler..

İşte onlardır…

DENİZ FENERLERİ…

Aslında tesadüflere inanmam ben…

Koca kainatda, tesadüfen gerçekleşen tek birşey yoktur bence..

Ama bizim için kolaydır açıklayamadığımız olaylara tesadüf demek…

Hani bir söz vardır;

"Kul daralmayınca hızır yetişmez diye"..

İşte öyle olur genelde..

Bazan çok ciddi bir probleminiz olur, boğuşur durursunuz..Çevrenizden bir sürü şey duyarsınız ama bunlar kafanızı daha çok karıştırmaktan daha başka bir işe yaramaz…

Sonra mesela, seyahat ederken, yanınızdaki koltuğa yaşlı bir hanım oturur ..Konuşkan da değildir aslında..Bir saat sessizce gittikten sonra size alakasız bir anı anlatır..Aradığınız cevap orada gizlidir işte…

Yaşlı hanım ilk durakta iner, gider..Ne siz görürsünüz bir daha onu ne de o sizi..Ama sizin sorunuzun cevabı gelmiştir…

Kalıcı olanları da vardır..Hayatınıza giren ve bir daha asla çıkmayacak olanlar..

Ama hepimizin hayatında mutlaka vardır, deniz fenerleri…

Hayat gemisini, kayalara çarptırmadan limana ulaştırmamıza yardım edenler…

Ama bunlardan biri,mutlaka;

"İSKENDERİYE FENERİ" gibidir…

Işıkları, uzaklardan çok uzaklardan bile, size yön gösterir..

Sizin yok mu??

İyi düşünün mutlaka vardır??

………………………

Hayatlarımızda deniz fenerleri olması ve başkalarının hayatına ışık olmamız dileğiyle….

…………………………

 

 

Pembe papatyalar…..Pembe düşler gibi…

21 Mayıs 2008 Çarşamba 6 Yorum »

HAYALLER NEDEN HEP PEMBE KELİMESİ İLE İFADE EDİLİR?

Hayaller ve gerçekler..

Bu güzel günde felsefe yapmak istemiyorum..

Hava yaza dönmüş, ömür gün gün eksilirken, başka bir Mayıs görüp göremeyeceğimiz gayet şüpheliyken, neden beylik cümleler kurmalı?..

Herkes kendi hayatını yaşıyor sonuç da..

Hayatı, bildiği gibi yorumlamalı..

"Başkalarına zarar vermemek düsturuna uyduktan sonra", bir şeylerde üretiyorsan eğer, hele akıl sağlığı da yerindeyse insanın, her yaşanan gün gerçekleşen bir hayal aslında..

Hayal illa da kocaman bir şey mi olmalı?..

İlla gerçekleşmesi yıllar mı almalı?..

Hayal ve gerçek arasındaki, "O" ince çizgi, sınırlar doğru konmalı..

Benim için bugün sağ ve hayatta olmak dün hayal olan bir şeydi ..

Bugün yaşıyor olmak bile, gerçekleşen bir hayalimdi..

Hayatta olmak bile, düş gibiydi gerçekte..

Acıların içinde bile, umut vardı..

Ölen biriyle bile başka bir alemde karşılaşmak, hayali vardı..Gözyaşlarıyla, süzülen, insanı teselli eden..

Her nefes gerçekleşen bir hayal..

Yaşamak bir düş gibiyken, umutsuz olmanın ne alemi vardı??

Hayalleriniz gerçek, gerçekleriniz hayalleriniz kadar güzel olsun…

…………………………………..

Kırmızı gülün alı var…….

18 Mayıs 2008 Pazar 6 Yorum »

ÇİÇEKLERİN EN GÜZELİ; KİMİLERİNE GÖRE…..

Rivayet odur ki, çiçekler ilk yaratıldığında, kraliçeleri

Nilüfermiş..Nilüferlerin, suyun üzerinde nazlı nazlı yüzer halleri her göreni büyülermiş..

Nilüfer, kraliçelikten memnunmuş memnun olmasına ama, biraz tembelmiş..

Sabahları uyanmakta biraz güçlük çekermiş..

Onun bu uyku merakı diğer çiçekleri canından bezdirmiş..

Yeni kraliçe; gül ve hatta  "kırmızı GÜL",

OLARAK BELİRLENMİŞ VE O GÜN BUGÜN KENDİSİ ÇİÇEKLERİN TAÇSIZ KRALİÇESİYMİŞ..

Bunlar işin hikaye kısmı zaten..

Asıl olan güllerin, özellikle kırmızı güllerin, birçok insan üzerindeki çarpıcı etkisi..

Bir çok rengi ve çeşidi olmasına rağmen kendileri gönüllerde, ayrı bir yere sahip..

O yer ki, onu en özel, en güzel duyguların ifadesinde bir elçi yapmış..

Bütün çiçekler güzelmiş güzel olmasına, hepsi ayrı ayrı dünyanın süsü, inceliği, zerafetiymiş ama, kırmızı gül bir çoklarının gönlünün birtanesiymiş..

……………………………………

Hayatlarınız, kırmızı güller kadar güzel olsun diyorum, içtenlikle…

………………………………..

Sen kırların çiçeğisin şakayık….

16 Mayıs 2008 Cuma 11 Yorum »

HERŞEYİN EN GÜZELİ DOĞAL OLANI ASLINDA; BANA GÖRE

Herşey o kadar güzelki doğada..

Herşey doğal ortamında güzel aslında..

ÇİÇEKLER BAHÇELERDE, KIRLARDA…

Hayvanlar hayvanat bahçelerinde değil, nerede yaşıyorsa orada..

İnsanlar içinde öyle..Yaşamaları gereken yerler gökdelenler, çok katlı binalar olmamalı..

Ne bileyim, en çok birkaç katlı evler belki..

Yediklerimiz mesela, yetecek kadar olsa, ama doğal olsa..

Kimsenin hiç bir şeyi orjinal değil gibi..

Dünya, yeldeğirmenlerine karşı savaşıyor sanki..

Ne kentler uyumlu doğaya, ne insanlar ne yaşama tarzları ve ne de belirlenen hedefler..

Daha büyük evler, daha yeni arabalar, estetikli yüzler ve duygular..

Çocukların bile sınavlardan dolayı stres altında olduğu, marka isterim diye ağlıyacak bebeklerin olacağı bir dünya neredeyse..

Öte yanda, kronik açlık çeken ülkeler..

Evet kronik açlık..

Binlerce kişinin aynı anda öldüğü doğal felaketler..

Herşeyi yeniden ve dikkatle gözden geçirmek gerekiyor…

Durum şuna benziyor aslınsa…

"Balık deryada yaşar, ama deryayı bilmezmiş".

İnsanda dünyada yaşıyor..Ama ne onun gerçeklerinden haberli, ne de aslında kendi gerçeklerinden…

………………………………………….

Aklıma okuduğum bir şey geldi..

Avrupalı bir ekip, eski bir maya kentinin kalıntılarına, oranın yerli ahalisinden rehberler eşliğinde çıkıyorlar..

Dört beş saatlik tempolu bir yürüyüşten sonra, yerli rehberlerin ki onlar mayalıların torunları oluyor, birden yürüyüşü kesip oturuyorlar ve gözlerini kapatıp dua pozisyonuna geçiyorlar..Onları bir süre bekleyen batılı dostlarımız bakıyorlar ki bunun biteceği yok, hava da kararmakta, soruyorlar; ne yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

Rehberlerin en yaşlısı şöyle söylüyor, yavaşça..

"Çok hızlı yürüdük ruhlarımız geride kaldı, onların bedenlerimize yetişmesini bekliyoruz".

Evet bizde büyük hedeflerimize( ! ) doğru koşarken ruhlarımızı geride mi bıraktık acaba?

………………………………………..

Sahi nedir moda….

14 Mayıs 2008 Çarşamba 7 Yorum »

MODA İNSANIN KENDİNE YAKIŞANDIR; SÖZÜ ÜZERİNE!!…

Moda Nedir?

Moda yalnızca giysi anlamına gelmez.

Sanat, müzik, tiyatro, edebiyat, yemek, iç mimarlık, mimari, bahçe bakımı gibi duyuları uyaran herşeyi içine alır.

Random House Sözlüğüne göre Moda
1. Giysi, etiket, davetler ve diğerlerinin günlük alışkanlık veya stili
2. Giyimin, davranışların vb. özellikle seçkin veya seçkin olmak için yapılanan bir toplum tarafından geleneksel kullanımı
3. Tarz, yol
4. Herhangi bir şeyin yapısı, formu

………………………………………..

Evet moda akan suları durduran bir kelime..

Bir çok kavramı içermekle birlikte genelde akla hemen giysi getiriyor.

Hergün giyinmek zorunda olduğumuz yüzleşmemiz gereken bir gerçek evet.. Giysi seçimimiz bir çok faktöre bağlı..

 Cinsiyet, eğitim, gelir düzeyi, yaşama tarzı ……Bu liste uzar gider..

Kıyafetlerimiz karşımızdakine bizimle ilgili bazı şeyler söyler.

Kendimize olan özgüvenimizi ve başka insanların bizimle ilgili düşüncelerini etkiler.

Bu bakış açısı gerçekte doğru olmasa da, böyle algılanıyor.
Giysi kelimesi de, doğal olarak, "kadın" kelimesi, ile özdeşleştiriliyor…
Yıllar önce turistik bir şehirde kadınlı erkekli bir grup, ünlü bir çarşıda dolaşıyor…

Satıcılar erkeklerin yüzüne bile bakmıyor..Erkek giysisi satanlar bile, hep kadınlara satış yapmaya çalışıyordu..Bu durum bana çok ilginç geldi..

Sanki erkekler giyinmiyordu..

Fakat satıcıların da kendine göre bir tecrübesi de vardı mutlaka..

Mallarını hangi cinse daha kolay satacakları konusunda…

Onların tecrübesini de, yabana atmamak lazımdı..

Giyinmek, insanın en temel ihtiyaçlarından biriydi kuşkusuz..

Kadınların bu konuya , diğer cinse göre daha çok ilgi duydukları da üç aşağı beş yukarı gerçek..

Ama kadın milleti bu zaafından dolayı biraz istismar ediliyordu, bu da bir gerçekti..

Hangi kadına sorsanız, "moda nedir" diye, en az yarısı "insanın kendine yakışandır" der..

Ama kendine ne yakışacağı konusunda sezonun moda renkleri ve modellerine bakarak karara verir..Ve yine kendine ne yakışacağı konusunda her sezon, fikrinde biraz da bütçesine göre revizyonlar yapar..

İşin ilginç yanı dünyanın en ünlü modacıları, sadece giyim kuşamda değil her anlamda, genelde erkektir..

Bu işte bir bit yeniği var gibime geliyor ama, başım ağrıdığından olsa gerek toplayamıyorum…

Lütfen bu işleri fazla abartmayalım, ve bu tuzaklara düşmeyelim diyeceğim geliyor..

…………………

Konuyu toplayamadım..Böylece bırakıyorum..

………………………………

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.