Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Sen kırların çiçeğisin şakayık….

16 Mayıs 2008 Cuma 10 Yorum »

HERŞEYİN EN GÜZELİ DOĞAL OLANI ASLINDA; BANA GÖRE

Herşey o kadar güzelki doğada..

Herşey doğal ortamında güzel aslında..

ÇİÇEKLER BAHÇELERDE, KIRLARDA…

Hayvanlar hayvanat bahçelerinde değil, nerede yaşıyorsa orada..

İnsanlar içinde öyle..Yaşamaları gereken yerler gökdelenler, çok katlı binalar olmamalı..

Ne bileyim, en çok birkaç katlı evler belki..

Yediklerimiz mesela, yetecek kadar olsa, ama doğal olsa..

Kimsenin hiç bir şeyi orjinal değil gibi..

Dünya, yeldeğirmenlerine karşı savaşıyor sanki..

Ne kentler uyumlu doğaya, ne insanlar ne yaşama tarzları ve ne de belirlenen hedefler..

Daha büyük evler, daha yeni arabalar, estetikli yüzler ve duygular..

Çocukların bile sınavlardan dolayı stres altında olduğu, marka isterim diye ağlıyacak bebeklerin olacağı bir dünya neredeyse..

Öte yanda, kronik açlık çeken ülkeler..

Evet kronik açlık..

Binlerce kişinin aynı anda öldüğü doğal felaketler..

Herşeyi yeniden ve dikkatle gözden geçirmek gerekiyor…

Durum şuna benziyor aslınsa…

"Balık deryada yaşar, ama deryayı bilmezmiş".

İnsanda dünyada yaşıyor..Ama ne onun gerçeklerinden haberli, ne de aslında kendi gerçeklerinden…

………………………………………….

Aklıma okuduğum bir şey geldi..

Avrupalı bir ekip, eski bir maya kentinin kalıntılarına, oranın yerli ahalisinden rehberler eşliğinde çıkıyorlar..

Dört beş saatlik tempolu bir yürüyüşten sonra, yerli rehberlerin ki onlar mayalıların torunları oluyor, birden yürüyüşü kesip oturuyorlar ve gözlerini kapatıp dua pozisyonuna geçiyorlar..Onları bir süre bekleyen batılı dostlarımız bakıyorlar ki bunun biteceği yok, hava da kararmakta, soruyorlar; ne yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz?

Rehberlerin en yaşlısı şöyle söylüyor, yavaşça..

"Çok hızlı yürüdük ruhlarımız geride kaldı, onların bedenlerimize yetişmesini bekliyoruz".

Evet bizde büyük hedeflerimize( ! ) doğru koşarken ruhlarımızı geride mi bıraktık acaba?

………………………………………..

Sahi nedir moda….

14 Mayıs 2008 Çarşamba 7 Yorum »

MODA İNSANIN KENDİNE YAKIŞANDIR; SÖZÜ ÜZERİNE!!…

Moda Nedir?

Moda yalnızca giysi anlamına gelmez.

Sanat, müzik, tiyatro, edebiyat, yemek, iç mimarlık, mimari, bahçe bakımı gibi duyuları uyaran herşeyi içine alır.

Random House Sözlüğüne göre Moda
1. Giysi, etiket, davetler ve diğerlerinin günlük alışkanlık veya stili
2. Giyimin, davranışların vb. özellikle seçkin veya seçkin olmak için yapılanan bir toplum tarafından geleneksel kullanımı
3. Tarz, yol
4. Herhangi bir şeyin yapısı, formu

………………………………………..

Evet moda akan suları durduran bir kelime..

Bir çok kavramı içermekle birlikte genelde akla hemen giysi getiriyor.

Hergün giyinmek zorunda olduğumuz yüzleşmemiz gereken bir gerçek evet.. Giysi seçimimiz bir çok faktöre bağlı..

 Cinsiyet, eğitim, gelir düzeyi, yaşama tarzı ……Bu liste uzar gider..

Kıyafetlerimiz karşımızdakine bizimle ilgili bazı şeyler söyler.

Kendimize olan özgüvenimizi ve başka insanların bizimle ilgili düşüncelerini etkiler.

Bu bakış açısı gerçekte doğru olmasa da, böyle algılanıyor.
Giysi kelimesi de, doğal olarak, "kadın" kelimesi, ile özdeşleştiriliyor…
Yıllar önce turistik bir şehirde kadınlı erkekli bir grup, ünlü bir çarşıda dolaşıyor…

Satıcılar erkeklerin yüzüne bile bakmıyor..Erkek giysisi satanlar bile, hep kadınlara satış yapmaya çalışıyordu..Bu durum bana çok ilginç geldi..

Sanki erkekler giyinmiyordu..

Fakat satıcıların da kendine göre bir tecrübesi de vardı mutlaka..

Mallarını hangi cinse daha kolay satacakları konusunda…

Onların tecrübesini de, yabana atmamak lazımdı..

Giyinmek, insanın en temel ihtiyaçlarından biriydi kuşkusuz..

Kadınların bu konuya , diğer cinse göre daha çok ilgi duydukları da üç aşağı beş yukarı gerçek..

Ama kadın milleti bu zaafından dolayı biraz istismar ediliyordu, bu da bir gerçekti..

Hangi kadına sorsanız, "moda nedir" diye, en az yarısı "insanın kendine yakışandır" der..

Ama kendine ne yakışacağı konusunda sezonun moda renkleri ve modellerine bakarak karara verir..Ve yine kendine ne yakışacağı konusunda her sezon, fikrinde biraz da bütçesine göre revizyonlar yapar..

İşin ilginç yanı dünyanın en ünlü modacıları, sadece giyim kuşamda değil her anlamda, genelde erkektir..

Bu işte bir bit yeniği var gibime geliyor ama, başım ağrıdığından olsa gerek toplayamıyorum…

Lütfen bu işleri fazla abartmayalım, ve bu tuzaklara düşmeyelim diyeceğim geliyor..

…………………

Konuyu toplayamadım..Böylece bırakıyorum..

………………………………

Laleler…Güzel laleler…

13 Mayıs 2008 Salı 6 Yorum »

LALELER İNANILMAZ GÜZEL; ŞİMDİ DE TAM ZAMANI SANKİ..

Benim sayfa böyle bir yer..Çiçekler böcekler..

Bari lalelerinde boynu bükük kalmasın dedim..

Son derece güzel çiçekler…Kolay mı bir devre adını vermek…

Bir lale soğanına bir servet feda etmek..

Bir ülke ekonomisini, sırt vermek..

Çinide "Türk Lalesi" diye bir figür olabilmek..

Üstelik bir sürü alımlı çiçeği geçerek…

Laleyi hafife almamak gerek…

Hakkını yememek gerek..

Lale deyince durmak gerek..

Laleyi sevmek gerek…

……………………………..

Ne dert kalır ne hüzün …Bir sudur akar zaman…

13 Mayıs 2008 Salı 9 Yorum »

ÇOCUKLUĞUMUN KARTPOSTALLARINA DÖNDÜM BUGÜN;

Gün gelip de kendimin de böyle başlayan cümleler kuracağını tahmin etmezdim hiç..

Biz çocukken…Ben senin yaşındayken….Bizim zamanızda…

AMA DENİYORMUŞ İŞTE…

GELİYORMUŞ BÖYLE BİR ZAMAN DA…

Neyse daha eskiler gibi, "bugünümüze çok şükür" deyip asıl konuya dönmek istiyorum…

Eskiden daha mı farklıydı zevklerimiz, bana mı öyle geliyordu bilmiyorum. Kartpostal biriktirirdim mesela…

Renk renk, desen desen..Özellikle manzara ve çiçek resimleri..

Onları sınıflandırmak, tarih atıp bir sıraya koymak, zaman zaman çıkarıp, tek tek bakmak zevkti benim için..

Özellikle yurtdışından gelen hareketli kartpostallara bayılır, birkaç tanesine sahip olmaktan büyük mutluluk duyardım..

Çok uzun yıllar da sakladım hepsini..

Yukarıdaki resmi bulunca tesadüfen, o kartpostallara gitti aklım..Hatta annemi arayıp sorguladım, ne oldular diye…

Zaman hızlı geçiyor gerçekten..İnsan çok küçükken henüz çok zamanı olduğunu düşünüyor..Ama , karamsar olmak da istemiyorum..Yeniden kartpostalların renkli dünyasına dönmüşken hazır, çocuk gibi şen şakrak bir gün geçirmek istiyorum…

Ayrıca ömür yaşanan yıllarla mı sayılır, yoksa yapılan işlerle mi bilemiyorum…

Büyük İskender; bilinen dünyanın tamamanı ele geçirip öldüğünde, henüz 32 yaşındaydı diyor tarih kitapları… Çağ açıp çağ kapatan Fatih ise 21 yaşındaydı, büyük zaferi kazandığında biliyorum..

Konuyu daha fazla dağıtmadan ki yeteri kadar dağıldı zaten…

Bütün hayalleriniz gerçekleşsin..

Hayatınız çok güzel olsun diyorum, içtenlikle..

………………………………….

Benim annem…Güzel annem……..

11 Mayıs 2008 Pazar 5 Yorum »

ANNELERİN EN GÜZELİNE…..BANA GÖRE….

Hepimizin annesi özeldir mutlaka…

Hayatımıza ilk giren, bizim derdimizi hiç şikayet etmeden çeken, her zaman iyiliğimiz için dua eden, en büyük korkusu bizim ölümümüze tanıklık etmek olan sevgili annelerimizin , anneler gününü kutluyor, ödenmez hakları ve bütün yaptıkları için en içten şükranlarımızı sunuyoruz…

Henüz çok küçükken anne olan, öyle ki evlendikten sonra kayınvalidesine bebek oynarken yakalanıp, azar işiten çok iyi bir anneyi minnetle anıyorum…

Anne olmayıp, anne şevkatine sahip bütün yürekler önünde de aynı saygıyla eğiliyoruz…

…………………………………………

 

Rengarenk…….

8 Mayıs 2008 Perşembe 9 Yorum »

CENNET YA TOPRAĞIN ALTINDA, YA ÜSTÜNDE, YA DA İNSANIN YÜREĞİNDE;

Aslında bu resim bana, nedense cenneti çağrıştırdı..

Hani en güzel şeyler ona benzetilir ya belki o yüzden..

Gözlerin güzeli cennete benzetilir mesela..Ya da ne bileyim, güzel bir yer "cennet gibi" diye nitelendirilir hani..

Huzur veren bir yer için de "cennet" ifadesi kullanılır …

İnsanların binlerce yıllık hayali, özlemi ve belki de iyi bir insan olmanın ödülü CENNET..

Bu yüzden, bu resmin güzelliği benim de aklıma onu getirdi..

Bugün günün bu engüzel saatlerinde, sabahıın serinliğinde ve sakinliğinde yazarken, yine düşünüyorum…Gerçekte nedir cennet…

Yani yaşarken….Yani dünyada..

Bir çok kişi başka türlü düşünebilr, ama dünyadaki cennet, herhalde gönülde olandıR..Yani insanların gönlünde iyi yer yere sahip olmaktır, gerçek dostlara, gerçekten sevebilen, şevkat dolu bir yüreğe sahip olmaktır belki, ya da bu anlama gelen birşey diye düşünüyorum..

Bir çiçeğin kokusunda, bir bebeğin gamzesinde, bir kuşun kanadında belki..

Küçük bir çocuğun neşesinde..Eve okul dönüşü kapıda duyulan, annenin yaptığı biber dolmanın kokusunda belki..

Mutlu olmak için çok şeye ihtiyacımız yok aslında..

"Cennet" dünyada sadece, insanların yüreğinde..

Sevgilerimle..

…………………………….

Nar Ağacı değilem….Her gelene eğilem..

7 Mayıs 2008 Çarşamba 4 Yorum »

BİR SABAH KAHVESİ İÇELİM Mİ??

Hatırlıyorum da eskiden komşular, birbirine çatkapı gidebilirdi..

Sabah erken saatlerde bile, dış kapıdan içeri, "hu komşu" diye veya komşunun adıyla seslenilirdi..Evin beyi işe gönderilmiş, anne ve kızlar, keyif çayı eşliğinde günlük yemek, ev işi programını yaparken, komşu masaya davet edilir, Allah ne verdiyse buyur edilirdi..Ne sıkıntı ne stres..Ne günlerce önceden başlayan hazırlanma prosedürü..

Çok çok, temiz; tabak, çatal, bıçak ve bardak, bitmişti..Komşu da genelde nazlanmaz, evin kızlarına akran gibi takılır, şen şakrak sohbet edilirdi…

ÖYLEKİ; BİRİ BİRKAÇ GÜN GÖRÜNMESE MERAK EDİLİRDİ..

Özellikle uzun yaz günlerinde o kahvaltı masalarının daima sonradan gelen konukları olurdu..Bu adetti..Herkes için de aşağı yukarı geçerliydi.

Kahvaltı masaları, genelde evin arka bahçesine, bir ağaç altına kurulur, toplandıktan sonra orada, öğle yemeği ile ilgili hazırlıklara genellikle komşulardan birinin eşliğinde devam edilirdi..

İlişkiler sıcaktı gerçekten..Apartmanlara taşınınca insanlar, komşuluk ilişkileri maalesef, o eski sıcaklığını kaybetti..

O eski bahçeli, evler mütahitlere devredildi, bir daire veya dükkan karşılığında..

Komşuluk ilişkileri, yine yaşatılmaya çalışılıyor belki ama, kesinlikle çok daha soğuk ve resmi..

Kimse kimsenin masasına teklifsizce, davet edilmeden oturabilme yakınlığında değil artık..Ya da bana öyle geliyor..

Ama bugün bu nar ağacının altında , kahvaltıya bana davetlisiniz arkadaşlar…

BEKLİYORUM..

……………………….

Benim adım Ebruli…Biraz gerçek biraz rüya..

6 Mayıs 2008 Salı 24 Yorum »

ÇOK MÜTEVAZİ BİR ÇİÇEĞE..SARDUNYA’YA….

Bazı insanlar vardır..Nasıl tanımlanır.."Yer gibi engin", sözü onlar için idealdir..Mütevazi oldukları ifade edilir…

Hiç bir şeylerini esirgemezler, sevgi anlamında, şevkat anlamında..Büyük yüreklidirler belki de, bildiğimizden farklı bir anlamda..

Onların bazılarının adı asırları aşarak gelir bize,

"MEVLANA"  gibi, "YUNUS EMRE " GİBİ..

Yazdıkları, söyledikleri umut olur bizlere, uzun yıllar sonra bile..

Yaşadığımız acılara, dayanma gücü verir..Bazan da, kötülerle savaşma azmi …Yerine göre…

……………………………..

Bazı insanlar da, başka türlü tanımlanır "burnu kaf dağında" gibi…

Bencilliği, kendini beğenmişliği, tanımlar bu deyim; kibarca, nazikçe ama on ikiden bir ifadeyle…

Bunlardan da vardır, ünü asırları geçip gelen, Neron gibi….Ama içimizi ferahlatmaz, anmak onları..Sadece, anlarız insan egosunun ne kadar büyük olabildiğini..Üzülürüz onlar için..

……………………………….

Çiçeklerin de vardır, çok mütevazi olanları..Hiç ayırdetmeden, her pencereden, azıcık sevgi ve ilgiyle, hemen çiçek açıverenleri…

Penceremizi ve içimizi güzelleştirenleri…

Hayalleri süsleyen..Pembeli, kırmızılı, beyazlı,  canı tez; SARDUNYALAR gibi…

Seni herkes sever,  unutma bunu ..

………………………………………………..

 

PAPATYALAR…

3 Mayıs 2008 Cumartesi 15 Yorum »

DİĞER ÇİÇEKLER DARILMASIN AMA…

Bütün çiçekler güzeldir kuşkusuz, ayıramaz insan güzellikte birini diğerinden..

Bana hep haksızlık gibi gelir….Şu çiçek daha güzel demek..

Gönlüme çok da hoş gelen bir çiçek de vardır, açıkçası..Ama bahar denince akla nedense önce hep papatya gelir..

Papatya demek bile hoşuma gider kendi adıma..

Kırların en güzellerinden biri..İnce boyunlu, sarı- beyaz papatyalar…

Baharı, umudu, falı simgeleyen zarif, alçakgönüllü çiçekler…

İyiki varsınız..

Ne yapardık siz olmasanız….

……………………………..

Kader kime şikayet edeyim seni…

2 Mayıs 2008 Cuma 9 Yorum »

KISA VE GERÇEKLE İLGİSİ OLMAYAN BİR ÖYKÜ BU…

Çok hoş bir kızdı o..Doğuda, uzak unutulmuş , küçük bir yerde doğmuştu..Fakirdi ailesi, üstelik huzursuzdu..Maddi manevi sorunlar vardı, bir yığın..

Mutlu bir çocukluk yaşayamadı..İçerde ailevi sorunlar, dışarda, toplumsal baskılar..

Ama zekiydi o ve kararlıydı kabuğunu kırmaya, daha başka türlü bir yaşama uzanmaya…

Bunun yolu belliydi onun için sadece okumaktı..Okumak ona, istediği sıçramayı sağlayacaktı..

Aileyi ikna turları, girilen ve kazanılan yatılı okul sınavları, ilkokuldan sonra, gurbet şehirlerde yaşanan bütün sıkıntılar, hep bu hayal içindi..

Başardı kumral, küçük kız..Okudu, hatta çıktı o küçük şehrin dışına, kısa bir süre için de olsa..Zaten çok ölçülüydü, hareketlerinde…İstediği sadece, insanca yaşamaktı..Ama babasının sağlığı bozulunca, mecbur kaldı kızcağız doğduğu o küçük beldeye geri dönmeye…

Kaderi miydi onu geri çağıran bilmiyordu…

Orada bir süre daha yaşayacaktı..Mutsuz bir evlilik yapacak, boşanacaktı bu arada..

Anne olamamıştı..Hayattaki en büyük uktelerinden biri, bu olarak kalacaktı..

Yaşadığı o küçük şehir, onu boğuyordu, çok yakın bir arkadaşına dert yanmıştı üstü kapalı..Arkadaşı anlamıştı onu üzen şeyleri ama, bir şey yapamamıştı..

Amansız bir derde yakalandığını öğrendi sonraları..Önce direndi yıllarca, kolay teslim olmadı..Ama zamanla azaldı direnci ve bir bahar günü, yine orada, o küçük beldede sessizce öldü..

Ölümü sevenlerince bile, çok sonra duyuldu..

Onu hemen hergün hatırlayan arkadaşı için, kanayan bir yara oldu..

Çalışmak, çabalamak, savaşmak gerekliydi kuşkusuz, hatta bir mecburiyetti…

Ama söz konusu kader olduğunda, maaalesef hepsi, "HÜKÜMSÜZDÜ".

YAZILAN DEĞİŞMİYORDU…

……………………………………………

Sayfalar : [1] 2 3


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.