Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

namazın faydaları

21 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori Din | Etiketler : gül İhbar Et
(1 Oy, 5 üzerinden 5 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...

NAMAZIN FAYDALARI

h1

 



 Şartlarına uyarak kılmalı ki onu hep,

Saadete ermeye, namazdır çünkü sebep.

Beş vakit namaz kılan, bulur rahat ve huzur.

Ve dinin temelini, sapsağlam kurmuş olur.

Cehennemden kurtaran ip namazdır elbette.

Onu kim yakalarsa, kurtulur ahirette.


 Bir insanın, Rabbine, en yakın olduğu an,

Yine namaz kıldığı zamandır ey Müslüman!

Namaz kılan bir kimse, konuşur Rabbi ile.

Onun büyüklüğünü hem düşünür kalbiyle.

Müslüman, namazını kılar, ama ne için?

Bir emri olduğundan elbette Rabbimizin.


 Onun her bir emrinde, mutlak bir fayda vardır.

Eğer yasaklamışsa, o da mutlak zarardır.

İşte bu söz konusu zarar ve faideler,

Tıp’ta tespit edildi bir kısmı birer birer.

İslamiyet, sağlığa öyle önem verir ki,

Hiçbir din ve düşünce, veremez onun gibi.

Sağlığa faydalıdır namaz ibadeti de.


 Kılanlar, faydasına kavuşurlar elbette.

Namazda, hareketler yavaştır, kalbi yormaz.

Ve dinç tutar insanı, hiç uyuşukluk olmaz.

Bir günde, seksen defa secde eden kişinin,

Beynine, daha fazla kan gider bunun için.


 İyi beslendiğinden beyin hücreleri de,

Hafıza bozukluğu olmaz bu kimselerde.

Hem muntazam olarak eğilip doğrulmaktan,

Gözlerde, kan daha bir seri eder deveran.

Göz içi tansiyonu artmaz bu sebeple de.

Katarakt ve kara su olmaz bu kimselerde.


 Yani namaz kılarken yapılan hareketler,

Sayesinde, vücutta olur çok faideler.

Mesela midedeki gıdalar tam karışır.

Böbrek taşı az olur namaz kılan kişide.

Beş vakit namazdaki o ritmik hareketler,

Sayesinde, çalışır adale ve eklemler.


 Böylece kireçlenme, eklem hastalıkları,

Önlenir hem adale ve kas tutulmaları.

Vücut sağlığı için, temizlik çok mühimdir.

İşte abdest ve gusül, bunu temin içindir.

Hem maddi, hem manevi temizliği sağlayan,

Namazdır ki, temizdir beş vakit namaz kılan.

işte bu faydalarına kavuşabilmek için,

Çok da temiz olması lazımdır o kişinin.

  

 

 

DUANIN FAYDALARI

h1

 


A. DUÃ?NIN FAYDALARI:


  1- Dua, Allah’tan hidayet ve başarı talebidir.

Dua insanı başarıya ulaştırır.


  2- Rızkın genişlemesine, sağlığın artmasına,

ömrün bereketlenmesine vesile olur.


  3- Dua, hazinesi sonsuz, kerem ve ihsanı bol

olan Allah’tan istemektir. O, bir şeye ol deyince olur.

Bir isteği yerine getirmekle hazinesi eksilmez.


  4- Dua edeni Allah’ın rahmeti kuşatır.

Allah’ın ihsanı ve yardımı ona yönelir.


  5- Dua eden, Allah’a itaat etmiş olur.

Duayı terk etmek günahtır,

Allah’a karşı kibirlenmektir.


  6- Genişlik ve sağlık zamanlarında dua etmek

 darlık ve hastalık zamanlarında fayda verir.


  7- Allah, kulunun çok ve ısrar ile dua

 etmesini sever.


  8- Dua hayrı çeker, zararı savar.


  9- Duâ eden, duasının yararını ya hayatında

ya da öldükten sonra muhakkak görür.


  10- Her dua, Allah’ın indinde muhafaza edilir

 karşılığı ya dünyada ya da Ãhirette verilir.


  11- Dua, öyle kerim bir zattan istemektir ki

 O kendisine açılan elleri boş döndürmekten utanır.


  12- Duâ insanı beladan korur, inmiş ve

inecek musibetlere karşı bir kalkandır.

 Belaların etkisini

azaltır, Allah’ın kaderini hafifletir.


  13- Kazâ ile dua arasında bir çarpışma olur

 dua kazanın acı etkilerini önler, gücünü azaltır.


  14- Dua, Kadir-i Mutlak’a karşı son derece

küçülme, hudu’ ve huşu’dur. Bu küçülme ve huşu’

 Kerem ve rahmeti sonsuz olan

Allah’ın rahmetini celbeder.

 Bunun için dua, ibadetin özü kabul edilmiştir.


  15- Dua, düşmanların düzenlerini bozar

 üzüntü ve sıkıntıları defeder. İnsanı ruhunu

tasalardan arıtıp temizler.


  B. DUÃ?NIN Ã?DÃ?BI:


  1- Dua etmek için Ramazan, arefe, bayram

 Cuma ve özellikle seher vakitlerini gözetmelidir.

 Kamet alındığı, ezan okunduğu zaman,

 secdeler arasında

 namazların sonunda, müslümanların cihad ve

 savaş için saflar teşkil ettikleri sıralarda yapılan du

âlar son derece makbuldür.


  2- Kıbleye yönelerek dua etmek, dua ederken

 gömleğinin koltuk altındaki beyazlığı görünecek şekilde

ellerini ileri kaldırmak, fakat gözleri göğe dikmemek.


  3- Sesi fazla yükseltmeden, açıkla gizli arasında

bir sesle dua etmek.


  4- Duâ ederken cümlelere vezin ve kafiye

 aramamak, seci’ yapmaya çalışmamak,

yapmacılığa asla kaçmamak.

 Zira dua yalvarma yeridir

 orada yapmacığın işi yoktur. Yüce Allah:

"Tazarru’ ve korku ile Rabbinize yalvarın, çünkü O,

 haddi aşanları sevmez. O’na korkarak ve

umarak dua ediniz.

 Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır."

(A’raf Sûresi, 55-56) buyurmaktadır.


  5- Huzur ve huşu’ ile, umarak ve korkarak

duâ etmek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

 "Onlar, hayır işlerine koşarlar,

umarak ve korkarak bize

yalvarırlar, ve bizden korkarlardı.

" (Enbiya Sûresi, 90)


  6- Can-ü gönülden dua etmek ve

dua»anın kabul

edileceğine kesin olarak inanmak.


  7- Israr ile duâ etmek ve duâyı üç kere

 tekrarlamak. İbn Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir:

 "Hz. Peygamber Aleyhisselâm duâ ettiği zaman

 üç kere tekrar ederdi. Allah’tan bir şey istediği zaman

üç kere isterdi."

 (Bkz.Zekiyyu’d-din Abdu’l-AzÃm, at-TarğÃb)


  8- Duâya hemen muradını

söyleyerek değil,

 Allah’ın adını anarak, Allah’a hamd ederek başlamak

 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Subhane rabbiye’l

-Aliyyi’l-A’lâ’l-Vahhâb" diye başlardı.

Duâya el-hamdulillâh ile başlamalı, el-Ahad,

 as-Samed gibi esma-i Husnâ isimleriyle veya

Ya Erhame’r-râhimîn gibi övgü ve

 iclâl hitâplarıyla Allah’a niyaz etmelidir.


  9- Allah’ın adını böylece andıktan sonra

Peygamber (a.s.m.)’e salât ve selâm getirmek

 daha sonra da

 dileğini istemek.


  10- Duâyı yine başlangıçta olduğu gibi

Allah’a hamd ve Resulüne salât ve selâm

 getirmekle bitirmek. "Çünkü Allah,

iki salâvât-ı şer

ARfeyi kabul eder.

 Bunları kabul edince aradaki duâyı da

bunlar yüzü hürmetine reddetmez."


  11- Kimin hakkını çiğnemiş, kime kötülük

 etmişse onlardan helâllik almak, herkesin

hakkını geri vermek, günahlara tevbe etmek

ibadet ve taâte yönelmek suretiyle

kalbi temizlemeğe çalışmak.


  12- Müslümanlardan intikam almak,

onlara zarar vermek gibi günah olan

şeyleri istememek.


  13- Allah’a duâ etmekten aslâ

bıkmamak

umutsuzluğa düşmemek ve duâsının mutlaka

 bir gün kabul edileceğine inanmak.


  14- Huzur-i kalb ile duâ etmek, duâ

ederken Allah’tan başka her şeyi kalbden çıkarıp

 yalnız O’na güvenmek.


  15- Kızgınlıkla kötü sözler söylememek,

çoluk çocuğuna eşine, malına kötü duâ

etmekten sakınmak.

 Çünkü bunlara yapacağı kötü duâ sonunda

yine kendisine acı çektirecektir. Cenab-ı Allah,

bir ayetinde "İnsan, hayra duâ ettiği gibi şerre

 de duâ etmektedir." diyor, bu gibi duâların

 iyi olmadığını haber veriyor.


  16- Ana-babayı razı etmek, onların,

misafirin duâsını almaya çalışmak, mazlûmun

 Ã¢hından kaçınmak.

Zira mazlumun duası geri çevrilmez,

 kabul edilir. Onun içindir ki atalarımız:

 "Alma mazlumun Ãhını, çıkar Ãheste Ãheste" demişlerdir….ALINTIDIR…



BODY { BORDER-RIGHT: orange 15px outset; BORDER-TOP: orange 15px outset; BORDER-LEFT: orange 15px outset; BORDER-BOTTOM: orange 15px outset }
BODY { SCROLLBAR-FACE-COLOR: black; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: orange; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: orange; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: black; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: orange; SCROLLBAR-TRACK-COLOR: black; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: black } “); } else{ document.write(”

“); for (i=0; i “)} document.write(”

“) } R=new Array(),PB=new Array(),RD=new Array(),Y=new Array(),X=new Array(),D=new Array(),VB=0,HB=0,SP=new Array();; for (i=0; i W+BX)) {Y[i]=1;X[i]=W+BX;D[i]=135;} if ((Y[i] > H+BY) && (X[i] H+BY) && (X[i] > W+BX)) {Y[i]=H+BY;X[i]=W+BX;D[i]=225;} file://Edge rebounds! if (Y[i] H+BY) {Y[i]=H+BY;D[i]=HB;} if (X[i] W+BX) {X[i]=W+BX;D[i]=VB;} var layer=(document.layers)?document.layers[’netscape’+i]:explorer[i].style; layer.top=Y[i]+YS; layer.left=X[i]+XS; } } ******** sTaRt(){Curve();MoveRandom()} if (document.all||document.layers){sTaRt()} file://–>

 

 

ALLAHIM BENİ BAN BIRAKMA

h1

 

ALLAH’IM BENİ BANA BIRAKMA!

 

GÜN, nasıl başlarsa öyle gidermiş. Ruhumuzda uyuyan nice güzellikler gizli.

Hepsi de uyandırılmayı bekliyor. Bunun için güneşin doğması, saatlerin çalması yetmiyor.

 Bu güzellikleri uyandırmaya, bazen hiçbir şey yetmiyor. Şükür ki, yarınlara dair emellerimiz

yine de bitmiyor, tükenmiyor. Onlar da olmasa ne yapardık, nasıl yaşardık? Allah’tan ki

bu ümit bazen bir söz, bazen de bir dua olup, içimize akıyor, ruhumuzu uyandırıyor.

O anlardan birini bugün yaşadım.

“Allah’ım, beni bana bırakma

Adını dilimden uzak tutma,”

Diye diye, güne Allah ile, bu dualı sözle başladım.

İçimin güneşi doğmuştu artık. Açıldıkça açıldı, ruhu kat kat saran perdeler.

Ve ardından Hira’nın sorusu geldi:

“Ömür nedir?” diye soruyordu.

“Ömür, bu gündür,” dedim.

Hira, bu defa, “gün nedir?” dedi.

“Gün mü” dedim, “o, upuzun bir ömürdür.”

“Bir cümleyle açar mısın?” dedi.

“Bir cümleyle,” dedim, “bir gün, Allah için yaşanmışsa eğer, işte o gün,

Allah için yaşanmamış bir ömürden bile daha uzundur, daha değerlidir.”

Hz. Ali’nin sözünü hatırlamanın tam sırası:

“Bir insanın öldükten sonra cennete girmesine hayret etmem.

Benim asıl

hayret ettiğim şey; o insanın dünyadayken de cennet gibi bir hayat

yaşamasıdır.”

Büyük insanın işaret ettiği şey, son derece yüksek bir iman nimetine

erişmek olsa gerek. Çünkü, hidayet ruhun cennetidir. Rabbim, hepimize bu

 güzel iman yolunu ve nimetini nasip eylesin…

Bediüzzaman’ın Mesnevi’sinde geçen bir cümle yıllardır aklımdan çıkmaz:

“Ülfet ve âdet ve yeknesaklık perdeleri altında çok harika hakikatler gizleniyor

Yahya Kemal de aynı dertten mustarip; “ülfet belâlı şey,” diyor şairimiz.

Hem de ne belâ… Dünyada da, ahirette de baş belâsı, püsküllü belâ…

ALIŞTIĞIMIZ bir şey olunca yaşamak, hayat denen o büyük mucize,

basitleşiyor âdeta. Bir sabun köpüğü gibi sönüyor, elimizden kayıp gidiyor.

Nasıl bir şefkatle ve merhametle beslenip büyütüldüğümüz unutulunca böyle oluyor.

 En büyük nimet bile küçülüyor. Allah akla gelmeyince, her şey O’nun bize bir nimeti,

bir ikramıdır diye bakılmayınca, sıradanlaşıyor ne varsa. Bir değil, milyar değil,

 100 trilyon hücreden ibaret olan insan vücudundaki, o ilâhi sistemi bir düşünelim.

Sadece tek bir insanın vücudunda yürütülen bu faaliyetler bile, akılları durduracak kadar

 harika değil midir?

 

Yüz trilyon hücremizin diliyle Rabbimize hamd ederiz…

Evet, hayatı bu kadar hikmetli ve harika bir şekilde yaratan Allah (c.c.),

bu hayatın her ânı için her şeyden evvel ismiyle, sıfatıyla anılmaya lâyıktır.

 Rahmetli Cahit Zarifoğlu bir şiirinde bunu ne güzel ifade eder:

 

“Önce besmele, / en güzel kelime. / Allah’ım, / yol boyunca / bırakma elimi

 düşerim sonra. / Allah’ım, / niçin halkettinse beni / kalbime söyle iyice

/ engellerden arınsın yolum. / Allah’ım, / nasıl pırıl pırılsa / güzelse sevdiğin kulların

/ öyle güzel kıl beni. / Allah’ım, / O güzeller güzeli / hangi iyilik diledi senden

/ dilerim ben de öylelerini. / Allah’ım, / Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 

hangi şerlerden sığındıysa sana / upuzak tut benden de onları. / Allah’ım,

yol boyunca / tarih boyunca / başıboş bırakma bizi.”

EĞER bu ince mânâları ve besmelenin esrarını Bediüzzaman’ın eserinden ve özellikle

‘Birinci Söz’den öğrenmese, okumasa ve görmese idik, gerçekten de işte o zaman cahil kalacaktık; gerinin de gerisinde işte o zaman olacaktık. Şükür ki, Rabbimizi bildik,

 tanıdık ve sevdik. Böyle bir Allah’ın adını anmayı şeref bildik, nimet bildik. Sonsuza kadar Rabbimin her nimeti için elhamdülillah…

Hz. Peygamberin (s.a.v.) her daim, “Hayretimi artır, Yârabbi!” duasına bütün

hücre ve zerrelerimle “âmin” diyorum.

Allah’ım, hayretimizle beraber imanımızı da artır. Âmin.

İMANIN önemine işaret eden tarihî bir öykü ile yazımıza devam edelim:

Fatih Sultan Mehmet, bir gün Kur’an okurken şu âyetin mânâsına takılmış:

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha

önce indirdiği kitaplara iman(da sebat) edin!” (Nisa,136)

Fatih:

“Âyet, zaten iman edenlere sesleniyor. Ardından tekrar imanı emretmesi

acaba neden?”diye düşünmüş.

Alimlerle sohbeti esnasında konuyu kendileriyle paylaşmış.

 “Ne düşünüyorsunuz?” diye sırmuş.

Âlimlerin arasından Akşemseddin, “Sultanım,” demiş. “

Dışardan gelen seslere kulak verin, cevabınızı alın.”

Dışarıdan o sırada mehteranın kös sesleri geliyormuş. Fatih, “Efendim,

 biraz açar mısınız?” demiş. Bunun üzerine Akşemseddin şöyle izah etmiş:

“Sultanım, mehteranın davullarından ‘düm, düm’ sesleri geliyor.

 ‘Düm’ kelimesi sizin de bildiğiniz gibi Arapça’da ‘devam et’ anlamına geliyor.

 Âyetin de mânâsı bu olsa gerektir. Bu âyet, ‘Ey iman edenler!

Allah’a, Peygambere, Kitaba olan imanınızda her daim devam edin!’

mesajı vermektedir.”

İnsanın elbisesi eskidiği gibi, imanı da eskiyebilir. Elbise gibi, imanı da

yenilemek gerekir.

 Öte yandan, âyetin yorumunda şöyle bir incelik de düşünülebilir:

“Ey iman edenler! İmanınızı kontrol ediniz. ‘Allah’a inandım’ diyor,

ama O’na itaat etmiyorsanız, ‘Peygambere inandım’ diyor,

ama onun yolundan gitmiyorsanız, ‘Kitaba inandım’ diyor,

ama Kitaba göre yaşamıyorsanız, gelin imanınızı kontrol edin.

Belki tam inanmadınız, inandığınızı sandınız. Zira Allah’a iman,

O’na itaati gerektirir. Peygambere iman, O’nu rehber kabul etmeyi icap ettirir.

Kitaba iman, Kitaba göre bir hayatı netice vermelidir.”

Kışın geleceğine inanan insanlar, yazın sıcak günlerinde, odun ve kömür telâşına başlarlar.

Çünkü sıcak günlerden sonra, soğuk günlerin geleceğine tereddütsüz inanmaktadırlar.

 Benzeri bir şekilde, âhiretin geleceğine inanan biri, elbette ve elbette oraya hazırlık yapar.

 Orada işine yarayacak şeylerle ömrünü d

Yorumlar

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız