Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv ‘Dünya’


Yarabbi Şükür

 

 

Yoğun olan , koşuşturmayla geçen hayatımızda her şeye bir bahane üretir olduk.

"Kusura bakma Leyla’cım çok yoğumdum seni arayamadım"

"Ercan bugün buluşamayız , iş toplantım var.Başka bir gün söz . "

"Akşam erkenden yatıcam , başka bir akşam yemek yesek olur mu?"

"Anne yollar çok kalabalık ben başka bir gün ziyaretinize gelsem olur mu?"

 

gibi örnekleri çoğaltmak mümkün

 

Peki bu yoğunluğun hiç mi sonu gelmez. Hiç mi eylenmeyiz, hiç mi gezmeyiz, hiç mi kitap okumayız ve hiç mi sevdiklerimize zaman ayırmayız

 

İnsan ırkı  kendine göre sınıflandırır cevresini.. HAYIR  diyebiliceklerim ve HAYIR diyemeyeceklerim diye.

Bazı teklifleri asla red edemezsiniz ama bazıları vardır ki daha konuşma esnasında siz hayır demeye başlamışsınızdır.

 

Evet , Hayır yarışı hayatınızın bir parçası olmuştur.Bu parça her gün biraz daha eksilmeye başlar. Bir süre sonra herkese Hayır dersiniz. Bir bakmışsınızdır EVET diyecek biri  kalmamış etrafınızda. Yalnızsınız artık. Evde oturmuş bir telefonun çalmasını bekler olmuşsunuz.

İşte o zaman  bile yapıcak hala bir çok şeyiniz vardır.

 

Hiç halinize şükretmeyi düşünücek kadar zamanınız olmuş muydu.?

 Hiç bir otobüsün içinde sevdiklerinizden zorla uzaklaştırılıp başka diyarlara zorla götürüldünüz mü. ?Ailenize ve arkadaşlarınıza öpmeden ,ellerini tutmadan , sıkı sıkı sarılmadan sadece hüzünlü bir  el sallamayla hiç bilmediğiniz bir yerlere gittiniz mi?

 

Ya da hiç bir şeylerden kaçmak zorunda kaldınız mı? Hayatta kalmak adına , aç, susuz nehirlerden geçip , susuz topraklarda yürüyüp sınırları geçtiniz mi?

 

İş stresi de neymiş.Hayatta kalmak için gizlenmek ve  iz bırakmamak için herşeyinizden vazgeçtiniz mi?. Hiç eşinizi çocuğunuza feda etmek durumunda kaldınız mı?

 

 

 

Hiç sevdiğiniz ölümcül bir hastalığa yakalanıpta kollarınızda öldü mü?

 

Halimize şükretmek gerek herşeyden önce.. Ardından hayatımızın en ufak köşesinde bile olsa sevdiklerimize sahip çıkmak..

 

Hayat çok hızlı ,yetişmek kolay değil evettttt ama siz hayata yetişirken sevdiklerinizin arkanızda kaldığını unutmayın.

Bir gün arkanızı döndüğünüzde acı bir sonla karşılaşmamanız adına ..

 

 

 

Yarım Yamalak


Tırnaklarım ve ben ufak bir oyun oynuyoruz aramızda. Üzerindeki ojeleri yiyerek mi daha hızlı tüketirim, yoksa elimle sökerek mi?


Ben yemekten yanayım ama oda can acıtıyor işte.


Hep canım acıdığında bende tırnaklarımın canını acıtıyorum.
Yarım yamalak bırakıyorum onları ortada. Tıpkı bazen yarım yamalak bıraktığım hayatım gibi. 


Yiyiyorum onları teker teker.

Önce sağ el işaret parmağı: Kimseyi gösteremesin , işaret edebiliceği bir hedefi olmasın diye .

Sonra en küçük parmağı:Zaten ufaklar ,biraz daha yesem bir zarar gelmez.

 

Durup bir bakıyorum hallerine. Gerçekten acınacak durumdalar. Sonrada elimi saklıyorum kendimden ve çevremden

Minibüste  , bir cafe de sigara içerken , klavyede yazı yazarken, para uzatırken ve arkadaşlarıma hararetli bir şekilde bişeyler anlatırken.

 

 

Kendi ellerimden utanıyorum.


Nasıl ki bazen kendi sevgimizden utanırız gururumuzdan dolayı,

Ya da kendi işimizden sıkılırız yeteneksizliklerimizden dolayı.

Aynı onun gibi diyebiliriz.

Bizi  yiyip bitiren ömürle beraber hayat uzun uzadıya geçerken, geride sadece yarım yamalak tırnaklarımız kalıyor.

 

 

Tırnaklarımızla kazıp geldiğimiz hayatımızda

 

 

Şaşı Bak Şaşır

Yandaki resme ilk baktığınızda ne düşündünüz.

Nedir sizde bağdaştırdığı duygu?

 

-Yabancılaşmak mı?

-Dostluk mu?

-Güvensizlik mi?

-Güven mi?

-Doğallık mı?

-Mekanik hayat mı?

Seçenekleri bu şekilde genişletmek o kadar mümkün ki.

Yoksa "Ayy bu penguenler ne kadar şirin, yazık araba çarpacak “ diyecek kadar saf mıyız?

Dört penguen değil resimdeki anlam bütünlüğünü karşılayan tema . Resime baktığım ilk gün çıkardığım anlam ;Köyden indim şehireydi. O kadar uzak bakmışım resime. Sanırım yorum yapamıcak kadar aciz kalmış beynim

Sonrasında bir sürü psikolojisi gördüm. Aynı anda aynı noktaya bakan, birbiriyle yürüyen , o kadar yoldan engelden geçip şehre kadar inen ama birbirini kaybetmekten korkan güvensiz bir grup psikolojisi.

Bugün ise düşündüğüm şey , kendi yörelerinden ,çevrelerinden ayrılıp aradıklarını bulmak adına yola çıkmış dört kahraman . Biraz şaşkınlar. Yanlarında kendilerinden başka kimse yok -para bile - Birbirlerini adım adım izleyen , beton yollarda hırpalanan ayaklarının acısını umursamayan, onları sıcaktan yakan güneşe aldırmayan, ne olduğunu bile bilmedikleri arabaya şaşkın şaşkın bakan dört kahraman. Hedefledikleri şeyi aramak için bakıyorlar sağa sola. Güneş her tepelerinden vuruşta biraz daha ölüme yaklaşıyorlar ama hala zamanları var.

 

Kim bu dört kahramandan birinin hayatında olmasını istemez ki.

İçimizde yaşayan penguenleri uyandırmanın zamanı geldi sanırım.

 

 

Sadece 1 YTL

 

Güne tembelik yaparak uyandım bu sabah. Saat 12.00 sularında çalan telefonumla kendime geldim. Ben uyurken insanlar gün ışığından yararlanmak için sabah kahvaltısını sahil kıyılarında yapmaya başlamışlar bile. Hemen üstümü giyinip , pazar sabahı makyajımı yaptım.

 

Pazar sabahı makyajıda nedir demeyin ? Pazar günlerinin oldum olası sadelik ibaresini taşıdığını herkes bilir. O gün insanlar genelde eşofmanlarını giyip sahil yürüyüşleri yaparak, balık tutarak , öğlene kadar uyuyarak ya da ormanlık alanlarda piknik yaparak geçirirler. Bu bahsetmiş olduklarımın hepsinde bir rahatlık , sadelik , naturellik yattığına göre.

Pazar sabahı makyajı : Makyaj yapmışla yapmamış arası  , doğal görünümü veren yüz boyama metodu.

 Neyse dönelim konumuza. Artık evden çıkmaya hazırdım.  Evimden sahile kadar yürüdüm gün ışığının gölgesinde. İnsanlar karınca misali bir o yana bir bu yana koşuşturuyorlardı. Kimisi fotograf çekerken boğaza karşı , kimisi sabah kahvaltısına yeni başlamıştır. Trafik gene kilit noktasında ilerlerken kapalı ama akıcı izlenimi veriyor. Bu ibarayı kullanan trafik , yol durumu muhabirlerinide hep tebrik edesim gelmiştir. Bir olay bu kadar güzel özetlenemez. 

Rumelihisarı sırtlarında "Sade Kahvede" oturup  insanları izlemeye koyuldum. Kimileri arkadaşları ya da sevgilileriyle kahvaltı ederken kimileri de yalnızlıklarını saklamak için  tek başlarına kitap okuyorlardı. Birden bir kazı kazancı geldi yanıma ya da milli piyangocumu demeliyim bilmiyorum.

Çıkardım cebimden 1 YTL ‘yi.  Bir umut ver dedim satıcıya. Sadece bir umut. Daha kazımadan başladım hayal kurmalara. Ya gerçek olursa neler yaparım diye.

-Önce bir ev bir de araba alırdım heralde . Bir zamanlar herkese iki anahtar sözü veren Tansu Çiller adına.

-Ardından yurt dışı güzel bir eğitim. Bu da çocuklarını yurt dışında okutmak için sponsor bulan Tayip Erdoğana gelsin.

-Paramın yarısını aileme verirdim. Bu umuttan onlarda almalıydı paylarını.

 -Sonra düşündüm neden tatil yapmıyorum ki ben diye. Tabi ya DUBAİ ‘ de bir tatil çok da güzel olurdu. Benim Sibel Can’dan ne eksiğim vardı.

Tek başıma mı gidicektim.?  Yok canım daha neler. Tüm arkadaşlarımın masrafları benden hep beraber gidiyorduk.

-Bu arada işte kurmak lazımdı ama piyasa kötü. Ben en iyisi bankalarda değerlendirim paramın bir kısmını. Diğer kısmını yastık altına atmak daha mantıklı günümüz Türkiyesinde. Naparsın ortalık çok karışık bu aralar. Kazandığım umutlarımı kaybetmenin anlamı yok.

 

Ben düşüne dururken kazı kazancının kazımam için beni beklediğini gördüm. Tüm umudumla rakamları teker teker kazıdım .

Önce bir 8 YTL , ardından 20.000 YTL geldi. Olsun 20.000 YTL’ de yeterdi bana. Kazımaya devam ettim. Sonuç bir hüsrana dönüştü. ( İki 10.000 YTL ,Bir 8 YTL ve Bir 20 YTL)

 

Tamam keybetmiştim belki ama  1 YTL ‘ye bir çok umut satın almıştım .   Tüm umudunu kaybetmiş olanlara sesleniyorum en derinden. 1 YTL ile hayata bağlanmak inanın çok zor değil.

 

Hayata Karşı Anlayışlı Olmak Lazım

                                               

Hayatta kimliğimizi kazandığımızdan beri   hatta  kendimizi bildik bileli  "bir ben var bende, benden içeri" misali  kendimizi anlatırız çevremize.

Ailemize, iş arkadaşlarımıza, arkadaşlarımıza, sevgilimize, eşimize , dostumuza..  Hala kimsenin bizi anlamadığını düşünürüz. Sinirlenir, öfkelenir bazen ani tepkiler veririz. Bazen küser, darılır, bazen önemsemeyiz.

Mesela çok severiz sevgilimizi, hep arayıp sorarız. Ona kör kütük aşığızdır. Yediğinden , içtiğinden hep haberimiz olur. Günün birinde artık sizinle hiç ilgilenmediğini düşünürsünüz. Önce biraz beklersiniz düzelir diye sonra başlarsınız trip atmaya. Anlamsız kaprislere , laf sokmalara , dalga geçmelere…

Oda olmadı hiç umursamıyorum seni ya da acımadı ki yaptıkların triplerine gireriz ama o sizi anlamaz devam eder. Hatta ve hatta sevgiliniz bir sorun olduğunu bile düşünmez.

Sinirlenirsiniz , anlamsızca yirmi dört saat onu düşünür durursunuz ."Nasıl ilgisini çeksem"  yerini, "Onu nasıl sinir etsem" der içinizdeki şeytan.  Görüşücek bir karşı cins aramak için  başlarsınız rehberi karıştırmaya. Anlayışsız bir hırsa dönüşür yaptıklarınız. Ardından karşı cinsle  görüşmeler peşi sıra gelir ve bir mesaj kalır telefonunuzda. Tesadüf ya , sevgiliniz olan anlayışsız insan bunu görür ve başlarsınız kavgaya. Tartışmaların ardından bir damla gözyaşı ve ellerinizi birbirinizden ayıran ayrılık kararı kalır.

 Nerden nereye diye dövünür durursunuz şimdi. Seviyordunuz , siz anlayışlı biriydiniz ,o anlayışsız. Siz hata yaptınız ,o ne olduğunu bile anlamadı. 

Sonuç: Severek Ayrıldık.

 Söylenecek iki kelime ,açıklanarak çözümlenecek  sorunlar yerine sadece koca bir  anlayış bekleyen insan oğlunun geldiği nokta budur.


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.