Edebiyat Kategorisindeki bloglar

kırmızı gül

31 Mayıs 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 8 Yorum

teşekkürler…

30 Mayıs 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

merhaba  dostlarım,  kısacık  bir  aradan  sonra  işte  döndüm  ve  hepinizi  çoooook  özledim,    güzel  duyguları  paylaşmak  umudu  ile  kaldığımız  yerden  devam…biz  burada  kocaman  bir  dünya  yaratmışız  içinde  rengarenk  çiçeklerin  kelebeklerin  olduğu,  menfaatsiz  sevginin  paylaşıldığı  güzel  bir  dünya  ve  bu  dünyayı  sizleri  gerçekten  çok  özlemişim  sizlerinde  aynı  duyguları  taşıdığınızdan  şüphem  yok  iyiki  varsınız  hepinize sonsuz  teşekkürler …bir  ömür  dostluğu  yaşatmak  umudu  ile  sevgiler…

ilk defa korkmadım…

25 Mayıs 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 16 Yorum

Bu  gün  haftanın son  günü,yani  pazar  yarın  yeni  bir  hafta,çok  şey  hayal  edip  neler  olacağını  bilemediğimiz…herkesin  hayatında  neler , neler  oluyor  kimi  ağlarken  kimileri  gülüyor ; vesselam  evlerde  mekanlarda hayat  br  şekilde  sürüp  gidiyor…bütün  gün  geçmeyen  bir  başağrısı,,,  ne  yaptıysam  istediğim  gibi  olmadı  hiç  bir  şey…hayat  ne  kadar  hızla  tükeniyor  bir  ara  panik  halinde  anıları  kattım  karıştırdım…belki bir  yerlerde  sıkışıp  kalan  birzcık  teselli  bulurum  umudu  ile…ne  gezer  anı  adı  üzerinde ,,,bana  pekte  iyi  şeyler  vermedi   aksine  ağrının  şiddetini  artırdı…hava  parçalı  bulutlu,bir  ara  gökgürültülü  sağanak  oldum olası  korkarım  gök  gürültüsünden  yine  korktum …ama ilk  defa  saklanmadım  çıktım  balkona  bir  kahve  yaptım  kendime,,,oturdum  yüreğim  pır pır  etsede,havanın  tam  aksine  sakin  sessiz  yudumladım  kahvemi  yağmur  yağdı  ben  ilk  defa  yağmuru  yalnız  bıraktım  gözlerim  eşlik  etmedi  o yağdı  ben  seyrettim…son  yıllarda  ilk  defa  ağlamadım  yağmurda…sonra  nemi  yaptım  aldım  elime  boyaları  fırçaları  balkon  duvarına  içimden  geçen  bir  nehirin  resmini  çizdim  etrafında  ulu  ağaçlar ,küçük  bir  kulube   yolu  oradan  geçen  oturup  dinlensin  diye … ne  başımda  ağrı  kaldı  ne  gök  gürültüsü  şimşek  çaktı  baktı  ama   korkutamadı  beni…böyle  bir  gündü  akşama doğru  açtı  hava  benimde  hüzünlerim  kayboldu…sevgiyle.

Hüzün…

25 Mayıs 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 3 Yorum


ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün


ATTİLA İLHAN

martılar…

23 Mayıs 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 6 Yorum
Martılar
Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış.
Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış.
Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır, ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış.

Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze gelmişler… O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aşkla tutulmuş.
Prensesin derin bakışlarının da boş olmadığını düşünmüş ve günlerce uyuyamamış. Fakir delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de onu tutulmuş onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış.
Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler.
Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılan delikanli ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duydugu aşkını anlatmış.

Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına
dayanamayarak delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş.

Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş…

Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış…
Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar… Zamanla prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar
aracılığı ile iki gencin arasındaki aşk iyice büyümüş. Ta ki…

Bir sabah sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii korkulduğu gibi olmamış… Martıların bile aracı olduğu İki gencin
arasındaki büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve ağlayarak kızına sarılan kral, hemen bir gemi göndertip fakir delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.

Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş.
Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek için gagasını açtığında mektubu düşürmüş. Tüm martılar hep birlikte mektubu aramaya başlamışlar. Fakat bir türlü bulamamışlar…

Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış… Biraz ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış…

Prensesin kendisini artık unuttuğunu, . istemediğini, martıların da onun için yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini
fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan habersiz kralın gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni ile karşılaşmışlar…

İşte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup, o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi . düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar

cennet

21 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 9 Yorum

Cennet

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi … Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar … adam çok susamıştı.. biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
"Afedersiniz…burası neresi?"
Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim"
Adam bunun üzerine sevinçle "Harika…!!!" dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz, gerçekten çok susadım"….
Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin… içerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz….."
Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü……… ama kadın onu birden durdurdu:
"Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. hayvanları içeri almıyoruz…"
Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular…. bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı… adam sordu:
"Afedersiniz…. bana biraz su verebilir misiniz??"
Dede "İçeri gel" dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir ceşme var…"
Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip ordan içebilir mi?"
Dede " Tabii…"dedi.. "ceşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın…"

Bunun üzerine adam kapıdan girdi… biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. adam ceşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler… derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim… peki burası neresi..?"
Dede "Burası cennet" dedi.. bunu duyan adam şaşırdı:
"Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler…"
Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi… "ama orası Cehennem…"
Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??"
Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz….. çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet’ten uzak tutuyorlar….

 

o geliyor…

19 Mayıs 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 8 Yorum

 

O GELİYOR 19 mayıs

Yıl 1919
Mayıs’ın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren,
Cana heyecan veren
Al yüzlü Oğan güneş.
Takanın burnu nasıl Karadeniz’i yırtar ?
Siz de bir an öyle yırtınız uykunuzu.
Uyanın Samsunlular!
Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını
Al yüzlü Oğan güneş.
Bugün Çaltıburnu’ndan gülerek doğan güneş.

Yıl 1919
Mayıs’ın on dokuzu.
Uyanın Samsunlular.
Uyumak ölüme eş.
Diriltir ruhunuzu,
Ufukta bir gemi var.
Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor ?
Fakat yolu mu az, yoksa yükü mü ağır ?
Bu gemi umut yüklü, insan yüklü, hız yüklü !
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır.
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.
Bir baş ki, gökler bir küme yıldız yüklü.
Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor.

Yıl 1919
Mayıs’ın on dokuzu.
Ufukta duran gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.
Üzülmemek elde mi ?
Hız yüklü, iman yüklü, umut yüklü bu gemi.

O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,
O hız, doldukça bütün damarlara kan gibi,
Gizli inleyen her yürek canlanacak.
Ateşler püskürecek uyuyan volkan gibi.
Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten karardı gözlerimiz.
Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz.
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel !
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel !

Celal Sahir EROZAN

teşekkür…

18 Mayıs 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

merhaba  sevgili  arkadaşlarım,hepinize  ayrı ayrı  teşekkür  ederim.bu  resmi  ilk  gördüğümde neler  hissettiğimi  anlatmak  hiç  kolay  değil.öyle  derin  öyle  keskin  ki  anlamak  isteyen herşeyi  bulur  içinde…resmin  kime  ait  olduğu  ve  nerede  olduğunun  da  pek  önemi  yok  bence…onu  özümsemektir  asl  olan  yeni  nesil gençler , marka  tutkunu  insanlar,bir  emekli  maaşını  başına  dolayan  insanlar…dans ,balo  harcanan  servetler…ana,ata  saymayan  aslını  inkar  eden,ve  herşeyden  önemlisi! bu  canım  vatanın  ne  şartlarda  kazanıldığını  unutmuş  insanların…  nasıl  kolay  harcayıp  parça ,parça  satan  zihniyetlere  ve  onlara  çanak  tutanlara  kapak  olsun…Nazım Hikmet  vatanını  seven  ona  hasret  sürgünlerde  bedeni  ölmüş  ama ışığı  sonsuza  kadar hiç  sönmeyecek  bir  aydın…nur içinde yatsın…sevgiyle.

Silahsız insanlar…

18 Mayıs 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 6 Yorum

Beş kıtanın içinden  başladı  sefer…

Gidildi  kuzeye doğru,  gidildi,

Ormanlar , kayalar, göller  denizler 

şehrine  varıldı, şehir  yeşildi,

bu  gelenler  silahsız adamlardı.

Her  birisi  yüreğini  çıkardı,

her  yürekte  güzel   bir  şeyler  vardı.

Hayata  sevdalar  ilan  edildi.

Geceler  beyazdı  gündüzler  serin,

sözleri  dövdüler  dan  dan  da din  din,

örsünde  sıcacık  yüreklerinin,

ölüm  bu  sözlerden  güçlü  değildi…

                             Nazım  Hikmet…

sevgi bu…

14 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 6 Yorum