kırmızı gül


merhaba dostlarım, kısacık bir aradan sonra işte döndüm ve hepinizi çoooook özledim, güzel duyguları paylaşmak umudu ile kaldığımız yerden devam…biz burada kocaman bir dünya yaratmışız içinde rengarenk çiçeklerin kelebeklerin olduğu, menfaatsiz sevginin paylaşıldığı güzel bir dünya ve bu dünyayı sizleri gerçekten çok özlemişim sizlerinde aynı duyguları taşıdığınızdan şüphem yok iyiki varsınız hepinize sonsuz teşekkürler …bir ömür dostluğu yaşatmak umudu ile sevgiler…
Bu gün haftanın son günü,yani pazar yarın yeni bir hafta,çok şey hayal edip neler olacağını bilemediğimiz…herkesin hayatında neler , neler oluyor kimi ağlarken kimileri gülüyor ; vesselam evlerde mekanlarda hayat br şekilde sürüp gidiyor…bütün gün geçmeyen bir başağrısı,,, ne yaptıysam istediğim gibi olmadı hiç bir şey…hayat ne kadar hızla tükeniyor bir ara panik halinde anıları kattım karıştırdım…belki bir yerlerde sıkışıp kalan birzcık teselli bulurum umudu ile…ne gezer anı adı üzerinde ,,,bana pekte iyi şeyler vermedi aksine ağrının şiddetini artırdı…hava parçalı bulutlu,bir ara gökgürültülü sağanak oldum olası korkarım gök gürültüsünden yine korktum …ama ilk defa saklanmadım çıktım balkona bir kahve yaptım kendime,,,oturdum yüreğim pır pır etsede,havanın tam aksine sakin sessiz yudumladım kahvemi yağmur yağdı ben ilk defa yağmuru yalnız bıraktım gözlerim eşlik etmedi o yağdı ben seyrettim…son yıllarda ilk defa ağlamadım yağmurda…sonra nemi yaptım aldım elime boyaları fırçaları balkon duvarına içimden geçen bir nehirin resmini çizdim etrafında ulu ağaçlar ,küçük bir kulube yolu oradan geçen oturup dinlensin diye … ne başımda ağrı kaldı ne gök gürültüsü şimşek çaktı baktı ama korkutamadı beni…böyle bir gündü akşama doğru açtı hava benimde hüzünlerim kayboldu…sevgiyle.
ELDE VAR HÜZÜN
söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün
ATTİLA İLHAN
| Martılar |
| Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış. Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış. Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır, ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış. Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze gelmişler… O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aşkla tutulmuş. Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş… Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış… Bir sabah sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii korkulduğu gibi olmamış… Martıların bile aracı olduğu İki gencin Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş. Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış… Biraz ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış… Prensesin kendisini artık unuttuğunu, . istemediğini, martıların da onun için yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini İşte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup, o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi . düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar |
Patron Sekretere :
Bir haftalığına iş için yurtdışına çıkacağız. Ona göre hazırlan.
Sekreter kocasını arar :
Patronla bir haftalığına yurtdışına çıkacağız. Sen başının çaresine bakarsın.
Kocası sevgilisini arar :
Karım bir haftalığına yok. Bu haftayı beraber geçirelim.
Sevgili Özel ders verdiği minik çocuğu arar :
Bu hafta sana ders veremicem. Gelmene gerek yok.
Minik çocuk Dedesini arar :
Dedecim. Bu hafta dersim yok. Öğretmenim yok.Bu haftayı beraber geçirelim.
Dede (1.bölümdeki patron olur) sekreterini arar :
Bu haftayı torunumla geçireceğim. Gezimiz iptal oldu. Gidemicez.
Sekreter kocasını arar :
Gezimiz iptal oldu. Gidemicez.
Koca sevgilisini arar :
Bu hafta beraber olamıcaz. Karımın gezisi iptal oldu.
Sevgilisi ders verdiği minik çocuğu arar:
Bu hafta sana ders verebileceğim. İşlerim iptal oldu.
Minik çocuk Dedesini arar :
Dedecim. Öğretmenimin işleri iptal oldu. Bu hafta beraber olamıcaz. Çok üzgünüm.
Dede sekreterini arar :
Merak etme. Bu hafta yurt dışına çıkabileceğiz. Hazırlıklarını yap…
eeee?
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi … Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar … adam çok susamıştı.. biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
"Afedersiniz…burası neresi?"
Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim"
Adam bunun üzerine sevinçle "Harika…!!!" dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz, gerçekten çok susadım"….
Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin… içerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz….."
Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü……… ama kadın onu birden durdurdu:
"Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. hayvanları içeri almıyoruz…"
Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular…. bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı… adam sordu:
"Afedersiniz…. bana biraz su verebilir misiniz??"
Dede "İçeri gel" dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir ceşme var…"
Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip ordan içebilir mi?"
Dede " Tabii…"dedi.. "ceşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın…"
Bunun üzerine adam kapıdan girdi… biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. adam ceşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler… derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim… peki burası neresi..?"
Dede "Burası cennet" dedi.. bunu duyan adam şaşırdı:
"Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler…"
Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi… "ama orası Cehennem…"
Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??"
Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz….. çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet’ten uzak tutuyorlar….
| O GELİYOR 19 mayıs
Yıl 1919 Yıl 1919 Yıl 1919 O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak, Celal Sahir EROZAN |
merhaba sevgili arkadaşlarım,hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.bu resmi ilk gördüğümde neler hissettiğimi anlatmak hiç kolay değil.öyle derin öyle keskin ki anlamak isteyen herşeyi bulur içinde…resmin kime ait olduğu ve nerede olduğunun da pek önemi yok bence…onu özümsemektir asl olan yeni nesil gençler , marka tutkunu insanlar,bir emekli maaşını başına dolayan insanlar…dans ,balo harcanan servetler…ana,ata saymayan aslını inkar eden,ve herşeyden önemlisi! bu canım vatanın ne şartlarda kazanıldığını unutmuş insanların… nasıl kolay harcayıp parça ,parça satan zihniyetlere ve onlara çanak tutanlara kapak olsun…Nazım Hikmet vatanını seven ona hasret sürgünlerde bedeni ölmüş ama ışığı sonsuza kadar hiç sönmeyecek bir aydın…nur içinde yatsın…sevgiyle.

Beş kıtanın içinden başladı sefer…
Gidildi kuzeye doğru, gidildi,
Ormanlar , kayalar, göller denizler
şehrine varıldı, şehir yeşildi,
bu gelenler silahsız adamlardı.
Her birisi yüreğini çıkardı,
her yürekte güzel bir şeyler vardı.
Hayata sevdalar ilan edildi.
Geceler beyazdı gündüzler serin,
sözleri dövdüler dan dan da din din,
örsünde sıcacık yüreklerinin,
ölüm bu sözlerden güçlü değildi…
Nazım Hikmet…