NE KADAR İDEALİST OLABİLİRİZ
8 Ocak 2008 Salı | Kategori Kariyer | Etiketler : genc_kalemler İhbar Et
ben konya selçuk universitesi seyahat işletmeciliği okumaktayım aynı zamanda okulda çıkardığımız YANSIMA DERGİSİnin editorluğunu yapıyorum..bir edebiyatçı için en zor şey nedir deseniz herhalde ilk soyleyeceği şey ilgisizlık olur diye düşünüyorum.burda bire bir kiminle konuşursan konuş herkes ideallerinden hayallerinden gelecekte neler yapmak istediğinden bahseder..oysa gerçekte boyle değildir.
bilirsiniz hayalleri gerçekleştirmek için mücedele, azim ve sadakat gerektir. fakat gunumuz insanı ve öğrencilerinde bunu gormek çok zordur diye düşünüyorum…
universite ortamlarını ve lise ortamlarını birçoğumuz biliyoruz.bunu uzun uzadıya yazmanın bir anlamı yok ..daha okulun girişinde başlar sahte sevgiler ve olmayacak vaatler..bu her iki tarafın da işine gelir..ve kimse çıktığı insan kim olursa olsun onu gerçek haliyle değil gormek istediği şekliyle gorur..bunları nerden mi biliyorum?? ben hergun bizzat şahit oluyorum..
bizim okulda sık sık etkinlikler yapılır ve katılımcılarıbn sayısı bir elin parmaklarını gecmez..arkasından şikayetler yakınmalar vs vs. oysa hiç düşünmeyiz biz arkadaşlarımızın yaptığı etkinliğe ne kadar katılıyoruz ki onlar da b izimkine katılsın diye..
birçok arkadaşım işletme muhasebe ve diğer bolumlerde okumakta..ama geleceğe yonelik yapılan tek yatırımları bir veya birden fazla kıkzla çıkmak.. başka birşey değil..oysa staja gittiğimizde ya da çalışmaya başladığımızda hiç birimiz sıradan bir oğrenci olmak istemiyoruz..
tabiki sevdiğin olur..bilirim ki sevmek ve sevilmek çok güzel bir duygudur..ama ölçüleriyle yaşandığında aşklara anlam katılır…ve bu sevgi tensel değil duygunun da çok çok otesinde bir duygudur…ne anlatılır ne yazılır…
fakat hayatın gozardı edilemez gerçekleri vardır ve gunu geldiğinde kendi kurallarını devreye sokarak elekten gecirmeye başlayacaktır insanları.
ADOLF HİTLERi bilir misiniz? eminim birçoğumuz biliyoruzdur. en kotu ihtimalle adını duymuşuzdur. peki nerelerden gectiğini biliyor muyuz…once hayat ona oyun oynadı sonra o hayata…fakat azmi ve sadakati başarıyı getirdi…
yaptıkları belki tartışılabilir ama başarıları inkar edilemez..sıfırdan gelip de başarıya ulaşan çok az insandan biridir o…tıpkı NAPOLYON gibi.. çaykovski gibi chopin gibi..edisonu soylemey de zaten gerek yok..
kim iki bin defa bir deney yapar bir ideal uğruna..kaldı kı çoğumuz en küçük olumsuzluklarda yonumuzu değişiytirmiyor muyuz….
ne gariptir ki başarılı insanların gecmişini okuduğumuzda çoğunun aşağılandığını biryerlerden atıldığını goruruz..fakat ilahi adalet diye birşey vardır ve hak eden başarıya ulaşır..
biliyorum yazdığım konu belki sıkıcı ama canım sıkıldığı için yazmak istedim..aslında çok iyi edebiyatçı ve felsefeci olduğumu soylerler ama edebiyat yazacak ortamda değilim şimdi..felsefe yapmak için de uygun bir zaman değil..
ALLAH bizi yaratırken kimseyi başıboş bırakmamıştır.. yani insanım diyen bir kişi başkaları beni ilgilendirmiyor diyemez..aksi olursa insan olmanın erdeminden yoksun demektir…nasıl ki mutlu olduğumuz zaman yalnız sevinmek bizi mutlu etmiyor ve üzüldüğümüzde yanımızda birinin olmasını istiyorsak başarılı ya da başarısız olduğumuzda da bu gerçek ortaya çıkar..senin anlamlı ya da anlamsız olduğuna sen değil yaptıkların karar verir..ve gecmişte yaptıkların gelecekte yapacaklarının referansıdır diye duşunuyorum.
sırf bana ne diyemediğim için boyle bir konudan bahsetmek istedim…
bazen bir tebessumle baktım hayata bazen de birkaç damla gözyaşıyla ama hayat devam etti..ve ediyor. yapmam ve yapmamız gereken tek şeyin şartlar ne olursa olsun çalışmak ve başarmak olduğunu duşunuyorum..hayata hep gülümseyerek ve pes etmeden bakabildiğimiz sürece başarılı olmamamız için hiçbir neden yok..
çoğu kez nedensiz sorulara takılıp nedensiz sorular sorarız kendi kendimize…oysa nedenler çok basittir..kafa yormayacak kadar üstelik…
sizinle okuduğum ve çok etkilendiğim bir başarı oykusunu paylaşmak istedim…MUHABBETLE..gK
Renklerden ve seslerden mahrum Bir Çocuk..
Tüm insanlık için insan beyninin ne büyük mucizeler yarattığının canlı örneğiydi. Helen Keller 27 Haziran 1880 de dünyaya geldi. Ancak henüz 19 aylıkken geçirdiği birkaç gün süren yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybetti. İnsanı adeta bir kara kuyuya hapseden bu rahatsızlık dış dünyayla bağlantısını kopardı.
Bir buçuk yaşını henüz doldurmuşken böyle bir güçlükle karşılaşan küçük kızın konuşmayı öğrenmesi elbette çok zordu. Birtakım hırıltılar çıkarıyordu sadece. Durup dururken öfke nöbetlerine giriyor, tabakları kırıp döküyor ve odada kendisiyle birlikte olanlara saldırmaya başlıyordu. Birkaç doktor kendisine zihinsel olarak hasta teşhisi koydu. Ömür boyu bir akıl hastanesinde kalması öneriliyordu Helen’in. Ailesi ise kızlarının zihinsel olarak hasta olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi.
Küçük kız beş yaşından sonra kendisinin diğer insanlardan farklı olduğunu anlamaya başladı.. Düşünebildiği, hissedebildiği halde görememek, duyamamak ve konuşamamak onu çileden çıkarıyor, kendisine dayanılmaz acılar veriyordu. Sağı solu tekmeliyor, çığlık atıyor, kendisine yaklaşanları ısırıyordu.
Öğretmeniyle yeniden doğdu..
3 Mart 1887 de küçük kız yeniden doğdu adeta. Artık yedi yaşındaydı. Ailesi Helen’e özel öğretmenlik yapması için genç bir bayan eğitmen tuttu. Anne Sullivan. Anne Sullivan anne ve babasını kaybetmiş ve kimsesizler yurdunda büyümüştü. Beş yaşında görme yetisini büyük ölçüde yitirmişti; ancak daha sonra geçirdiği iki operasyon sonucu normal baskıda hazırlanmış bir kitabı okuyabilecek kadar görebiliyordu.
Anne Sullivan Helen’le iletişim kurabilmek için ona parmaklarla yazmayı öğreterek başladı işe. Helen için bir oyuncak getirmişti yanında. Bu hediye oyuncağı işaret etmek için oyuncak anlamına gelen “doll” sözcüğünü Helen’in avucuna parmaklarıyla yazdı. Helen avuçlarının içinde öğretmeninin parmaklarını hissedebiliyor, parmaklarıyla yazdıklarını tekrar edebiliyor ama yazdıklarının ne anlama geldiğini anlayamıyordu henüz.
Bir gün Helen’in elini akan musluğun altına tuttuğu bir anda öğretmeni Anne Sullivan da diğer eline “su” sözcüğünün harflerini yazdı. İşte bu andan sonra müthiş bir gelişme başladı. Helen bir elinde hissettiği serin suyla diğer elinde hissettiği parmakların yazdığı “su” sözcüğünü ilişkilendirebilmişti. Bundan sonra müthiş bir gelişme başladı. Ansızın ortaya çıkan bu kıvılcımla dünyanın kapıları küçük kıza ardına kadar açıldı. Hocasından eline geçirdiği her şeyi kendisine hecelemesini istiyordu. Artık sözcükleri ve yazılımlarını büyük bir hız ve hevesle öğrenebiliyordu.
Helen Keller 1888’de Körler Enstitüsüne başvurdu. 1890’da konuşmayı öğrendi ve 1894 yılında New York’taki körler okuluna gitti. Redcliffe Kolejine başladığında Almanca ve Latince biliyordu. Daha sonra Fransızca ve Rusça öğrendi. Artık spor yapabiliyor, ata binebiliyor ve kağıt oyunlarını başarıyla oynuyordu.
Pedagoji eğitimi aldı ve 1904 yılında 24 yaşına geldiğinde o artık üniversiteden mezun ilk sağır ve kör kişiydi. Mücadelesini “Her şey su ile Başladı” isimli kitabında anlattı.
Parmak uçlarıyla Tanıdığı Yaşamı Bizden Daha İyi Tanıdı
H. Keller ışık ve sesten mahrum bir duyu hayatına sahipti; ama diğer algıları öyle güçlüydü ki karşısındaki insanın kişiliğini bile tartabilirdi. Kendisine gece ve gündüzü nasıl ayırt ettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: gündüz hava ve kokular daha hafiftir.
Mark Twain 19. yy. ın iki büyük kişisinden biri olarak tanımladığı Keller’in örnek yaşamı 1968’de sona erdi. Helen Keller hayatı parmak uçlarıyla tanımıştı; ama eminiz ki hayat hakkında bizden çok daha fazla şey biliyordu.

9 Ocak, 2008 Çarşamba
BEN 22 YAŞINDAYIM VE HAYATTA OKUDUĞUM EN GÜZEL YAZILARDAN BİRİ HARİKA YA TEK KELİMEYLE PROFİLİNDE LİSE ÖĞRENCİSİYMİŞİN AMA BİR LİSE ÖĞRENCİSİNDEN UFKUN ÇOK GENİŞ TEBRİKLER GERÇEKTEN BELKİDE KİMİ İNSANA TUTUNMA DERSİ VERDİN HATTA SENDEN BİŞEY İSTİYORUM BLOGLARA BAKAMADIĞIM ZAMANLAR OLUYOR MEİL ADRESİME YAZARSAN SEVİNİRİM HOCAM BLOGLARA GÖNDERECEĞİN ZAMAN ASLINDA SENİN GİBİ UFKU GENİŞ İNSANLARA HOCA DEMEK LAZIM MEİL ADRESİM SİTEDE VAR BENDE VERİYİM bernaarslan8@mynet.com tşk ler insan sabrı hırsı ve azmi bir an da var oluşunu hatırlıyor tabi unutanlara göre
12 Ocak, 2008 Cumartesi
harika bi ryazı olmuş .
özellikle yaşıtlarının hayatı çıktığı kızlarla avunmakla geçerken senin böyle düşüncellerde olman senin için gerçekten büyük bir olgunluk . düşüncelerinin kaynağında felsefenin olduğu açıkça görülüyor zaten dilerim bu felsefe aşkını hiç kaybetmezsin yolun açık olsun yazmaya devam et …