Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Edebiyat Kategorisindeki bloglar

ERGUVAN HAFTASI

14 Mayıs 2008 , Çarşamba | Etiketler : erguvan haftasi

ERGUVAN:  ŞAİRLERİN İLHAM PERİSİ

Erguvan, yüzyıllardır sözcüklerin
sihirbazı şairlerin de esin kaynağı olmuş.
Gevheri’den Nefî’ye, Necip Fazıl’dan Orhan Veli’ye…

Gevheri

“Bugün ben bir güzel gördüm
Hilal kaşı keman olmuş
Dili bülbül saçı sümbül
Yanağı erguvan olmuş…”

Necip Fazıl Kısakürek

“Renkler, mavi, kırmızı, yeşil, erguvan ve mor;
Camlarda, kaybedilmiş vatanı heceliyor…”

Orhan Veli

“Ve gemisinde Kleopatra…
Neden yine kaynaştı havalar?
Saadet mi getiriyor rüzgâr
Dolarak erguvan atlaslara?”

Ahmet Özdemir
“Uyanışa durdu dost kara toprak;
Gözlerimiz erguvan dallarında,
Gözlerimiz baharın yollarında
Titreyişte türlü renk, türlü yaprak.”

 

SERGİ: İSTANBUL İÇİN
ERGUVAN VAKTİ
‘İstanbul için Erguvan Vakti’ geleneksel tezhip, minyatür, ebru ve resim sergisi, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Merkezi olarak kullanılan Sultanahmet Divanyolu’ndaki Kızlarağası Medresesi’nde 10–24 Mayıs tarihleri arasında sanat ve doğaseverlerin ziyaretine açık olacak

.
Erguvan hakkında bilmedikleriniz

Erguvanın anavatanı Güney Asya. Erguvan (Cercis siliquastrum), baklagiller familyasından boyu on metreye kadar ulaşabilen bir bitki. Yaprakları dairemsi, çiçekleri kalp şeklinde. İlk çiçek verdiğinde kırmızımsı-mor daha sonra mavi-yeşile döner. Çiçekleri 1,5-2 cm uzunluğunda kırmızı-mor ve genellikle 3-6 tanesi bir arada yetişir. Erguvan’ın en önemli özelliklerinden biri de toprağa azot bağlamasıdır.
———————-

Erguvanı nasıl yetiştiririz?

Erguvan genellikle tohum ve çelikle üretilir. Tohumlar 2-3 dakika sıcak su ve 24 saat ılık suda bırakıldıktan sonra ilkbaharda ekilir. Çelikle üretim temmuz-ağustos aylarında alınan yarı odunsu çeliklerle yapılır. Bu aylarda olgunlaşıp kahverengi fasulyecikler halinde oluşan tohum kapsüllerinden alınan tohumlar, saksılara veya toprağa atılır, filizlenmesi beklenir. Erguvan; hafif, süzek, kumlu tınlı toprakları sever. Ancak ağır topraklar hariç, her çeşit toprakta yetişir. Toprak pH’sinin konusunda tercihi yoktur. Su ihtiyacı azdır, kurağa tahammüllüdür.

 

Boğaziçi’nde erguvan seyri

  Erguvan zamanı mutlaka İDO vapurlarıyla veya Dentur Avrasya Motorları’yla bir Boğaziçi turu yapmalısınız. Zira en güzel erguvan seyri denizden olur. Ayrıca Rumeli Hisarının bir yanında erguvan ağaçları altındaki kafelerde veya diğer yanındaki Aşiyan Mezarlığı’nda; Emirgan ve Yıldız Koruları’nda, Üsküdar Fethi Paşa Korusu’nda, Fenerbahçe Burnu’nda, Moda’da, Paşa Limanı’nda, Beykoz Çubuklu’da seyretmek mümkündür erguvanları.

 Erguvanın rengi kırmızımsı bir mordur.
Erguvan, baklagiller familyasından, 10 metreye kadar boylanabilen, tek gövdeli, yaprak döken, çalı görünümünde bir ağaççıktır. Yaprakları karşılıklı, basit, dairemsi 7-12 cm kadardır. Gençken kırmızımsı-mor daha sonra mavi-yeşile döner. Çiçekler 1,5-2 cm uzunluğunda, kırmızı-mor 3-6 tanesi bir arada bulunur. Meyvesi legümen (fasulye biçiminde) olup, 7-10 cm uzunluğundadır. Diğer bir önemli özelliği de toprağa azot bağlamasıdır.

—-
Erguvanların güçlü dalları Osmanlı İmparatorluğu zamanında baston yapımında kullanılırmış; günümüzde ise bu dallarda çocuklar oynuyor.
‘İstanbul için Erguvan Vakti’ geleneksel tezhip, minyatür, ebru ve resim sergisi, Sultanahmet Divanyolu’ndaki Kızlarağası Medresesi’nde 10–24 Mayıs tarihleri arasında doğaseverlerin
ziyaretine açık olacak. Öncesinde gelin bu güzel bitkiyi tanıyalım…
Erguvan İstanbul’da erguvan vakti baharın müjdecisidir. Atlayıp bir vapura, Boğaz’ı süsleyen bu moru maviye, maviyi pembeye çalan rengi denizden izlemek gerekir. Bir yandan baharın tatlı dinginliği, diğer yandan renk cümbüşü insanı sarhoş eder. Yeniden bir yaşama sevinci içimize sızıverir. Doğa kendini yeniledikçe, kupkuru dalları alışılmadık bir pembeye çevirdikçe, zamanın akışını tuhaf bir gülümsemeyle kabulleniriz. Erguvan ülkemizde sadece Marmara Bölgesi’nde değil Akdeniz, Ege ve Batı Karadeniz’de de yetişir. Ama bu efsanevi bitki, Boğaz’ı nisan ayının son iki haftasından mayıs ayının ilk haftasına dek öyle bir boyar ki görenleri şaşkına çevirir. Bu yüzden erguvan İstanbul’la özdeşleşmiş bir renktir.
Erguvanın rengini tarif etmek gereksizdir aslında. O zaten Farsça’da bir renk ismidir; yani başlı başına renktir. Erguvan, sadece kendine özgü rengi ile değil, yüzyıllardır bilinen bir sembol olması ile de önemli bir bitkidir. Erguvan moru olarak adlandırılan renk, Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan güç ve statüyü belli eden bir anlam taşırdı. Rengi elde etmek zor olduğundan, saraya özgü özel bir ayrıcalığı vardı. Erguvan ile ilgili diğer önemli hikaye ise Hıristiyanlık dininde Hz. İsa’ya ihanet eden havari olarak tanınan Yahuda hakkındadır. İsa, havarileriyle yediği son yemekte içlerinden birinin kendine ihanet edeceğini söyler. İsa haklı çıkmıştır, askerler İsa’yı götürüp çarmıha asarlar. Kendisini birkaç altın karşılığında ihbar eden kişi Yahuda’dan başkası değildir. Ancak Yahuda, yaptığından çok pişman olur ve kendini bir erguvan ağacına asar. Erguvan Hıristiyanlıkta ‘Yahuda ağacı’ olarak bilinir. Derler ki; ‘Yahuda kendini astıktan sonra, ağacın çiçeklerinin rengi utançtan değişmiş. O gün, bu gündür her bahar çiçeklerin rengi böyleymiş. Efsanevi varlığını hala İstanbul’da sürdüren Erguvan, dünya çapında ilgi görmeyi hak eden bir bitki.
Birçok bitki ve çiçek, bazı şehirlerde her yıl geleneksel olarak düzenlenen festivaller sayesinde dünyanın dört bir yanından meraklılarıyla buluşuyor. Örneğin Washington ve Kore’de yapılan ‘Kiraz Çiçeği Festivalleri’ her yıl çiçek açma mevsiminde gerçekleştiriliyor. İstanbul’da da benzer etkinlikler lale için yapılıyor olsa da erguvana dair uluslararası düzeyde etkinlikler şimdilik yok. Oysa erguvanın görselliği ve tarihsel geçmişi, büyük festivaller için tam da biçilmiş kaftan.
‘Erguvan İstanbul Derneği’, bu konuda ciddi aktivitelere imza atan bir sivil girişim. İstanbul’un rengi olan bu güzelim ağacın yok olmasını önlemek, yeni ağaçlar dikilmesini sağlamak ve toplumdaki erguvan farkındalığını artırmak için yıllardır emek veren erguvan dostları, bu sene de Boğaz’da erguvan seyri düzenlediler. ‘Erguvan İstanbul Derneği’ çatısı altında bir araya gelen erguvan dostlarına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de yedi yıldır destek oluyor. Bu yılki etkinliklerde erguvan dostları, İDO’nun sponsorluğunda Boğaziçi’nde erguvan seyri yaptıktan sonra, Karaköy’deki İDO İskelesi yolcu salonunda erguvan fotoğrafları sergisini açtılar. “İstanbul için Erguvan Vakti” geleneksel tezhip, minyatür, ebru ve resim sergisinin üçüncüsünü ise 10 Mayıs’ta açacaklar. **
Erguvan, edebiyat alanında da çok sık kullanılan bir imge. Divan Edebiyatı şairlerinden Şeyh Galib, “Gül mü geler, erguvan mı ağlar” derken üstat Can Yücel şöyle seslenir Erguvan’a: “Boğaziçi de bu bahar/ Mavi sakalına erguvanlar takmış/ Sarhoş bir İskele Babası kadar/ Hem delikanlı/ Hem deliler gibi ihtiyar”. Ya Ziya Osman Saba ne diyor baharın en güzel çiçeği hakkında: “Düşünceli yürürken, bir yol dönemecinde/ Çıkacak ömrümüze beyaz dallarla bahar/ Hatırlatacak bize sen çocukluğumuzu/ Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar.”
Boğaz’ın en güzel rüzgarını, baharın kısacık sevincini erguvanlar gölgesinde karşılamalı. Erguvan rengini, mavi ve yeşili bir arada görmek için kendinize izin verin bir gün… Erguvan mevsimini kaçırmamak için acele etmek gerek; ne de olsa erguvanları uğurluyoruz yavaş yavaş. Nazlı erguvan çiçekleri, açtıkları gibi bir sabah ansızın kaybolabilirler.
 Erguvanların güçlü dalları Osmanlı İmparatorluğu zamanında baston yapımında kullanılırmış; günümüzde ise bu dallarda çocuklar oynuyor.
‘İstanbul için Erguvan Vakti’ geleneksel tezhip, minyatür, ebru ve resim sergisi, Sultanahmet Divanyolu’ndaki Kızlarağası Medresesi’nde 10–24 Mayıs tarihleri arasında doğaseverlerin
ziyaretine açık olacak. Öncesinde gelin bu güzel bitkiyi tanıyalım…
Erguvan İstanbul’da erguvan vakti baharın müjdecisidir. Atlayıp bir vapura, Boğaz’ı süsleyen bu moru maviye, maviyi pembeye çalan rengi denizden izlemek gerekir. Bir yandan baharın tatlı dinginliği, diğer yandan renk cümbüşü insanı sarhoş eder. Yeniden bir yaşama sevinci içimize sızıverir. Doğa kendini yeniledikçe, kupkuru dalları alışılmadık bir pembeye çevirdikçe, zamanın akışını tuhaf bir gülümsemeyle kabulleniriz. Erguvan ülkemizde sadece Marmara Bölgesi’nde değil Akdeniz, Ege ve Batı Karadeniz’de de yetişir. Ama bu efsanevi bitki, Boğaz’ı nisan ayının son iki haftasından mayıs ayının ilk haftasına dek öyle bir boyar ki görenleri şaşkına çevirir. Bu yüzden erguvan İstanbul’la özdeşleşmiş bir renktir.
Erguvanın rengini tarif etmek gereksizdir aslında. O zaten Farsça’da bir renk ismidir; yani başlı başına renktir. Erguvan, sadece kendine özgü rengi ile değil, yüzyıllardır bilinen bir sembol olması ile de önemli bir bitkidir. Erguvan moru olarak adlandırılan renk, Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan güç ve statüyü belli eden bir anlam taşırdı. Rengi elde etmek zor olduğundan, saraya özgü özel bir ayrıcalığı vardı. Erguvan ile ilgili diğer önemli hikaye ise Hıristiyanlık dininde Hz. İsa’ya ihanet eden havari olarak tanınan Yahuda hakkındadır. İsa, havarileriyle yediği son yemekte içlerinden birinin kendine ihanet edeceğini söyler. İsa haklı çıkmıştır, askerler İsa’yı götürüp çarmıha asarlar. Kendisini birkaç altın karşılığında ihbar eden kişi Yahuda’dan başkası değildir. Ancak Yahuda, yaptığından çok pişman olur ve kendini bir erguvan ağacına asar. Erguvan Hıristiyanlıkta ‘Yahuda ağacı’ olarak bilinir. Derler ki; ‘Yahuda kendini astıktan sonra, ağacın çiçeklerinin rengi utançtan değişmiş. O gün, bu gündür her bahar çiçeklerin rengi böyleymiş. Efsanevi varlığını hala İstanbul’da sürdüren Erguvan, dünya çapında ilgi görmeyi hak eden bir bitki.
Birçok bitki ve çiçek, bazı şehirlerde her yıl geleneksel olarak düzenlenen festivaller sayesinde dünyanın dört bir yanından meraklılarıyla buluşuyor. Örneğin Washington ve Kore’de yapılan ‘Kiraz Çiçeği Festivalleri’ her yıl çiçek açma mevsiminde gerçekleştiriliyor. İstanbul’da da benzer etkinlikler lale için yapılıyor olsa da erguvana dair uluslararası düzeyde etkinlikler şimdilik yok. Oysa erguvanın görselliği ve tarihsel geçmişi, büyük festivaller için tam da biçilmiş kaftan.
‘Erguvan İstanbul Derneği’, bu konuda ciddi aktivitelere imza atan bir sivil girişim. İstanbul’un rengi olan bu güzelim ağacın yok olmasını önlemek, yeni ağaçlar dikilmesini sağlamak ve toplumdaki erguvan farkındalığını artırmak için yıllardır emek veren erguvan dostları, bu sene de Boğaz’da erguvan seyri düzenlediler. ‘Erguvan İstanbul Derneği’ çatısı altında bir araya gelen erguvan dostlarına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de yedi yıldır destek oluyor. Bu yılki etkinliklerde erguvan dostları, İDO’nun sponsorluğunda Boğaziçi’nde erguvan seyri yaptıktan sonra, Karaköy’deki İDO İskelesi yolcu salonunda erguvan fotoğrafları sergisini açtılar. “İstanbul için Erguvan Vakti” geleneksel tezhip, minyatür, ebru ve resim sergisinin üçüncüsünü ise 10 Mayıs’ta açacaklar. **
Erguvan, edebiyat alanında da çok sık kullanılan bir imge. Divan Edebiyatı şairlerinden Şeyh Galib, “Gül mü geler, erguvan mı ağlar” derken üstat Can Yücel şöyle seslenir Erguvan’a: “Boğaziçi de bu bahar/ Mavi sakalına erguvanlar takmış/ Sarhoş bir İskele Babası kadar/ Hem delikanlı/ Hem deliler gibi ihtiyar”. Ya Ziya Osman Saba ne diyor baharın en güzel çiçeği hakkında: “Düşünceli yürürken, bir yol dönemecinde/ Çıkacak ömrümüze beyaz dallarla bahar/ Hatırlatacak bize sen çocukluğumuzu/ Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar.”
Boğaz’ın en güzel rüzgarını, baharın kısacık sevincini erguvanlar gölgesinde karşılamalı. Erguvan rengini, mavi ve yeşili bir arada görmek için kendinize izin verin bir gün… Erguvan mevsimini kaçırmamak için acele etmek gerek; ne de olsa erguvanları uğurluyoruz yavaş yavaş. Nazlı erguvan çiçekleri, açtıkları gibi bir sabah ansızın kaybolabilirler.
 
 RİVAYET BU YA…
İstanbul’un erguvan zamanı kurulmaya başlandığı rivayet edilir. Bizans’ın da sembol rengi erguvandır. Bizans imparatorlarının kıyafetlerinde erguvan moru kullanılırdı. Hatta Bizans soyluları, soyluluklarını vurgulamak için kanlarının erguvan rengi aktığını söylüyordu!
Erguvanların açtığı parklar revaçta.

HİCRİ YILBAŞI

9 Ocak 2008 , Çarşamba | Etiketler : hİcrİ yilbaŞi

YENİ 1 HİCRİ YILA GİRİYORUZ.
BU VESİLE İLE HİCRİ YILBAŞINIZI TEBRİK EDERKEN;
AŞAĞIDAKİ İKTİBASI HEDİYE EDİYORUM.

SELAMLAR…
————————–

HİCRİ YILBAŞI

Muharrem ayı, İslâm kamerî senesinin birinci ayı ve Kur’ân-ı kerîmde kıymet verilen 4 aydan biridir. Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kamerî yılbaşı gecesidir. Hicrî Kamerî Takvimde; Muhammed aleyhisselâmın, Mekke’den Medine’ye hicret ettiği sene, başlangıç kabul edilir. Muharrem ayının 1’i olan ilk Kamerî senebaşı, milâdî 622 yılının Temmuz ayının, 16’sına rastlayan Cuma günü idi.

Müslümanlar yılbaşı gecelerinde ve günlerinde müsâfeha ederek, telefonla veya mektup yazarak tebrikleşirler. Birbirlerini ziyaret eder ve hediye verirler. Yılbaşını dergi ve gazete ilânlarıyla kutlarlar. Yeni yılın, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için duâ ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri evinde ziyaret edip duâlarını alırlar. Bugün de, bayram gibi temiz giyinip, fakirlere sadaka verirler.

Muharremin ilk 10 gün ve gecesi, mübârek gün ve gecelerdendir

—————————————————————————————–
Yarın Hicri Yılbaşı

Sual: Hicri Yılbaşı ne demektir, bu gecenin önemi nedir?

CEVAP: Peygamber efendimiz, miladi 571’de 20 Nisan’a rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih, Müslümanların Şemsi Yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Hicri [kameri] Yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi, yani bu gece, Müslümanların yılbaşı gecesidir. Yılbaşı gecemiz mübarek olsun!

Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruçlu geçirmiş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.) [Müslim]

İslamiyet’ten önce Araplar, Muharrem’de harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece haram ay, Muharrem’den bir sonraki ay olurdu.

(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kur’an-ı kerimde bildirilen ve dinde kullanılan Arabî ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Bir yıl sonraki hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur; çünkü mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir.

İslamiyet’te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela Ocak’ta yapmak, orucu Ramazanda değil de, Şubat’ta tutmak, dini değiştirmek olur.

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri de başka günlere almak, dini değiştirmek olur. Allahü teâlâ, (Bu gecelerde yapılan dua ve tevbeleri kabul ederim) buyuruyor.

Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Kur’an-ı kerimde kıymet verilen dört ay, Muharrem, Zilkade, Zilhicce ve Recebdir.) [Tevbe 36]

İki hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cumadır.) [Deylemi]

(Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.