16 Aralık 2007 Pazar | Kategori Şiir
Gerçekte asla sevgilisince aranmadan ortaya
çıkmaz sevgili
Sevginin yıldırımı düştü mü bir yüreğe,bil ki
sevgi başverir oyürekte
Yüreğinde büyümeye başladı mı tanrı sevgisi,hiç
kuşku yok ki sevmeye başlamıştır Tanrı seni
Öbür el olmadan ses çıkmaz tek elden.
Tanrısal bilgelik kaderdir ve Tanrının hükmü
birbirimizin sevgilisi kılmıştır bizi.
Anlımıza yazılan yazı uyarınca her parçası
evrenin,eşleşiyor diğer parçasıyla
Akıllılara göre gök erkektir,yer kadın:yer besler
büyütür göğün attıklarını
Yer sıcaklığını yitirince,gök ısstır onu,tazeliğini
ve nemini yitirince gök yeniler onu
Gök karısına yiyecek aramaya çıkan bir koca
gibi dolanır durur.
Ve yerev kadınlığıyla uğraşır çocuklara göz
kulak olur beslemeyi üslenir
Göğe ve yere akıllı varlıklarmış gibi bakın,zira
onlar akıllı varlıkların yaptıklarını yapıyor
Bu iki şey birbirinden zevk almıyorlarsa eğer,ne
diyesevgililer gibi sarmaşdolaş duruyorlar
Nasıl açaryer olmadan çiçekler,bahar dalları
nasıl bezenir?
Göğün suyu ısısı ne üretecekti o zaman?
Nasıl Tanrıerkeğin ve kadının içine,birlikleriyle
Dünyayı yok olmaktan koruyacak isteği verdiyse
Her varlık parçasına da,diğer parçaya karşı
istek aşıladı.
Gündüz ve gece düşman görürler dıştan,oysa
aynı amaç için koştururlar
Her biri ortak işlerini tamamlamak için
birbirlerini sevmektedirler
Gece olmazsa,insanoğlunun bedeni hiçbir
birikim saglayamaz:gündüz harcayacak hiçbir
şeyi olmaz elinde
RUMİ
16 Aralık 2007 Pazar | Kategori Dünya
Çoçukluk…
Küçücük şeylerden büyük mutluluklar toplama zamanı…Sanki hayatın yükünü omuzlamadan önce,tanınmış bir fırsat,bir soluklanma kişiye.
Sonra gençlik gelir…
Zaman burada sanki bir süreliğine uzar ve insanın anı olarak biriktirdiği şeylerin çoğunu oluşturacak bu döneme fırsat tanır.
Gençlik ideallerin tomurcuklanıp goncaya döndüğü mevsimdir.Ve gonca ne renk açarsa,artık solana dek kolay kolay değişmez gülün rengi.
Sonra mevsim döner,esen sert bir ayazla savrulur gençliğin dumanı.
Orta yaşlılık kapıya dayanır ve zemheri telaşı sarar insanı.
bu telaş,kaygıyı yoldaş eder mutluluklara ve kaygısız mutluluk geride kalır.Öyle ki nimetin ortasında bile güvende hissetmez kendini kişi.
Derken mazi seneleri derdest edip gömer bağrına ve nihayet yaşlılık gelip çatar.
Saymasını bilenler bile ,anlam vermez bu hızla tükenişe.
Ama böyledir işte…
Vefasız gençlik bir çırpıda yaşlılığın kapısına koyup döner insanı.
Hırsı,kıskançlığı,tutkuyu,güveni yanında götürür giderken.
Sükuneti,yanlızlığı,tedirginliği bırakır insana yoldaş diye.
Bundan sonra köşeye sıkışmış ürkek güvercine döner kişi.
Ne geriye bakacak şevki,ne ileriye yönelecek azmi kalır.
Günbatımıdır artık,geceye ne kalmıştır ki…
Kızıla çalan güneş altında her şey aynı tonda görünür kişinin gözüne.Ve uzak ufuklara yelken açmanın heyecanı da eskisi gibi titretmez yüreğini.
Acımasızdır zaman…
Yolu yaşlılıktan geçen herkesin hakkından gelir.
Gözün yaşına bakmadan bastırır yürekteki isyanı.
En azgınını bile çekip perçeminden getirir hizaya.
Yaşlılık,"uzun"diyebileceğimiz bir ömrü yaşayan herkes için kaçınılmaz bir hal.Ama ömrün bu çağının da kendine göre güzel bir yanı olduğu muhakkak.
En azından kısa bir süre de olsa,hırs debilen o vahşi duygunun esaretinden kurtulmak,ondan bağımsız yaşayabilmek ve düşünebilmek bile bir avantaj olmalı.
Sonra tecrübe…Tecrübenin getirdiği ağırbaşlılık ve dinginlik.Varsa çocuklar ve torunlar,onlara anlatılabilecek kıymetli anılar.Ve "eğer fırsat kaldıysa" ömrün muhasebe yapma imkanı…
16 Aralık 2007 Pazar | Kategori Kariyer
"Bir lider, başkalarına yapmak istemedikleri şeyleri yaptırıp bundan hoşlanmalarını sağlama yeteneğine sahip kişidir"imparator Napolon"Bir lider umutlu tüccardır"demiştir.Mahatma gandhi’ye göre"Yanlış temsil etmeye katlanma ve iddiasından vazgeçmeme, liderliğin özüdür.Büyük savaşçı-lider Hannibal ordusunu Alpler üzerinden geçirip Roma’yı istila etmeyi tasarlarken bu ruhu temsil etmiştir."Ya bir yol bulacağım,ya da bir yol bulacağım"Bütün bu sözler liderliğin temel unsurlarını gözler önüne serer
Bununla birlikte,geçmişte ve günümüzde,büyük liderlerin çok açık bir ortak özellikleri,bir şeylerin gerçekleşmesini sağlama yeteneğidir.İnsanlara daha iyi duruma gelmelerine yardımcı olmak ve bir kuruma ya da topluma anlamlı katkılarda bulunma yeteneği.
"İyi lider,görevi yerine getirmek, ekip kurmak ve bireysel ihtiyaçları karşılamak için diğer üyelerle büyük ortak gibi çalışmayı başaran kişidir" "İyi liderler
1-İnsanların hedeflerine ulaşmalarına yardım eder.
2-Sağlıklı bir ekip ruhu,vizyonu ve odağı yaratır ve bunun devamlılığını sağlar.
3-Bireylerin bütün potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olur.J
John Adair,Effective Leadersship kitabında başarılı lideri şöyle tanımlar
"Yeni"tür liderin özelliklerinden biri,tek başına karar veren kişi olmak yerine,karar verme sürecinin bir parçası olabilme becerisidir.Tabii vizyonu ve stratejiyi lider belirler,ama o vizyona ulaşmak için diğeleriyle bir ekip olarak çalışması gerekir.Bunun için eldeki güçleri hizmete koşar,zayıflıkları giderir ve diğer insanların gerçek değerlerini ve özelliklerini anlar.
Liderler bunun tam anlamıyla gerçekleşmesi için şunları yapmalıdırlar
1-Kendi yeteneklerine güvenmek zorundadırlar.Aynı zamanda ekip üyelerinin karar verme ve ileri düşünen insanlar olma yeteneğine inanmalıdırlar.
3-Vizyonu güçlü ve açık bir biçimde iletmek durumundadırlar.
4-Ekip üyelerinin hayatlarına girmek zorundadırlar.Bunun anlamı başkalarını beslemek için başkalarından beslenmenin gerekli olmasıdır.
5-Sadakati korumak insanları asla birbirine karşı kullanmamak ya da toplum içinde küçük düşürmemek zorundadırlar.
6-İnsanları sadece işçiler ya da iş arkadaşları olarak değil, insan olarakta tanımak zorundadırlar.Arkadaşlıklar kurmak lider olmanın mutlak bir koşuludur.
Liderlik yönetmek demek değildir.Liderlerin hepsi genellikle iyi yönetici olabilirler,ama her iyi yönetici mutlaka lider lolacak diyemeyiz.Yöneticilik analiz,hesaplama, yöntem çarpım taplosu, ve sistem kurma gibi içerirken liderlik daha çok motivasyon sağlama,kişilik,vizyon,girişimci duygu ve ruhu gibi şeyleri kapsar.
Özellille liderlik üzerine bir kitabı oln Ted Engstrom aşağıdaki ayırımları yapmaktadır.
Liderlik bir vasıftır.
Yöneticilik bir bilim ve bir sanattır.
Liderler bir vizyon sunar.
Yöneticiler gerçekçi ilkeler oluşturur.
Liderllik inançla hareket eder.
Yöneticilik daha çok olaylarla ilgilidir.
Liderlik etkin olmanın peşindedir.
Yöneticilik başarılı olmaya uğraşır.
Liderlik potansiyel kaynaklar arasında yararlı bir etkidir.
Yöneticilik maksimum başarının getirdiği mevcut kaynakların koordine edilmesidir.
Liderlik bir yön sağlar.
Yöneticilik denetimi başa alır.
Liderlik fırsat bulmaya kafa yorar.
Yöneticilik bir işi tamamlamada başarılıdır.
Yöneticiler esin vermez, oysa liderlerin hepsi birer esin kaynağıdır.
Warren Bennis,oN BECOMİNG A LEADER adlı çarpıcı kitabında aradaki farkı biraz daha belirgin biçimde ortaya koyar.
"Yöneticiler uygular,liderler yenilik getirir; Yönetici sistemler ve yapı üzerinde odaklanır,lider insanlar üzerinde. Yönetici denetime güvenir,lider güven aşılar.Yöneticinin kısa mesafeli bir bakışı vardır,lider uzun bir perspektife sahiptir.Yönetici ‘Nasıl’ ve ‘Ne zaman’diye sorarken.Lider ‘Ne’ ve ‘Niçin’ diye sorar Yöneticinin gözleri daima alt sınırdadır,liderin gözleri ise hep ufukta.Yönetici taklit eder,lider yaratır.Yönetici statüyü kabul eder,lider ona meydan okur.Yönetici klasik altın askerdir,liderin kendi kişiliği vardır.Yönetici işleri doğru yapar,lider ise doğru işi.Yöneticiler gerekli,ama liderler vazgeçilmezdir.
16 Aralık 2007 Pazar | Kategori Dünya
insanlar vardır
Üstü nilüferlerle kaplı
Bulanık göl gibi
Ne kadar uğraşırsanız görünmez dibi
Uzaktan görünüşü,çekici, aldatıcı
İçine daldıgınızda ne kadar yanıltıcı
Ne zaman ne geleceğini,bilemezsiniz
Sokulmaktan korkarsınız
İnsanlar vardır
Derin bir okyanus
İlk anda ürkütür,korkutur sizi,
Derinliklerinde saklıdır gizi
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız
Yanında kendinizi boş sanırsınız
İnsanlar vardır
Çoşkun bir akarsu
Yaklaşmaya gelmez alır sürükler,
Tutunacak yer göstermez,beyaz köpükler
Ne zaman nerde bırakacağı belli olmaz
İnsanlar vardır
Sakin akan bir dere,insanı rahatlatır
Huzur verir gönüllere,
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk
Sesinde görüntüsünde tatlı bir durgunluk
İnsanlar vardır
Çeşit çeşit,tip tip
Her biri bşaka karaktere sahip
Görmeli, incemeli,doğruyu bulmalı
Her şeyden önemlisi,insan insan olmalı
İnsanlar vardır
Berrak pırıl pırıl bir deniz
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz
Dibini görürsünüz her şey meydanda
Korkmadan dalarsınız sizi sarar bir anda
İçi dışı birdir, çekinme ondan
Her sözü içtendir,her davranışı candan
15 Kasım 2007 Perşembe | Kategori Aşk
insan her zaman sevdiğini yok etmiyor bazen sevdiği insan için kendini yok ediyor. Bunu anlatan hikayelerde vardır.Nedir bu aşkla yokoluş arasındaki ilişki?
Doğa için deprem neyse aşk da bizim için o mu acaba?Aşk denilen o şiddetli duygu ortaya çıktığında,yarattığı muhteşem arzuyla bütün dünyamızı sarsarak, by arzuya uymayan,karşı çıkan her şeyi yıkıyor mu?Tek kişiden oln doğamızı iki kişilik yeni bir yapıya çevirmeye çalışırken,varlığımızı bir başka bir insanın ruhuyla ve bedeniyle çoğaltmak isterken başlayan büyük sarsıntı,bir kere başladıktan sonra artık,bütün engelleri ortadan kaldırmadan durmuyor mu?
Eğer istediğimiz şahaser uyumu o olağanüstü mutluğu ve birlikteliği yaratmaya engel olnın sevdiğimiz insan olduğuna,sevdiğimizin bizi mutlu etmeye, bizimle tek bir arzu içinde erimeye razı gelmediğine inandığımızda onu yıkıp parçalayarak arzularımıza uygun bir hale mi getirmek istiyoruz.Onu yıkamadığımızda, yıkılacak tek engel olarak kendimizi mi görüyoruz?
Aşk içinde Zümrüdüanka kuşlarının,baldıran zehirlerinin,tuba ağaçlarının,define adalarının baharat gemilerinin,parlak renkli mücevherlerin,sarhoş edici meyvelerin öfkeli volkanların, bulunduğu esrarlı bilinmezliklerle dolu,çekiçi ve ürkütücü bir alem.Orada olduğunu biliyoruz ama ne olduğunu bilmiyoruz.İstediğimiz ve istemediğimiz herşey var orada.Aşkla ilgili tek gerçek bu sihirli alana girdikten sonra büyük bir sarsıntıdangeçeceğimiz.
Kaçınılmaz olarak bu sarsıntıda birşeyler yıkılacak,bir kişilik bir dünyadan iki kişilik bir dünyaya gecerken,bu yeni dünyaya uyamayacak bir çok alışkanlıklarımzı,bencilliklerimizi,isteklerimizi yok edecek.Böyle bir altüst oluşu yaşarken yok etmediysek ve yok olmadıysakeğer,elimizde kalanlarlayepyeni varlığındanhaberdar bile olmadığımız,heyecanlı loduğu kadar sakin,tedirgin ettiği kadar güven veren korkuttuğu kadar yatıştıran mutlu bir alem yaratabileceğiz.O aleme geçenler ,geçmeyenlerin bilemeyeceği duygular yaşayacak.Okadar mutlu olacaklar ki bazen birçok şeyi istekleriyle feda edecekler.
Bir aşkı taşıyacak güce ve sağlamlığa ulaşamadıysak,deprem vaktinden önce geldiyse bizi ya da sevdiğimizi yok eder.Dağların devrildiği,ovaların yer değiştirdiği,denizlerin kabardığı,bu sarsılıştan geçebildiysek eğer,birden iki olabildiysek,bir başkası ruhumuza katıldıysa ve biz bir başkasının ruhuna katılabildiysek o zaman,sevdiğimiz için acı çekebilmek uğruna mutlulugumuzdan bile vazgeçebiliriz.
Aşkta gerçeküstü bir şeyler var.Gerçeği yok edip yeni bir gerçek yaratan bir şeyler.Masala benzeyen kendi gerçeğinden başka bir gerçeğe tahammül etmez aşk…
13 Kasım 2007 Salı | Kategori Şiir
Hiç gölge görmemiş pırıltılarla
Gözlerime
Hep böyle bak gözlerime çocuk
Hep böyle kal
Saf
Henüz buluttaki su gibi
Hep böyle kal
Şeffaf
Henüz şafaktaki ışık gibi
Sorma bana çocuk
Sorma cevabını bilmecelerin
En günahsız sabahlardasın sen
En günahlarında ben gecelerin
13 Kasım 2007 Salı | Kategori Aşk
Bugünaniden uzaklarda,nicedir gitmediğim yerlerde,nicedir görmedim insanların arsında loma isteği bastı birdenbire…Hani olur ya,durduk yerde…Ruhunuz,bedeninizin oturduğu sandalyeden,kopar havalanıp kıtalar aşar ve bambaşka kıtalara doğru kanat çırpar.Kıştan kaçan bir göçmen kuş gibi hayatı dayanılır kılan bir sıcaklığın peşine düşer.
"Üşümüş ruhların mucizevi göçü…."
Böyle anlar için ideal dostları vardır insanın…Onlar sabırlı bir sığınak gibi bekler sizi…
Bilrsiniz ki,sizden bir beklentisi yoktur.Kanayan yaralarınızı apaçık gösterebilirsiniz.Dinlerken, onun da yaralanacağını,kanayacağını bilirsiniz.Zaten işte bunu seversiniz.Önyargısız sever sizi…Sırlarınızı kutsal bir emanet gibi saklayacağından,onları içki sofrasına meze, sizi kurda kuşa yem etmeyeceğinden eminsinizdir.Günün birinde"Ama bir tarihlerde ben senin için şunu yapmıştım" diye çıkıp gelmeyeceği kesindir.Kocaman bir koldur o;dar düştüğünüzde sizi tutup çekecek;geniş mi geniş bir gögüs, daraldığınızda başınızı dinlendirecek;bir müşfik el, saçlarınızın arasında gezinecek;Ve dikkatli bir kulak,sizi can kulağı ile dinleyecek.
İşte en naçar olduğunuz anlarda o,kola tutunur,o ğöğse başınızı yaslar,saçlarınızı o elin şefkatine bırakır ve o kulağa fısıldarsınız dertlerinizi….
12 Kasım 2007 Pazartesi | Kategori Aşk
Usanmak,vazgeçmek,umursamamak…
Bu üç kelime eğer bu sırayla dizilmişse artık bir insan yaşamımda,sevilmeyi,özlemeye başlamıştır o insan.Sadece şefkatli bir ses ve o sesin bir tek hecesi bile yeter yağmurlu bir günü güneşli bir gün yapıvermeye…Karşımdaki suretin durgunluğu tanıdık…Usanmaktan vazgeçmişliğe uzanan bir koridorda; ağlamadan söylenmeden, gözünü kırpmadan oturuyor..
Mutsuz olması için hiçbir sebep yok oysa.Bir işi , bir evi,ailesi, geliri,vesairesi,vesairesi var…Hayatının beyaz, kalın resim kağıdına benzeyen ilk gününde,kurşun kalemle bir çırpıda çizilmiş bir taslağında ne varsa hepsi tamam yani.İş boyamaya geldiğinde,içlerini doldurmak gerektiğnde başlıyor mesele…."Daha ne istiyorsun?"diyorlar
Oysa o kelime,"daha",ne korkunç, ne büyük, ne yıkık bir köprüdür. O kadar yıkıktır ki; döküntüsü tıkamıştır zaten bütün yolları…
Şimdi oturduğu yerden kalkmadan yapıyor yapmak zorunda olduklarını.ve hiç de mutluluk duymuyor mutluluk duyması gerekenlerden…Yani son derece sıradan,yani sadece olması gerekenin olduğu her durumun; şükran duyulması gereken bir halmiş gibi sunulması…Ve en çok da aza kanaat ettikçe "hiç"in reva görülmesi usandırıyor…
Sonra vazgeçiyor anlaşılmayı, aranmayı,özlemeyi, beklemekten…Kırılanı,örseleneni, dağılanı düzeltmekten,ve gün üstüne gün koyup biriktirmekten…Birikmiş öfkeleri bilemekten vazgeçiyor….
Öyle ya;daha ne istiyor ki?Kurşun kalemle eskizi çizilmiş ve sonradan renklendirilmiş bir hayatın ne eksiği olabilir ki?Renkleri uyumsuz ve solgun olsa ne çıkar?…
Sadece "sevilmek" harekete geçirir donmakta oln bir kalbi.Vehızla çarpan bir kalptir her seferinde, dünya üzerindeki onca güzel şeyin sebebi…Yani….Sızlayan yerinden sevmeye başlamalı bir insanı.Sevdiği kadar da sevilmektir zaten bir acının yara bandı….
12 Kasım 2007 Pazartesi | Kategori Aşk
Koca bir öğleden sonra nasıl doldurur nasıl dolduracağını bilemeyen bir insan?Sankibir yeri acıyormuş gibi, sanki bir şeyi unutmuş gibi,sanki birilerini beklerken yorulmuş gibi, sanki çok iyi bildiği bir sorunun yanıtı uçup gitmiş gibi…Kaldırım ortasında,telefon defterini de evde unutmuş,yoksa arayacak birilerini ama yok işte defter,numaralar,isimler bile yok aklında…
Nasıl unutur insan,nasıl unutur, nasıl unutur?
Onca heyecanı,terlemeyi,beklemeyi, istemeyi, küsmeyi,sevmeyi…nasıl unutur?
Turuncu espadrili güneşte kurutup,kotun üstüne penye giyip, vişne suyu içip heyecanlanmayı,kucağına bsatırdığı harita metod defterlerinin arkasına saklanmayı,sakladığı bedenden utanmayı, kış çiçeklerini, yaz çiçeklerini,son otobüsleri, yağmurda bitmesin yol diye gidip gelmeleri,hayret nasıl unuturç?…
"Aramadı ,aramadı,aramayacak.sevmiyor aslında,sevmedi beni,sevmeyecek…Arasam mı, aramayacağım,aramasam bilmeyeceğim…"Nasıl unutur insan 18 yaşın bütün dertlerini?"Aramadı","sevmedi","arasam mı"demeyi…
Beyazlamış mıdır saçları?Yormuş mudur hayat onu da?Çoçukları var mıdır?Düşlediği yerde midir yaşamı?Unutmuş mudur o da, unutmam dediklerini,verdiği sözleri… Dürüst müdür? sahtekar mı?Nasıldır evi?Nerdedir? Şarkıları ezberlemeyi bırakmış mıdır? Kimi okur,kime inanır,nasıldır?Mutlu mudur?…Koca bir öğleden sonra Ankara’da….Bir yerlerde.
Şehrin en kalabalık meydanında…İlk gençliğin geçtiği yollarda,tepede yakıp kavuran bir güneş varken,gelıp gidene bakarken…İnsanlar yürürken"Ben şimdi ne yapacağım" diye sordunuz mu hiç kalbinize?Şimdi ne yapacağım ben?Nasıl gececek bu öğleden sonra…ve de sonrasında?Kalpte bunca ayak izi varken…
Her ayak geçerken, geçtiği yollarda kalbin duvarına bir çizik atmışken. o çiziklerin ve o ayak izlerinin ağrısı bile unutulmuşken…Donmuş toptaklara çeviriyor hayat kalplerimizi…Güneşe bırakmak bu yüzden gerekli…Bir küçük karınca.bir minik çiğ tanesi…Bir şey hatırlatmalı geçen ayakların bıraktığı tatlı sesleri…
12 Kasım 2007 Pazartesi | Kategori Aşk
Aslında bir "yalan" avutacaktı onu.Gerçek umrumda değildı.Kalbinin beklediği tek şey biraz avutulmaktı işte.Sevdiği onu sevmiyorsa bile seviyorum desin istiyordu.Adam belli ki hiçbir zaman istediği gibi sevmeyecekti onu.Ansızın çalmayacaktı kapısını mesela.abair sabah çalıştığı masaya bir buket çiçek bırakmayacaktı."Bu şarkıyı anımsıyormusun?"diye sormayacaktı telefonun diğer ucundan.Birlikte bir yemek pişirilmeyecekti asla ve domatesler doğranırken haberlere birlikte kederlenilmeyecekti.Şefkatle okşanmayacaktı ateşlenmiş alınlar
Aşk için ertelenmeyecekti hiç bir iş…Ve…Terkedilmeyecekti hiçbir "alışkanlık"
Sıradışı olmayacaktı bu ilşki.Bütün bunları biliyordu ama birisi ona tersini söylesin istiyordu.Biri ona özel olduğunu,her şeyin düzeleceğini ,bütün bunların geçici olduğunu söylesin istiyordu.
Sevilmemekten eskimiş kalbi bir yalanla tadilata girsin istiyordu.Razıydı,yeter ki biri kandırsaydı onu.İiyi birşey söylesin birileri,desin ki mesela"Aslında seviyor seni.Ama gösteremitor sevgisini.Belli etmiyor işte.Öğrenmemiş nasıl sevilir bir insan.Hepsi böyle biliyorsun.Ama ben anladım,çok seviyor seni.Sen görmedindün,arkan dönüktü ama öyle güzel baktı ki sana…Suskunluğu içine kapanıklığından,sevgisizliğinden değil inan bana
Böyle desin istiyor birileri.
Kandırıyorum onu.
Duymak istediklerini söylüyorum.
Bir parça teselli bulsa da,o aslında sevdiğinin yalanlarını istiyordu…
Gerçek olduğundan dağır geliyor çünkü artık.Daha dayanılmaz,daha kaldırılmaz oldu…İç karartan,umutsuzluğa alıştıran bezdiren,hani olmasa daha iyi olur bir hale geldi.İşte bu yüzden artık kimin umurunda gerçek?