Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Evliliğinin bittiğini düşünen, Yeni evlenenlere ve bekarlara..

19 Eylül 2008 Cuma | Kategori Aşk 25

Tüm bloğ dostlarına günaydınlar…Bu sabah arkadımdan çok hoş bi mail aldım ve sizlerle paylaşmak istedim.Belkide günümüz evlilikleri için yazılmış bi yazı..Eminim herkes kendinden bişeyler bulacaktır..Herkese kucak dolusu sevgiler…

 

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
Şaşkınlıktan gözleri açılarak ‘niye?’ diye sordu.
‘Gerçekten belli bir sebebi yok’ dedim, ’sadece yoruldum.’
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: ’seni caydırmak için ne yapabilirim?’
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
‘İşte mesele tam da bu’ dedim. ‘Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.

‘Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl’olacak. Bunu benim için yapar mısın?’
Yüzümü dikkatle inceledi ve ‘Sana bunun cevabını yarın vereceğim’ dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
‘Sevgilim’ diye başlıyordu,
‘O çiçeği senin için koparmazdım’ Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

‘Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.’
 
‘Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.’
 
‘Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’


‘Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.’
 
‘Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.’

‘Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.’
 
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
‘Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.’
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
Bu gerçek aşktı.
 

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
 
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil… Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz… Ama hep oralarda bir yerdedir.
 
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
 
Hayat tam da böyle bir şeydir.

İZMİRİN BOYOZU :) BİLMEYENLERE DUYRULUR :)))

18 Ağustos 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 36

 

Boyoz

Boyoz

 

Boyoz, İzmir‘e özgü ve İzmir damak tadı ile özdeşleşmiş, Türkiye‘nin başka yerlerinde, çoğu kez, ya sadece ismi bilinen ya da ismi bile bilinmeyen,yağlı un da denen özgün bir hamurişidir. Başka yerde bulunmadığı veya hakikisi yapılmadığı için, boyozun gurbetteki İzmirliler için özel bir anlamı vardır.

Boyozu İzmir mutfağında 1492 sonrasında İspanya‘dan kovularak İzmir’e yerleşen Sefarad Yahudi toplumunun kazandırdığı konusunda bütün kaynaklar hemfikirdir. Yine İspanyol kültürünün uzantıları olan Arjantin, Şili, Peru, Meksika gibi ülkelerde de, özellikle Sefarad kökenli nüfus grupları arasında ve özellikle peynirli ve ıspanaklı türleri sıklıkla hazırlanmakla ve beğeni ile tüketilmektedir.

Boyozun ilk çıkışını atık hamur malzemesinin değerlendirilmesine bağlayan kaynaklar bulunmaktadır. Boyoz ismi de, neredeyse kesin surette, İspanyolca "bollos" (bohça) kelimesinden türemiştir. İzmir dışında hiçbir şehirde ticari olarak piyasaya sunulmadığından İzmir’in böreği olmuştur. Rivayete göre, İzmir’de boyozun en iyisini Boyozcu Avram Usta yapmış, o öldükten sonra İzmir’de boyozlar "Avram Usta’nın boyozu" adı altında satılmıştır. Avram Usta’nın devrettiği geleneği günümüzde Alsancak Dostlar Fırını’nın sahibi Halim Usta ve başka ustalar yaşatmaktadır.

Halim Usta’nın tarifine göre, öncelikle hamur yoğrulup top şeklinde 2-3 saat tavada dinlendirilir. Daha sonra elle tabak genişliğinde açılıp bir süre daha dinlendirilen hamur, daha sonra yine elle sallanır ve tekrar açılır ve rulo yapılıp 1-2 saat daha dinlendirilir. Kulak memesi kıvamında kopma noktasına geldiğinde tavalara sıralanır ve küçük toplar halinde kesilerek yarım saat ile bir saat arasında nebati yağ içinde bekletilir. Çok yüksek ateşte tepsi ile fırınlanmadan önce kat kat, ipince açılmış olan milföy yufkanın arasına içlik malzemesi (peynir, ıspanak vs.) de konulabilirse de, hakiki boyoz sade olur. Hamurun özelliği un, çiçek yağı ve tahin karışımı ve tuzlu olmasıdır.

NOT: Bayramda izmir yolları bana gözüktü…Gidince mutlaka yiyeceğim boyozu….İzmire giden herkesin yemesini tavsiye ederim..

 

 

İZMİRİN KIZLARI :))

28 Temmuz 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 38

 

Bu şarkıyı bugün çok değer verdiğim abimden öğrendim ve sizlerle paylaşmak istedim…

sezen aksu sölüyo,,İZMİRİN KIZLARI diye bi şarkı….benim çok hoşuma gitti.Umarım sizde beğenirsiniz..

İzmir kızları hakkındada fikirlerinizi sölersiniz artıkın…

 

http://video.eksenim.mynet.com/sezenaksu335/DENIZ_YILDIZI/157387/#

dilberime kısa dörtlük…

16 Temmuz 2008 Çarşamba | Kategori Aşk 21

bi geldi pir geldi benim dilberim….

bütün üzüntüleri bi kenara bırakıp coşmaya geldi bugün…

allahtan mutlu olmasını dilerim…

o güzel yüzün hep gülsün isterim…

 

 

Ah biz insanlar

8 Temmuz 2008 Salı | Kategori Aşk 28
Hayat ne tuhaf,insanlar da öyle…
Bazen çok güldüğün şey seni ağlatır,kimi zamanda ağladığın şeye gülersin.
Bazen çok sevdiğinden nefret eder,kimi zaman nefret ettiğin gözüne hoş gözükür,
Bazen çok sevip sevilmez,bazende çok sevildiğin anda sevemezsin,
Bazen gitmek istediğin yere gidemez,kimi zaman da gitme fırsat varken sen gitmek istemezsin,
Bazen çalışmaktan sıkılır(ben gibi),işsiz oluncada çalışmak istersin,
Bazden sevdiğim yanımda olsa çok şey yaparım dersin,sevdiğin yanına gelince de kavga edersin…
Bunun gibi ne kadar çok şey var hayatımızda yazacağımız…Ben bunların çoğunu yaşamışımdır hayatımda ya siz ????
 
Sevgiler feministiniz
 
 

İŞTE ÖLE SEVDİM SENİ…

4 Temmuz 2008 Cuma | Kategori Aşk 24

                                                                              

şimdi senden kalan tek şey hatıralar
hani bi şarkı varya;
ellerim bomboş gözümde yaşlar var
işte öle bi haldeyim…
sensizim,sevgisizim
özlemle beklediğim mutluluk günlerimde
artık çok uzaktan el sallıyor bana….
beni bekleme!!!
birdaha sana gelmeyeceğim dercesine
ve ben biçare giden mutlulukların ardından bakakalıyorum ümitsizce

o hatıralarla yaşıyorum şimdi
günleri saymayı bıraktım
terk ettim umutsuz bekleyişleri, terkedildiğim gibi….
gerçekler acı,
aşkım bu yüreğe versede sızı
bilsemde geri dönmeyeceğini,
bıraksamda belki gelir diye gün saymayı
içimde yaşatacağım bu yasak aşkı…

tüm dualarınız kabul olsun candostlarım…

3 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori Aşk 27

                                  

 

 

 

Bir rüyanın ardından

2 Temmuz 2008 Çarşamba | Kategori Aşk 35

Bu sabah içimde garip bir hisle uyandım…Bu aralar iyiden iyiye rüyaperest oldum…Bazı günler gördüğüm rüyaların etkisinde çok kalıyorum…İşte bu günde o günlerden bitanesi..

Rüyamda benim için bir zamanlar çok değerli ve çok özel olan birini gördüm..şimdilerde ise evli olduğunu biliyor ve ona hala bir insan olarak  çok değer veriyorum…Rüyam sanki gerçek gibiydi…Sabah uyandığımda yüzümde tebessüm,içimdeyse depreşmiş duygular vardı…Bi an geçmişe daldım..Ne güzel günlerdi deyip bir iç çektim.. Kıskançlık krizleri,anlamsız tartışmalar ve sonunda kırılan kalpleri onarmak için yapılan küçük ama anlamı jestler,gizli mektuplaşmalar,kurulan hayaller,kaçamak buluşmalar,ardı arkası kesilmeyen mesajlar ve daha bir sürü şeyi düşündüm..Hey gidi günler..Geçti ve gitti…Şimdi yanımıza kalan sadece bu hatıralar..Başka bişey yok…

Bunları neden yazdım bilmiyorum ama içimde tutmak istemedim..

Şilede Güzel bir hafta sonu

30 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 106

Uzun zamandır içimde olan can sıkıntımı dün biraz olsun üzerimden attım.Sabah 6:00 sularında bismillah diyerek yollara koyulduk.Bir yandan uykusuzluk,bir yandan bir önceki gece düğünde olmanın vermiş olduğu yorgunlukla yolumuza devam ettik..Saatler ilerledikçe şile yolları bize gülümsemeye başladı.Her yer yeşillikler,ağaçlarla dopdoluydu….Aslında bu yola alışıktım…Bu 3.gidişimizdi şileye…Geçen yıl gittiğimizde yol çalışmaları başlamıştı…Belli bölümünde hala yarım kalmış çalışmalar vardı….Virajlı yollara geldiğimizde denizde hafiften kokusunu hissettirmeye başlamıştı…Geçen yıl kaldığımız tatil köyünün önünden geçerken o günlere döndüm..çok güzel bi hafta sonu tatili geçirmiştik…Yolların sonunda sahile varmıştık…Önce çayımızı koyup açık havada bi güzel kahvaltımızı yaptık..Açık havada insanın iştahı nasılda açılıyor..Yedikçe yiyesi geliyor…Bir yandan karnımızı doyururken diğer yandan denize bakıp duruyorduk…Sanki deniz kaçacakmış gibi hızlı hızlı kahvaltıyı bitirip attık kendimizi serin sulara….Ben deniz yüzme bilmesemde suyla baya kaynaşmıştım…gün boyunca sudan çıkmak bilmedim….Bıraksalar yemek aralarında bile suda olacaktım…Güzel bir günü saat 16:00sularında terketmek üzere tekrar yola çıktık…Geçtiğimiz o güzel yolları giderken çok seyre dalamadım…Yorgunluktan gözlerimi açacak halim kalmamıştı…Eve vardığımızda tek düşündüğüm şey uyumaktı…ve nitekimde ölede yaptım…Ama sanırım uykunun dozunu biraz  fazla kaçırmışım.Uyandığımda saat sabahın 7 siydi …EEE o kadar yorgunluğun üzerine çok değil herhalde ..

 

 

 

 

offf yaaa…bi bu eksikti…

25 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori Aşk 41

bloğa giremiyorum ya…ne oldu anlamadım…dünden beri bloğ sayfası bi yazıda takılıp kaldı…

bugün kimler vardı kimler ne yazdı okuyamıyorum..bu yazıda yayınlanırsa okuyamıcam..çünkü açılmıyo :(((

bi bu eksikti…buda başıma geldi…sorunu nasıl çözeceğimide bilemiyorum..yardım edin dicem ama sizin yorumlarınızı okubilirmiyim bilmiyorum…

dsadas