Yazar Cigdem Alper
İnsanoğlunun hilekarlığına karşı, ödediğimiz bedel, parçalanmış ve kanayan kalplerimize karşın gülümsemektir.
Sırıtan ve yalan söyleyen bir maske takarız,
yüzümüzü ve gözlerimizdeki gölgeleri saklar.
İnsanoğlunun hilekarlığına karşı, ödediğimiz bedel,
parçalanmış ve kanayan kalplerimize karşın gülümsemektir.
Paul Lawrence Dunbar
Duygusal Dürüstlük, gerçek hislerinizi ifade edebilmektir. Bunun için, önce duygularımızın farkında olmamız gerekir. Farkındalık ise duygusal zekamız ile ilişkilidir, çünkü duygularımızı net olarak ayırd etmemizi sağlayan bu zekadır.
Duygusal zeka aynı zamanda ne zaman gerçek duygularımızı dürüst olarak paylaşmamızın bizim için daha iyi olduğunu anlayabilmemizi sağlar. Dürüst olmamızın sağlıklı olmadığı yada bizim için zararlı olabileceği durumlar vardır. Fakat genel olarak inanıyorum ki, hem birey olarak hemde toplum olarak duygularımızı dürüstçe ifade edebilmemiz daha sağlıklıdır.
Eğer duygusal olarak dürüst olabilirsek, derinlerde yatan gerçek kimliğimizi anlamayı başarabiliriz. Bu kendimizi kabul edebilmemizde yardımcı olacaktır. Ayrıca zamanımızı nasıl ve kiminle harcamak istediğimiz konusunda daha iyi seçimler yapmamızı sağlayacaktır.
Eğer başkalarına karşı duygusal olarak dürüst olabilirsek onlarında bize karşı aynı şekilde duygusal olarak dürüst olmaları yolunda cesaretlendirebiliriz. Duygusal olarak dürüst olduğumuzda genelde istemediğimiz durumlarda daha az baskı ile karşılaşırız. Ayrıca kısa zamanda duygularımıza kimlerin saygı gösterdiğini ve kimlerin göstermediğini öğrenebiliriz.
Toplum duygusal dürüstlüğü nasıl engeller?
Duygusal olarak dürüst olabilmek için farkında olmak, kendine güvenmek ve cesaretli olmak gerekir. Çünkü pek çok defa toplum bize duygularımız konusunda umursamaz olmayı, bastırmayı, inkar etmeyi ve yalan söylemeyi öğretir. Örneğin, insanlara nasıl olduklarını sorduğumuzda pek çok kişi doğru olmasa bile ‘İyiyim’ der. Çoğu kez insanlar açık bir şekilde kızgın yada savunmada olsalar bile bunun gerçek olmadığını iddia eder.
Çocuklar yaşama duygusal olarak dürüst olarak başlarlar. Duygularını özgürce ve düşünmeden ifade ederler. Fakat duygusal olarak dürüst olmama eğitimi erken yaşlarda verilmeye başlanır. Aileler ve öğretmenler sürekli olarak çocukların gerçek duygularına uymayan tarzda hareket etmeleri için zorlarlar hatta baskı yaparlar. Çocuk üzgün olduğu zaman gülümsemesi istenir. Pişmanlık duymadığı zamanlarda özür dilemesi istenir. Takdir etmediği durumlarda teşekkür etmeye zorlanır. Kötü hissettiğinde şikayet etmeyi bırakması emredilir. Duygularına uymayan durumlarda tepki verdiğinde bu davranışın kaba yada bencilce olduğu söylenir ve suçluluk duygusu ile yüklenmesi sağlanır.
Ayrıca çocukların negatif duygularını ifade etmesi çoğunlukla cezalandırılır. Örneğin yemeğini sevmeyen çocuğa zorla yemeği yedirmek gibi. Yada duygularını nefret ediyorum diyerek ifade eden bir çocuğa ender olarak aileleri nedenini sorar, aksine hemen tepki alınarak çocuğun disiplin edilmesi için cezalandırma yolu seçilir.
Çocuklar büyümeye başladıklarında yavaş yavaş kendilerini daha fazla düşünmeye başlarlar. Dolayısıyla büyüklerine karşılık vermeye ve daha fazla inatlaşmaya başlarlar. Eğer büyükler bu davranış sonucunda kendilerini tehdit altında hissederlerse kendilerini savunmaya geçerler ve gençlerin duygularını geçersiz kılarak hareket ederler.
Bütün bu davranışlar sonucunda çocuklar ve gençler duyguları konusunda dürüst olamayacaklarını öğrenirler. Yavaş yavaş ailelerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve hatta kendilerine bile duygularını açıkça söylemeyi bırakırlar. Duyguları ifade etmenin insana fayda getirmeyeceğini ve değmeyeceğini öğrenirler.
Duygusal Dürüstlük ve Ebeveynlik
Ebeveynler evlerinde, çocukları için duygusal olarak güvenli bir ortam yaratabilirler yada tam tersini oluşturabilirler. Ailelerimiz tarafından nasıl bir muamele gördüğümüz gelecekte duygularımız hakkında ne kadar dürüst olacağımızı gösteren belkide en önemli etkendir.
Duygusal olarak güvenli bir ortam yaratabilmenin yolu onaylamadan geçer. Duygusal olarak kabul edildiğimiz ve onaylandığımız zaman duygularımızı, düşüncelerimizi, sorularımızı yada bakış açımızı özgürce ifade ettiğimiz için reddedilmekten yada cezalandırılmaktan korkmayız. Olduğumuz gibi olmak için özgürüzdür ve ailelerimiz bizi gerçek kişiliğimiz ile tanırlar. İnsanlara göstermemiz gerektiğini düşündüğümüz sahte kimliğimiz ile değilde gerçek halimiz ile kabul edildiğimiz zaman, çok güçlü bir kendine güven duygusu hissederiz. Bu durumda insanlara karşı duygusal olarak daha dürüst olabiliriz çünkü reddedilmekten korkmayız, kendimize güvendiğimiz için, başkalarının bizi kabul etmesi yada reddetmesi önemli olmaz. Başkaları ile birlikte iken olduğumuz gibi davranmak için özgür hissederiz. Bu kalite aynı şekilde kendilerine güvenen ve kendileri olabilen insanları çeker. Böylece zaman içinde çevremiz kendine güvenen, duygusal olarak dürüst olabilen, güvenli insanlar ile çevrelenir.
Diğer tarafta çocuklar duyguları konusunda tam olarak dürüst olmayı öğrenmemiş iseler aileler çocuklarını gerçek halleri ile tanıyamazlar. Zaman geçtikçe bu çocuklar ailelerinden duygusal olarak uzaklaşırlar ve bir an gelir artık iyice yabancılaşırlar. Ergenlik çağına gelen çocuklarda bu durum daha netleşir. Ve evi terkedecek kadar büyüdükleri zaman aileleri ile iletişim kurmaktan kaçınırlar yada yaşamlarını paylaşmak istediklerinden değil sadece görev icabı veya suçluluk duygusu ile görüşürler. Nihayetinde anne ve babaları nasılsa yıllarca aynı çatı altında yaşadıkları halde çocuklarını gerçek olarak hiç tanımadıklarına göre, bu mesafe gayet normal sayılır.
İşin kötüsü aileler çocuklarını gerçekten tanıdıklarını sanabilirler ve sonra çocuklarının yaptıkları davranışlar karşısında şaşırabilir yada hayal kırıklığına uğrayabilirler. Sonra çocuklarına şu türden cümleler sarfederler "Bunu nasıl yapabildiğine (söylediğine) inanamıyorum!, benim çocuğum asla böyle bir şey yapmazdı (söylemezdi) !" Gerçekte ailelerin çocuklarının davranışlarını anlamamlarının nedeni, yıllarca duygusal dürüstlüğe izin vermeyerek, çocuklarını hiç bir zaman tam olarak tanıyamamış olmalarıdır.
İnsanlar duyguları dinlendiğinde kendilerini gerçekten anlaşılmış hissederler. Fakat gerçek duygularımızı ifade etmemize izin verilmemiş ise birisinin tam olarak bizi anlayabilmesi imkansızdır. Özellikle ergenlik çağında ailelerimiz tarafından anlaşıldığımızı hissedebilmek çok önemlidir. Anne ve baba çocuklarını tepeden tırnağa bildiklerine inansalar bile çocuk kendisini anlaşılmış hissetmeyebilir. Esas önemli olanda çocuğun kendini nasıl hissettiğidir.
Duygusal zekası gelişmiş kişiler, ne zaman duygusal olarak dürüst olmaları gerektiğini, ne zaman sessiz kalmaları gerektiğini ve gerçek fikirlerine uygun olarak yada zıt olarak davranmaları gerektiğini bilirler. Duygusal dürüstlük her zaman, her koşulda kişinin duygularını olduğu gibi açıklayabileceği anlamına gelmez çünkü zaman zaman zihnimiz bilinçsizce duyguları bastırabilir, gerçekleri görmek istediğimiz gibi görmemize yada hoşlanmadıklarımızı yok farzetmemize yol açabilir, bilinçli olarak manipüle etme isteği yaratabilir, duygusal olarak kandırabilir. Dahası uzun ve kısa vadeli arzularımız arasında, başkalarının istekleri ile kendi isteklerimiz arasında ve başkalarının yargıları ile kendi yargılarımız arasında sürekli bir çatışma vardır. Bütün bunlar duygusal olarak çözümlenmesi gereken sorunlar olduğundan dolayı, ne zaman ve ne kadar duygusal olarak dürüst olacağımız konusunda karar verebilmek için duygusal zekaya ihtiyacımız vardır. Kendi tecrübelerim insanlara tam olarak dürüst olduğum zamanlar yaşamın daha basit hale geldiğini göstermiştir. Bu yolla kimlerin beni olduğum gibi kabul edebildiğini ve kimlerin etmediğini görebilmenin ötesinde (ki bence bu bile başlı başına önemli bir bilgi), ender bulunan bir yakınlık, bütünlük ve tatmin hissi duymamı sağlamıştır.
Aklınızda bir şey varsa bunu dudaklarınıza koyup söylemek kötü değildir. Hatta istemediğiniz zaman hayır demek, kendi sınırlarınızı çizmek ve başkalarına dürüstçe ne hissettiğinizi yada düşündüğünüzü söylemek bile. Bunu başarmak kolay olmayabilir, çünkü duygularınızın ne olduğunu anlama kabiliyetinizi yitirmiş olabilirsiniz yada duygularınızı söyleyebilecek cesaretiniz olmayabilir. Bunun nedeni çocukken susturulmuş yada ifade ettiğiniz şekilde hissetmediğinize inanmanız sağlanmış olabilir. Fakat duygusal dürüstlük öğrenilebilecek bir yetenektir. İçinizde kendinize ait duygularınız olduğunu kabul etmekle, doğru yada yanlış olarak yargılamamakla ve bu duyguları kelimeler ile başkalarına iletebileceğinizi farketmekle başlar.
Duygularınız konusunda dürüst olmak ürkütücü gelebilir. Başka insanların duygularını incitmekten çekinebilirsiniz yada kendinizi savunmasız hissedebilirsiniz. Sonuçta çevrenizdeki herkes iyi dinleyici olmayabilir. Nitekim onlarda duygularını dolaylı yollardan ifade etmeyi öğrendiler, örneğin hoşlanmadıkları bir durum karşısında surat asmak, başka bir konuya kızmak yada sözlü olarak saldırmak gibi. Bu kişileri dinlemeleri için yönlendirebilir, söylediklerinizin sadece sizinle ilgili olduğunu ve aynı fikirde olmasını yada sizin adınıza sorunu çözmesini beklemediğinizi açıklayabilirsiniz. Onlardan tek beklentinizin, içinizde olup bitenleri anlamaya çalışmaları olduğunu ve böylece sizi daha iyi tanıyabileceklerini anlatabilirsiniz.
Pek çok kişi, risk almayı başarıp duygusal olarak dürüst oldukça, diğerlerine daha yakın hissetmeye başladıklarını ve mükemmel bir insan imajını koruyabilmek için daha az endişe ettiklerini farkederler. Duygusal dürüstlüğü pratik ettikçe, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeyi, sevmeyi ve saygılı olmayı pratik etmiş olursunuz. Bir süre sonra duygusal dürüstlüğün iki taraflı çalıştığını farketmeye başlarsınız. Kendi duygularınızı ifade ettikçe başkalarınında duyguları olduğunu, onlarında kritize edilmeden, yargılanmadan, kendilerini savunmadan, çözüm yaratmadan sadece duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyaçları olduğunu farkedebilirsiniz.
|