Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

ADAMI DÜNYAYA GELDİĞİNE PİŞMAN EDER

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Haber 0
ADAMI DÜNYAYA GELDİĞİNE PİŞMAN EDER
 
İSTANBUL’DA TÜRK BAYRAĞININ YAKILIŞINI HERKES SEYREDERKEN:İNGİLTERE’DE IRA BÖYLE BİR EYLEM YAPSA POLİS NE YAPAR BİLİYOR MUSUNUZ?
26.MART.2008 TARİHLİ  GAZETEDE NEJAT KÖSE’NİN YAZISI

Size Demokrasinin beşiği,güneş batmayan imparatorluk olarak nitelenenİngiltere’nin başkenti Londra’dan yazıyorum.
Burada insanlar özgür,,dilerse HYDE PARK’a gidip kraliçe’ye ve ailesineveya hükümet yetkililerine her konuda söz söyleyebilir.
Serbesttir ve cezası yoktur.
Trafik polisi Başbakan’a veya kraliçe’ye trafik cezası keser.
Karşılında o polis kahraman olur.
Fakat IRA lehinde bir köşe yazarı yazı yazsın,bir bilim adamı IRA’yı övsün ,
Veya sokaktaki bir vatandaş IRA’nın renklerini ifade eden bir rozet taksın,
Emin olun o kişi dünyaya geldiğine pişman olur.
Mahvolurkim olursa olsun hiç farketmez.
Demokrasi IRA söz konusu olduğunda biter.
IRA’yı öven kişi Faili meçhul olur,o kişinin akıbetini kimse sorgulayamaz,
Nevruz kutlamalarında  İstanbul’da TÜRK bayrağı yakılmış,Nerede Vali Emniyet Müdürü ?
Nerede Devlet,nerede Halk?
Emin olun kahroluyoruz.
Bu kadar mı aciziz?
Bu çapulcularla neden baş edemiyoruz?Nerde Güvenlik güçleri ?Nerede köşe yazarları?

ELDEKİ DEMOKRASİ BİZDEKİ DEMOKRASİ  YORUM SİZİN

Üyelik Gerektiren Sitelere Dikkat

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Eğitim 0
Üyelik Gerektiren Sitelere Dikkat
 

Bilim ve teknolojinin insanlığa armağan ettiği internet, her yeni günle birlikte günlük yaşama daha çok nüfuz etmektedir. En yaygın iletişim aracı olma yolunda hızla ilerleyen internet, dolandırıcılıkta yeni yöntemler arayanların da ilgi odağı olmaktadır.
Özellikle interneti yeni kullanmaya başlayanları ve interneti eğlence aracı olarak kullananları hedefleyen kişiler, uyguladıkları birbirinden farklı dolandırıcılık yöntemleriyle mağdurlarına maddi ve manevi zararlar vermektedirler.
             Daire Başkanlığımıza iletilen şikâyetler incelendiğinde, internet üzerinden işlenen dolandırıcılık suçu mağdurlarında büyük bir artış olduğu gözlemlenmiştir. İnternet üzerinden arkadaş edinmeyi vaat eden siteler ve anlık görüşme imkânı tanıyan sitelerle ilgili şikâyetler ön plana çıkmaktadır. Bu sitelerden hizmet alabilmek için üyelik zorunluluğu bulunmakta, üye olunurken ise kimlik bilgileri, kredi kartı bilgileri, e-posta adresleri ve e-posta adreslerine ait şifreler istenmektedir. Bu işlem sonrasında ise üyelik sözleşmesinde belirtilmemesine rağmen kredi kartından hamilinin bilgisi dışında para çekilmekte veya sözleşmede belirtilen miktardan çok daha fazlası çekilmektedir.
 
              Hizmet sunmak yerine dolandırıcılık amacıyla kurulan internet sitelerinin yöneticileri tarafından yayınlanan iletişim bilgilerinin, çoğunlukla gerçeği yansıtmadığı gözlenmiştir. Bunun sonucu olarak kredi kartından bilgisi dışında para çekilen mağdurlar, kendilerine muhatap bulamamaktadırlar. Mağdur kişilerin birçoğu bilgi yetersizliğinden adli mercilere başvurmamakta,  kimileri ise bürokratik süreci bahane etmekte ve zararlarını sineye çekmektedirler.
              İnternet dünyasından faydalanırken maddi ve manevi zararlara uğramamak için kullanıcıların dikkatli olmaları gerekmektedir. Özellikle üyelik gerektiren internet sitelerine kayıt olunurken, istenilen bilgileri vermekte temkinli olunmalıdır. Eğlence sitelerine üyelik için detaylı kimlik bilgilerinin istenmesi veya sözleşmede ücrete dair bir açıklama olmamasına rağmen kredi kartı bilgileri istenilmesinin şüphe uyandırıcı bir durum olduğu unutulmamalıdır. Üyelik işlemleri için kişisel bilgileri talep eden sitelerin güvenliğinden emin olunmalıdır. Site tarafından sunulan hizmet ile üyelik aktivasyonu için talep edilen bilgiler arasındaki oran, sürekli şüpheci bir tarzda sorgulanmalıdır.
              İnternet dolandırıcılığı mağduru olan kişilerin en yakın Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmaları gerekli yasal işlemleri başlatmasının hem mağduriyetin giderilmesi; hem de başka kişilerin mağdur olmasının engellenmesi açısından önemininde büyük olduğu unutulmamalıdır.
Günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yerini alan interneti kullanırken dolandırıcıların mağduru olmamak için güvenlik tedbirleri alınmalı, bunun yanında azami ölçüde dikkatli olunmalıdır.

KAYNAK : KAÇAKÇILIK DAİRE BAŞKANLIĞI

UMUT

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Edebiyat 0
UMUT
 

Bir gün tanrı duyguları yaratmış ama bakmış ki bunlar çok yoğun ve güçlü şeyler ve de insanlar bu duygulara hazır görünmüyor. Tutmuş hepsini bir kutuya koymuş ve bir meleğine emanet etmiş. Bu kutuyu ona söyleyinceye kadar açmamasını hatta aralayıp bakmamasını tembihlemiş.
Günün birinde bu meleğin dünyaya inmesi gerekmiş. Öykü bu ya kutuyu yanında götürmemek için bir başka meleğe teslim etmiş ve ona sakın açmamasını yoksa Tanrı’nın anlara kızacağını anlatmış…
Ancak bu melek, kutunun içerisindekileri çok merak etmiş. Biraz aralayıp baksa hiçbir zararın gelmiyeceğini düşünmüş ve kutuyu aralamış. O kutuyu aralar aralamaz duygular birden kutudan fırlamış ve birer birer dünyaya dökülmeye başlamış.
Dünyada insanların değiştiğini, birbirini sevmeye, nefret etmeye, öldürmeye , yüceltmeye başladığını gören ilk melek apar topar dünyadan ayrılmış ve duyguların neredeyse tamamının kutudan çıktığını görünce, kutuyu teslim ettiği meleğin elinden hışımla almış kapatmış…. Ancak kutuda bir tek duygu sıkışıp kalmış, yarısı içerde yarısı dünyada… İşte o duygu UMUT muş. Tüm duygular vaktinden önce dünyaya inmiş ama umudun sadece yarısı inebilmiş. Yani aceleci bir melek yüzünden umut, dünyada hep bir varmış bir yokmuş

SUÇ VE SUÇLU PSİKOLOJİSİ

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Eğitim 0
 
 

SUÇ
Tarihin ilk dönemlerindeki toplumlarda suç; bir ahlak ilkesinin ihlali veya toplumsal değerlerin çiğnenmesi olarak değerlendirilirken artık günümüzde suçun işlenme boyutlarına göre değiştiği gözlenmektedir.
Öteden beri suçun tarifi filozoflar ve ceza hukukçuları tarafından yapılmaktadır. 1858-1917 yılları arasında yaşayan filozof ve sosyolog Emila DURKHEİM suçu şöyle tarif etmektedir "Bir eylem kitlesel bilincin güçlü ve belirlenmiş yaşayış biçimlerine saldırıda bulunduğu, suçtur. Bu da demektir ki eylemeni suç olmasını onun nesnel özellikleri değil, toplumun ona getirdiği yargı belirler. Öyleyse suç, büyük ölçüde görece ve sosyal bir kavramdır. Bundan da eylemin değişik zaman ve mekanlarda suç olup olmadığının değişebileceği anlaşılır. Toplumların tarihi boyunca suç kavramı değişimler göstermiştir. 1789 Fransız Devrimi dine ve majestelerine karşı işlenen suçları ortadan kaldırdı. buna karşılık politik suç doğdu. Bazı antik toplumlarda, ailenin çıkarları söz konusu olduğunda adam öldürmek suç sayılırdı. Rütüel ya da ensest cinayetler her zaman suç değildi. Eğer büyücülüğün bazı uzantıları hala sürüyor olsaydı, belki de iyi yere dükkan açmış falcılar ve gaipten haber vericiler kolları, bacakları ve koparılarak cezalandırılmış olacaklardı."
Sosyal grupta geçerli olan normlar sisteminin ceza hukuku tarafından ifadesiyle, kanunun çiğnemenin kitlesel bilincin belirlenmiş ve güçlü yaşayış tarzlarına denk düştüğünün kabul edilmesi durumunda, suçu da yasa tarafından bir şekilde öngörülmüş ve genellikle hukuki, üstün bir otorite tarafından cezalandırılan bütün eylemler şeklinde belirleyebiliriz.
Günümüzde de suçun tam olarak bir tarifi, neyin suç olacağı neyin suç olmayacağı toplumların genel özelliklerine göre devamlı bir tartışma içerisindedir. Suç olgusunun tanımlanmasında değişen zaman içerisindeki toplum değer yargılarına göre değiştiği ve o dönem içerisinde bile bazıları için suç olabilecek olan unsurların diğerleri için gayet sıradan bir yaşantı şeklinde algılanmasından dolayı hep bir farklılık göze çarpmaktadır. Bu yüzden bir suçun karşılığı olan cezaların oranlarının belirlenmesinde de farklı oranların ileri sürülmesine neden olmaktadır.
Suç olgusu toplumun kültür yapısına, geleneklerine, politik ve ekonomik değerlerine göre değişkenlik göstermektedir. Suçun kanun önündeki listesi Danimarka’dan, ABD’,e Somali’den İngiltere’ye hep farklılık içerisindedir. Bir ülkede suç olarak tanımlanan bir olgu başka bir ülkede örf ve adetlerin, toplumsal yapının anlayışlarının farklı olmalarına göre değişkenlik göstermektedir. Suç tanının her ülkede farklı olmasının arkasındaki gerçekte budur.
Suçun genel ve evrensel tanımının zor olduğu günümüzde tanımı kanuni bir yaptırıma gerektirmesi açısından Ceza Hukukçuları tarafından yapılmakta iken bazı hukukçular bu tanımlarını yaparken filozofların görüşlerinden faydalanmaktadırlar.
Suçun oluşmasının önemli etkenlerinden birisi olan gelişme sonucu suçların artığı gözlenmektedir. Örneğin; banka şubelerini yaygınlaşması neticesinde yankesicilik ve kap-kaç, çeklerin çıkması ile karşılıksız çek yazma, otomobillerin artması ile araba ve arabadan teyp gibi eşyaların çalınması, insanların refah düzeye ulaşmaları sonucu evlerin tatil amaçlı gidişlerde boş bırakılması neticesinde evlerin eşyalarının soyulması, İnternet üzerindeki alışverişlerde başkalarına ait kartların harcanması şeklinde çağın insanlara gösterdiği kolaylıklar ile birlikte suç çeşitleri artmış ama bu oranda da güvenlik güçleri yeni teknikler geliştirerek suçluları yakalamada kolaylık sağlamışlardır.
 

yıla damgasını vuran fotoğraflar

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Dünya 0
yıla damgasını vuran fotoğraflar
 
























UYUŞTURUCU TUZAĞI

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Eğitim 0
 
 

 

-Uyuşturucuya Alıştırma Yöntemleri
       Unutmayın , eroin bağımlılığının ilk adımı arkadaş kıyağı ile atılır .
 
      Eğer arkadaşınız , gerçektende arkadaş değil de bir "ayakçı" ise, birkaç hafta sonu devam eden bu kıyakçılığı " bombalama" denilen ikinci aşama izler. Bu aşamada bir gün ziyaretinize gelen ayakçı,  kıyağını yaptıktan sonra giderken, nasılsa yanındaki yüklüce miktarda eroini  almayı unutuverir.   Bir eroinmanın malını asla unutmayacağını bilmediğiniz için kuşkulanmazsınız. Birkaç gün gelip almasını beklersiniz. Gelmez. Bir gün, "yahu şundan bir kere çeksek ne olur sanki?" dersiniz. Sonra bunun gerisi gelir. Mal bittiğinde bombalanmışınız demektir. Artık bir eroin bağımlısı olarak, her yerde kıyakçınızı, daha doğrusu ayakçınızı arar ve kolaylıkla bulursunuz.
 
      Özellikle genç yaştaki insanlar arasında, guruptan bir yada birkaç kişinin uyuşturucu kullanması , diğerlerinin de en azından bir kez denemesi için yeterli bir neden.
 
         Gençler , birbirlerine sigara ikram eder gibi yada hastalığını iyileştirmek amacıyla ilaç verir gibi uyuşturucu sağlayabiliyorlar. Gençler, arasındaki sohbetin dışında kalmasını istemedikleri arkadaşlarını da kendileri gibi uyuşturucu kullanmaya zorlayabilirler. Kullanmaya itiraz eden arkadaşlarını dışlıyor yada  "arabesk" türü tanımlamalarla , kendilerince aşağılama yolu seçiyorlar.
      Okul önleri de artık satıcılar için vazgeçilmez mekanlardan. İstanbul’da bulunan pek çok okulun kapısında , özellikle çıkış saatlerinde uyuşturucu satıcılarına rastlanıyor.
       Okul yönetimi nemi yapıyor? Hayır onların okulunda uyuşturucu kullanan öğrenci yok ki. Neden böyle bir konuyu düşünsünler?
       
      Esrar bağımlıları , kullandıkları malın içine eroin karıştırılarak bu uyuşturucuya da alıştırılabilirler  Eroin krizleriyle birlikte de bağımlılık başlar.
-Uyuşturucu Kültürünün Sebepleri
      Toplumu ayakta tutan , ona yücelme ve yasama gücünü kazandıran , manevi , ahlaki ve hamasi değerlerini çürüterek , sömürgeci devletlerin uydusu halin getiren bir soğuk harp uygulamasıdır. Dış güçlerin ve içerdeki ajanlarının ve bunlarla işbirliği yapan mafya üçlüsünün organize çalışmaları. Her zaman mafyanın ağına takılmaya hazır "sokaktaki başı boş insanlar ve çocuklar" Unutulmaması gereken bir önemli husus da : Beyaz zehir alışkanlığının gelişmesinde , içinde türlü uyuşturucular taşıyan ve son yıllarda karaborsaya da tekel çizgisinde hükmeden ithal sigaraların ve kolalı mamullerin keza , çikletlerinde payı zannedildiğinden çok fazla.
-Madde Kullanımının Nedenleri
Bilgisizlik : 
       Tehlikeden habersiz ve bu sebeple konuyu hafife almak.
Özenti:
       Özenti sergilemede en önemli payın medyaya ait olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Bira-bahane:
     Diskotek ve diğer kafabulma-eğlenme yerleri. Bunlar beyaz ölüm değirmeninin çarkları ve tuzaklarıdır. Giren büyük ihtimalle öğütülür. Gurup baskıları: kötü arkadaş.
Merak:  
     Denerim, bırakırım kafası. Fakat bir veya iki deneme genci belki de dönüşü olmayan yola sokmaya yeterli gelmektedir.
Moda:  
     Çevreye uyma havası… Bozuk çevre ve hasta toplum. Bilindiği gibi hastalıklarda insandan insana kolaylıkla geçebilir. Gençlerde tehlike sevgisi , cinsel bozukluklar , kendini aşma , ispatlama içgüdüsü veya gayreti. Genetik yapının maddeye yatkınlığı. Gençlerdeki manevi boşluk , inanç zaafı. Bozuk aile ve hasta toplumdan kaynaklanan güvensizlik duygusu. Gelecek  karşısındaki kaygılar strese, sıkıntıya ve yalnızlığa itiyor. Aile yapısındaki bozukluklar , geçimsizlikler. Ahlaki manevi zaaflar. Yine ailelerdeki ekonomik bozukluklar çoklukla normaliteyi  bozar. Bilhassa yokluktakini bunalıma ve intihara , varlıktakini şımarıklığa , taşkınlığa , tahribe   yöneltir. Eğitimdeki zafiyet , yetersizlik ve yanlışlıklar. Maddeci felsefeye dayalı eğitimler insanları bencilliğe (egoizme) , şahsi çıkarcılığa iten temeldeki sebeplerdir.
-Arkadaş çok önemli
      Çocuklar ve gençler aileden ve okuldan , zamanla arkadaş çevresinden etkilenirler. Arkadaş çevresinde kabul edilmek için gençler, ekseriya çevresinin baskısına dayanamaz aşağılık duygusu ile uyuşturucu kullanır. Sanıldığının aksine , uyuşturucu ile ilk temas , sokak başında bilinmeyen satıcı vasıtası ile değil , bilakis arkadaş çevresiyle olmaktadır
 

dürüstlük

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Edebiyat 0
 
 
 
Yazar Cigdem Alper   
İnsanoğlunun hilekarlığına karşı, ödediğimiz bedel, parçalanmış ve kanayan kalplerimize karşın gülümsemektir.

Sırıtan ve yalan söyleyen bir maske takarız,
yüzümüzü ve gözlerimizdeki gölgeleri saklar.
İnsanoğlunun hilekarlığına karşı, ödediğimiz bedel,
parçalanmış ve kanayan kalplerimize karşın gülümsemektir.
Paul Lawrence Dunbar

Duygusal Dürüstlük, gerçek hislerinizi ifade edebilmektir. Bunun için, önce duygularımızın farkında olmamız gerekir. Farkındalık ise duygusal zekamız ile ilişkilidir, çünkü duygularımızı net olarak ayırd etmemizi sağlayan bu zekadır.

Duygusal zeka aynı zamanda ne zaman gerçek duygularımızı dürüst olarak paylaşmamızın bizim için daha iyi olduğunu anlayabilmemizi sağlar. Dürüst olmamızın sağlıklı olmadığı yada bizim için zararlı olabileceği durumlar vardır. Fakat genel olarak inanıyorum ki, hem birey olarak hemde toplum olarak duygularımızı dürüstçe ifade edebilmemiz daha sağlıklıdır.

Eğer duygusal olarak dürüst olabilirsek, derinlerde yatan gerçek kimliğimizi anlamayı başarabiliriz. Bu kendimizi kabul edebilmemizde yardımcı olacaktır. Ayrıca zamanımızı nasıl ve kiminle harcamak istediğimiz konusunda daha iyi seçimler yapmamızı sağlayacaktır.

Eğer başkalarına karşı duygusal olarak dürüst olabilirsek onlarında bize karşı aynı şekilde duygusal olarak dürüst olmaları yolunda cesaretlendirebiliriz. Duygusal olarak dürüst olduğumuzda genelde istemediğimiz durumlarda daha az baskı ile karşılaşırız. Ayrıca kısa zamanda duygularımıza kimlerin saygı gösterdiğini ve kimlerin göstermediğini öğrenebiliriz.

Toplum duygusal dürüstlüğü nasıl engeller?

Duygusal olarak dürüst olabilmek için farkında olmak, kendine güvenmek ve cesaretli olmak gerekir. Çünkü pek çok defa toplum bize duygularımız konusunda umursamaz olmayı, bastırmayı, inkar etmeyi ve yalan söylemeyi öğretir. Örneğin, insanlara nasıl olduklarını sorduğumuzda pek çok kişi doğru olmasa bile ‘İyiyim’ der. Çoğu kez insanlar açık bir şekilde kızgın yada savunmada olsalar bile bunun gerçek olmadığını iddia eder.

Çocuklar yaşama duygusal olarak dürüst olarak başlarlar. Duygularını özgürce ve düşünmeden ifade ederler. Fakat duygusal olarak dürüst olmama eğitimi erken yaşlarda verilmeye başlanır. Aileler ve öğretmenler sürekli olarak çocukların gerçek duygularına uymayan tarzda hareket etmeleri için zorlarlar hatta baskı yaparlar. Çocuk üzgün olduğu zaman gülümsemesi istenir. Pişmanlık duymadığı zamanlarda özür dilemesi istenir. Takdir etmediği durumlarda teşekkür etmeye zorlanır. Kötü hissettiğinde şikayet etmeyi bırakması emredilir. Duygularına uymayan durumlarda tepki verdiğinde bu davranışın kaba yada bencilce olduğu söylenir ve suçluluk duygusu ile yüklenmesi sağlanır.

Ayrıca çocukların negatif duygularını ifade etmesi çoğunlukla cezalandırılır. Örneğin yemeğini sevmeyen çocuğa zorla yemeği yedirmek gibi. Yada duygularını nefret ediyorum diyerek ifade eden bir çocuğa ender olarak aileleri nedenini sorar, aksine hemen tepki alınarak çocuğun disiplin edilmesi için cezalandırma yolu seçilir.

Çocuklar büyümeye başladıklarında yavaş yavaş kendilerini daha fazla düşünmeye başlarlar. Dolayısıyla büyüklerine karşılık vermeye ve daha fazla inatlaşmaya başlarlar. Eğer büyükler bu davranış sonucunda kendilerini tehdit altında hissederlerse kendilerini savunmaya geçerler ve gençlerin duygularını geçersiz kılarak hareket ederler.

Bütün bu davranışlar sonucunda çocuklar ve gençler duyguları konusunda dürüst olamayacaklarını öğrenirler. Yavaş yavaş ailelerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve hatta kendilerine bile duygularını açıkça söylemeyi bırakırlar. Duyguları ifade etmenin insana fayda getirmeyeceğini ve değmeyeceğini öğrenirler.

Duygusal Dürüstlük ve Ebeveynlik

Ebeveynler evlerinde, çocukları için duygusal olarak güvenli bir ortam yaratabilirler yada tam tersini oluşturabilirler. Ailelerimiz tarafından nasıl bir muamele gördüğümüz gelecekte duygularımız hakkında ne kadar dürüst olacağımızı gösteren belkide en önemli etkendir.

Duygusal olarak güvenli bir ortam yaratabilmenin yolu onaylamadan geçer. Duygusal olarak kabul edildiğimiz ve onaylandığımız zaman duygularımızı, düşüncelerimizi, sorularımızı yada bakış açımızı özgürce ifade ettiğimiz için reddedilmekten yada cezalandırılmaktan korkmayız. Olduğumuz gibi olmak için özgürüzdür ve ailelerimiz bizi gerçek kişiliğimiz ile tanırlar. İnsanlara göstermemiz gerektiğini düşündüğümüz sahte kimliğimiz ile değilde gerçek halimiz ile kabul edildiğimiz zaman, çok güçlü bir kendine güven duygusu hissederiz. Bu durumda insanlara karşı duygusal olarak daha dürüst olabiliriz çünkü reddedilmekten korkmayız, kendimize güvendiğimiz için, başkalarının bizi kabul etmesi yada reddetmesi önemli olmaz. Başkaları ile birlikte iken olduğumuz gibi davranmak için özgür hissederiz. Bu kalite aynı şekilde kendilerine güvenen ve kendileri olabilen insanları çeker. Böylece zaman içinde çevremiz kendine güvenen, duygusal olarak dürüst olabilen, güvenli insanlar ile çevrelenir.

Diğer tarafta çocuklar duyguları konusunda tam olarak dürüst olmayı öğrenmemiş iseler aileler çocuklarını gerçek halleri ile tanıyamazlar. Zaman geçtikçe bu çocuklar ailelerinden duygusal olarak uzaklaşırlar ve bir an gelir artık iyice yabancılaşırlar. Ergenlik çağına gelen çocuklarda bu durum daha netleşir. Ve evi terkedecek kadar büyüdükleri zaman aileleri ile iletişim kurmaktan kaçınırlar yada yaşamlarını paylaşmak istediklerinden değil sadece görev icabı veya suçluluk duygusu ile görüşürler. Nihayetinde anne ve babaları nasılsa yıllarca aynı çatı altında yaşadıkları halde çocuklarını gerçek olarak hiç tanımadıklarına göre, bu mesafe gayet normal sayılır.

İşin kötüsü aileler çocuklarını gerçekten tanıdıklarını sanabilirler ve sonra çocuklarının yaptıkları davranışlar karşısında şaşırabilir yada hayal kırıklığına uğrayabilirler. Sonra çocuklarına şu türden cümleler sarfederler "Bunu nasıl yapabildiğine (söylediğine) inanamıyorum!, benim çocuğum asla böyle bir şey yapmazdı (söylemezdi) !" Gerçekte ailelerin çocuklarının davranışlarını anlamamlarının nedeni, yıllarca duygusal dürüstlüğe izin vermeyerek, çocuklarını hiç bir zaman tam olarak tanıyamamış olmalarıdır.

İnsanlar duyguları dinlendiğinde kendilerini gerçekten anlaşılmış hissederler. Fakat gerçek duygularımızı ifade etmemize izin verilmemiş ise birisinin tam olarak bizi anlayabilmesi imkansızdır. Özellikle ergenlik çağında ailelerimiz tarafından anlaşıldığımızı hissedebilmek çok önemlidir. Anne ve baba çocuklarını tepeden tırnağa bildiklerine inansalar bile çocuk kendisini anlaşılmış hissetmeyebilir. Esas önemli olanda çocuğun kendini nasıl hissettiğidir.

Duygusal zekası gelişmiş kişiler, ne zaman duygusal olarak dürüst olmaları gerektiğini, ne zaman sessiz kalmaları gerektiğini ve gerçek fikirlerine uygun olarak yada zıt olarak davranmaları gerektiğini bilirler. Duygusal dürüstlük her zaman, her koşulda kişinin duygularını olduğu gibi açıklayabileceği anlamına gelmez çünkü zaman zaman zihnimiz bilinçsizce duyguları bastırabilir, gerçekleri görmek istediğimiz gibi görmemize yada hoşlanmadıklarımızı yok farzetmemize yol açabilir, bilinçli olarak manipüle etme isteği yaratabilir, duygusal olarak kandırabilir. Dahası uzun ve kısa vadeli arzularımız arasında, başkalarının istekleri ile kendi isteklerimiz arasında ve başkalarının yargıları ile kendi yargılarımız arasında sürekli bir çatışma vardır. Bütün bunlar duygusal olarak çözümlenmesi gereken sorunlar olduğundan dolayı, ne zaman ve ne kadar duygusal olarak dürüst olacağımız konusunda karar verebilmek için duygusal zekaya ihtiyacımız vardır. Kendi tecrübelerim insanlara tam olarak dürüst olduğum zamanlar yaşamın daha basit hale geldiğini göstermiştir. Bu yolla kimlerin beni olduğum gibi kabul edebildiğini ve kimlerin etmediğini görebilmenin ötesinde (ki bence bu bile başlı başına önemli bir bilgi), ender bulunan bir yakınlık, bütünlük ve tatmin hissi duymamı sağlamıştır.

Aklınızda bir şey varsa bunu dudaklarınıza koyup söylemek kötü değildir. Hatta istemediğiniz zaman hayır demek, kendi sınırlarınızı çizmek ve başkalarına dürüstçe ne hissettiğinizi yada düşündüğünüzü söylemek bile. Bunu başarmak kolay olmayabilir, çünkü duygularınızın ne olduğunu anlama kabiliyetinizi yitirmiş olabilirsiniz yada duygularınızı söyleyebilecek cesaretiniz olmayabilir. Bunun nedeni çocukken susturulmuş yada ifade ettiğiniz şekilde hissetmediğinize inanmanız sağlanmış olabilir. Fakat duygusal dürüstlük öğrenilebilecek bir yetenektir. İçinizde kendinize ait duygularınız olduğunu kabul etmekle, doğru yada yanlış olarak yargılamamakla ve bu duyguları kelimeler ile başkalarına iletebileceğinizi farketmekle başlar.

Duygularınız konusunda dürüst olmak ürkütücü gelebilir. Başka insanların duygularını incitmekten çekinebilirsiniz yada kendinizi savunmasız hissedebilirsiniz. Sonuçta çevrenizdeki herkes iyi dinleyici olmayabilir. Nitekim onlarda duygularını dolaylı yollardan ifade etmeyi öğrendiler, örneğin hoşlanmadıkları bir durum karşısında surat asmak, başka bir konuya kızmak yada sözlü olarak saldırmak gibi. Bu kişileri dinlemeleri için yönlendirebilir, söylediklerinizin sadece sizinle ilgili olduğunu ve aynı fikirde olmasını yada sizin adınıza sorunu çözmesini beklemediğinizi açıklayabilirsiniz. Onlardan tek beklentinizin, içinizde olup bitenleri anlamaya çalışmaları olduğunu ve böylece sizi daha iyi tanıyabileceklerini anlatabilirsiniz.

Pek çok kişi, risk almayı başarıp duygusal olarak dürüst oldukça, diğerlerine daha yakın hissetmeye başladıklarını ve mükemmel bir insan imajını koruyabilmek için daha az endişe ettiklerini farkederler. Duygusal dürüstlüğü pratik ettikçe, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeyi, sevmeyi ve saygılı olmayı pratik etmiş olursunuz. Bir süre sonra duygusal dürüstlüğün iki taraflı çalıştığını farketmeye başlarsınız. Kendi duygularınızı ifade ettikçe başkalarınında duyguları olduğunu, onlarında kritize edilmeden, yargılanmadan, kendilerini savunmadan, çözüm yaratmadan sadece duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyaçları olduğunu farkedebilirsiniz.

YILIN EN ÖNEMLİ BİLİM OLAYLARI

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Dünya 0
YILIN EN ÖNEMLİ BİLİM OLAYLARI
 

Bilim dünyasına yönelik yayın yapan popüler bilim dergileri için yıl sonları genellikle ‘hesaplaşma günleridir’. Yıl içinde hangi alanlarda ne kadar ilerleme kaydedildiği saptanıp bilgiler paylaşılır. Çünkü bilimde atılan her yeni adım, çok küçük bile olsa sürdürülebilir küresel refah açısından son derece önemlidir.

2005 yılında çevre, tıp, teknoloji, uzay, biyoloji ve diğer alanlarda ne tür gelişmeler yaşandığını Science ve Discovery dergilerinden derledik. Özetleyerek aktarıyoruz.

Evrimin mekanizması aydınlanmaya başladı

Genler üzerindeki araştırmalarda 2005 yılında kaydedilen ilerleme, evrimin nasıl oluştuğuna ilişkin kafa karıştıran soruların çözümünde bir dönüm noktası oldu. Özellikle eylül ayında şempanzelerin genomlarının belirlenmesi, insan ve bu en yakın akrabasının genlerinin karşılaştırılmasını sağlayacak. Böylelikle uzmanlar, insan ve şempanze DNA’larını karşılaştırarak bizi onlardan ayıran 40 milyon evrimsel olayı tek tek inceleyebilecekler. Yine 2005’de elde edilen önemli bir saptama dünyayı tehdit eden kuş gribi konusunda yaşandı. Ekim ayında moleküler biyologlar Alaska’da bundan yaklaşık bir asır önce 1918 salgınında kuş gribinden ölen bir kişinin donmuş cesedinden aldıkları bir dokuyu inceleyerek 3 bilinmeyen genin arasındaki etkileşim konusunda ilerlemeler kaydettiler. Darwin, evrimin doğal seleksiyon sonucunda varlık gösterdiği konusuna odaklanmıştı. Bugün ise kendisini takip eden bilim insanları, ister morfoloji, ister davranış bilimi, ister genetik araştırsınlar hepsinin de çalışmaları evrimin nasıl çalıştığını ortaya çıkarmak yönünde oluyor.

Bitkilerin gelişimde efsanevi hormonlar keşfedildi

Çiçeklerdeki mevsimlere bağlı gelişimleri başlatan sinyalin, bir başka deyişle ‘florigen’ hormonunun kimliği belirlendi. Günler yeterince uzadığında etkileşime geçen bu hormon, bitkilerde tomurcukların doğru yer ve zamanda ortaya çıkmalarını sağlıyor. Moleküler biyoloji uzmanları, bitkilere özgü gibberellin hormonu ile ilgili de önemli saptamalar yaptılar. Bu hormon, çiçeğin gelişiminde daha sonraki evreleri denetlemenin yanı sıra, hücre büyümesiyle ilgili öteki unsurları da etkiliyor. Araştırmacılar, 2005 yılında pirinçte bu hormonun alıcısını belirlediler. Böylelikle, daha nitelikli ürün elde edilmesi yolunda önemli bir adım atılmış oldu.

Uzayda yeni keşifler, yeni gözlemler

Bilim dünyasının güneş sistemi ile ilgili yaptığı araştırmalarda altın yılın yaşandığını söyleyebiliriz. Uzay araçları, artık komşu kapısı haline gelen Ay’dan Merkür’e, Venüs ve Satürn’e indiler hatta güneş sisteminin en ücra köşelerine bile ulaşabildiler. Yıla damgasını vuran en çarpıcı olay ise Satürn’ün belirsizliklerle dolu uydusu Titan oldu. Ocak ayında Huygens uzay aracı tümden yabancısı olduğumuz garip bir dünyayı gözler önüne serdi. Deep Impact uzay aracı Tempel 1 kuyrukluyıldızını yarıp geçerken kabarık bir altyüzeyi gözler önüne serdi. Hayabusa uzay aracı, Itokawa asteroidiyle haşır neşir oldu. Stardust, dönüşe geçerek Wild 2 kuyrukluyıldızının parçalarını da beraberinde getirdi.

Beyindeki suçlu genler

2005 yılında, beyindeki bozuklukların önemli bir kısmının beyinsel gelişimi etkileyen genlerle ilgili olduğuna ilişkin kayda değer veriler elde edildi. Bu saptamalar, aralarında şizofreni, tourette sendromu ve disleksi gibi önemli hastalıkların tedavisi açısından önem taşıyor. Kasım ayında yayımlanan iki araştırma DISC1 adlı genin farklı değişkelerinin, şizofreni riskini arttırdığı yönündeki görüşü daha da pekiştirdi. Araştırmacılar, tourette sendromuna neden olan ender bir genetik bozukluğu daha aydınlığa kavuşturdu. Bir haber daha: Okuma bozukluğu, yani disleksi ile ilintili olduğu sanılan ve sinirsel ağlarda yanlış bağlantıların kurulmasına yol açan KIAA0319, DCDC2 ve ROBO1 adlı üç farklı gen daha belirlendi.

Kasırgalar ve iklim değişikliği

Katrina, Rita, Wilma.. .Tropikal kasırgalar, giderek daha şiddetli ve tahrip edici hale geliyor. Daha önce bunların küresel ısınma ile ilgili olmadığı iddiası 2005 yılında ciddi erozyona uğradı. Bilimsel açıklamalar, sera gazı salınımında en büyük paya sahip olan ve kısıtlanma yolunda adım atmayı reddeden ABD yönetimini bile zorlamaya başladı. Öyle ki, senato sera gazı salınımlarının dizginlenmesi yönünde zorunlu yaptırımlar getiren bir yasa tasarısı hazırladı. Tropikal kasırgalarla ilgili iki araştırma da, son yıllarda sera gazlarının artmasıyla birlikte tropikal sularda bir ısınmanın meydana geldiğini ve buna bağlı olarak dünyanın her yanında çok daha sık görülen fırtınaların şiddet açısından da en üst düzeylere ulaştığını ortaya koydu.

İnkaların esrarı iplerdeki düğümler

16. yüzyılın başlarında And Dağları ve çevresinde devasa bir medeniyet kuran İnka Uygarlığı’nın yazılı bir dili olmadığı biliniyordu. Ta ki 2005’de Harvard Üniversitesi’nden antropolog Gary Urton İnkaların düğüm atılmış iplerinin aslında bir tür yazılı iletişim aracı olduğu iddiasını ortaya atana dek.

NASA’dan Mısır elyazmalarına ışık

Eski Mısır’da MÖ 300 yılından kalma papirüs elyazmalarının ancak yüzde 1’i tam olarak anlaşılabilmiş durumda. Çünkü bilinen yöntemlerle papirüslerin tahrip olanlarının okunması mümkün değil. İşte bu yıl, antropologlar ilk kez NASA tarafından geliştirilen kızılötesi ve morötesi ışıkları kullanarak bu konuda ilerleme sağladılar. 1 Ocak 2006 Basın

DÜNYA’YI BEKLEYEN 10 BÜYÜK TEHLİKE

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Eğitim 0
DüNYA’YI BEKLEYEN 10 BüYüK TEHLiKE
 


İngiliz The Guardian Gazetesi yazarı Kate Ravilious, dünyaca
ünlü 10 bilim ad—– dünyanın ve insanlığın karşı karşıya
olduğu en büyük tehlikeleri ve gerçekleşme ihtimallerini sordu.

On büyük tehlikenin önümüzdeki 70 yıl içerisinde gerçekleşme
ihtimalleri, gerçekleştikleri takdirde insanlık üzerinde yaratacakları
etkiler ve insanoğlunun bu tehlikelere karşı neler yapabilecekleri,
tehlike puanları verilerek değerlendirildi.

KÜRESEL ISINMA

East Anglia Üniversitesi’nden Nick Brooks’un sunduğu tehlikeye
göre 21. yüzyılın sonunda ortalama küresel sıcaklık 2 derece artacak
ve son 1.5 milyon yılın en yüksek sıcaklıkları hissedilecek. Brooks,
küresel ısınmanın insanlığın sonunu getireceğini sanmadığını, fakat bu potansiyele kesinlikle sahip olduğunu belirtti.

70 yıl içinde olma ihtimali: Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 6

TELOMER AŞINMASI

Viyana Üniversitesi’nden Dr. Reinhard Stindl, her hayvan
kromozomunun sonunda ‘telomer’ isimli koruyucu kapakların
bulunduğunu ve bunların evrim sürecinde hücrelerin çoğalması ile
küçülerek koruyuculuklarını yitirdiklerini belirtti. ‘Telomer aşınması’
denen bu olayla Alzheimer gibi yaşlanmaya dayalı hastalıkların artması
ve erken yaşta görülmesi ihtimali doğuyor.

70 yıl içinde olma ihtimali: Düşük

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 8

NÜKLEER SAVAŞ

Liberal Demokrat Savunma sözcüsü Air Marshal Lord Garden, nükleer
savaşın teoride insanoğlunu yok etme ihtimalinin çok az olduğunu belirtti.

70 yıl içinde olma ihtimali: Düşük

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 8

BÜYÜK VİRÜS SALGINI

Virolog Prof. Dr. Maria Zambon, 1918’de 20 milyon kişinin ölümüne
sebep olan grip salgınını hatırlatarak küresel ölçekte bir virüs
salgınının insan ırkını yok edemeyeceğini belirtti. Prof. Zambon,
böyle bir salgının uzun yıllar uygarlıkta ciddi bir gerileme
yapabileceğini belirtti.

70 yıl içinde olma ihtimali: Çok Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 3

KÜRESEL TERÖRİZM

St. Andrews Üniversitesi’nden Prof. Paul Wilkinson, kimyasal ve
biyolojik silahla yapılacak kitlesel katliamların özgür harekete
değer veren günümüz açık toplumlarında engellenmesinin
garantisinin olmadığını ve böylesine büyük saldırıların gerçekleşme
ihtimalinin çok büyük olduğunu söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Çok Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 2

 


 
Geçmişe Dönük Keşkelerle Yaşamaktansa Geleceğe Dönük Belkilerle Yaşamayı Tercih Ederim…??
METEOR ÇARPMASI

NASA’nın Dünyaya Yakın Cisimler Programı Bürosu Müdürü
Donald Yeomans, ciddi büyüklükte bir meteor çarpışmasının
ortalama milyon yılda bir gerçekleştiğini söyledi. Böyle bir çarpışma
sonucu atmosfer devasa büyüklükte toz tabakasıyla kaplanacak ve haftalarca güneş ışığını engelleyecek.

70 yıl içinde olma ihtimali: Orta

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 5

ROBOTLARIN İSTİLASI

Carnegie Mellon Üniversitesi Robotik Enstitüsü’nden Prof. Hans
Moravec, 2050 yılına kadar insanın zihin gücüne sahip akıllı
robotların varolabileceğine inandığını ve bunların yönetimi ele
geçirebileceklerini belirtti.

70 yıl içinde olma ihtimali: Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 8

KOZMİK IŞIN YAĞMURU

İsrail İbrani Üniversitesi’nden Nir Shaviv, dünyanın patlayan bir
yıldızdan kaynaklanan kozmik ışın yağmuruna tutulduğu takdirde
Buzul Çağı’na girebileceğini söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Düşük

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 4

SÜPER VOLKANLAR

College London Üniversitesi’nden Prof. Bill McGuire, her 50 bin yılda
bir süper volkanların patladığını, böyle bir durumda atmosferin
sülfürik asitle kaplanarak gün ışığının yitirilebileceğini söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Çok Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 7

KARA DELİK YUTAR MI

Harvard Üniversitesi’nden Richard Wilson, kara delikler hakkında
sahip oldukları bilgiler dahilinde Dünya’nın bir kara delik tarafından yutulmayacağını söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Çok çok düşük

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 10

 


 
METEOR ÇARPMASI

NASA’nın Dünyaya Yakın Cisimler Programı Bürosu Müdürü
Donald Yeomans, ciddi büyüklükte bir meteor çarpışmasının
ortalama milyon yılda bir gerçekleştiğini söyledi. Böyle bir çarpışma
sonucu atmosfer devasa büyüklükte toz tabakasıyla kaplanacak ve haftalarca güneş ışığını engelleyecek.

70 yıl içinde olma ihtimali: Orta

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 5

ROBOTLARIN İSTİLASI

Carnegie Mellon Üniversitesi Robotik Enstitüsü’nden Prof. Hans
Moravec, 2050 yılına kadar insanın zihin gücüne sahip akıllı
robotların varolabileceğine inandığını ve bunların yönetimi ele
geçirebileceklerini belirtti.

70 yıl içinde olma ihtimali: Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 8

KOZMİK IŞIN YAĞMURU

İsrail İbrani Üniversitesi’nden Nir Shaviv, dünyanın patlayan bir
yıldızdan kaynaklanan kozmik ışın yağmuruna tutulduğu takdirde
Buzul Çağı’na girebileceğini söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Düşük

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 4

SÜPER VOLKANLAR

College London Üniversitesi’nden Prof. Bill McGuire, her 50 bin yılda
bir süper volkanların patladığını, böyle bir durumda atmosferin
sülfürik asitle kaplanarak gün ışığının yitirilebileceğini söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Çok Yüksek

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 7

KARA DELİK YUTAR MI

Harvard Üniversitesi’nden Richard Wilson, kara delikler hakkında
sahip oldukları bilgiler dahilinde Dünya’nın bir kara delik tarafından yutulmayacağını söyledi.

70 yıl içinde olma ihtimali: Çok çok düşük

İnsanlık üzerindeki tehlike puanı: 10

Berbat bir hastalık: ağaç adam

14 Mart 2008 Cuma | Kategori Sağlık 0
Berbat bir hastalık: ağaç adam
 

Endonezyalı balıkçı Dede, yakalandığı bir hastalığın ardından ‘Ağaç adam’a dönüştü.

Siğillerin zamanla büyümesiyle vücudunda ağaç kökleri gibi uzantılar oluşan Endonezyalı balıkçı, önce işini daha sonra eşini kaybetti.

Kocasının bu halinden şikayetçi olan kadın, iki çoçuğunu da geride bırakarak evi terk etti.

Hastalığının sürekli ilermesi üzerine çaresizlik içinde ölümü bekleyen Dede’ye ABD’den yardım eli uzandı. Amerikalı dermatoloji uzmanı Anthony Gaspari Endonezya’ya gelerek gerekli testleri yaptıktan sonra A vitamini tedavisiyle sorunun çözebileceğini açıkladı.

Hayatında hiç böyle bir hastalıkla karşılaşmadığını dile getiren Gaspari, Dede’nin bir kaç ay içinde eski haline dönebileceği müjdesini verdi.

 
dsadas