Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

www.ŞİİRDE AŞK .com

GÜZEL SLAYTLAR

GÜZEL SLAYTLAR

//

Türk geline etekli damat!

 Tatil için geldiği Antalya‘da tanıştığı Neslihan ile evlenen İskoç damat James, düğüne eteğe benzer geleneksel kıyafeti ‘kilt’ ile katıldı. Düğün salonuna İskoçların geleneksel çalgısı gayda eşliğinde gelen genç çift, şarkılar eşliğinde dans etti.

 

 

 

 

Antalya’da iki yıl önce kafede tanışarak arkadaş olan Neslihan ile İskoç James, farklı biçimde dünya evine girdi. Orfe Atlı Spor Klübü’nde gerçekleştirilen düğüne Neslihan gelinlik ile katılırken, James de alışılmış damatlığın yerine İskoçların geleneksel elbisesini giydi. Kilt olarak adlandırılan etekli elbise giyen James düğünde ilgi odağı oldu

 

 

 

 

İskoçların geleneksek çalgısı gayda eşliğinde yakınlarını selamlayan çift, düğünde ilk danslarını yaptı. Düğüne katılanlar arasında geleneksel İskoç elbisesi giyenlerin olması renkli görüntüler oluşturdu. Farklı bir düğün töreni ile evlendiklerini ifade eden Neslihan Cımrız, "İki yıl önce James ile kafede tanışarak başlayan arkadaşlığımızı evliliğe taşıdık. Daha önce İskoç biriyle evleneceğim aklıma gelmezdi. Çok mutluyum. Eşim İskoç olduğu için onların geleneklerine bağlı olarak düğüne kilt denilen aile isimlerini simgeleyen kıyafetle katıldık" dedi. Neslihan’a olan sevgisini Türkçe olarak "Seni seviyorum" dedikten sonra onu öperek gösteren James, "Çok keyifli vakit geçiriyorum. Neslihan ile evlendiğim için çok mutluyum" ifadelerini kullandı.

teröre hayır

kişi tarafından okundu.
Komutandan zehir zemberek açıklamalar  

Aktütün Karakolu’na yapılan terörist baskının ardından yapılan tartışmalar, askerin patlamasına yol açtı.

Baskının ardından, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelen eleştiriler üzerine, halen Güneydoğu’da görev yapan üst düzey komutandan çok sert tepkiler geldi. “Terörle mücadele sadece askerin görevi mi? Siviller nerede, niye kayıplar?” diye soran komutan, “Ayda 2 milyar maaş alan teğmenin görevi ölmek, diğerininki de onu eleştirmek mi?” dedi.

Emin Pazarcı’nın Mynet okurları için yaptığı röportajın devamını okumak için Tıklayın


#diger .igg:link,#diger .igg:active,#diger .igg:visited{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#446aca;text-decoration:underline}#diger .igg:hover{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#cb1717;text-decoration:underline}#diger .nA:link,#diger .nA:active,#diger .nA:visited{font-family:tahoma;font-size:10px;font-weight:bold;color:#a9a9a9;text-decoration:none}#diger .nA:hover{font-family:tahoma;font-size:10px;font-weight:bold;color:#a9a9a9;text-decoration:none}#diger .nD:link,#diger .nD:active,#diger .nD:visited{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#666;text-decoration:none}#diger .nD:hover{font-family:tahoma;font-size:12px;font-weight:bold;color:#666;text-decoration:none}#diger .i{border-bottom:1px solid #cecece;margin:0 20px 0 20px;padding:0 10px 0 10px;color:#666}#diger .iG{padding:0 10px 0 10px;color:#666}

ÇEK ELLERİNİ YAKAMDAN İSTANBUL!

Çek ellerini yakamdan İstanbul.
Çek ellerini üzerimden!…
Bakma gözlerime mavi mavi!
Üşüdüm…
Duymasın sokakların üşüdüğümü,
yatağımda yatan adamdan başkasının
gözlerine vurgun olduğumu.
Başka gözlerde kaybolduğumu.
Çek İstanbul, çek ellerini üzerimden!…
Ne Hisarın görebilecek duygularımı,
ne Anadolu Kavağın,
ne de akıp giden Boğazın göz yaşlarımı.
Çek elini İstanbul! Çek diyorum sana!…
Simidimin yarısını paylaştığım martılar
söylemeyecek kimselere,
vapurların düdüğü asla haykırmayacak,
duyurmayacak Sultanahmet’in müezzini aşkımı.
Çekeceksin ellerini yakamdan, çekeceksin,
çekeceksin ellerini İstanbul!…
Aşkın poyrazı gezinmeyecek tenimde.
Rüzgarın eteklerimi savurmayacak,
yeşil gözlerinin öpüşlerinde kaybolmayacağım.
Ve saçlarıma takmayacağım Emirgan’ın gülünü.
Dokunma bana İstanbul!
Kimseler bilmeyecek, kimseler işitmeyecek aşkımı…
Güneşin yakmayacak omuz başımı.
Yeni Camiinden havalanmış bir güvercin gölgesi olup,
düşmeyeceksin üzerime.
Altın Boynuz’unun üstünde
bir bulut kadar doluyum İstanbul.
Başka bir adamın koynunda sırtımı dönüp ağlayacağım.
Gözlerimi kaçıracağım kahvaltıyı hazırlarken,
başka bir aşkın değdiği fark edilmesin diye…
Yerebatan’ından küflü bir nefes çekip, öksüreceğim.
Ellerim titreyecek, sigaram yere düşecek.
En karanlığından zindanlara atılacak
yeni doğacak tüm aşklar.
Söz vereceksin,
bir daha hiç böyle bir bahar doğmayacak…
Böyle doğmayacak güneş üstüne.
Söz vereceksin İstanbul,
bir daha göz kırpmayacaksın Piyerloti’den…
Ağlamayacağım İstanbul, ağlamayacağım…
Ayaz çalacak, titreyecek bedenler.
Bir sela işitecek tüm eş dost.
Bu aşkı birlikte Karacaahmet’ e götüreceğiz.
Ne sen anlatacaksın İstanbul, ne de ben!…
Bilsen kaç haykırılmamış aşk yatıyor orada.
Bilsen kaç çiçek filizlendi, hiç sulanmamış toprağında…
                                                                              Leyla AYYILDIZ

Zor Olan

beklemek gitmekten zordur beklenen vefasız ise
özlemek istemekten zordur istenen değmez ise
yakmak yanmaktan zordur kıvılcım bile
yüreğinden gelmeyecekse
şair olmak iş değildir şiir yazmak boşa
şiirlerin bir karanlık yolda kaybolmaktaysa
uzaklar mesafelerden değil vefasızlıktandır
unutulmak koyar insana ayrılık değil aşk sızıdır
günlerce yazarsında kendi kendine
bir vefasız anlayıp bilecek diye
yüreğindekileri dökersin kağıda kaleme
oysa o güzel gitmiştir habersizce
sen hala beklersin umarsın özlesin ki
boşadır can cazım boşa
aşk nasıl anında girerse kanına
öylece çeker gider farkına bile varamazsın
anladığında ise bir damla gözyaşı ola ki aksın
onu da utancından gururundan yada
yüreğinde saklar akıtamazsın
Sen ağlayamazsın ama gökler ağlar
Ankara’da bu günde yağmur var
Damla damla selamım olsun sana ey yar

Yüreğinde Kalsın

Ne zaman ayrılsam buralardan
Hep yüreğimin bir parçası senle sende kalır
Yollar uzadıkça doğudan batıya
Sevdana hayal hayaline sevdam karışır
Hep merak ederim nerelerdesin
Hangi sevda şiirlerinde ismin
Yine hangi şairin başına belasın
Ah onulmaz yaram ah deli sevdamsın
Yaralarını sar da gel kaplanlığın haydi sana kalsın
Güvercinler uçur yüreğinde
Anne kokun üzerinde
Gideceksen bari şiirlerim yüreğinde kalsın
O yürek ki bana sığınak
Zulümlere haksızlıklara başkaldırarak
Gözsüz gördüğüm
Çözemediğim kördüğüm
Deki dönmeyeceğim deki sevmeyeceğim
Deki………………………………………………….
Ben hiç gitmeyeceğim

Yağmur Damlası

anladım

Hatırladın mı
Bu sararmış yaprakları
Kavaklıktan sana getirdim

Bu rüzgarı da tanırsın
Dülük de saçlarını okşamıştı

İncili pınar da içtiğimiz
Aynı damlacıklardan bu yağmur

Hele bu sıcaklığı
Nasıl taşıdım koynumda
Ellerimizden yayılmıştı
İlk buluşmamızda

Ya bu karanlığı bildin mi
Çok geceler sokağınızda
Arkadaşlık etti bana

Bunu da tanırsın
Aşkımızı kazıdığımız
Kırkayaktaki masa
Zerdali ağacının altındaydı

Tanıdın değil mi
Onlar seni tanıyor
En güzel anılarım
Hepsini sana getirdim

Onları
Yıllardır yanımda taşıyorum
Ben çok yoruldum
Sen almazsan
Bende unutacağım

Aydın Güçkıran
Kavaklık….Gaziantep’te mesire yeri,
dülük….Gaziantep’te ormanlık alan
incili pınar… Gaziantep’te eski bir pınar,
Kırkayak kahvehanesi

Eylül Aşiklari..

eylül de gel, eylül de,

eylül sonbahardır,
ben eylül de ağlarım,
dökülen o yapraklar,
benim gözyaşlarımdır..

eylül de gel, eylül de,
eylül aşıkların bayramıdır,
dökülür yapraklar,
üstünde aşıkların adı vardır…

zannetme ki,
dökülen yaprakları,
toplar çöpcüler,
aşk melekleri,
yere düşürmez o yaprakları,
süzülürler semaya,
açılır kapılar,
aşk meleklerine…

sonbahar yapraklarından,
bir kalp vardır,
aşk cennetinde,
hep ordadırlar,
zannetmeyin ölüdürler,
yaşar ruhları,
EYLÜL AŞIKLARI…….
eylül,

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum,
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin ,
Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lâmbaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir aksam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yasamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkartır yasamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köse başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep, sızıyor issiz gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmış tüylerin ürperiyor
Belki körsün, kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

ATİLLA İLHAN

TUT ELLERİMDEN

Sırat’tan incedir sevda köprüsü
Beraber geçelim tut ellerimden.
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
Beraber uçalım tut ellerimden

Gönüldeki birlik kalkandır dışa
Aldırma ayaza, yele, yağışa
Giden ilkbahara, gelecek kışa
Beraber göçelim tut ellerimden.

Birleşmek üzredir şafakla gurûp
Korku beklenilmez kapıda durup
İster zehir olsun, isterse şurup
Beraber içelim tut ellerimden.

Çağır hayallerin en ötesini
Yakından duyarsın aşkın sesini
Sonsuz mutluluğun penceresini
Beraber açalım tut ellerimden.

Hatırla kaybolan hatıraları
Elmastan ışıklı, altundan sarı
Zaman tortusundan işte onları
Beraber seçelim tut ellerimden.

Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
Zamanı zamana etme şikayet
Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
Beraber kaçalım tut ellerimden.
a.karakoç