Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

www.ŞİİRDE AŞK .com

( UYARI MYNET BLOG? )

(SELAM BEN ERKANBULBUL92 MYNETBLOGTA NİYE AZ ŞABLON VAR NİYE ÇABIK VİSEO YAYINLANMIYO  NİYE FLAHSŞ ŞİİRLER EKLENMİYO BUNLARA CEVAP  LÜTFEN )

Zor Olan

beklemek gitmekten zordur beklenen vefasız ise
özlemek istemekten zordur istenen değmez ise
yakmak yanmaktan zordur kıvılcım bile
yüreğinden gelmeyecekse
şair olmak iş değildir şiir yazmak boşa
şiirlerin bir karanlık yolda kaybolmaktaysa
uzaklar mesafelerden değil vefasızlıktandır
unutulmak koyar insana ayrılık değil aşk sızıdır
günlerce yazarsında kendi kendine
bir vefasız anlayıp bilecek diye
yüreğindekileri dökersin kağıda kaleme
oysa o güzel gitmiştir habersizce
sen hala beklersin umarsın özlesin ki
boşadır can cazım boşa
aşk nasıl anında girerse kanına
öylece çeker gider farkına bile varamazsın
anladığında ise bir damla gözyaşı ola ki aksın
onu da utancından gururundan yada
yüreğinde saklar akıtamazsın
Sen ağlayamazsın ama gökler ağlar
Ankara’da bu günde yağmur var
Damla damla selamım olsun sana ey yar

Yüreğinde Kalsın

Ne zaman ayrılsam buralardan
Hep yüreğimin bir parçası senle sende kalır
Yollar uzadıkça doğudan batıya
Sevdana hayal hayaline sevdam karışır
Hep merak ederim nerelerdesin
Hangi sevda şiirlerinde ismin
Yine hangi şairin başına belasın
Ah onulmaz yaram ah deli sevdamsın
Yaralarını sar da gel kaplanlığın haydi sana kalsın
Güvercinler uçur yüreğinde
Anne kokun üzerinde
Gideceksen bari şiirlerim yüreğinde kalsın
O yürek ki bana sığınak
Zulümlere haksızlıklara başkaldırarak
Gözsüz gördüğüm
Çözemediğim kördüğüm
Deki dönmeyeceğim deki sevmeyeceğim
Deki………………………………………………….
Ben hiç gitmeyeceğim

Yağmur Damlası

anladım

Hatırladın mı
Bu sararmış yaprakları
Kavaklıktan sana getirdim

Bu rüzgarı da tanırsın
Dülük de saçlarını okşamıştı

İncili pınar da içtiğimiz
Aynı damlacıklardan bu yağmur

Hele bu sıcaklığı
Nasıl taşıdım koynumda
Ellerimizden yayılmıştı
İlk buluşmamızda

Ya bu karanlığı bildin mi
Çok geceler sokağınızda
Arkadaşlık etti bana

Bunu da tanırsın
Aşkımızı kazıdığımız
Kırkayaktaki masa
Zerdali ağacının altındaydı

Tanıdın değil mi
Onlar seni tanıyor
En güzel anılarım
Hepsini sana getirdim

Onları
Yıllardır yanımda taşıyorum
Ben çok yoruldum
Sen almazsan
Bende unutacağım

Aydın Güçkıran
Kavaklık….Gaziantep’te mesire yeri,
dülük….Gaziantep’te ormanlık alan
incili pınar… Gaziantep’te eski bir pınar,
Kırkayak kahvehanesi

Eylül Aşiklari..

eylül de gel, eylül de,

eylül sonbahardır,
ben eylül de ağlarım,
dökülen o yapraklar,
benim gözyaşlarımdır..

eylül de gel, eylül de,
eylül aşıkların bayramıdır,
dökülür yapraklar,
üstünde aşıkların adı vardır…

zannetme ki,
dökülen yaprakları,
toplar çöpcüler,
aşk melekleri,
yere düşürmez o yaprakları,
süzülürler semaya,
açılır kapılar,
aşk meleklerine…

sonbahar yapraklarından,
bir kalp vardır,
aşk cennetinde,
hep ordadırlar,
zannetmeyin ölüdürler,
yaşar ruhları,
EYLÜL AŞIKLARI…….
eylül,

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum,
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin ,
Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lâmbaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir aksam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yasamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkartır yasamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köse başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep, sızıyor issiz gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmış tüylerin ürperiyor
Belki körsün, kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

ATİLLA İLHAN

TUT ELLERİMDEN

Sırat’tan incedir sevda köprüsü
Beraber geçelim tut ellerimden.
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
Beraber uçalım tut ellerimden

Gönüldeki birlik kalkandır dışa
Aldırma ayaza, yele, yağışa
Giden ilkbahara, gelecek kışa
Beraber göçelim tut ellerimden.

Birleşmek üzredir şafakla gurûp
Korku beklenilmez kapıda durup
İster zehir olsun, isterse şurup
Beraber içelim tut ellerimden.

Çağır hayallerin en ötesini
Yakından duyarsın aşkın sesini
Sonsuz mutluluğun penceresini
Beraber açalım tut ellerimden.

Hatırla kaybolan hatıraları
Elmastan ışıklı, altundan sarı
Zaman tortusundan işte onları
Beraber seçelim tut ellerimden.

Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
Zamanı zamana etme şikayet
Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
Beraber kaçalım tut ellerimden.
a.karakoç

Zayıfım Sanma

Ya Allah,deyince yedi zinciri
Kıracak güçtesin, zayıfım sanma.
Fikir koşusunda çok dingişleri
Yoracak güçtesin, zayıfım sanma.

İlmi azık eyle,sabırı silâh;
Gittiğin Hak yoldur,yardımcın Allah;
Kırk geceden sonra kırk milyon sabah
Görecek güçtesin, zayıfım sanma.

Sevda kelep kelep, kin deste deste;
Eller tetikdedir, kulaklar seste;
En uzak menzile iki nefeste
Varacak güçtesin, zayıfım sanma.

Günahkar ne orman, ne balta, ne sap;
Akıl yor.. müşkülü halletmez âsap;
Mazlumlar adına zalimden hesap
Soracak güçtesin, zayıfım sanma.

Kötülük beklenmez yiğitten, mertten
Milletim sizinle kurtulur dertten;
Haini, zalimi mübarek yurttan
Sürecek güçtesin, zayıfım sanma.

Vaktiken çadır kuraşk diyarına;
Her şeyin sahibi sensin yarına;
Yumruğu TÜRKLÜĞÜN düşmanlarına
Vuracak güçtesin, zayıfım sanma
A.KARAKOC

SEN YÜREĞİME

Sen yüreğimde yaşattığım gülüm,
Sen bedenimi yaşattığın ruhum.
Sen gecelerimi aydınlatan ay ışığım,
Sen dinledigim deniz dalgaların sesi.

Ben sana aşık olan bir deli,
Ben senin için yanan bir ateş.
Ben uğruna ölüçek bir kacık,
Ben yüreginde yaşayan bir fırtına.

Deli dolu günlerinin durmaz haliyim,
Nefes aldıgın dağ esintisiyim.
Ben gecelerinin yağmur sesiyim,
Ben sana tutulan bir deliyim.

Hasret ceken yüreğinin sayibiyim,
Ağlayan güzel göz yaşlarının sayibiyim.
ben senin prensesinim

KİMSENİN GÖRMEDİĞİ YER

Eski zamanda bir hoca, talebelerinden birini, çalışkanlığından, zeka ve anlayışından dolayı diğerlerinden daha çok seviyor ve takdir ediyordu Hocanın bu sevgi ve takdiri diğer öğrenciler tarafından biliniyor ve için için kıskanılıyordu "Hoca neden yalnız bu arkadaşa ilgi ve yakınlık gösteriyor, aramızdaki tek zeki ve çalışkan o mu?" şeklinde laflar ediyorlardı Hoca da onların bu tür düşüncelerinin farkındaydı Hoca efendi bir gün derse gelirken yanında öğrencilerinin sayısınca kuş getirdi Her öğrenciye bunlardan bir tane vererek, "Haydi yavrularım, bu kuşları hiç kimsenin görmediği bir yerde kesin getirin, ama dikkat edin hiç kimse görmesin haa!" dedi Bunun üzerine talebeler sağa sola dağıldılar Bir müddet sonra da kuşları kesip kanlarını akıta akıta dönmeye başladılar Kimileri övünüyordu: "Ben falan yerde kestim, hiç kimse görmedi" gibi Hoca da böyle övünenlere bir "aferin" çekiyordu Biraz sonra bütün öğrenciler kuşları kesmiş olarak döndüler En sonra Hocanın sevdiği öğrenci geldi, üstelik kuşu da kesmemişti Hoca sordu:

- Oğlum, kuşu niçin kesmedin, bak arkadaşlarının hepsi kestiler, yoksa kimsenin göremeyeceği biryer bulamadın mı?

- Evet hocam, insanların göremeyeceği yer ben de bulabilirdim, ama Allah’ın görmeyeceği yer bulamadım O nedenle kuşu kesmeden döndüm

Bu cevap diğer öğrencilerin akıllarını başlarına getirdi Yaptıkları dikkatsizliği anladılar Hepsi biliyordu Allah’ın göremeyeceği yer olmadığını, ama önemli olan onu düşünebilmekti Bundan sonra arkadaşlarının farkını anlayıp hocalarının ona ilgisine hak verdiler