( UYARI MYNET BLOG? )
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
Yağmur Damlası
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
Bu rüzgarı da tanırsın
Dülük de saçlarını okşamıştı
İncili pınar da içtiğimiz
Aynı damlacıklardan bu yağmur
Hele bu sıcaklığı
Nasıl taşıdım koynumda
Ellerimizden yayılmıştı
İlk buluşmamızda
Ya bu karanlığı bildin mi
Çok geceler sokağınızda
Arkadaşlık etti bana
Bunu da tanırsın
Aşkımızı kazıdığımız
Kırkayaktaki masa
Zerdali ağacının altındaydı
Tanıdın değil mi
Onlar seni tanıyor
En güzel anılarım
Hepsini sana getirdim
Onları
Yıllardır yanımda taşıyorum
Ben çok yoruldum
Sen almazsan
Bende unutacağım
Aydın Güçkıran
Kavaklık….Gaziantep’te mesire yeri,
dülük….Gaziantep’te ormanlık alan
incili pınar… Gaziantep’te eski bir pınar,
Kırkayak kahvehanesi
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
eylül sonbahardır,
ben eylül de ağlarım,
dökülen o yapraklar,
benim gözyaşlarımdır..
eylül de gel, eylül de,
eylül aşıkların bayramıdır,
dökülür yapraklar,
üstünde aşıkların adı vardır…
zannetme ki,
dökülen yaprakları,
toplar çöpcüler,
aşk melekleri,
yere düşürmez o yaprakları,
süzülürler semaya,
açılır kapılar,
aşk meleklerine…
sonbahar yapraklarından,
bir kalp vardır,
aşk cennetinde,
hep ordadırlar,
zannetmeyin ölüdürler,
yaşar ruhları,
EYLÜL AŞIKLARI…….
eylül,
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lâmbaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir aksam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yasamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkartır yasamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köse başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep, sızıyor issiz gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmış tüylerin ürperiyor
Belki körsün, kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
Gönüldeki birlik kalkandır dışa
Aldırma ayaza, yele, yağışa
Giden ilkbahara, gelecek kışa
Beraber göçelim tut ellerimden.
Birleşmek üzredir şafakla gurûp
Korku beklenilmez kapıda durup
İster zehir olsun, isterse şurup
Beraber içelim tut ellerimden.
Çağır hayallerin en ötesini
Yakından duyarsın aşkın sesini
Sonsuz mutluluğun penceresini
Beraber açalım tut ellerimden.
Hatırla kaybolan hatıraları
Elmastan ışıklı, altundan sarı
Zaman tortusundan işte onları
Beraber seçelim tut ellerimden.
Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
Zamanı zamana etme şikayet
Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
Beraber kaçalım tut ellerimden.
a.karakoç
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
İlmi azık eyle,sabırı silâh;
Gittiğin Hak yoldur,yardımcın Allah;
Kırk geceden sonra kırk milyon sabah
Görecek güçtesin, zayıfım sanma.
Sevda kelep kelep, kin deste deste;
Eller tetikdedir, kulaklar seste;
En uzak menzile iki nefeste
Varacak güçtesin, zayıfım sanma.
Günahkar ne orman, ne balta, ne sap;
Akıl yor.. müşkülü halletmez âsap;
Mazlumlar adına zalimden hesap
Soracak güçtesin, zayıfım sanma.
Kötülük beklenmez yiğitten, mertten
Milletim sizinle kurtulur dertten;
Haini, zalimi mübarek yurttan
Sürecek güçtesin, zayıfım sanma.
Vaktiken çadır kuraşk diyarına;
Her şeyin sahibi sensin yarına;
Yumruğu TÜRKLÜĞÜN düşmanlarına
Vuracak güçtesin, zayıfım sanma
A.KARAKOC
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
Ben sana aşık olan bir deli,
Ben senin için yanan bir ateş.
Ben uğruna ölüçek bir kacık,
Ben yüreginde yaşayan bir fırtına.
Deli dolu günlerinin durmaz haliyim,
Nefes aldıgın dağ esintisiyim.
Ben gecelerinin yağmur sesiyim,
Ben sana tutulan bir deliyim.
Hasret ceken yüreğinin sayibiyim,
Ağlayan güzel göz yaşlarının sayibiyim.
ben senin prensesinim
12 Ekim 2008 Pazar | Kategori Şiir
Eski zamanda bir hoca, talebelerinden birini, çalışkanlığından, zeka ve anlayışından dolayı diğerlerinden daha çok seviyor ve takdir ediyordu Hocanın bu sevgi ve takdiri diğer öğrenciler tarafından biliniyor ve için için kıskanılıyordu "Hoca neden yalnız bu arkadaşa ilgi ve yakınlık gösteriyor, aramızdaki tek zeki ve çalışkan o mu?" şeklinde laflar ediyorlardı Hoca da onların bu tür düşüncelerinin farkındaydı Hoca efendi bir gün derse gelirken yanında öğrencilerinin sayısınca kuş getirdi Her öğrenciye bunlardan bir tane vererek, "Haydi yavrularım, bu kuşları hiç kimsenin görmediği bir yerde kesin getirin, ama dikkat edin hiç kimse görmesin haa!" dedi Bunun üzerine talebeler sağa sola dağıldılar Bir müddet sonra da kuşları kesip kanlarını akıta akıta dönmeye başladılar Kimileri övünüyordu: "Ben falan yerde kestim, hiç kimse görmedi" gibi Hoca da böyle övünenlere bir "aferin" çekiyordu Biraz sonra bütün öğrenciler kuşları kesmiş olarak döndüler En sonra Hocanın sevdiği öğrenci geldi, üstelik kuşu da kesmemişti Hoca sordu:
- Oğlum, kuşu niçin kesmedin, bak arkadaşlarının hepsi kestiler, yoksa kimsenin göremeyeceği biryer bulamadın mı?
- Evet hocam, insanların göremeyeceği yer ben de bulabilirdim, ama Allah’ın görmeyeceği yer bulamadım O nedenle kuşu kesmeden döndüm
Bu cevap diğer öğrencilerin akıllarını başlarına getirdi Yaptıkları dikkatsizliği anladılar Hepsi biliyordu Allah’ın göremeyeceği yer olmadığını, ama önemli olan onu düşünebilmekti Bundan sonra arkadaşlarının farkını anlayıp hocalarının ona ilgisine hak verdiler