Haziran, 2008 Arşivi

bu yürek

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Şiir 2 Yorum

seni ne çok sevdiĝimi bilirsin
hava kadar, ekmek kadar, su kadar
alışmışım, yaşayamam sensiz
korkarım sensizlikten
yaşamış en büyük korkak kadar

seni ne çok sevdiĝimi bilirsin
ansızın damlayıpta içime
ılık ılık aktın kalbimin derinliĝine
sonra gönlümün sahilini
adımladın martı sesleri eşliĝinde

ne cefalara katlandım uĝruna
kaçkez belaya takıldı ayaklarım
bırakıp duvaĝını açmadıgım sevdiklerimi
onumu kullandım kaçkez senden yana
bir kelebek gibi gelip kondum avuçlarına

acılarımı adadım sana,
mutluluklarımı
sonra gülmemi
ayaklarım yürüdü sana
gözlerim aĝlamaklı
kaçkez kelle koltukta
gelip teslim oldum kollarına

bir bilsen daha neler adarım sana
silik duran çocukluĝumu
kırışık alınlı gençliĝimi
kırk yaşları vuran sesimi
ve gönlümün parçası çocuklarımı
yani gül yüzlü şiirlerimi
herşeyi adarım da sana
bir bu yüreĝi adayamam

bu yürek
gün görmüş çocukların kumbarası
bir yanı canlı naaşların yası
alnı terli işçinin sefertası
mahzun gurbetçinin sılası
bir şafak vakti gecekondusu yıkılan
dünyası dar edilen garibin tapulu villasıdır

seni ne çok sevdiĝimi bilirsin
çarpık aşkların yaşandıĝı bu devirde
sana gerçek bir sevgi verdim
derdimi döktüm,aĝladım senle
el deĝmemiş sırlarımı verdim
paylaştık bir dilim ekmeĝi
mutluluĝumuzu, acılarımızı

sevsemde seni ölesiye
birşey varki sana adayamam
yüreĝimi

bu yürek
namluya gül
yaraya merhem
yangına su olacak
saracak insanlıĝı
saracak kucak kucak

GÜLLER

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Şiir Yorum Yok

Güller, çiçekler ve sen
Evet, sen.
Bahçemde açan bir gül kadar
Yakın
Üzerimde parlayan güneş kadar
Uzak
Mümkün mü sana dokunmak,
Elini tutmak,
Saçlarını sevmek.
Hep bu hayallerle büyüdüm ben
Sanki olacakmış gibi,
Kavuşacaktım sanki sana,
Dokunacaktım,
Görecektim gözlerini derinden.
O kadar güzelsin ki,
O kadar şirinsin ki,
Göremezin sen kendini
Benim gördüğüm gibi.
O gözlerin,
O saçların,
O endamın ve o sen.
O sensin hep hayallerimi süsleyen.
Gözümü kapattım sen,
Hayale daldım sen,
Ve uykudayım yine sen.
Bir rüzgar esiyor yavaştan.
Senin kokunu aldım sanki.
Seni gördüm yağmur damlasında.
Havadaki bulut sana benziyor.
Bir başka bugün gökkuşağı.
Gözlerindeki cıvıltı,
Gözlerindeki renklilik,
Yansıyordu sanki mavi denizlerden.

Temiz bir sayfa açtın sen ömrümde.
Bir şey doldu kalbime,
Elim titriyor,
Nefesim kesiliyor,
Kalmadı dizlerimde derman.
Seni sevdim ben,
İçini sevdim,
Kslbini,
Bana bakan gözlerini sevdim.

Bir hücredeyim,
Yalnız.
Her şeyden mahrumum
Bir pencerem bile yok dışarı bakacak.
Her şeye rağmen seni istiyorum sadece.
Elini tutmak istiyorum
Gözlerine bakmak,
Saçlarını okşamak.
Yanaklarının pembeliğini,
Ellerimde hissetmek istiyorum.
Bir titreme geliyor,
Konuşamıyorum,
Kalbim çarpıyor, her geldiğim vakit yanına
Yüzüm kızarıyor,
Ve sesim titriyor.
Kendi kendimi ele veriyorum galiba
Gerçekten göremiyor musun?
Duyamıyor musun bu patlayan volkanı?
Hissedemiyor musun heyecanımı?

İşte yine o an,
Yanımdasın şu anda,
Bana bakıyorsun,
Ve her şeyden habersiz
Ben bir şeyler karalıyorum defterime
Bilmiyorsun seni anlattığımı
Yine yüzüm kızardı.
Düğümlendi dilim dişlerimle
Gözlerin bana bakıyor
Ama ben bakamıyorum yüzüne
Bir acı var kalbimde
Hançerin ucu daha da saplanmakta içeri.
Kanım hızlanıyor,
Elim titriyor,
Yazamıyorum.
Hala yanımdasın
Bana bakıyorsun
Ve her şeyden habersiz.
Ben ise sadece
Sadece ve sadece
Seni istiyorum.
Elini,
Ban bakan gözlerini,
O pembe yanaklarını,
Ve en önemlisi,
Sevgini istiyorum…

BEN SENİ SEVİYORUM

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Şiir Yorum Yok

Seviyorum diyebilmeli insan, kucak açmalı uçsuz bucaksız gökyüzüne,
Sevdasını sayfalara değil gönlüne yazmalı sevdiğinin,
Yazarken narin olmalı yüreği, inciltmemeli sevdiğinin gönlünü,
Kalem değil hislerini kullanmalı, mürekkep yerine gözyaşlarını kullanmalı sevdasını yazarken
Gece olmamalı, güneş batmamalı bu sevda üzerine, ay gündüzde doğmalı,
Sevdaları sözlere sığdırmamalı, anlatmalı gözleriyle,
Kırmalı gönül zincirlerini, kaldırmalı prangaları
Özgür olmalı bir kuş gibi sevdaları,
Kanatlandığında sevdiğine uçmalı hisleri
Ağlayabilmeli sevdasını yaşarken
Haykırmalı hayata, ben seni seviyorum, ben seni seviyorum

Bilmiyorum garip bir his var içimde
Ya aşık oluyorum yada sevdayı yaşıyorum yeniden,
Korkuyorum ama nedenini bilmiyorum bu korkunun
Sen, sen korkutuyorsun beni,
O kadar iyisin ki, aradadığımın sen olasından korkuyorum.
Gözlerim isyan ediyor yine bana,
Ağlamak, ağlamak benim işim değilmiş dostlara göre,
Ama yaşlar durmuyor, gözümden süzülüyor, gönlümün derinliklerine,
Korkuyorum çünkü, aynı acıları yaşamak ve yaşatmak istemiyorum,
O sevgi dolu dünyana, hüzün salmak istemiyorum,
Dedim ya, o kadar iyisin ki, seni kaybetmek de istemiyorum.
Bilmiyorum, bu duyguların bu hislerin sonu nereye varacak,
Belki, bir otobüs terminalinde son bulacak ,
Beklide, bana bir ömür mutluluk tatdıracak
İşte bütün bunlar için, bütün bunlar için korkuyorum,
Ne olur çok görme bana korkuyu,
Sevdam ağırdır, bir o kadar da yüce
Girdimi sevda yoluna, ya kendimi kaybederim ya seni
Nedense sevdayı yaşamak korkutuyor beni,
Yüce dağlarda değil küçük tepelerde takılıp kalmak,
Ve o tepelerde kaybolmak.
İş te yine, yeniden korkuyorum
Seni kaybetmek istemiyorum
Çünkü, ben seni seviyorum, ben seni seviyorum AYŞEN
24.11.2002

AŞKLAR İÇİNDE

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk Yorum Yok

Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
Avuçlarımda bir yanma
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
Oldu olacak
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
Bir çocuğun gülüşü gibi
Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
Bir sokağın ucunda kaybolup solan
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
Korularda yoğun bir erguvan sisi.

Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
Ağları pembeden hüzne giden
Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
Çil basmış yüzünü bütün
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
Biliyorum atacak
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe
Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi
bakarlar insana
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.

Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
Yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
Senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak
Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar

Ama bak
Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
Hatırlıyorum da öyle.

Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
Kızın ağzında ince bir dal parçası
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan
korkuyorum gene de
Söyle, en son nerde görmüştüm seni
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
Şimdi gene var
Bileklerinde, bileklerinin renginde
Dudaklarında, dudaklarının
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
Acele etme yoksun belki
Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.

Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
Coca-Cola’ya doğrayıp ekmeklerini
İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
Ve onlar
Onlar, diyorum sadece
Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
Bilmeden ne yapacaklarını
Anlayacaklar ne kadar güçsüz
Ne kadar zavallı olduklarını
Vakit öğleyi geçti çoktan.

Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
Baştanbaşa gül rengi
Kimseler görünmüyor içinde
Neden görünmüyor, bilmiyorum
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
Yılların, yüzyılların
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
Utancı bilerek yaşamak korkunç
Daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.

Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök
buğulanacak
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
Neler olabilir birazdan
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Çabuk geçiyor
Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyani
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
Birazdan akşam olacak sevgilim
Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.

SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE -2

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Şiir Yorum Yok

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome´nin Belkıs´ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca´da Emirgan´da
Kandilli´nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

YAT VE UYU

12 Haziran 2008 Perşembe | Kategori : Şiir Yorum Yok

Bu karanlık, bu uzun kış gecelerinde…
Soğuk, buzdan bir perdeyle süslerken camı,
Dolaşırken birçok siyah gölge odamı,
Damarımda kurşunlaşıp donarken kanım;
Yine seni düşünmekle geçer zamanım…
Bu kimsesiz… Bu mahzun kış gecelerinde…

Serpilirken pencereme avuç avuç kar…
İçerimde hicranlardan bir nehir akar…
Karların da lambam gibi rengi sarıdır…
Onlar yırtık bir mektubun parçalarıdır:
Rüzgar, sana yazdığımı geri getirdi…
Pencereden dondurucu bir nefes girdi…

Rüzgar yaptı her çatıda ayrı bir makam…
Yine senin hayalini gördüm bu akşam…
Hançeremden alev gibi çıktı bu çığlık:
-Git istemem! .. Git istemem! .. Çık odamdan çık! ..
Ah! .. Ne dedim? . Hayır gitme.. Hayır gitme… Gel! ..
Ben git dedim, dedim ama sen işitme… Gel! ..

Sensin beni en onulmaz yerimden vuran,
Fakat sensin yine boş ömrü dolduran…
Bu çılgının senden başka muini var mı? ..
Gitme… Beni senden başka kimse anlar mı? ..
Gözlerimi sen ki başka bir ufka açtın…
Nerdesin ya? .. Nerdesin ya? .. Ah neden kaçtın? ..

Yapyalnızım… Etrafımda yok senden bir iz…
Odam sessiz… Dışarda yağan kar sessiz…
Bu geceler dayanılır gibi değil ki…
Ey şimdi bu satırları okuyan bil ki:
Istıraplar yüz katlı kış gecelerinde…

Fakat kızgın yanardağlar çıksa bağrımda,
Senin için ben her derde katlanırım da
Derim ki: ´Bu gecelerin ızdırabiyle,
Ben ağlasam, harap olsam, çıldırsam bile;
Sen ateşli vücudunla ısınan rahat,
Yatağında bir rahibe saffetiyle yat…
Yat ve uyu! .. Bu tatlı kış gecelerinde…´

GÜZELSİN

12 Haziran 2008 Perşembe | Kategori : Şiir 1 Yorum

Görenler kendini beğenmiş sansın,
Sen böyle havalı pozla güzelsin.
Varsın âşıkların bıksın usansın,
Sen böyle cilveyle, nazla güzelsin…

Göz göre gelince aklım şaşıyor,
Yüreğim koşmaktan yorgun düşüyor,
Sığmıyor gönlüme aşkın taşıyor,
Sen benim haddimden fazla güzelsin…

Vadesi yakına eğleme meyil,
Sen sen ol zamanı zengine eğil,
Ben gibi hüzünlü hazanla değil,
Sen, taze baharla yazla güzelsin…

Aşk hevesle başlar, hasret, gurbetle.
Solmasın gençliğin gamla, kasvetle.
Çünkü sen her zaman sen muhabbetle,
Şiirle, şarkıyla, sazla güzelsin…

bana bir şarkı söyle

11 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori : Şiir Yorum Yok

Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle..

BİRGÜN ANLARSIN

11 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori : Şiir 6 Yorum
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar ne yastık.

Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.

Onun unutamadığın hayali,

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.

Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,

Vurursun başını soğuk taş duvarlara.

Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.

Duyarsın,

Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.

Niçin yaratıldığını.

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.

Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.

Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.

Dolar gözlerin, için burkulur.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.

Sevilen gözlerin erişilmezliğini.

O hiç beklenmeyen saat geldi mi?

Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.

Uzanır, gökyüzüne ellerin.

Ama çaresiz,

Ama yorgun,

Ama bitkin.

Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.

Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.

Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;

Beklemeyi, ümit etmeyi.

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.

Lanet edersin yaşadığına…

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.

O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın

DELİ OLMAK İŞTEN DEĞİL

11 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori : Şiir Yorum Yok

Düşüncem var, dağlar kadar
Deli olmak işten değil
Bende kış, alemde bahar
Deli olmak işten değil

İşiten yok, ağla bağır
Tanrı dilsiz, alem sağır
Düşünceler öyle ağır
Deli olmak işten değil

Arzu, o bitmeyen yarış
Kara toprak sona varış
Ömür dediğin bir karış
Deli olmak işten değil

Sonsuzluğa giden gemi
Sürükler de düşüncemi
Vehim sarar her gecemi
Deli olmak işten değil

Karanlık mal oldu bana
Gerçek hayal oldu bana
Dostlar! bir hal oldu bana
Deli olmak işten değil