Kadın Başı…
6 Kasım 2008 Perşembe Yorum yok »
İki kelime… Belirtisiz isim tamlaması…
Yer Konya-İstanbul arasında bir otoyol… İzmite 1 saat mesafedeyiz.
Muavin çay servisi yaparken ben de çok karar vericili sistemlerin davranışlarıyla ilgili yazacağım yazıyı düşünüyorum. Derken bir gürültü koptu…
Küçük bir kız çocuğu, annesi, ve anneannesinin birlikte oturduğu ikili koltuktan bir çığlık duyuldu. Kızın ayağına az önce servis edilen sıcak su dökülmüş.
Herkes ne olup bittiğini anlamaya çalışırken anne soğuk su istedi, muavin servisi hemen bırakıp bir şişede soğuk su getirdi… Koridoru ıslatmamak için çocuğun ayağına bizzat kendisi azar azar döktü.
İnsanlar çocuğun çığlıklarına suskunlukla eşlik ederken, anne ise anneanneyi suçluyordu. ‘Bir ıslak bez alabilir miyiz’ dedi anne. Ardından muavinin elindeki, muhtemelen torpidoyu silmek için kullandığı kirli bezi gördüm, bol pütürlüsünden…
Olay olmadan az önce yüzümü kolonyalı mendille silip ferahlamıştım, önümdeki kullanılmış ve artık kurumuş mendili görünce aklıma geldi alkolün daha hızlı buharlaştığı. Gittim birkaç kolonyalı mendil aldım, çocuğun ayağına koymak için hamle yaptım. Ben çocuğa yaklaştığımda anneanne çocuğun ayağındaki soyulmuş deri parçalarını koparmaya çalışıyor, bunu yaparken, deriyi daha da fazla soyuyordu.
Ben ‘hayır deriyi soymayın, belki yanlış bir etkisi olur’ derken, bir yandan da otobüsteki kalabalıktan ‘bişey olmaz, geçer’ mırıldanmaları duyuyordum.
Konuyla yakından ilgilendiğim için muhtemelen doktor olduğumu düşündüler sanırım, ‘pişik kremi işe yarar mı’ diye sordular bana. Keşke cevabını bilseydim.
Muavin seferin gecikmesi ihtimalinden tedirgin olmuş bir şekilde, istanbuldaki otogarın yakınında sağlık merkezi olduğunu söylüyordu. Dayanamayıp müdahale ettim ve durabileceğimiz en yakın yer neresi diye sordum. İzmit otogarında durabilirmişiz. Kadınlara dönüp izmit otogarında inip en yakın hastaneye gitmek isteyip istemediklerini sordum. Anne kafa salladı, anneanne ise ‘gerek yok’ dedi. Ben telefonumu çıkarıp 112’yi ararken muavin yanıma gelip ‘sakın otobüste olduğumuzu, yolda olduğumuzu söyleme’ dedi. Karşı taraf aramama yanıt verirken ben hala muavinle konuşuyordum. Muavin ısrarla ‘sakın söyleme’ derken ben nedenini anlamaya çalışıyordum.
Otobüsteyiz dersek yolumuzu keserlermiş, bekletirlermiş. Bu sırada telefon kapandı. Ben muavine ‘önceliğimiz çocuğun sağlığı’ demeye çalışırken muavin de ısrarla ‘sakın söyleme’ diyordu. Bir arama geldi, cevapladım. ‘Az önce acil servisi aradınız’ dedi karşıdaki bayan. Ben konuşmaya başladım tedirgin bir şekilde. ‘Bir yanık vakası var’ dedim. Konuştuğum bayan nerede olduğumuzu sorunca izmit otogarında duracağımızı, çocukla birlikte olan iki kadının orada ineceğini, otogarda bir müdahale yapılıp yapılamayacağını sordum.
10 santim yakınımda muavinin gözleri dik dik bana bakarken, telefonda benden detaylar isteyen kadına ‘elimde olmayan nedenlerle cevap veremiyorum’ dedim. Tabii ki muavin bunu duyunca çıldırdı ve telefonu kadınlara vermemi istedi. Anne telefonumu alınca çocuğunun durumunu ağlamaklı anlattı. Sonra telefonu muavin aldı.
20 dakika süren ‘durabilir miyiz, duramaz mıyız’ tartışmasından sonra telefon tekrar bana geçti. Otogara varınca tekrar aramamızı söyleyip telefonu kapattılar. Bu sırada muavin diğer yolcuları benim yaptığımın yanlışlığı konusunda ikna etmeye çalışıyordu.
Yarım saat sonra izmit otogarına geldik. Daha önce iki kadını ve çocukları hastaneye götürebileceğini, hastanenin yolunun üstünde olduğunu söyleyen adam da bir anda otobüsten inip ortadan kayboldu.
Muavin ve diğer yolcuların da ‘kadın başınıza buralarda sefil olursunuz’ telkinleri üzerine kadınların kafası karıştı. Ben onlara otogarda bekleyen taksileri gösterdim, ve yolcuların söylediklerine dayanarak hastanenin çok yakında olduğunu söyledim. Lakin anne ‘biz kadın başımıza gidemeyiz, başımızda erkek yok’ dedi ve anneanne de ‘yürü, yanacağı kadar yandı zaten, istanbulda başımızda erkek var, orada götürürüz hastaneye’ diyerek son noktayı koydu tartışmaya.
İlk yarım saat kendime gelemedim, ve çevremdeki insanların ruh halini, çocuğun durumunun ne kadar ciddi olduğunu düşünüp durdum. ‘Kadın başına’ hastaneye gidemeyecek iki yetişkin kadının korumasında(!) olan, ayağı perişan halde ve en iyi ihtimalle yanık izini uzun yıllar taşıyacak olan zavallı çocuk için yapacak birşey yoktu.
Kadın başı… iki kelime… belirtisiz isim tamlaması…
Yanlarında bir erkek başı olmadığı için hiçbirşey yapamıyorlar. Muktedir bir erkek (bkz: zorunlu ordu hizmeti süresince komutanının isterse annesi ve eşiyle cinsel ilişkiye girebileceği anlamına gelen sözlerini deklare etmesine müteakip komutanının emirlerine hazır olduğunu belirterek genlerindeki ‘Y’ kromozomunu hak ettiği test ve tescil edilmiş kimse; er kişi) yanlarında olmadığı için yanık içindeki çocuklarına yardım edemiyorlar. 2 km ötedeki hastaneye taksi tutup gidemiyorlar, veya otogardaki tuvalete gidip çocuğun ayağını soğuk suya tutamıyorlar.
Kadın başı… iki kelime… toplumun genlerine işlemiş bir isim tamlaması…