Şimdi ne yapacaktım?..
9 Aralık 2007 Pazar | Kategori Edebiyat | Etiketler : edebİyat İhbar Et
Şimdi ne yapacaktım?..
Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir… Senin ülken savaşa girmez, çocukların parçalanmaz şarapnellerle, oğlun balkondan düşmez, kızın bir arabanın altında kalmaz, annen kanser olmayacaktır, baban kalp krizi geçirmeyecek…
Çevrende bu tür felaketlerle karşılaşan insanlar görürsün, haberlerde çaresiz yakarışları, feryatları izlediğin olur; acıyı tahmin edebilirsin belki ama, onlar gibi hissedemezsin… Ya benim başıma gelseydi ile başlarsın cümleye, çok şükür ile bitirirsin… Çünkü, kötü şeyler, başkalarının başına geliyordur…
Oysa er geç karşına çıkacaktır ölüm; ya sevdiğin birine kuracaktır tuzağını, ya sana… Şanslıysan, ucuz kurtulacaksındır… Belki seni es geçecektir ama, toprağa verdiğin her insanda tekrar tekrar yüzleşmen gerekecektir kendi ölümünle… O öldü, benim de sonun aynı olacak diyeceksindir…
Belki bir nefeslik zamanın olacaktır ölümü tanımak için, bir ah bile diyemeden sona erecektir yaşamın, belki gelmeden önce haber verecektir, ağırdan alacaktır işini, bir başkasından duyup da "Allah göstermesin" dediğin bir hastalık kılığında çıkacaktır karşına…
Ölümle ilk kez karşı karşıya geldiğin anda, kendini hiç bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmediğini anlayacaksındır… Gerçek dehşete düşürecektir seni; başlangıçta, bir ölümlü olduğunu yadsımaya çalışsan da, eninde sonunda fark edeceksindir, yeniden başlayabilmen için bir fırsat verdiğini hayatın… Hep kaçmaya çalıştığın ölüm, en büyük yardımcın olacaktır, yaşamına anlam katmak, zamanını iyi değerlendirmek için… Aldığın en büyük ders olacaktır, yok olma tehlikesiyle karşılaşmak, daha önce verilen, ama, o ana kadar fark edemediğin bir ödül olarak karşına dikilecektir yaşamak…
Her şeyin bir nedeni, her eylemin bir bedeli vardır… Yaşıyorsan öleceksindir… Ya yaşamıyorsan?.. Sonun yine aynıdır ne yazık ki… Bazılarının, yaşayanlar öldüğü için, yaşamamayı tercih ettiğini söylerler; eğer yaşamıyorsam, ölüm beni fark etmez dediklerini… Oysa, yaşayan her şeyin değil, nefes alan her şeyin ensesindedir ölüm ve bir gün kesilecektir soluğun…
Evet, çok sık hatırlamak istemesek de hepimiz ölümlüyüz… Yaşa başa bakmaz biliriz ama, en çok genç gidenlere yanarız… Daha yapacağı çok şey olduğunu söyleriz arkalarından, ne yaşadı ki deriz… Belki, gerçekte söylemek istediğimiz; daha çok genç olduğumuzdur, ölmek istemediğimiz, onca planımız vardır henüz gerçekleştiremediğimiz…
Ne de olsa hayat hakkında az çok fikir sahibiyizdir, ölüm hakkında ise hiçbir şey bilmeyiz… Karanlığın habercisidir ölüm, artık ne dinlenecek, ne konuşacağızdır… Bizim dışımızda her şey var olacaktır, bizsiz de devam edecektir hayat…
Belki, inançlı bir insan için daha kolaydır ölümü kabullenmek… İster Tanrı, ister Allah olarak adlandırsın, onu koruyacak ve kollayacak yüce bir varlık vardır… Yaptığı her şeyin bir anlamı olan, herkese kucak açan yüce bir varlık; bizi gözeten, belki ikinci bir yaşamla, belki cennetle ödüllendiren, ama, cehennemle de cezalandıran… Sadece, hayatı kötü amaçları için kullananların korkması gerekir, bizim için bir tehdit oluşturmaz… Bazen merak ederim, ölüm olmasaydı, yine de inanır mıydık?.. Bazı insanlarsa, belki ölesiye korktukları için yaşamaktan, beklemek istemezler son anın gelmesini, kendileri belirlerler bu adaletsiz dünyadan çekilme zamanını… Ölüme karşı bir zafer kazandıklarını sanırlar, ondan önce davranarak; "Seni alt ettim işte!Kararı ben verdim." diyerek, son verirler yaşamlarına…
Buraya kadar okuyacak sabrı gösterenler için söylemeliyim. Hep, biz ya da sen dedim kurduğum cümlelerde… Ya kendin? diye soranlar için belirtmeliyim, evet, ben de ölümlüyüm…
İki haftadır kurtulamadığım bir halsizlik vardı üzerimde… Yatmaktan, beni eve, ilaçlara ve doktorlara bağımlı kılan raporlardan usanmıştım… Hayatın tadı kaçmıştı, ta ki, bir kaç aylık ömrüm kaldığını öğrenene kadar!..
İlk anda bir şey hissedemedim, bir şaka olmalı diye düşündüm, ben bu anı yaşamıyorum… Sadece soğuk almıştım, biraz uzun sürmüştü o kadar… İnsan bu denli saçma bir sebepten ölemez… Sonra, hep genç yaşta öleceğimi düşündüğüm geldi aklıma, belki bilinç altında fazla istemiştim bunu ve nedense bu dileğimin gerçekleşeceği tutmuştu…
Doktor bir şeyler söyleyip durdu, ama, tek kelimesini duymadım… Zaten söyleyeceğini söylemişti, gerisi önemsizdi… Ölüm, biraz ötemde beni almayı bekliyordu… Yine de dışarı çıkana kadar, gerçeği tam olarak idrak edebildiğimi sanmıyorum, papatyalarla dolu çimenlerin üzerinde oturup, güneşin yüzüme dokunan sıcak elini hissedene, ona tutunup ağlayana kadar…
Şimdi ne yapacaktım?..
Gerçeği tam olarak kabullenip, üstünde iyice düşünmeden önce, kimseye bahsetmemeye karar verdim… Raporumu teslim ettim iş yerime, evime döndüm… Anneme, yemeğe gelemeyeceğimi söyledim… İyi bir bahane de buldum, dosya hazırlıyacaktım… Ölüm bazı şeyleri anlamsız kılıyor, işin ve tezin için stresle geçirdiğin anları örneğin…
Bir şeyler atıştırdım önce… Akşamın ilk saatlerinde balkona geçtim. Ve sigara, artık dilediğim kadar içebilecektim… Karşımda, 13 milyon ölümlünün yaşadığı bir şehir, kalbimde hüzün, aklımda bin bir düşünce…
Eğer, öleceğimi öğrenmeseydim şu anda ne yapıyor olurdum diye düşündüm… Herhalde doktorun ilk muayenede söylediklerini; yani, ilaçlarımı düzenli kullanıp, bol su içecek ve dinlenecektim… Artık bir anlam ifade etmiyorlardı…
23 yıl yaşamıştım ve bir 23 yılım daha yoktu önümde, zamanım sınırlıydı… Bir gün önce de uzun yaşayacağım garanti değildi aslında, öyleyse neden bir kaç cümleyle alt üst olmuş, dehşete düşmüştüm?.. Belki de ölümü inkar etmiştim bunca yıl!..
Caddeler araba kaynıyordu… Ellerinde çantalar, torbalar işlerinden dönüyordu insanlar, hava kararıyordu… Bir an camekanı açıp, hepiniz ölüyorsunuz diye bağırmak geldi içimden ama, yapmadım… Bu sadece deli gibi gösterecekti beni, şaşırdım, hala hakkımda ne düşüneceklerini umursadığıma…
Geride bıraktığım 23 yılı düşündüm sonra, çok acı vericiydi… Dolu dolu bir yaşam değildi benimki, boşa geçirdiğim zamanlar olmuştu… Evet, gülüp eğlendiğim, kendimi iyi hissettiğim anlar da vardı ama, yeterli görünmedi gözüme… Çok fazla ayrıntıya kafa yormuştum… Gerektiği kadar ilgilenememiştim sevdiklerimle… Çok az kullanmıştım sevgi sözcüklerini… Doğayı çok sevmeme rağmen, istediğim kadar vakit geçirememiştim onunla!.. Geride hiçbir şey bırakmayacaktım öldüğümde… Bir yalan olacaktım… Bu gerçek, ölümden çok daha fazla dehşete düşürdü beni… Ölmek istemiyordum, o halde yaşamamıştım!..
Hayatın anlamsız olduğunu düşündüğüm zamanlar olmuştu yaşarken, ne kadar kalırsam kalayım bu dünyada, hep kısa geleceğini sanmıştım ziyaretimin… 23 yıl göz açıp kapayana kadar geçmişse, birkaç ay çok daha kısa sürecek demekti… Her zaman, tükettiğim dakikaların, saatlerin değerini de, onları iyi kullanamadığımı da anlamıştım aslında… Bu kez, en iyisini yapmaya çalışacaktım… Mümkün olduğunca az uyuyacaktım örneğin, daha az okuyup, daha çok yazacaktım…
Ya ailem ve dostlarım, onlara nasıl anlatacaktım yakında aralarından ayrılacağımı?.. Hayatta hiçbir şey onlar kadar değerli olmamıştı gözümde, hepsiyle teker teker vedalaşıp, beraber olduğumuz her anda, beni mutlu ettikleri için teşekkür etmeliydim… Yaşadıklarımı anlatmalıydım, sizler de ölüyorsunuz demeliydim… Benim gibi yapın ve son zamanlarınızı iyi geçirin, birbirinizle ilgilenin, bol bol gülümseyin, sizleri sevdiğim gibi sevin hayatı…
Yine, ailemle ve sevdiklerimle zaman geçirecektim, yine yıldızlarla söyleşecek, yağmurda yürüyecektim ve ölene kadar her sabah, güneşin doğuşunu seyredecektim… Yazılarımı bir klasörde toplayacaktım ve yenilerini ekleyecektim her gece, tadına vararak yaşadığım son günlerimi anlatan… Kararlıydım, ölümüme rağmen, mutlu bitecekti hikayem…
Zaman zaman, tıpkı biraz önce yaptığım gibi, son günlerimi ya da son aylarımı yaşadığımı düşünürüm ömrümün… Her seferinde giderek daha anlamlı gelir hayatım ama, hala bir eksiklik hissederim, yeterli değildir… Daha iyi bir hayat yaşamama engel olan bir şeyler vardır… Bedenimden çıkıp, yaşamıma dışarıdan bakmaya çalıştığım anlarda, ben bu değilim dediğim olur, bu, bir başkasının hayatı… Pek çok şeyi tanıdık gelir izlediğim çocuğun, pek çok şeyi yabancı…
Evet, iki haftadır kendimi iyi hissetmiyorum, ilaçlar ve raporlarla tadı kaçtı hayatımın ve doktor, sadece bol su içmemi, dinlenmemi söyledi… Ancak, kötü bir haber de verebilirdi… Asla bilemem, ömrümün son günlerini yaşayıp, yaşamadığımı ya da yarın, sevdiklerimden birini kaybedip kaybetmeyeceğimi… Kimse bilemez…
Ancak, bildiğim bir şey var, ölümü inkar ederek yaşamak, çok tehlikeli!..
Bir düşünün isterseniz, ya bir kaç aylık ömrünüz kaldığını öğrenseydiniz!..

9 Aralık, 2007 Pazar
evet çok acı ama yinede güzel olan biryanı var mutsuz yaşamaktansa mutlu ölmek hep bana güzel geliyor umarım bu sadece bir yazıdır