Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Acılarıma değmemek

9 Ocak 2008 Çarşamba | Kategori Edebiyat | Etiketler : edebiyat İhbar Et
(1 Oy, 5 üzerinden 3 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...

 

 

Acılarıma değmemek

En son, yüreğimde dayanamayacağımı sandığım bir sızı varken, gözlerimden bitmeyecek sandığım yaşlar akarken izlemiştim güneşin doğuşunu… Oysa işe yaramamıştı!.. Umuda kapalıydı pencerelerim, yeni bir gün istemiyordum kendim için; ölüm, ilk kez en iyi dostumdu, bir kurtarıcıydı, hayatsa en büyük düşmanım…

İster bir mağlup ol, ister bir galip, eninde sonunda bitecekti, bu dünyadaki ya saltanatın ya sefaletin… Çektiğin acıların toplamından ibaretti ömrün, mutluluk gerçekleşmesi zor bir rüyaydı… En son, 7 ay önce dökmüştüm sevinç göz yaşlarını… İlhan Mansız altın golü attığında değil, bir kaç dakika sonra, evimin önündeki kavşağa doluşan bayraklarla süslü arabaları gördüğümde de değil, trafik sıkışınca arabalarından fırlayıp, birbirlerine sarılan, halay çeken ve bana el sallayan tanımadığım insanları gördüğümde, süzüldüler yanaklarımdan… Ağlara takılan bir topla, yüreklere ekilen umut tohumları, mutluluk şarkıları söyletiyordu insanlara, onlara eşlik ettim!..

En son, üç gün önce yalnız hissettim kendimi… Yapacak onca şeyimin olduğu bir akşamdı, halledilmesi gereken bir o kadar sorunun… Ardına kadar açıktı bütün pencerelerim, nefes almama yetmedi… Boğazımı sıkan elden hiçbir şey kurtaramadı beni… Suratıma okkalı bir tokat indirecek birini aradı gözlerim, ama, hiç kimse yoktu! Kendime bir tokat atıp, kapı dışarı ettim evimden ve ancak, kendini unuttuğunda dönmesini söyledim…

En son, iki gün önce dolmuştu gözlerim, ansızın çaresizlik sarmıştı dört yanımı… SSK Hastane bahçesinde ilerlerken, nasıl dalmışsam artık, "yavrum!" diye çığlıklar atan bir kadını, ancak, kendini ayaklarımın önüne attığında fark etmiştim… Bir yandan ağlayıp, bir yandan da kadıncağızı zapt etmeye çalışan yakınları çevresini sararken, donup kalmıştım sanki!.. "Yalan deyin, ölmedi deyin!" diye bağırdığında ben benden gitmiştim artık!.. Zorlukla duvara dayanıp, bir annenin canlı canlı yanışını seyrettim… O bahçede bulunan herkes gibi benim de gözlerim doluydu ve çaresizdim!..

Neden sonra, kendimi toparlayıp kapıdan girerken, hastaneye son gelişim olmasını diledim… Buradan her çıkışımda, "Allah kimseyi düşürmesin!" diye ettiğim duaların, her gelişimde gördüğüm biraz daha artan kalabalığıyla işe yaramadığını; ama küçük, ama büyük, herkesin içinde bir dert taşıdığını fark ettim… Bu bezgin kalabalığın, bir parçası da bendim…

En son, bu gece, acının pençesinde kıvranıyordum. Birden, " Beni korkutan tek bir şey var: acılarıma değmemek " diyen Dostoyevski geldi aklıma… Defalarca, ömrümün, çektiğim acıların toplamından ibaret olduğunu düşünmüştüm ve çekip bitirilmesi gereken daha çok acı vardı kuşkusuz… Acılarıma anlam katmayı başarmış mıydım peki?.. Neden, ilk yazımı, yüreğim yangındayken yazmıştım?.. Bunca zaman, yaşamın anlamını sorgularken, aklıma getirmediğim şey, onun beni sorguladığı olmasın sakın?…

Yitirdiğim her insanla, hayatın anlamsızlaştığını düşünürken yanıldığımı fark ettim… Her ölümle, onları yaşatma sorumluluğu yükleniyordu omuzlarıma; onlar olmasaydı; ne bugün yas tutardım arkalarından, ne de var olurdum!..

Acının bir anlamı olmalıydı ki, yaşamak anlam kazansın!.. Her acı bir fırsattı, daha güçlü, daha akıllı, daha insan olabilmek için!..

Yine de, en son, bir kaç dakika önce ölesiye titredim ve en çok, acılarıma değmemek korkuttu beni!!!

Yorum

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız