Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

MUTLU KAL

1 Mart 2008 Cumartesi | Kategori Edebiyat 0

 MUTLU KAL

 Bir gün bir yerlerde farklı hayatlar yaşayacağız… Zaman zaman aklımızdan geçireceğiz isimlerimizi… Belki tebessüm, belki hüzün hislerimiz olacak… Yine de mutlu kal!..

Başka başka sevdalar yaşayacağız kim bilir?.. “Vardı..” larımız arasında kimi zaman kimliksiz, kimi zaman soy adlarımıza kadar kayacak kişiliklerimiz… “Aynen…” kelimesini kullandığımızda belki burulacak içimiz… Yine de mutlu kal!..

Sen ömrünün bir günü de olsa, hatırlayacaksın iftar vakitlerinden birini… Ben ömrümün bir günü de olsa hatırlayacağım, oruç tutamasan da bir parça daha muhabbet için tıka basa mideni doldurduğun, sonra da yatamadığın sancılarını… Yine de mutlu kal!..

Yıllar sonra, çocuklarımızın nostalji adı altında koleksiyonlarında, İlhan Şeşen’in o kaseti yer alacak… Ve dinleyecekler “Neler Oluyor Bize” parçasını… Dinlerken de hissedecekler bizim gibi… Yine de mutlu kal!..

Tut ki bu başlamadan bitişi, farklı insanların ağzından aşk hikayeleri arasında duyacağız, kim bilir?.. Yine de mutlu kal!..

Sen artık kırmızı ruj sürmeyeceksin, ben kırmızıyı sevmeyeceğim; maviyi de… Yine de mutlu kal!..

Ben kettle’a koyduğum kahve suyunu unutmayacağım; sen kahveyi yapıp hatırlatmayacaksın bana… Ya da bu unutkan ve dağınık herifin arkasını  toplamak zorunda kalmayacaksın!.. Yine de mutlu kal!..

”Bu kızın kıymetini bil, 20 sene evvel olsa kaçırmam” deyip balkondan aşağıya kusmayacağım… Sen de herkesin içinde masanın altına girme hissi duymayacaksın… Yine de mutlu kal!..

Sana taktığım lakapları belki duyamayacaksın başka ağızlardan… “Asla” o lakapları bir daha dilime dolamıyacağım!.. Yine de mutlu kal!..

Şu kelimeler klavyemden fırlarken arka planda “Bordertown” Bennie Wallace tarafından daha farklı yorumlanıyor sanki… Sanki “Mission To Mars” filminin fon müziği olup çıkmış… Hayatımın başlangıcı olan bu ikili senden bir hatıra bana… Yaşadıklarım ve yaşayamadıklarımla iç içe…

Emanet değildin bana ama, şimdi emanet ediyorum başka bir yüreğe seni… Kendim gibi dağınık olmadı sana karşı hislerim… Sen, yalnızca sen gibi anılacaksın dilimden dudağıma geçen ifadelerimde… Ve… Ben artık hiç ben olmayacağım sevdalarımda… Yine de mutlu kal… HOŞÇA KAL!!!     

Alıntı 

Acılmamıs Mektuplar

21 Şubat 2008 Perşembe | Kategori Edebiyat 1

 

                                                                                                

                                                                                      Acılmamıs Mektuplar

Dün gece ne kadar da yanında olmak istedim… Seni yıpratan her ne varsa onları her bir köşenden çıkarıp, şeytanın kazanında sonsuza dek kaynatmak istedim… Ama biliyorum ki, asla istediğimde yanında olamayacağım… Ne kadar da korkunç gözüküyor değil mi… Bense bu lanetin tadını çıkarıyorum işte!.. Kar yağan tepelerde, metrelerce beyazlığın altında kardelenlerin varlığını hissederek savuruyorum buzdan saçlarımı… Tipinin nasırdan ellerini senin dokunuşların diye tenime değdiriyorum… Gözlerimi dahi açtırmayan fırtınanın kollarına bırakmam kendimi, senin duru suların için, inan…

Kaybolmuşluğumun keyfini çıkarıyorum… Beni soktuğun kimliklere alışıp, hiç birini reddetmeden, hep yanında olmak için bu kadar çabam!.. Ben bu kadar çırpınırken sularında, seni yoran her ne varsa lanet ediyorum işte… Kopya kağıtlarından yaptığım sevgi anlarını, varlığı oluşmamış hayallerin, kırıştırmasını hazmedemiyorum… Bilmiyorlar ki, senden çok bana zarar veriyorlar… Hayatımı sen yapan, bir kadının anlarından neler çalıyorlar… Geceler boyu kurulan hayalleri nasıl da paramparça ediyorlar…

Gitme sevgili… Gözünle gördüğün her şeyde sahtekarlık, acı, göz yaşı, boğulmuş ihtiraslar var… Benim avuçlarımdaysa, her bir andan toplanmış, kazıyarak kazanılmış, rengarenk demetler var… Bak; bu, dün gece kimseye görünmeden, bulutların derinliklerini yararak çaldığım hilalin parlaklığı… Cebimde kimsenin göremediği yıldızlar saklı… Saçlarımın arasında rüzgarın en tatlı kokusu gizli… Kulağımın arkasında fısıldanmış güzel kelimeler var… Hepsini senin için topluyorum!.. İçimde sen varken benim bunları ihtiyacım yok çünkü… Ne güzel kelimeler istiyorum, ne ay parlaklığı ne de rüzgarın huzuru… Gözlerinden parlak mı sanıyor kendini bulutlara mahkum ay?.. Dudaklardan sen dökülmedikçe ne anlamı var ki söylenenlerin?..

Bir masal böyle yazılır… İşte hayat… Sen bulanıklaştırsan da, göğü, denizi, içimdeki tanrı hepsini siler atar… Anlar anlamlanır… Dokunuşlar hayat verir…      

Sevgililer hep “HOŞÇA KAL” der

18 Ocak 2008 Cuma | Kategori Edebiyat 2

Sevgililer hep “HOŞÇA KAL” der…..

Bir ıslıktır geceyi yırtan,veya bir mumdur karanlığı tek başına çökerten….Terkedilmiş kentlerdir aşıkların buluştuğu yerler..Uzun yollarda sarılmakla başlar bavul taşımaların yoruculuğu..Hiçbir zaman sevgili bavulu taşıyasım gelmiyor,gidene ağlamak beni zaten kemiriyor…

Sevgiliyle çay içmektir aşk, ayrılık saati yollarda dayının yerinde..Söyleyemeden gitmektir sevdiğini sonra geri dönüp geberene kadar ağlamaktır ,sevgilinin ufukta silindiği zaman…Yatağının sana diken gibi battığı anda gelir aklına sevgilin.Taş yataklar sana pamuk gibi gelir yanında o varsa, bin türlü cezaya çarpılırsında her duruşmada infaz edile edile ölürsün, sevgilin arkasını dönüp bakmaz bile..

Aslında sevgililer hep “hoşça kal” der sana..Sevgilinin yürüdüğü yollardaki ağaçlardır senin ruhuna düşen gölgeler…Sen “hoşça kal”ın ardından sevdiğinle kalıp diri diri toprağın dibine kadar gömülürsün olduğun yerde..Aşkın içinden gelir bu çirkinlikler..

Aşk çirkindir senden hep alır çünkü…..Sonu mutlu biten bir aşk olmadı hiçbir zaman olamazda…Ölümlü dünya varken hangi mutluluğun bahsini nasıl yaparsınız bilmiyorum..

Tek gerçek sevgidir yaşabildiğin kadar yaşa yine ulaşamazsın ona..Bir anlık tutkudur adını sevgi koyduğun ama o değildir sevgi !

Sevgilin ölünce onu toprakta da sevmektir aslında…

Mezarcıyı bile ağlatan sevgilinin soğuk,beyaz,mermerden kimliği üzerine düşen gözyaşları değil midir ?

Sevgi fedakarlıktan gelir,güvene gider…Sevginin denizi fırtınalıdır..Sessiz sessiz,ılık ılık gelir seni yutar geçer…Yemyeşil bir renk alır masmavinin üstünde….

Aldatmaktır sevginin borcu…Sana sevgim bu kadar demektir aldatmak aslında…Hoşgörü verense hep kaybeder,dünyaya geldiği anda ki gibi..

Sevgililer hep “hoşça kal” der bana da…

Acılarıma değmemek

9 Ocak 2008 Çarşamba | Kategori Edebiyat 1

 

 

Acılarıma değmemek

En son, yüreğimde dayanamayacağımı sandığım bir sızı varken, gözlerimden bitmeyecek sandığım yaşlar akarken izlemiştim güneşin doğuşunu… Oysa işe yaramamıştı!.. Umuda kapalıydı pencerelerim, yeni bir gün istemiyordum kendim için; ölüm, ilk kez en iyi dostumdu, bir kurtarıcıydı, hayatsa en büyük düşmanım…

İster bir mağlup ol, ister bir galip, eninde sonunda bitecekti, bu dünyadaki ya saltanatın ya sefaletin… Çektiğin acıların toplamından ibaretti ömrün, mutluluk gerçekleşmesi zor bir rüyaydı… En son, 7 ay önce dökmüştüm sevinç göz yaşlarını… İlhan Mansız altın golü attığında değil, bir kaç dakika sonra, evimin önündeki kavşağa doluşan bayraklarla süslü arabaları gördüğümde de değil, trafik sıkışınca arabalarından fırlayıp, birbirlerine sarılan, halay çeken ve bana el sallayan tanımadığım insanları gördüğümde, süzüldüler yanaklarımdan… Ağlara takılan bir topla, yüreklere ekilen umut tohumları, mutluluk şarkıları söyletiyordu insanlara, onlara eşlik ettim!..

En son, üç gün önce yalnız hissettim kendimi… Yapacak onca şeyimin olduğu bir akşamdı, halledilmesi gereken bir o kadar sorunun… Ardına kadar açıktı bütün pencerelerim, nefes almama yetmedi… Boğazımı sıkan elden hiçbir şey kurtaramadı beni… Suratıma okkalı bir tokat indirecek birini aradı gözlerim, ama, hiç kimse yoktu! Kendime bir tokat atıp, kapı dışarı ettim evimden ve ancak, kendini unuttuğunda dönmesini söyledim…

En son, iki gün önce dolmuştu gözlerim, ansızın çaresizlik sarmıştı dört yanımı… SSK Hastane bahçesinde ilerlerken, nasıl dalmışsam artık, "yavrum!" diye çığlıklar atan bir kadını, ancak, kendini ayaklarımın önüne attığında fark etmiştim… Bir yandan ağlayıp, bir yandan da kadıncağızı zapt etmeye çalışan yakınları çevresini sararken, donup kalmıştım sanki!.. "Yalan deyin, ölmedi deyin!" diye bağırdığında ben benden gitmiştim artık!.. Zorlukla duvara dayanıp, bir annenin canlı canlı yanışını seyrettim… O bahçede bulunan herkes gibi benim de gözlerim doluydu ve çaresizdim!..

Neden sonra, kendimi toparlayıp kapıdan girerken, hastaneye son gelişim olmasını diledim… Buradan her çıkışımda, "Allah kimseyi düşürmesin!" diye ettiğim duaların, her gelişimde gördüğüm biraz daha artan kalabalığıyla işe yaramadığını; ama küçük, ama büyük, herkesin içinde bir dert taşıdığını fark ettim… Bu bezgin kalabalığın, bir parçası da bendim…

En son, bu gece, acının pençesinde kıvranıyordum. Birden, " Beni korkutan tek bir şey var: acılarıma değmemek " diyen Dostoyevski geldi aklıma… Defalarca, ömrümün, çektiğim acıların toplamından ibaret olduğunu düşünmüştüm ve çekip bitirilmesi gereken daha çok acı vardı kuşkusuz… Acılarıma anlam katmayı başarmış mıydım peki?.. Neden, ilk yazımı, yüreğim yangındayken yazmıştım?.. Bunca zaman, yaşamın anlamını sorgularken, aklıma getirmediğim şey, onun beni sorguladığı olmasın sakın?…

Yitirdiğim her insanla, hayatın anlamsızlaştığını düşünürken yanıldığımı fark ettim… Her ölümle, onları yaşatma sorumluluğu yükleniyordu omuzlarıma; onlar olmasaydı; ne bugün yas tutardım arkalarından, ne de var olurdum!..

Acının bir anlamı olmalıydı ki, yaşamak anlam kazansın!.. Her acı bir fırsattı, daha güçlü, daha akıllı, daha insan olabilmek için!..

Yine de, en son, bir kaç dakika önce ölesiye titredim ve en çok, acılarıma değmemek korkuttu beni!!!

YAŞA BU HAYATI

3 Ocak 2008 Perşembe | Kategori Edebiyat 1

YAŞA BU HAYATI
Bazen insanlar düsünürler.Hayatın anlami nedir diye…
Bunu zaman zaman ben de düşünüyorum.Hayatın anlamı nedir diye…En azından seni tanıyıncaya kadar düşünüyordum.
Gerçeklerin acı olduğunu ve bu yüzden biberin acı olduğunu anlatan espiriyi hatırladım.Halbuki biliyor musun,bütün biberler tatlıdır. Zira hayat sanıldığı kadar acımasız ve acı degildir.
Sadece hayattaki tadı alabilmeli,kendi istedigin gibi yaşayabilmelisin.
Çevrenin ne diyeceğini umursamadan…Zira sen yasamadıkların ile beraber ölüp gittiginde çevrenin sana bir yardımı olmayacak.
Kendini özgür bırak,ne hissediyorsan onu yap.Çoğu insan gibi,mesela benim gibi.Ne yapman gerekiyorsa onu yapma,bırak duygularını perdelemeyi,bırak ırmaklar gibi coşsun.
Biri sevdiğinin elini tutarken yaşadıklarının yanlış olduğunu düşünüp hayıflanma, bırak o sevgi senin tüm benliğini sarsın.Eğer onun gerçekten aradığın olduğuna inanıyorsan,ona sımsıkı sarıl,onu yaşa,onu bırakma…
Günün birinde belki anlarsın ne kadar sevdiğini,ne kadar sevilebileceğini,ne kadar sevildiğimi,ne kadar sevilebileceğimi,ama iş işten geçmiş,sevgilin,seni seven kadın gitmiş,yitmiş olabilir.İşte o zaman üzülme vaktidir.Yerli yersiz ağlama vaktidir.İşte o zaman çevreye dönüp,şimdi ne yapacağım diye sorma vaktidir.Alacagin cevabı sana söyliyeyim sevgilim.Bilmiyorum diyecekler senin dediğin gibi. Ben biliyorum oysa, oysa sende biliyordun.Hep bildin zaten ama öyle olmadın.
Ama artik sende biliyorsun,biliyorsun ki en azından birkez gerçekten sevildin.Ve yine biliyorsun ki ,bu sevgi bitmeyecek.En azindan ben bitene kadar.
Yaşa…Doğru bildigin insanı bul ve onunla yaşa,ama bu dostunu sakin unutma. Bil ki unutulmayi hiç sevmem. Ve bil ki kurallarım vardır buna uymak zorundadır:
Dostlarım benden önce ölemezler
Dostlarım benden çok üzülemezler
Dostlarım benden çok sevemezler
Ve dostlarımı benden çok kimse sevemez.

Yaşa bu hayatı sevdiğim,limon gibi sömürerek,tüm ekşikligine rağmen tadını alarak yaşa…

Ufka bakalım birlikte

18 Aralık 2007 Salı | Kategori Edebiyat 3

Ufka bakalım birlikte

Yüzün neden bu kadar solgun?.. Ellerin çok soğuk, uzun zamandır sevgiyle dokunulmamış sanki… Simsiyah halkalarla çevrelenmiş gözlerin, kaç gündür özlemini çekiyor deliksiz uykuların?.. Hangi yüklerin altında eziliyor, çökmüş omuzların?.. Neden isteksiz dökülüyor kelimeler dudaklarından?.. Ağır adımlarla arşınlıyorsun sokakları ne kalmaya ne gitmeye gönlün yok gibi… Ne duyuyor, ne seyrediyorsun etrafı; ilgini çekmiyor; ne insanlar, ne de hayat!..

Sen uçurumun kenarında, ben arkanda bekleşiyoruz; yaşadığını hissetmeni… Sen susuyorsun, ben korkuyorum yanlış bir şeyler söylemekten; ya ileri bir adım atmana yol açarsam, ya kaybedersem seni…

Artık, her telefon çalışında, titriyorum iliklerime kadar… Her hoşça kal deyişinde şüpheye düşüyorum kastettiğin elveda mı diye… Yoruluyorum, seni bulup bulup kaybetmekten!.. Seni, bu derece yaşamın dışında bırakan dert nedir, bilmiyorum… Beni, en yakının sanıyor, sevdiklerin; oysa, kendi endişelerimi bile giderecek yanıtlarım yok!..

Hep, gözlerinin içine bak kaderinim derdin, hep kızardın kaçarak kurtulacağını sananlara, bildiğini sanırdım kendinden saklanamayacağını, nasıl anlayamadım karanlığın içine sürüklendiğini… Ben ki, güya ilgilenirim sevdiğim insanlarla, kulaklarımı tıkamam söylediklerine, hissederim çaresizliği… Nasıl bir perde indi gözlerime ki, aramızdaki duvara, her geçen gün bir tuğla daha eklediğini fark edemedim!.. Şimdi, olanca heybetiyle karşımda yükseliyor, ötesine geçemiyorum… Her yolu deniyorum; zıplıyor, yumrukluyor, avazım çıktığı kadar bağırıyorum ama, yardımın gerekiyor… Sense, ne elini uzatmak ne de yardım istemekten yana değilsin!..

Ne yazık ki, sen de benim gibi istemeyi sevmezsin. Tek farkımız, ben, ne istediğimi bilmediğim için sessiz kaldığımı uzun zaman önce anladım… Hani, ne söyleyeceğini, nasıl davranacağını bilmediğin ortamlardan kurtulmak istersin ya bazen, ya da hiç bulunmamayı tercih edersin… İşte sen de, nasıl yaşayacağını bilemediğin şu kısacık hayatını, daha fazla uzatmak istemiyorsun… Biliyorum, senin gözünde değersiz yaşamım… Biliyorum anlamıyorsun, sen itekledikçe yaklaşan insanları, seni sevmek; zamanı ve emeği boşa harcamak demek… Yüreğine, sadece hak edenleri almak gerek!.. Belki, ben de vazgeçmeliyim artık… Arkandan çekilip yanına gelmeliyim… Uçurumun dibine nişanlamalıyım gözümü, karşımdaki harika manzarayı es geçmeliyim… Her zaman yanında olacağımı göstermek için değil, sevdiğimi kanıtlamak için de değil, sana yardım edemediğim gerçeğiyle yaşayamayacağım için!.. Ardından bırakacağın onca yanıtsız soruyla çıldırmamak için!.. Her gece, avuçlarımın arasından kayıp giden bir hayatın, kayalara çarptığını görmemek için!..

Hadi, birlikte atlayalım… Artık yanıtlar istiyorum, suskunluğundan bıktım… Bakalım, benim yaşamım da harcanabilir mi gözünde, beni de beraberinde götürecek kadar yürekli misin, bilmeliyim… Yok eğer, anlamsız bulmuyorsan hayatımı, o zaman işte sana fırsat; yaşamına bir anlam kat! Bana yardım et!..

Yardım et ki bir uçurumun dibinde noktalamayayım yaşamımı… Yine el ele duralım o tepede ve bu kez, ufka bakalım birlikte!..

 

Canım diyorum son kez sana

15 Aralık 2007 Cumartesi | Kategori Aşk 0

 Canım diyorum son kez sana

  Canım, sana Canım diyorum, bir daha hiç demeyeceğim içindir belki. Ayrılmamız neyi değiştirecek, ayrılık yüreğimden silip atabilir mi seni derdin. Kimbilir..?

Bu sana son yazışım. Sözcüklere yüklemeye çalıştığım duygularım, beyaz kağıtların keskin kenarlarıyla nasıl da parçalanıyor böyle. İlk kez yazmak böyle zor, anlatmak bu kadar olanaksız. İçimde çağıldayan herşeyin, sana doğru aktığını duyupta bunu anlatamamak.. Ne acı…

Oysa, seni her düşündüğümde, sesim, zamanın ve mekanın olmadığı görünmeyen ince ipeksi bir yolda ilerleyip kulaklarına akmadı mı.?
Her düşündüğümde seni, yapmam gereken sadece izlemekti. Ruhumun sana akışı, o hızlı ama bir o kadar yavaş, delice ama bir o kadar sakin, coşkuyla ama nasıl huzurlu bir çağlamaydı onların hepsi. Hemen duyardın, büyük kalabalıklarda, iki kişilik yalnızlıklarda, yada gözlerin maviliklere kilitlenmiş.. Duyardın.

Hala duyuyorsun. Şimdi, şuan, seninle konuşurken, ruhunda geziniyorum yine. Baktığın yerden uzaklaşan bakışlarını, o kimselere hissettirmediğin bir anlık dalgınlığı, sadece anın yakaladığı o ince sızıyı.. Kapa gözlerini..

Sen hep duyacak mısın beni, ben hep anlatacak mıyım? Bilmiyorum. Ama, madem ayrılanlar hala sevgili, ayrılanlar hala sevdalı, bu ayrılıkta bitmeli..

Ayrılık.. Ne çok korkardık bu sözcüğe yüklenen anlamdan. Oysa şimdi anlıyorum ki, ayrılığın kendisi değil, ayrılmakmış asıl zor olan. Ayrılmayı başarana kadar yaşanılanlar, o kanatan acıtan korkulu bekleyişler..

O kopuşu yaşamak, artık başka biri değil, sen olan o varlığı olduğu yerden çıkarmaya çalışmak, ağlamak git artık içimden diyebilmek, ama daha derken pişman olup hayır kal ne olur diye yalvarmak.. Ne kadar zordu.. Öyle içimdeydin ki, seni ordan çıkarmak kendimi paramparça etmek demekti.
Ayrılık.. O kanlı zafer.. Şimdi paylaştığımız işte bu. İçimizde o boşluğun büyük acısı yüzümüzde birbirimizin kanı var hala..

Canım, Canım diyorum son kez sana. Bir daha demiyeceğimdendir bu, ve bir daha yazmayacağımdan.

Ayrılık da bitmeli…
 

Ben alışılmış şeyleri sevmem,bilirsin

Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım

Sevmeksen gönlümce sevmeliyim

Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı

Ölmek istediğim anda ölmeliyim!

Elveda…

12 Aralık 2007 Çarşamba | Kategori Aşk 0

Elveda…
 
 Yalnızlıkları kalemlerle yazdım arka arkaya, sevgiler tükenmek bilmedi hayatlarımızda. Hep aşk için varolmak, aşkı tanımak, binlerce defa aşık olmak istedim, her seferinde yalnızlığa itildim. Bu kadar kolay mı aşkı hiçe saymak, üzerine bir çizgi çekip, hiç ağlamadan yokmuş gibi arkanı dönüp gitmek? Yaşanmamış gibi, yanan bir kağıt parçası gibi…

Çoğu zaman ölümle burun buruna gelmemiz, üzüntüden günlerce döktüğümüz göz yaşlarımız, hayatımızdaki her şeyi ona yönlendirmemiz hep aşk için değil miydi?

- Peki aşk neydi? Yaşamımda olmazsa olmaz dediğim şey miydi?
Ne istediğimi, ne düşlediğimi hiç anlayamadım senden sonra, hiç anlatmadım ki kendime …
Kalbim ezilip büzüldü yanındayken ama yinede kollarında huzurumu hep aradım…

Bunun acısını bilmezsin, sanki yokluğundaki her anda kalbimi buruşturup attın. Gözlerime bakışın o kadar boş ve soğuk ki artık resimlerde, beni sevdiğine bile inanmaz oldum … Belkide hiç özlemedin, kalbime kalbini emanet edip aşkıma bırakamadın kendini… Hayatımda öylesine bir yere koymuştum ki seni sevgilim bilemezsin…

- Aşk senin için bir macera, umursanmayacak gözyaşları, boş bir hediye kutusunu açıp sanki istediğin en güzel şeyi görmüş gibi sevinmekmiş…

Gözümü her kapadığımda; buluşmalarımızdan sonra Elveda demeden önce gözlerine son kez baktığımda, hep gördüğüm o bakışlarını görüyorum… Biliyor musun hiç de yabancı değiller bana. Çünkü sen yokken bile hep bana öyle baktın … Seninle birlikteyken de hep öyle baktın bana…

Oysa ki şimdi biraz sevgi damlacıkları istemiştim gözlerinde, çok gördün biliyorum,çekip gittin ulaşamayacağım yerlere beni birbaşıma bırakıpta…
Şimdi ise hayatından çekilme zamanım geldi. Ama ben senin hayatından çekilmiyorum, seni hayatımdan çıkartıyorum…

Elveda…

Şimdi ne yapacaktım?..

9 Aralık 2007 Pazar | Kategori Edebiyat 1

Şimdi ne yapacaktım?..

 Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir… Senin ülken savaşa girmez, çocukların parçalanmaz şarapnellerle, oğlun balkondan düşmez, kızın bir arabanın altında kalmaz, annen kanser olmayacaktır, baban kalp krizi geçirmeyecek…

Çevrende bu tür felaketlerle karşılaşan insanlar görürsün, haberlerde çaresiz yakarışları, feryatları izlediğin olur; acıyı tahmin edebilirsin belki ama, onlar gibi hissedemezsin… Ya benim başıma gelseydi ile başlarsın cümleye, çok şükür ile bitirirsin… Çünkü, kötü şeyler, başkalarının başına geliyordur…

Oysa er geç karşına çıkacaktır ölüm; ya sevdiğin birine kuracaktır tuzağını, ya sana… Şanslıysan, ucuz kurtulacaksındır… Belki seni es geçecektir ama, toprağa verdiğin her insanda tekrar tekrar yüzleşmen gerekecektir kendi ölümünle… O öldü, benim de sonun aynı olacak diyeceksindir…

Belki bir nefeslik zamanın olacaktır ölümü tanımak için, bir ah bile diyemeden sona erecektir yaşamın, belki gelmeden önce haber verecektir, ağırdan alacaktır işini, bir başkasından duyup da "Allah göstermesin" dediğin bir hastalık kılığında çıkacaktır karşına…

Ölümle ilk kez karşı karşıya geldiğin anda, kendini hiç bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmediğini anlayacaksındır… Gerçek dehşete düşürecektir seni; başlangıçta, bir ölümlü olduğunu yadsımaya çalışsan da, eninde sonunda fark edeceksindir, yeniden başlayabilmen için bir fırsat verdiğini hayatın… Hep kaçmaya çalıştığın ölüm, en büyük yardımcın olacaktır, yaşamına anlam katmak, zamanını iyi değerlendirmek için… Aldığın en büyük ders olacaktır, yok olma tehlikesiyle karşılaşmak, daha önce verilen, ama, o ana kadar fark edemediğin bir ödül olarak karşına dikilecektir yaşamak…

Her şeyin bir nedeni, her eylemin bir bedeli vardır… Yaşıyorsan öleceksindir… Ya yaşamıyorsan?.. Sonun yine aynıdır ne yazık ki… Bazılarının, yaşayanlar öldüğü için, yaşamamayı tercih ettiğini söylerler; eğer yaşamıyorsam, ölüm beni fark etmez dediklerini… Oysa, yaşayan her şeyin değil, nefes alan her şeyin ensesindedir ölüm ve bir gün kesilecektir soluğun…

Evet, çok sık hatırlamak istemesek de hepimiz ölümlüyüz… Yaşa başa bakmaz biliriz ama, en çok genç gidenlere yanarız… Daha yapacağı çok şey olduğunu söyleriz arkalarından, ne yaşadı ki deriz… Belki, gerçekte söylemek istediğimiz; daha çok genç olduğumuzdur, ölmek istemediğimiz, onca planımız vardır henüz gerçekleştiremediğimiz…

Ne de olsa hayat hakkında az çok fikir sahibiyizdir, ölüm hakkında ise hiçbir şey bilmeyiz… Karanlığın habercisidir ölüm, artık ne dinlenecek, ne konuşacağızdır… Bizim dışımızda her şey var olacaktır, bizsiz de devam edecektir hayat…

Belki, inançlı bir insan için daha kolaydır ölümü kabullenmek… İster Tanrı, ister Allah olarak adlandırsın, onu koruyacak ve kollayacak yüce bir varlık vardır… Yaptığı her şeyin bir anlamı olan, herkese kucak açan yüce bir varlık; bizi gözeten, belki ikinci bir yaşamla, belki cennetle ödüllendiren, ama, cehennemle de cezalandıran… Sadece, hayatı kötü amaçları için kullananların korkması gerekir, bizim için bir tehdit oluşturmaz… Bazen merak ederim, ölüm olmasaydı, yine de inanır mıydık?.. Bazı insanlarsa, belki ölesiye korktukları için yaşamaktan, beklemek istemezler son anın gelmesini, kendileri belirlerler bu adaletsiz dünyadan çekilme zamanını… Ölüme karşı bir zafer kazandıklarını sanırlar, ondan önce davranarak; "Seni alt ettim işte!Kararı ben verdim." diyerek, son verirler yaşamlarına…

Buraya kadar okuyacak sabrı gösterenler için söylemeliyim. Hep, biz ya da sen dedim kurduğum cümlelerde… Ya kendin? diye soranlar için belirtmeliyim, evet, ben de ölümlüyüm…

İki haftadır kurtulamadığım bir halsizlik vardı üzerimde… Yatmaktan, beni eve, ilaçlara ve doktorlara bağımlı kılan raporlardan usanmıştım… Hayatın tadı kaçmıştı, ta ki, bir kaç aylık ömrüm kaldığını öğrenene kadar!..

İlk anda bir şey hissedemedim, bir şaka olmalı diye düşündüm, ben bu anı yaşamıyorum… Sadece soğuk almıştım, biraz uzun sürmüştü o kadar… İnsan bu denli saçma bir sebepten ölemez… Sonra, hep genç yaşta öleceğimi düşündüğüm geldi aklıma, belki bilinç altında fazla istemiştim bunu ve nedense bu dileğimin gerçekleşeceği tutmuştu…

Doktor bir şeyler söyleyip durdu, ama, tek kelimesini duymadım… Zaten söyleyeceğini söylemişti, gerisi önemsizdi… Ölüm, biraz ötemde beni almayı bekliyordu… Yine de dışarı çıkana kadar, gerçeği tam olarak idrak edebildiğimi sanmıyorum, papatyalarla dolu çimenlerin üzerinde oturup, güneşin yüzüme dokunan sıcak elini hissedene, ona tutunup ağlayana kadar…

Şimdi ne yapacaktım?..

Gerçeği tam olarak kabullenip, üstünde iyice düşünmeden önce, kimseye bahsetmemeye karar verdim… Raporumu teslim ettim iş yerime, evime döndüm… Anneme, yemeğe gelemeyeceğimi söyledim… İyi bir bahane de buldum, dosya hazırlıyacaktım… Ölüm bazı şeyleri anlamsız kılıyor, işin ve tezin için stresle geçirdiğin anları örneğin…

Bir şeyler atıştırdım önce… Akşamın ilk saatlerinde balkona geçtim. Ve sigara, artık dilediğim kadar içebilecektim… Karşımda, 13 milyon ölümlünün yaşadığı bir şehir, kalbimde hüzün, aklımda bin bir düşünce…

Eğer, öleceğimi öğrenmeseydim şu anda ne yapıyor olurdum diye düşündüm… Herhalde doktorun ilk muayenede söylediklerini; yani, ilaçlarımı düzenli kullanıp, bol su içecek ve dinlenecektim… Artık bir anlam ifade etmiyorlardı…

23 yıl yaşamıştım ve bir 23 yılım daha yoktu önümde, zamanım sınırlıydı… Bir gün önce de uzun yaşayacağım garanti değildi aslında, öyleyse neden bir kaç cümleyle alt üst olmuş, dehşete düşmüştüm?.. Belki de ölümü inkar etmiştim bunca yıl!..

Caddeler araba kaynıyordu… Ellerinde çantalar, torbalar işlerinden dönüyordu insanlar, hava kararıyordu… Bir an camekanı açıp, hepiniz ölüyorsunuz diye bağırmak geldi içimden ama, yapmadım… Bu sadece deli gibi gösterecekti beni, şaşırdım, hala hakkımda ne düşüneceklerini umursadığıma…

Geride bıraktığım 23 yılı düşündüm sonra, çok acı vericiydi… Dolu dolu bir yaşam değildi benimki, boşa geçirdiğim zamanlar olmuştu… Evet, gülüp eğlendiğim, kendimi iyi hissettiğim anlar da vardı ama, yeterli görünmedi gözüme… Çok fazla ayrıntıya kafa yormuştum… Gerektiği kadar ilgilenememiştim sevdiklerimle… Çok az kullanmıştım sevgi sözcüklerini… Doğayı çok sevmeme rağmen, istediğim kadar vakit geçirememiştim onunla!.. Geride hiçbir şey bırakmayacaktım öldüğümde… Bir yalan olacaktım… Bu gerçek, ölümden çok daha fazla dehşete düşürdü beni… Ölmek istemiyordum, o halde yaşamamıştım!..

Hayatın anlamsız olduğunu düşündüğüm zamanlar olmuştu yaşarken, ne kadar kalırsam kalayım bu dünyada, hep kısa geleceğini sanmıştım ziyaretimin… 23 yıl göz açıp kapayana kadar geçmişse, birkaç ay çok daha kısa sürecek demekti… Her zaman, tükettiğim dakikaların, saatlerin değerini de, onları iyi kullanamadığımı da anlamıştım aslında… Bu kez, en iyisini yapmaya çalışacaktım… Mümkün olduğunca az uyuyacaktım örneğin, daha az okuyup, daha çok yazacaktım…

Ya ailem ve dostlarım, onlara nasıl anlatacaktım yakında aralarından ayrılacağımı?.. Hayatta hiçbir şey onlar kadar değerli olmamıştı gözümde, hepsiyle teker teker vedalaşıp, beraber olduğumuz her anda, beni mutlu ettikleri için teşekkür etmeliydim… Yaşadıklarımı anlatmalıydım, sizler de ölüyorsunuz demeliydim… Benim gibi yapın ve son zamanlarınızı iyi geçirin, birbirinizle ilgilenin, bol bol gülümseyin, sizleri sevdiğim gibi sevin hayatı…

Yine, ailemle ve sevdiklerimle zaman geçirecektim, yine yıldızlarla söyleşecek, yağmurda yürüyecektim ve ölene kadar her sabah, güneşin doğuşunu seyredecektim… Yazılarımı bir klasörde toplayacaktım ve yenilerini ekleyecektim her gece, tadına vararak yaşadığım son günlerimi anlatan… Kararlıydım, ölümüme rağmen, mutlu bitecekti hikayem…

Zaman zaman, tıpkı biraz önce yaptığım gibi, son günlerimi ya da son aylarımı yaşadığımı düşünürüm ömrümün… Her seferinde giderek daha anlamlı gelir hayatım ama, hala bir eksiklik hissederim, yeterli değildir… Daha iyi bir hayat yaşamama engel olan bir şeyler vardır… Bedenimden çıkıp, yaşamıma dışarıdan bakmaya çalıştığım anlarda, ben bu değilim dediğim olur, bu, bir başkasının hayatı… Pek çok şeyi tanıdık gelir izlediğim çocuğun, pek çok şeyi yabancı…

Evet, iki haftadır kendimi iyi hissetmiyorum, ilaçlar ve raporlarla tadı kaçtı hayatımın ve doktor, sadece bol su içmemi, dinlenmemi söyledi… Ancak, kötü bir haber de verebilirdi… Asla bilemem, ömrümün son günlerini yaşayıp, yaşamadığımı ya da yarın, sevdiklerimden birini kaybedip kaybetmeyeceğimi… Kimse bilemez…

Ancak, bildiğim bir şey var, ölümü inkar ederek yaşamak, çok tehlikeli!..
Bir düşünün isterseniz, ya bir kaç aylık ömrünüz kaldığını öğrenseydiniz!..

 

Gittin sen

5 Aralık 2007 Çarşamba | Kategori Aşk 2

Gittin sen

Gittin sen, tüm gidenler gibi… Tam beni tamamlayacağını düşünürken, yine ben eksik kaldım… Gülümseyişlerim takılı kaldı yüreğimde… Sonu yok, ışığı yok bir yolda ıssız, sessiz kaldı sevdam… Ama sen gittin; tıpkı diğerleri gibi…

Korkup kaçtın belki de bu sevdadan… Küçük bir çocuktu kocaman yüreğiyle seni seven, ama sen sığdıramadın kalbine; taşıyamadın doğru dürüst… Bu kadar çabuk pes edişin de ondandı belki… Başka cümlelerin ardına sığınman, yalan yanlış sevdalara takılman…

Gözlerine baktığım zaman çoğaldığımı hissediyordum… Öyle anlamlıydı ki; hayatın tüm gizemi senin gözlerindeydi sanki… Hersey o "çakır" yeşilin içinde saklıydı… Ama sen aniden kapattın o gözleri; aldın yeşilini benden… Tüm sırlar da o yeşil kutuda kapalı kaldı… İşte ondan sonra başladı herşey… Kalp ağrılarım, baş ağrılarım, gece yarılarında sebebsiz haykırışlarım… Bana bıraktığın ve içimde kalan o "yeşil"di belki de bunlara sebep olan…

"Kötü bir oyun seyrediyorsun, geçecek" diyordum hendime… "Bak geçince hiç birsey kalmayacak, arta kalanlar eksi sonsuzluğa uğurlanacak." diyordum… Ama olmadı… Geçmedi… Herşey artarak daha da çoğaldı… Pişmanlıklar sardı çevremi, "keşkeler" birikti içimde, "acabalar" dolaşıp durdu beynimde… Hepsi benden bağımsızdı… Hiçbir organıma söz geçiremedim… Hep sen çoğalıyordun, hep sen büyüyordun içimde…

Sana dönüşmeye başladığımı anlayayınca da bir direniş başlattım kendime… Artık, hiç konuşmuyorum kalbimle… Kendi haline bıraktım onu… Ne derse desin, ne isterse istesin; hiç aldırmıyorum… Tıpkı derin dondurucundan çıkmış gibi bir kalbim var artık benim… Buz gibi… İçindeki herşey dondu… Sevgiler, sıcak gülümseyişler, arzular, istekler… Belki bir gün üzerindeki buzlardan sıyrılıp "artık ben de varım" diyerek yeniden ortaya çıkar ve bana döner; kimbilir…

Ama o güne kadar, buz gibi "yeşil"in arkasından bakacağım dünyaya. Senin bana verdiğin o "acı yeşil"i yaşayacağım… Kolay değil çünkü, kalbimde dallanıp budaklanan o "yeşil"i bir anda kökünden sökmek… O yüzden zamana bırakıyorum herşeyi. Bakmadığın bir çiçek nasıl soluyorsa, o "yeşil" de bir gün elbet solup, sararacak… Hayatımda ilk kez sana açtığım kalbim de bundan böyle sadece bahara açacak; sadece bahara…

dsadas