Ölüm Bile Ayıramamış …
28 Aralık, 2007 Cuma 3 Yorum »
geride bıraktığın kırık umutlar
yanık hatıralar kül olmuş sevdalar olsa da
yaşanmış ve yaşanması gereken şeyler olarak kıl herşeyi…
mıhladım ben artık kendimi
git desende kıpırdayamam yerimden bir adım olsun…
öyle yapıştım ki hayata inadına…… sana ona hayata İnadına….
bu yolda her şey mübah ya Yaşamak için yani…
ne desen nafile… vazgeçiremezsin beni…
git deme…
eşyalarım odanın dört bir tarafında….
engeller gitmeme…
yalnızlık mı çöktü üstüne karamsarlık mı dolaşıyor etrafta.. Boşversene… yak bi mum ve seyret o minik alevini mucizelere inan…
benim mum alevim büyüdü büyüdü büyüdü
kocaman bir yangın oldu sardı dört bir yanı…
yakıyor değdiği her yanı ama acıtmıyor
bozmuyor kül etmiyor…
anlamsız cümlelerim arasında şunu dikkate al ki..: gitme … kaçış sadece gitmek kurtulma değil hiç bir şeyden… peşindedir çünkü herşey herkes firar edersen…
umut kapılarımı açtım sonuna kadar
yolcu bekliyorum…
evet fakiriz belki verecek sadece sevgimiz var
ama herkese yetecek ve herkesi içine alacak kadar
büyük kalbimiz var…
belki doğru yere gotürmez seni bu kapı
istediğin yere açılmaz…
ama asla seni yarı yolda bırakmaz…
görüyorsun ya herkes senin için çabalıyor burda
düşün ki hayatta olmanın bir sebebi var
hiç olmadı bi yer işgal ediyorsun dünyada…
kal burda…
‘); aLE(id,rc);
//–>
Şişirip yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne fırtınalar, ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir, İşte son bu…
İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin içine bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o dudaklardan bilirsin. Yinede umudun yeşildir, İşte hayal bu…
Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur bitmesin dersin. Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o yüzüne bakıp sadece gülümser, İşte acı bu…
Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi gülemez, onun gibi dokunamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin. Kahredip başını eğersin önüne. İşte hüzün bu…
Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir uykuya hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir hayali. Atarsın gecenin kollarına kendini, İşte huzur bu…
Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm gibi gelir insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana. Geri dönerse diye ölemezsin bile, İşte sabır bu…
Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik. Yüreğin eskisi gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O başkalarıyla, mutlu bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin. İste aşk bu…
Boşver, hep aynı masaL. “Hayat ve Ben” işte hepsi bu kadar…
‘); aLE(id,rc);
//–>
Ba$imi dizine koysam ve öylece kalsam… sicakligini hissetsem tam $uramda, sol yanimda… sonrada ellerini saclarimin arasinda… Dokunsan…sicakligini hissetsem tenimde, gözlerimi kapasam ve bu rüyadan hic uyanmasam… hep seninle olan, sana simsiki sarildigim rüyam..
Benim bütün rüyalarim seninle dolu…sana olan sevgimle…
Gözlerim gözlerinde asili kalsa ve ben o deniz gözlerinde kendimi kaybetsem..A$kin aki$ina kapilip yalnizca seninle olan bir dünyada mutlulugun doruklarina ula$sam..
Sen!.. Sen benim tek umudum! Sen mutluluk i$igim…seninle yeniden dogdum ben, seninle kendimi buldum, mutlulugu buldum!
Anladimki sen A$K’sin… sen SEVDIGIM’sin… sen HER$EYIM’sin… sen HAYATIM’sin… Sen DÜ$ÜNCELERIM’sin…
Sen seni dü$ündügüm 1 saatin her dakikasi, 1 dakikanin bütün saniyeleri’sin
Sen… SEN BENIM YA$AM KAYNAGIMSIN
Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım
Sensizliğin köşe başındayım
Avuçlarımda kırık dökük pişmanlıklar
Avuntusuz çıkmazlara doğru yürüyorum
Bütün umutsuzluğuma inat
Yine seni arıyorum…
Dudaklarımda bildiğin o ıslık
Sokak lambalarına sığınıyorum
Hafiften bir yağmur ağlıyor benimle
Bir deli rüzğar saçlarımda
Yalnızlıktan üşüyorum
Bulamayacağımı bile bile
Yine seni arıyorum…
Anlatacak nelerim var bir bilsen
Içimde ihtilaller kopmuş
Kendimi sürgüne verdim
Mutluluğum çoktan iflas etmiş
İtiraza hakkım yok biliyorum
Beni savunmak sana düştü
Seni arıyorum…
Yarım kalmış şiirlerim gibisin
Yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda
Öylesine eksiğim sensiz
Öylesine sahipsiz.
İşte bütün umutlara havlu attım gidiyorum
İçinde geç kalmışlığın çaresizliği
Çocuklar gibi ağlıyorum
Ve gel gör ki her damla gözyaşımda
Yine seni arıyorum…
‘); aLE(id,rc);
//–>
Sadece ben uyanmalıyım yaz gecelerininin sabahında..
Ben uyuyakalmalıyım tatlı anılarını dinlerken.
Delice vuruldugun gözlerin icin nefes almayım sadece
Rüzgarda dagılan saclarını sadece ben düzeltmeliyim..
Ben bilmeliyim dudaklarındaki ıslak öpücükleri atesini
Ve sadece ben silmeliyim gözbebeklerindeki gözyaslarını..
Ve sadece ben sevmeliyim seni delicesine..
Senin sevmenin bedeli Cehennemde sunulsa bana..
Ben sadece senin için ölmeliyim..
‘); aLE(id,rc);
//–>
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir…
Beynimi uyuşturuyor özlemin…
Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl
içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
sürekli bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü…
Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak,
bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken…
Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken…
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler,
geceler boyu nöbet tuttuk başında… O şen kahkahalarına
yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek…
"Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak,
doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde…
Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi,
"O gitmeli… Ve kendine yeni bir hayat çizmeli…"
Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana…
Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek…
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek
ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek…
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın
mutluluğa" demek sana ne zor…
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
sesin, kokun hala beynimdeyken…
Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek…
Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın
arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı,
yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı,
onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor…
Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla
uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek…
Yokluğunu beklemek, ne zor…
Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde
üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp,
terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak
sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak
ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden…
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe
dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde,
terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak,
yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek
ve "Dön bebeğim" demek istiyorum:
"Geri dön… Kulüben seni bekliyor…"
Can Dündar