POSTA’dan…

Yıllarca öyle öğretildi bize;
Devlet babaydı.
Döverdi de severdi de
Ona hesap sorulmazdı
O bizim için değil biz onun için vardık.
*
İşkenceler de bu kafayla yapıldı
Faili meçhuller de
Gözaltında kaybolanlar da…
*
Devlet ulaşılmazdı
Avrupalının tek tuşla ulaştığı devlet babaya Türkiye’de 5 saat kuyrukta bekledikten sonra ancak ulaşılabilirdi.
Devlet dokunulmazdı…
Yanlış yapmazdı.
Dedim ya o babaydı
Vurduğu yerde gül biterdi.
Bir neslin günahsız bedenleri gül bahçeleriyle doldu.
Oysa başka diyarlarda devlet vatandaşını korumak için vardı.
Bizde vatandaşı korumak hiçbir zaman öncelik olmadı. 
Çünkü önce devleti korunmalıydı.
Gerekirse vatandaştan bile…
O yüzden gazeteci öldürmenin cezası, devleti eleştirmenin cezasından daha az oldu. 
O yüzden devlet babaya “yanlış yaptın” demek Taksim meydanında masum insanları öldürmekten daha az ağır cezalandırılması gerektiren bir durum oldu. 
*
Dünyanın devleti vatandaşından koruma mantığıyla yapılmış tek anayasası da bize nasip olmuştu.
*
Gün geldi
Deprem oldu; 7 nokta 6 büyüklüğünde…
Taş üstünde taş kalmadı.
Önce devlet babanın binaları çöktü.
Bizi korur-kollar diye düşündüğümüz devlet baba 2 gün ortalıklarda görünmedi.
Sonra çıktı ve kucakladı bizi…
Yine o bildik yöntemle!
Depremin bedelini telefon faturalarımıza vergi olarak yansıttı…
Sonra adı değişti. Ama o bedel alnımızın yazısı gibi hiç değişmedi. Aradan 10 yıl geçmesine rağmen her aybaşı ödenir oldu.
*
Biz devlet babayı hiç unutmadık.
Ama o bizi nadiren hatırlar oldu.
Ve dün bir tokat gibi çarptı suratımıza…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devlet babayla ağır konuştu:
“Sen evladını psikopat bir kocadan bile koruyamayan bir babasın”

candas@posta.com.tr