Nereden başlasak….!

‘Toprak Kokusu’ köşemde çevre  yazılarımın birincisinin başına oturdum yazmaya başlıyorum. Nerden başlıyayım? da  takılıp kaldım. Gerçekten nereden başlasam?.Çevre sorunları yaşadığımız  gezegenin her yanında s.o.s veriyor.  Hava kirliliğinden atıklara, küresel ısınmadan su sorununa genetiği değiştirilmiş organizmalardan (gdo), organik tarıma, katkı maddeli yiyeceklerden, teknolojik ürünleri oradan   kansere kadar geniş bir yelpazede çevre-sağlık sorunları ile  iç içe yaşıyoruz.

Kıssadan bir iki örnekle bu ‘iç içe’ olma durumuna açıklık getirelim.  Cep telefonunuz çaldı.  Cevap vermek için tuşa bastığınızda ya da arama yaparken beyin hücreleri olumsuz etkileniyor.  Cep telefonuyla sık ve uzun  konuşan hele hele kulaklıkda kullanmayan biriyseniz potansiyel kanser hastası olma riskiniz yüksek. Çocuk kullanıcılar ise tam hedefte. (Ben söylemiyorum tabii son araştırmalardan alıntı..)

Ya da çok sevdiğiniz ve yakından ilgilendiğiniz   bebeğinizi  talk pudrası kullanıp, vucudunu kokulu yağlarla ovalıyorsunuz. Farkında olmadan katkılı yiyeceklerle besliyorsunuz. Büyüdükçe  onu fast food’dan uzak tutamıyorsunuz. ‘Bir taneniz,canınız ’ önlem almadığınız takdirde  kanser, erken ergenlik ya da obeziteyle  burun buruna gelmesi işten bile değil (ileri sürdüklerim  benim fikrim değil. Onkoloji hastanelerinde onkologlar, çocuk kliniklerinde  çocuk endokrinilogları  sizi aydınlatabilir.)

Nerden başlasam? derken çevre ve sağlık gelmiş önüme. Bilinçaltım harekete geçmiş anlaşılan. Çünkü önce kendimize lazımız. ‘Ayakta kalalım ki’ başka sorunlarla mücadeleye gücümüz yetsin.

Susuzluk kapıya dayanınca kovaları onuncu kata nasıl çıkaracağız.!

Su, su , su..Üstünde yaşadığımız gezegenin ve yaşadığımız ülkenin en büyük çevre ve ekoloji sorunu. Önce bilgi sahibi olalım;

-2025 yılında dünya nüfusunun 2/3’ü su kıtlığı ile karşı karşıya kalacak
-Bugün dünyanın yüzde 30’u su kıtlığı çekiyor.
-Türkiye su zengini bir ülke değil. 2030 yılında 80 milyon olacağımızı varsayarsak kişi başına tüketimimiz 1000 metrekübün altına düşücek.
-Türkiye’de su  kaynaklarının yüzde 75’i tarım için, yüzde 10’u endüstriyel, yüzde 15’i evsel kullanıma sunuluyor
(Kaynak:Yeşiliz Dergisi-Tema Vakfı Yayın Organı)
Sorun önemli  ‘peki’ de  Türkiye su sorununu çözmek için ne yapıyor? Enerji, Bayındırlık , Tarım ve Çevre Bakanlıkları Üniversitelerin ilgili bölümleri, valiler, belediye başkanlarının içerisinde yer aldığı bir kriz yönetimi var mı? Yok. Acil eylem planı var mı? Bildiğim kadarıyla  o da yok. E ne var?Su azaldıkça yada sorun ortaya çıktıkça gündeme getirilen palyatif tedbirler, müteahhitlik hizmetleri  var. Örnek mi. istiyorsunuz. Sıra sıra…  
-..İzmir, Van, Kars’da su bitti. Son çare kuyular  açıldı.  Kuyu suları şebeke suyuna basıldı. Vatandaşlar bu suları kullandı. Çoluk çocuk çeşmelerden kana kana içti. Sonra Sağlık Bakanlığı kuyu sularındaki arsenik miktarının kabul edilebilir sınırın çok üstünde olduğunu açıkladı.  
-…Ankara’nın suyu bitti; ‘Kızılırmak’ suyu Ankara’ya doğru yola çıkarıldı. Su geldi. Suyun kalitesiyle ilgili tartışmalar sürüyor
 -…İstanbul’un suyu hızla azalıyor; ‘ Trakya-Istranca  dereleri ne güne duruyor. Melen Çayı boşa akıyor’ gibi içi boş anti bilimsel  değerlendirmeler ve müteahhitlik anlayışıyla önce Istranca dereleri barajlara toplandı. Kesmedi. Melen Çayı borularla Ömerli oradan Terkos’a basıldı. Suyun kalitesi meçhul. Öte yanda  Melen’de tarlaları tuzlu su bastı.
Trakya Istranca sularının başına gelenleri ve de gelecekleri daha etraflı ele almak istiyorum.  Çünkü  Çevre Orman Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve İSKİ  gözlerini  Istranca’nın son dere’sine dikmiş durumda . İğneada Rezve Deresi borularla İstanbul seferine hazırlanıyor.  Bugüne kadar bölgedeki 7 su toplama girişimi fiyaskoyla sonuçlandı. Bölgenin ekolojik ve sosyolojik dengesi bozuldu. Daha neler neler ..! Bir sonraki ‘Toprak Kokusu’nda bu meseleyi masaya yatıracağız. 

‘hoşça kalın,  sağlıkla kalın’  

Can San
can.san1@mynet.com