|
16 Temmuz 2008 Çarşamba
Git / Cemal Süreya
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar
Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.
Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
|
|
16 Temmuz 2008 Çarşamba
|
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? |
| |
|
Victor Hugo
|
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
| |
| Salomeye |
| . |
Oyle bir hayat yasadim ki,
Cenneti de gordum, cehennemi de
Oyle bir ask yasadim ki
Tutkuyu da gordum, pes etmeyi de
Bazilari seyrederken hayati en onden
Kendime bir sahne buldum oynadim
Oyle bir rol vermisler ki
Okudum okudum anlamadim
Kendi kendime konustum bazen evimde
Hem kizdim hem guldum halime
Sonra dedim ki ‘ soz ver kendine ‘
Denizleri seviyorsan, dalgalari da seveceksin
Sevilmek istiyorsan, once sevmeyi bileceksin
Ucmayi seviyorsan, dusmeyi de bileceksin
Korkarak yasiyorsan, yalnizca hayati seyredersin
Oyle bir hayat yasadim ki, son yolculuklari erken tanidim
Oyle cok degerliymis ki zaman
Hep acele etmem bundan,
Anladim… |
| . |
| Nietzsche |
| . |
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
| |
| Her Sey Sende Gizli |
| . |
Yerin seni çektigi kadar agirsin,
Kanatlarin çirpindigi kadar hafif..
Kalbinin attigi kadar canlisin,
Gözlerinin uzagi gördügü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kasin gözün,
Karsindakinin gördügüdür rengin..
Yasadiklarini kâr sayma:
Yasadigin kadar yakinsin sonuna; ne kadar yasarsan yasa,
Sevdigin kadardir ömrün..
Gülebildigin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin
Sakin bitti sanma her seyi,
Sevdigin kadar sevileceksin.
Günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
Ve karsindakine deger verdigin kadar insansin.
Bir gün yalan söyleyeceksen eger;
Birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.
Ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin.
Unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin,
Günesin seni isittigi kadar sicak.
Kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
Ve güçlü hissettigin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..
Iste budur hayat!
Iste budur yasamak,
Bunu hatirladigin kadar yasarsin
Bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
Ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandigi kadar güzeldir,
Kuslar ötebildigi kadar sevimli,
Bebek agladigi kadar bebektir.
Ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin,
bunu da ögren,
SEVDIGIN KADAR SEVILIRSIN… |
| . |
| Can Yücel |
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
NAZIM HİKMET
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
Adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alırarabaya…. adam arka tarafa biner…..şöför…- eee hemşerim kimsin nereye gidersin…der….yolcu- ben Azrailim..canını almaya geldim der……şöför alaycı bir tavırla- sen mi Azrailsin der..yaw senin gibi Azrail olurmu hiç der….yolcu sakin bir tavırla sen daha önce Azrail gördünmüde tarif ediyorsunder…ve ekler yolcu….- inanmadın bana öylemi der….şöför- inanmadım tabii der……yolcu- o zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın der…..gerçekten de adamın dediği gibi şöför 200 metre ilerde bir yolcudahaalır..ama yolcu ön tarafa oturur…olaylar bundan sonra daha da>enteresanlaşır…..şöför yanındakine…- ee sen klimsin nereye gidersin der….öndeki- abi ben merkezde biryerde indirirsen çok sevinirim adımfelanca der……şöför- yaw şu arkadaki adam bana Azrailim diyo görüyonmu şu herifihem iyilik ediyoz hemde dalga geçiyor zibidi der….öndeki arkaya bakar ama kimse yoktur….öndeki- abi arkada kimse yokki…..şöför hışımla arkaya bakar ve- körmüsün be adam arkada oturuyorya der…..öndeki arkaya bir daha bakar ve- abi senin kafan iyimi yoksa dalga mı geçiyorsun der…bu seferarkadaki söze girer….- gördünmü der öndeki beni ne duyabilir nede görebilir derşöföre. şöför bir anda dizlerinin bağı çözülür bet beniz atar….arkadakişöföre…- hadi der arabayı kenara çek 2 rekat namaz kıl canını alacamder….. şöför ağlamaklı çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve inerarabadan…..sonra….sonra ne olmuş biliyormusunuz?????adamlar arabayı aldığı gibi kaçmışlar…:))
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
.ExternalClass .EC_hmmessage P
{padding:0px;}
.ExternalClass EC_body.hmmessage
{font-size:10pt;font-family:Tahoma;}
.ExternalClass .EC_hmmessage P
{padding:0px;}
.ExternalClass EC_body.hmmessage
{font-size:10pt;font-family:Tahoma;}
Tuz Kokuyor !!!
Artık tuz yemeyin yedirmeyin! Nedenine gelince aşağıdaki yazıyı okuyun. Neden yememeniz gerektiğini anlayacaksınız.
TUZ GÖLÜ
Aşağıdaki bilgiler maalesef doğru…
Sonra; Türkiye neden kanserden kırılıyor..’ diye soruyoruz..!?
Tuz Golü, Van Gölü’nden sonra ülkemizdeki ikinci büyük golüdür… Uzunluğu 80 km olan Tuz Gölü’nün genişliği 48 kilometreyi bulur… Geniş bir alanı kapsamasına karşılık çok sığ bir göldür… Dünyanın en tuzlu gollerinden biridir… Litresinde 329 gram gibi çok yüksek oranda tuz ihtiva etmektedir… Gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde etmek amacıyla kıyılarında çok sayıda tuzla kurulmuştur… Bu tuzlalardan elde edilen tuz Türkiye’nin gereksinimi olan tuzun büyük
bölümünü karşılamaktadır…
Türkiye’nin oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile bu sığ bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür… Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan Gölün tabanında, kalınlığı yer yer 30 cm.’yi bulan mevsimlik bir tuz katmanı oluşmaktadır… Tuz Gölü’nün en derin yeri sadece 2 m.’dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece santimetrelerle ölçülebilmektedir.
Göle dökülen en önemli akarsular? Peçeneközu deresi’ ile Melendiz çayı’dır. Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor. Coğrafya bilgilerine girmemiş aci gerçek ise şudur:
Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya’ nın şehir kanalizasyonudur… Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü’ne akıtılmaktadır…
Bir milyonu gecen şehir nüfusunun sanayi artıklarını da taşıyan şehir kanalizasyonu bizlere iyotlu ya da iyotsuz tuz olarak geri dönmektedir…
Bu faciaya dur demek ve tuzun kokmasına fırsat vermemek için her sorumlu vatandaşın üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği inancı ile bu mesajı ulaşabileceğimiz her kişiye gönderelim ve ilgilileri göreve davet edelim… Yoksa hepimizin yemeğinde Konya’lıların katkısı olmaya devam edecek.’
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
Dünya nüfusunu, mevcut halklarin nispetlerini muhafaza ederek, 100 kisilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy söyle olacakti:
57 Asyali:
21 Avrupali, 
14 Amerikali (Kuzey,Orta,Güney) 
ve 8 Afrikali 
Bunlarin 52’si kadin ,
48′i erkek olacakti 
30 beyaz ,
70 beyaz( + + )olmayan,
30 Hiristiyan,
70 Hiristiyan olmayan,
89 heteroseksüel ,
11 homoseksüel 
6 kisi bütün servetin % 59′una sahip olacakti ve bunlarin hepsi ABD kökenli olacakti.
20 kisi iyi evlerde yasayacakti, 
30 kisi okuma-yazma bilecekti, 
1′i ölmek üzere ,
1′i de dogmak üzere olacakti.
1 kisi bilgisayar sahibi, 
1 kisi de (evet, sadece 1 kisi) üniversite mezunu olacakti. 
Simdi sunlari göz önünde bulundurun:
Bir harp tehlikesi ile,
iskence görmek ihtimali ile,
aç kalma korkusu ile karsi karsiya degilseniz,
500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan ,
iskence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsaniz 3 milyar kisiden daha iyi bir sansa sahipsiniz.
Buzdolabinizda yiyeceginiz ,
üzerinizde elbiseniz ve
basinizi sokup uyuyabileceginiz bir eviniz varsa,
dünyadaki insanlarin % 75′inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdaninizda para varsa,
dünyanin en imtiyazli % 8′i arasindasiniz.
Anneniz , babaniz sağ ise, siz bu dünyada nâdir kisilerden birisiniz.
Birisi sizi düsündü ve bunu gönderdi,
çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kisiden biri degilsiniz.
Paraya ihtiyacin yokmus gibi çalis .
Kimse seni üzememis gibi sev .
Kimse seni seyretmiyormus gibi danset .
Kimse seni dinlemiyormus gibi sarki söyle .
Bu mesaji dostlarina gönder . 
Göndermezsen hiçbir sey olmaz.
Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser…… 
Veya……
sen gene her zaman yaptigin gibi nereye oldugunu bilmeden,
kan ter içinde kosmaya ve hayattan sikayet etmeye devam et !!!
|
|
|
5 Temmuz 2008 Cumartesi
İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasindaydilar.
Adamlardan birinin her ogleden sonra 1 saatligine oturmasina izin veriliyordu, cigerlerindeki suyun suzulmesi icin.
Bu hastanin yatagi odadaki tek pencerenin tam yanindaydi.
Diger hasta ise hep sirtustu yatmak zorundaydi.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konusur, eslerini, ailelerini, evlerini,islerini, askerlik anilarini,
tatilde gittikleri yerleri anlatirlardi birbirlerine.
Pencerenin yanindaki hasta, her ogleden sonra oturmasina izin verdikleri saati diger hastaya pencereden
gorebildiklerini anlatarak geciriyordu.
Diger hasta hep bir sonraki gunu iple cekmeye basladi, disaridaki renkli ve hareketli dunyayi dinlemek icin.
Pencere, icinde cok guzel bir göl olan parka bakiyordu.
Ördekler ve kugular gölde yuzerken çocuklar model bot’larini suda yuzduruyorlardi.
Genc asiklar, gokkusaginin tum renklerindeki ciceklerin arasinda kol kola dolasiyorlardi.Ulu agaclar etrafi susluyor,
uzaktan sehrin silueti gorunebiliyordu.
Pencere kenarindaki ad am bunlari muhtesem bir detayla anlatirken,
odanin diger ucunda yatan adam gozlerini kapar ve bu muhtesem manzarayi hayalinde canlandirirdi.
Sicak bir ogleden sonra, pencerenin yanindaki adam gecmekte olan bir senlik alayini tarif etti.
Diger adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandirabiliyordu, pencere kenarindaki adamin tasviriyle.
Gunler ve haftalar gecti.
Bir sabah banyo yaptirmak icin su getiren g unduzcu hemsire pencere kenarinda yatan hastanin cansiz bedeniniyle karsilasti:
uykusunda, huzur icinde ölmüştü.
getirir getirmez,diger hasta pencerenin kenarindaki yataga tasinmasinin mumkun olup olamayacagini sordu.
Hemsire Memnuniyetle istegini yerine getirdi, hastanin rahat oldugundan emin Olduktan sonra onu yalniz birakti.
Yavasca, duydugu aciya aldirmadan, bir dirsegine yaslanarak disaridaki dunyaya bakmak uzere yatagindan dogruldu adam.
Sonunda, disariyi kendi gozleriyle gorme zevkini yasayabilecekti.
Pencereden disari bakabilmek icin yavasca donmeye zorladi kendisini.
Pencere, bos bir duvara bakiyordu.
Adam hemsireye, vefat eden oda arkadasinin pencerenin disinda gorunen Harika seylerden
bahsetmesine sebep olan seyin ne olabilecegini sordu.
Hemsirenin cevabi, olen adamin kor oldugu ve pencerenin onundeki duvari gormedigiydi.
‘Sanirim seni cesaretlendirmek istedi’ dedi.
|
|
|