Mayıs 7th, 2008 Arşivi

Küresel ısınma, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır.

Dünya’nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2) °C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir [1].

Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğutarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.

Bunun yanısıra yeni bir teori daha ortaya atılmıştır. Buna göre; 1960′lı yıllarda başlayan "Gamma Işıması Patlamaları" küresel ısınmaya neden oluyor olabilir. Bu patlama ışımaları çok yüksek enerji ve radyasyon yayarak sadece dünyamızı değil, güneş’i, güneş sistemimizi ve yakın uzayımızı etkilemektedir. Fosil yakıt kaynaklı teoriye göre bu teori daha fazla soruya cevap verebilir niteliktedir. Fosil yakıt kaynaklı teori sadece dünya’da ki ısınmayı açıklamaya yöneliktir ve güneş sisteminde ki ısınmayı açıklayabilmek noktasında yetersiz kalmaktadır. Oysa ki "gamma ışıması patlamaları"nı temel alan teori daha geniş zamanda soruları cevaplayabilmektedir. Gamma ışıması patlamalarının etkisiyle daha da ısınmakta olan dünya iç çekirdeği de atmosfere salınmakta olan "iç çekirdek kaynaklı gazları"n çıkışını arttırmaktadır.

Su buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla küresel ısınma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran bir etken olarak işlev görür.

Bugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmadan başat rolün atmosferde karbondioksit oranının artmasına bağlanmaktadır. Her ne kadar atmosferdeki karbondioksit,

  • yeşil bitkilerin fotosentez olayında,
  • karbondioksitin litosfer yüzeyinde suda çözünmesiyle,

atmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin üzerinde karbondioksit salınımı, gezegen üzerinde sera etkisi yaratmaktadır.

Su buharı dışındaki sera gazları dolayısıyla gezegen yüzeyindeki ortalama ısının artması, buharlaşmanın artmasına yol açacaktır. Bu ise atmosferde daha fazla su buharı, yani bulut oluşmasına yol açar. Bulutlar, güneşten gelen radyasyonun bir bölümünü dış uzaya yansıtırken bir bölümünü soğurarak ısınırlar, bir bölümünü de yeryüzüne geçirirler. Litosfer ve hidrosfere ulaşan bu radyasyonun da bir bölümü soğurularak ısınmaya yol açarken bir bölümü dış uzaya yansır. Dış uzaya yansıyan radyasyon yeniden bulut kütlesi ile karşılaştığında, aynı olaylar yaşanır, yansıtılır, soğurulur, dış uzaya kaçar.

Bu mekanizma, su buharı dışındaki sera gazlarının atmosferde artması sonucu bulutların sera etkisini artırmakta, küresel ısınmaya yeni bir katkıya yol açmaktadır.

Yorum yok

Tren, dünyada ilk kez 1800′lü yılların başında, İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır. Tren, Richard Trevithick adında bir mühendis ile İngiltere’nin Pennydarran bölgesinde bir maden sahibinin iddialaşmaları yüzünden doğmuştur. Trenrnrnilk motorlu uçak olarak:rn1903 - Wright Kardeşler benzin motorlu uçakları ile Kitty Hawk’ta (North Carolina) ilk uçuşu geçekleştirdi: uçuş mesafesi 37 m, uçuş süresi 12 saniye. İnsanlar çok eskiden beri havacılığa ilgi duymuşlar, uçmayı amaçla­mışlardır. İlk uçak yapım çalışmalarını Roger Bacon başlattı. Sonra Leonardo da Vinci bugünkü uçağın ilkel biçimini hazırladı. Clement Ader 1890 yılında buharla çalışan ilk hava aracını yaptı. Wright kardeşlerin 1913 yılında yaptıkları uçakla uçmalarından sonra; uçaklar savaşta kullanılmaya başlandı.Tarihte ilk uçak saldırısı 1911 yılında Trablusgarb’ta İtalyanlar tarafından Türklere karşı yapıldı. Bu savaşta uçaklardan biri, askerlerimizin ateş etmesi sonucu düşürüldü.

Yorum yok

Televizyonun mucidi John Baird adındaki bir ingilizdir.1924’te tarihin ilk televizyon patenti alınır, “Televisor”. Oldukça ilkel koşullarda üretilen ve eski bir çay kutusunun üzerine monte edilen Televisor’ün motoru, ev yapımı bir Nipkow diskten oluşmaktadır - disk tekeri olarak şapka kutusundan kesilen yuvarlak karton, lambayı yerleştirmek için bir bisküvi kutusu, mil yerine bir dikiş iğnesi bu motor için ideal malzemelerdir.

2 Yorum

 Arkadaşlar, kedileri diğer hayvanlardan ayıran temel özellikler nelerdir, hiç düşündünüz mü? Bu yazımda buna değinmek istedim nedense.
Hayvan: Kedi
Alem (kingdom): Hayvanlar Alemi (Animalia)
Phylum: Omurgalı (Chordata)
Sınıf (class): Memeli (Mammalia)
Sıra (order): Etçil (Carnivora)
Aile (family): Felidae

Doğada 35 çeşit vahşi kedi türü vardır. Bunlardan 7 tanesi, yani aslan, kaplan, jaguar, çita  ve 3 farklı leopar, "büyük kediler" denilen gruptadır. Geri kalan 28 çeşitse "küçük kediler"i kapsar. Bizim minnoşlar, yani Felis sylvestris catus yaklaşık 4000 yıl önce Afrika vahşi kedisinin Mısırlılar tarafından çoook uzun bir süreçte evcilleştirilmesi sonucu ortaya çıkmışlar; bilmiyorum, bence iyi de çıkmışlar yani evcil kediler şu an bütün kıtalarda bulunurlar. Vahşi kedilerse Antartika, Avustralya ve Madagasgar hariç dünyanın her yerinde bulunabilirler.

 

Kedilerin uzun, kaslı, esnek vücutları ve yuvarlak kafaları vardır. Kuyruk boyu değişik uzunluklardadır. Bacaklar da aynı şekilde uzun ya da kısa olabilir. Kedilerin ön ayaklarında 5, arka ayaklarındaysa 4 tane parmakları vardır. Her parmakta tırnak bulunur. Kediler istedikleri zaman pençelerindeki tırnakları çıkarabilir, istediklerinde de geri çekebilirler. Patilerindeki yumuşak bölgeler hariç (hani yürüdüklerinde iz bırakan yerler), kedinin tüm ayakları tüyle kaplıdır. Bu, kedinin sessiz bir şekilde avlanabilmesini sağlar.
Kedilerin koku, duyma ve görme duyuları oldukça keskindir. Ayrıca ayaklarındaki, ağız kenarlarındaki ve gözlerinin üstündeki bıyıklar, kedilerin hareket etmesine ve geceleri avlanabilmesine yardımcı olur.

Boyutlar dışında ‘küçük kedi’ ve ‘büyük kedi’ türleri arasındaki en büyük fark, çıkardıkları seslerdir. Büyük kediler boğaz, dil ve ağızlarındaki farklı yapılardan dolayı kükreyebilirler ama purr’layamazlar (hani kediler mutlu olduklarında karınlarından bir yerlerden bir ses çıkarırlar ya, işte ona purr deniyor). Buna 2 istisna ‘Clouded Leopar’ ve ‘Snow Leopar’ denilen 2 büyük kedi türüdür; bu kediler kükreyemezler, ama küçük kediler gibi purr’larlar.

 

Kediler etçil hayvanlardır; yani köpekler ya da ineklerin aksine, kedilerin temel besin maddesi et olmalıdır (Köpekler bizler gibi omnivore yani hem etçil hem de otçuldurlar. İneklerse otçul hayvanlardır). Etçil olmasının altında yatan şey, kedinin sağlıklı yaşayabilmesi için gerekli bazı besin maddelerinin sadece ette bulunması ve kedilerin bu gerekli maddeleri bitkilerden karşılayamamaları ya da kendi vücutlarında üretememeleridir. Etçil olmalarından dolayı kedilerin güçlü çene yapıları ve ağızlarında 30 keskin dişleri vardır. 

3 Yorum