Bir elektrik jeneratörü mekanik enerjiyi elektrik enerjisinedönüştüren bir cihazdır. Buradaki işlem elektrik ve manyetizmaarasındaki ilişkiye dayanır. Bir manyetik alan içinde bir tel yadaelektrik ileten herhangi bir iletken hareket ettiği zaman teldeelektrik akımı oluşur. Elektrik kullanım endüstrisinde kullanılan büyükjeneratörler, durgun bir iletkene sahiptir. Dönen bir şaftın ucunaeklenmiş olan bir mıknatıs, durgun bir iletken halka içineyerleştirilir. Halka uzun bir tel ile sarılmıştır. Mıknatıs döndüğüzaman, telin her bir kesiminde küçük bir elektik akımı üretilir. Telinher kesimi küçük ayrı bir iletkenden oluşur. Her bir bölümdeki küçükakımların toplamı önemli derecede büyük bir akım oluşturur. Elektrikgücü için kullanılan akım işte bu akımdır.
Elektrik üretmek için türbünler nasıl kullanılır?

Elektrik kullanan bir güç istasyonu, ya bir türbün, motor ve sutekeri yada bir elektrik jeneratörünü çalıştıracak diğer benzermakinaları yada mekanik yada kimyasal enerjiyi elektrik enerjisinedönüştürmek için, bir aleti kullanır. Buhar türbünleri, içten yanmalımotorlar, benzin kullanan motorlar, su türbünleri ve rüzgar türbünleri,elektrik üretmek için en yaygın metotlardır. Dünyadaki elektriküretimin çoğunda buhar türbünleri kullanılmaktadır.

Bir türbün hareketli bir sıvının (sıvı yada gaz) kinetik enerjisinimekanik enerjiye dönüştürmek için kullanılır. Buhar türbünleri şaftüstüne monte edilmiş jeneratörle bağlantılı şaftı döndürmek içinbuharın zorladığı bir seri kanatlara sahiptir. Fosil yakıtlı bir buhartürbününde, bir fırın içinde yanan yakıt bir kaynatıcı içindeki suyuısıtmak ve buhar haline getirmek için kullanılır.

Büyük fırınlarda suyu ısıtıp buhar üretmek için kömür, petrol yadadoğal gaz kullanılır. Ülkelerin çoğunda elektrik üretmek için şimdiyekadar en büyük ve tek enerji kaynağı olarak kömür kullanılmıştır. Buharelde etmek için yakıt olarak doğal gaz, yada sıvı yakıt kullananfırınlardan da büyük miktarlarda elektrik üretilmeye devam etmektedir.Su buharı üretimini gerçekleştirme de nükleer fission diye bilinen birişlem vasıtasıyla nükleer yakıtlardan da yararlanılmaktadır. Birnükleer güç santralında, bir reaktör, esas olarak zenginleştirilmişuranyumdan oluşan bir nükleer yakıt çekirdeğine sahiptir. Uranyumatomlarına nötronlar çarptığı zaman, uranyum atom çekirdeği bölünür(fission), ısı ve daha fazla nötron açığa çıkar. Kontrollü şartlaraltında açığa çıkan nötronlar uranyum yakıtındaki diğer uranyumatomlarına çarpar. İşlem böylece devam eder. Açığa çıkan ısıylazincirleme bir reaksiyon sağlanarak sürekli parçalanmagerçekleştirilir. Isı, suyu buhara dönüştürmek ve buhar, elektriküreten bir türbünü döndürmek için kullanılır. Nükleer güce sahipülkelerde 2001 yılında tüm ülkelerdeki elektriğin %21 i nükleer güçtenüretilmiştir.

Bir jeneratöre bağlı bir türbünü döndürmek için düşen su kullanmakda bir yöntemdir. Elektrik üreten hidro- elektrik sistemlerinin ikitemel tipi vardır. Birincisinde akan su bir barajda biriktirilir,Borular vasıtasıyla su yüksekten düşürülerek elektrik üretecekjeneratörü çalıştırmak için türbün kanatları üstüne bir basınçuygulanır. İkinci sistemde, elektrik üretmek için türbün kanatlarınabasınç uygulayan düşen su değil doğrudan ırmak akımının gücüdür.
Diğer üretim kaynakları

Jeotermal güç, yeraltındaki suyun ısınmış bir halde yeryüzüneçıkmasıdır. Bu sıcak su, bazı alanlarda buhar türbün santrallerindekullanılan buharı üretmekte kullanılır. Dünyada jeotermal güçtenelektrik üretiminde yararlanılması halen elektrik üretiminin ancak %5 ikadardır.

Solar güç, güneş enerjisinden türetilir. Ancak, güneş enerjisi tümgün boyunca yoktur ve oldukça dağınık durumdadır. Bu sebeple elektriküretiminde kullanılması tarihsel olarak fosil yakıtlardan pahalıdır.Fotovoltaik çevrim, bir fotovoltaik güneş pilinde güneş ışığındandirekt olarak elektrik üretir. Solar-termal elektrik jeneratörleri,türbünleri çalıştıracak buhar üretiminde direk güneş radyasyonunukullanır. Solar bazda elektrik üretimi son yıllarda fotovoltaiklerinkullanılmasıyla artmaya devam etmektedir.

Rüzgar gücü, rüzgar hızının sağlamış olduğu enerjinin elektriğedönüştürülmesidir. Rüzgar gücü hızla büyüyen bir elektrik kaynağıdır.Bir rüzgar türbünü, tip olarak bir rüzgar miline benzemektedir.

Biyomas, odun, kentsel atıklar, tarımsal artıklar, mısır sapları vebuğday samanları,.., gibi kaynakları içine alır. Bunlar elektriküretimi için diğer enerji kaynaklarının bazılarıdır. Bu kaynaklarkaynatıcılarda kullanılan fosil yakıtların yerine kullanılır. Odun yadaatıkların yanmasıyla oluşan buhar, alışılmış buharlı elektriksantrallerinde kullanılır.

Yorum yok

Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilip,düzeneğe bir lamba yerleştirilirse,üretecin negatif (-) kutbundan çıkan elektronlar pozitif   (+) kutba giderler. Kurulan bu düzeneğe bir elektrik devresi denir.
 
Elektrik Devresinin Elemanları

Üreteç : Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller,devredeki üreteçlerdir.
Anahtar : Devreye akım vermeye  ve akımı kesmeye yarar.
Lamba : Elektrik akımı sonucundan bize ısı ve ışık veren ampullerdir.

   Yapılan elektrik devresinde ampuller ve de piller seri bir şekilde bağlanmıştır.Seri bağlı devrelerde akımın gidebileceği sadece bir yol vardır.Bu akım üretecin kutupları arasındaki elektron akışı ile meydana gelir.

DEVRE, ELEKTRİK
   Bir elektrik donanımını oluşturan bağlantılar ve bileşenleri topluca belirten terim.  Elektrik devresi elektrik akımına (elektrik yüklü akışına) yol sağlamak için biri birine bağlanmış bileşenlerden oluşur. Elektrik çoğu kez ışık, ses ya da ısı gibi farklı bir enerji türü üretmekte kullanılır. 
DEVRENİN BÖLÜMLERİ

   Elektrik devrelerinin çoğunda dört ana bölüm vardır; (1) kimyasal pil, üreteç ya da güneş pili gibi bir elektrik enerjisi kaynağı; (2) lamba, motor  ya da hoparlör gibi bir yük (yada çıktı aygıtı); (3) elektrik enerjisi kaynaktan yüke taşımak için bakır yada alüminyum tel gibi iletkenler ;(4) enerjinin yüke akışını denetlemek için röle,anahtar ya da termostat gibi denetim aygıtı.
                              A                                                                       B

                     11/2 V pil                                                      +
                   
                                                              3 V ampul           -
                     11/2 V pil

   

Basit bir elektrik devresi,elektriksel bileşenlerin çizimlerini kapsayan resimsel bir şekille (A) ya da elektrikçilerin belirli bileşenleri tanımlamakta kullandıkları bağlantılı standart simgelerden oluşan bir çizimle (B) gösterilebilir.

         Gerek DA (yönü değişmeyen doğru akım),gerek AA (yönü periyodik olarak terselen dalgalı akım yada alternatif akım) olabilen kaynak, devreye bir elektromotor kuvvet (emk) uygular. Bu  emk ,volt(V) olarak ölçülür ve basınca benzer; belli bir devreden geçecek  (amper olarak ölçülen ) akım miktarını belirler. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kullanılan normal voltajlar genellikle, 50 - 60 hertz frekansta 110 ya da 220 V’ dur.
   Devreler,seri,paralel,seri-paralel ve karmaşık olarak dört genel tipe ayrılabilir. Bunların tümü DA, ya da AA bir kaynaktan beslenebilir.

                   2A                     4 V               2A
                +             -   

        +                                2W                         +         
12V                    3W      6V         
        -                                  1 W                          - 
                                     -               + 
            2A                                                        2A
                                         2V 
Yılbaşı ağacı ampulleri gibi seri bağlanmış bir doğru akım devresinde, bütün dirençler ya da ışıklar (ampuller) ardışık olarak bağlanır .Her ışıkta oluşan voltaj düşmesi, elektrik akışına gösterdiği dirence bağlıdır. Aynı akım bütün ışıklardan geçtiği için, ışıklardan biri sönerse, öbür ışıklara akım geçişi kesilir

DOĞRU AKIM DEVRELERİ
Seri devre: Seri devrede akımın gidebileceği yalnızca bir yol vardır;akım kaynağın bir ucundan çıkar,yükten (çıktıdan) geçerek kaynağın öbür ucuna döner. Metal iletkenli bir devrede bu akım kaynağın negatif kutbundan pozitif kutbuna doğru çok yavaş elektron akışından oluşur. Bazı yarı iletkenli aygıtlarda örneğin transistörlerde ve yarı iletken diotlarda artı yüklerde karşıt yönde hareket eder. Bu “geleneksel” diye adlandırılan ve artıda eksiye doğru aktığı varsayılan akımla çakışır.
   En basit doğru akım devrelerinden biri olan el feneri seri devreye örnek verilebilir. Böyle bir anlatmak için devre bileşenlerinin fiziksel görünüşlerini benzer çizimlerin yer aldığı resimsel bir şekil kullanılabilir. Elektrikçilerin ve teknisyenlerin yeğledikleri bir yöntemde bağlantılı simgelerden oluşan bir çizim kullanmaktır;böyle bir çizimde, her simge, bir elektriksel bileşeni temsil eder.
   El fenerinde elektrik kaynağı, her birinin emk’sı 1,5 Volt olan ve devreye 3 Volt sağlayan seri bağlanmış iki kuru pildir.3 Voltluk bir ampul devrenin çıktısını oluşturur ve kaynak ile çıktı (yük) arasına sürgülü bir anahtar bağlanır. Bu durumda içine kuru pillerin konulduğu tüp biçimindeki metal gövde iletim yolunu oluşturur. Anahtar açıkken,akım geçmediği için ampul yanmaz. Ancak anahtar kapalı iken devre tamamlanır ve devreden akım geçerek ampulü yakar. Akım ampulün flamanını ısıtarak akkor haline getirir;bu durumda ampul ısının yanı sıra ışıkta yayar.
   Böyle bir devreden geçen akım,ampulle seri bağlanmış bir ampermetre ile ölçülürse kızgın flamanın direnci om yasası ile hesaplanabilir. Bu yasa doğru akım elektrik devresindeki üç nicelik arasında bağıntı kuran bir denklemdir. Bu denklemde voltaj(gerilim) V ile,akım şiddeti I ile direnç R ile gösterilirse buna göre Om yasası birbiri ile eş değerli olan 3 biçimde yazılabilir:
   V=I*R           R=V/I         I=V/R   
   Örneğin el fenerinin 3Vluk kaynakktan aldığı akım 0.1 A ise ampulün R direnci 30W olur. Voltaj iki pile bağlanmış bir voltmetre ile ölçülebilir. Ampulün direnci ampule bir ohmmetre bağlanarak anahtar açıkken ölçülebilir.Soğuk direnç denilen bu değer 30W mun çok altında bulunur. Çünkü flaman yüksek bir sıcaklığa ulaştığında direnç önemli ölçüde artar.
   Sık rastlanan bir başka seri devre örneğide yılbaşı ağaçlarını süslemede kullanılan küçük ampuller bağlanan ışık telidir. Böyle düzenlemenin sakıncası bir ampul sönerse elektriksel yolun kopması ve bütün ışıkların sönmesidir.Daha iyi bir düzenleme söndüğü zaman kısa devre oluşturan yani akıma direnci sıfır olan ampuller kullanılmasıdır. Bu ampullerden biri sönerse diğeri yanmayı sürdürür. Kirchhoff yasası nedeniyle kalan ampullerin tümünde daha çok voltaj vardır ve devreden daha çok akım geçer. Çünkü Kirchhoff yasasına göre tamamlanmış bir devredeki voltaj düşüşlerinin toplamı uygulanan emk ya eşit olmak zorundadır. Seri bağlanmış bir devreye Ohm yasası uygulandığında bütün seri dirençlerin toplam direnci R dir. Böyle bir devrede tüketilen toplam güç ampullerin her birinde harcanan ayrı ayrı güçlerin toplamıdır.
Paralel devre: Paralel bağlanmış bir devrenin ayırıcı özelliği,bütün çıktıların (ya da yüklerin) kaynakla aynı voltajda ve birbirinden bağımsız olarak çalışmasıdır. Yani çıktıların biri devreden çıkarılırsa öbürleri bundan etkilenmez. Otomobillerde kullanılan elektrik sistemi,DA Paralel devresine örnek verilebilir; bu sistemde akünün sağladığı 12 V’luk voltaj aynı anda ateşleme sistemine farlara park lambalarına radyoya ve klimaya elektrik enerjisi sağlar.
   Paralel bir sisteme başka bir yük (çıktı) eklenirse akım için yeni bir yol oluşturur. Ve bu nedenle kaynaktan gelen toplam akım artar. Bu Kirchhoff’un akım yasasının bir uygulamasıdır; söz konusu yasaya göre herhangi bir noktadan devreye giren akımların toplamı o noktadan çıkan akımların toplamına eşittir. Başka bir direnç Paralel bağlandığında paralel devrenin birleşik direnci belirgin biçimde azalır.  Seri devrede olduğu gibi paralel devrede de toplam güç ayrı ayrı güçlerin toplamından oluşur. 

         15A               5A

+  12
     
           10A        12W     2A         60W          3A          40W     
-

        15 A               5 A

   Otomobilin elektrik sistemi gibi doğru akımlı bir Paralel devrede, bütün rezistörler ya da yükler, parelel dallarla ortak bir güç kaynağına bağlanır. Her yük aynı voltajdadır; ama direncine bağlı olarak farklı miktarda akım çeker.

Seri-Paralel Devre: Seri-paralel devreler, bazı bileşenlerin birbirleriyle paralel bağlandığı, paralel birleşimlerinse başak bileşenlerle seri halde bulunduğu devreler olarak tanımlanabilir.  Kaynağa seri bağlanmış bir anahtar ve bir sigorta ya da devre kesici ile paralel bağlanmış bir çok bileşen böyle bir devre oluşturur. 
Karmaşık Devreler:  Yalnızca seri ya da sadece paralel bileşimlerden oluşan bölümlere ayrılabilen bir devreye “Karmaşık Devre” denir.  Bir direncin ölçülmesinde kullanılan Wheatstone köprüsü adındaki devre buna iyi bir örnektir.  Bu devre, temel olarak bir karenin dört kenarını oluşturan, birbirine bağlanmış dört rezistörden oluşur.  Çapraz köşelerin ikisine bir voltaj kaynağı öbür ikisine ise belli bir direnci olduğu bilinen bir galvanometre bağlanır.  Ancak köprü devresi dengede olduğunda galvanometreden hiç akım geçmediğinde devre seri paralel bileşimidir.  Toplam direnci bulmak amacıyla böyle bir devreyi çözümlemek için özel teknikler gereklidir. 
   Otomobilin ateşleme sisteminde ya da fotoğraf makinesinin fotoflaşında olduğu gibi doğru akım devrelerine indükleçler ve kondansatör bağlanabilir.  Böyle uygulamalarda önemli olan geçici tepkidir; çünkü doğru akım bakımından bir kondansatör (sürekli durum koşullarında) açık devre demektir ve bir indükleç içinden geçen akım değişken olmadıkça hiçbir etki göstermez.  Ama indüktans ve kapasitansın etkileri dalgalı akım devrelerinde çok daha önemlidir.  Çünkü dalgalı akımda voltaj ve akım sürekli değişmektedir.

Yorum yok
BÖBREKLER!!!

Böbrekler, omurgalılarda bulunan fasulye-şeklinde boşaltım organlarıdır.10 cm boyundadır Üriner sistemin bir bölümünü oluşturan böbrekler, atıkları kandan filtre eder (özellikle üreyi) ve onları su ile birlikte idrar olarak 

boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir. Nefroloji ismini Yunanca "böbrek" anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir.

Böbreklerin Fonksiyonları:

  • Vücut sıvı elektrolit dengesini düzenler.
  • Metobolizma atık ürünleri olan üre, kreatın, ürık asıt, ilaç ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlarlar.
  • Vücudun asit baz dengesini düzenler.
  • Eritrosıt yapımını uyarır.

Böbreklerin içindeki süzme kanallarına nefron denir.Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.Omurga çıkarılmış biçimde, arkadan insan böbreklerinin görünümü.Omurga çıkarılmış biçimde, arkadan insan böbreklerinin görünümü.Böbrek dokusu.

Böbrek dokusu.

Yorum yok

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında, koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan birçok kimyasal olay bu organda meydana gelir. Vücudumuzdaki en büyük organdır.

Konu başlıkları

[gizle]

Karaciğerin vücuttaki yeri

//

Görevler [değiştir]

Başlıca iç organlarımız; kalp, akciğer , mide, bağırsaklar, karaciğer ve böbreklerdir. Kalp; gövdemizin göğüs boşluğunda soldadır.Kanımızın damarlarda dolaşmasını sağlar.Vücudumuzda kirlenen kanı toplar.

Akciğerler; gövdemizin göğüs kısmındadır. Biri sağda biri solda olmak üzere iki tanedir.Kirli kan solunum organımız olan akciğerlerde temizlenir.

Akciğerlerdedeki hava kanımızı temizlerken kirlenir. Kirli hava dışarı atılır. Yerine temiz hava alınır. Bu şekilde nefes alıp vermeye solunum denir.

Mide; gövdemizin karın boşluğundadır. Yediğimiz besinler, ağzımızdan yemek borusu ile mideye geçer. Burada parçalanarak bağırsaklarda emilecek hale gelir.

Bağırsaklar;karın boşluğunun alt kısmındadır. Mideye bağlıdır. Uzun bir su hortumu gibidir. İnce ve kalın bağırsak olmak üzere iki çeşittir. Mideden gelen sıvı haldeki besinlerin yararlı kısımları ince bağırsakta emilir.

Böbrekler; karın boşluğunun üst arka tarafında omurganın iki tanında yer alır. Besin maddelerinin hücrede yanması sırasında çeşitli artık maddeler oluşur. Bu maddelerin bir kısmı kan yoluylaböbreklere gelir.

Hastalıkları [değiştir]

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozudur.

Belirtileri [değiştir]

Ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Halsizlik had safhadadır.

Yorum yok
AKCİĞER!!!

Akciğer, hava soluyan omurgalılardaki temel solunum organıdır. Ana görevi atmosferdeki oksijeni kan dolaşımına nakletmek ve dolaşımdaki karbondioksiti atmosfere çıkartmaktır. Bu görev, gaz değişiminin vuku bulduğu milyonlarca küçük, müstesna biçimde çok ince duvarlı hava kesecikleri oluşturan dolaşımı sağlayamadan kanı boşa vermektedir. :PP özelleşmiş hücrelerin mozaiği sayesinde gerçekleşir. Akciğerlerin solunumla ilgili olmayan görevleri de vardır.

Akciğer ile ilgili tıbbi terimler genellikle pulmo- ile başlar; bu Latince pulmonarius, "akciğerlerin", sözcüğünden gelmektedir ki bu sözcük de Yunanca pleumon yani "akciğer" ile akrabadır.

Akciğer Yüksek Tansiyonu için bakınız; Pulmoner Hipertansiyon

Yorum yok
DAMAR!!!

Kan damarları dolaşım sisteminin organlarındandır. Görevi kanı vücudun farklı bölümlerine taşımak olan kan damarlarının farklı türleri vardır. Temel kan damarı tipleri atardamarlar (arter) ve toplardamarlardır (ven). Atardamarlar kanı kalpten alıp vücudun farklı bölümlerine taşırken, toplardamarlar vücudun farklı bölümlerinden kanı kalbe taşırlar. Bununla birlikte iki istisna mevcuttur: pulmoner arter kirli kan, pulmoner ven ise temiz kan taşır. Vücuttaki en büyük damar kanın kendisi aracılığıyla tüm vücuda doğru pompalandığı aort atardamarıdır. Vücutta bulunan her organın en az bir tane temiz kanı kalpten getiren ve birden fazla kirli kanı kalbe götüren damarı vardır. İnsan vücudundaki damarların toplam uzunluğu 100.000 km kadardır.

Konu başlıkları

[gizle]

Arteryal sistemi gösteren bir çizim.

Arteryal sistemi gösteren bir çizim.

//

Anatomi [değiştir]

Tüm kan damarlar aynı temel yapıya sahiptir. Endotelyum, en içteki tabaka, bağdoku ile çevrilidir. Bu dokunun etrafında ise adventitia olarak bilinen ilave bir bağdoku daha bulunmaktadır ki bu dokuda kas tabakasına yardımcı olan sinirlerle birlikte, eğer damar büyük bir kan damarıysa, besleyici kılcal damarlar bulunur.

Kılcal damarlar yapılarında bir endotelyum tabakasından ve nadiren bağdokudan biraz daha fazlasına sahiptirler.

çeşitler [değiştir]

Çeşitli kan damarı çeşitleri bulunmaktadır:

Bunlar kabaca arteryal ve venöz olarak gruplandırılabilirler ki bu kanın damarda kalbe doğru mu kalpten uzaklaşarak mı ilerlediğine bağlıdır. Bununla birlikte "arteryal kan" terimi yüksek seviyede oksijen ihtiva eden kan anlamında kullanılır (ve venöz kan da tam tersi şekilde tanımlanır). Yine de, örneğin pulmoner arter "venöz kan" taşırken, pulmoner ven oksijen bakımından zengin kan taşır.

Fizyoloji [değiştir]

Kan damarları aktif biçimde kanın taşınmasında yer almazlar (fark edilebilecek peristaltizme sahip değillerdir), fakat arterler - ve bir seviyeye kadar venler - kas tabakasının kasılması suretiyle kendi iç çaplarını kontrol edebilirler. Bu da organlara akan kan miktarını etkiler ve otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Ayrıca vazodilasyon ve vazkonstriksiyon termoregülasyon teknikleri olarak antagonistik biçimde (yani sıcaklıktaki değişikliğe karşı olarak) gerçekleşir.

Kan tarafından taşınan en önemli besin kırmızı kan hücrelerineki hemoglobine bağlanarak taşınan oksijendir. Pulmoner arter dışındaki tüm arterlerde, hemoglobin yüksek oranda (%95-%100) oksijene doymuştur. Pulmoner ven dışındaki tüm venlerde ise, hemoglobin yaklaşık %70 seviyesinde doymamış hâle gelir. (Değerler pulmoner dolaşımda terstir.)

Vazokonstriksiyon kan damarlarının, duvarlarındaki vasküler düz kasın kasılmasıyla, konstriksiyonu yani kısılması, enine kesit alanının küçülmesidir ve vazokonstriktörler tarafından kontrol edilir. Bunlara parakrin etmenler ve nörotransmitterler dahildir.

Benzeri bir mekanizmayla, tersi olan vazodilasyon da kan damarları tarafından gerçekleştirilebilir. Vazodilatörlerce kontrol edilen vazodilasyonda, iç çap genişletilir. En önemli vazodilatör nitrik oksittir.

Hastalıklar [değiştir]

Organların canlılığını ve fonksiyonlarını koruyabilmesi için onları besleyen kan akımının düzgün ve sürekli olması gerekir. Bu yüzden damarlardaki en ufak tıkanıklıklar ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Yaşlanma, diyabet, toksik maddelerin vücutta birimi hareketsizlik gibi unsurlar ve bazı damar dışı hastalıklar damarlarda daralmalara ve tıkanmalara sebep olabilir. Arteri tıkanan organın tamamı veya beslenemeyen kısmı kangren olur ve fonksiyonlarını yitirir. Daha az görülen ven tıkanıklıklarında ise tıkanmanın yaygınlığına göre az veya çok fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar.

Damar cerrahisi; arterlerin, venlerin ve lenf damarlarının tıbbi ve cerrahi hastalıklarıyla ilgilenen tıbbi bölümdür.

Tıkanma ve darlıklarda, balon anjioplastisi ve stent uygulamaları, emboli tıkanmalarında ve damar sertliğine bağlı tromboz oluşumlarında ameliyat ile tıkanıklıkların giderilmesi, anevrizma tedavisinde cerrahi ve endovasküler greft uygulamaları, varis ameliyatları, toplardamar tıkanmalarında pıhtılaşmayı önleyici ilaç uygulamaları, pıhtı eritici tedaviler damar cerrahisinin başlıca ilgilendiği konuları oluşturur.

Ayrıca bakınız [değiştir]

Yorum yok

Kalp veya yürek (Latince: Cor), düz kastan oluşmuş kendiliğinden kasılma özelliğine sahip kuvvetli bir pompadır.

 

Kalbin atışı

Kalbin atışı

Her kalp hastasında dokuların, organların ve hücrelerin; oksijen, karbondioksit, [[ ]]ler, yağlar, vitaminler ve mineraller gibi madde ve besinlere gereksinimi yoktur.

Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.

Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 ton kanı vücuda pompalar. Normal bir insanda ortalama ağırlığı 250-300 gramdır.

Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. Odacıklar sağ odacıklar ve sol odacıklar olarak 2 ana bölümden oluşur.

Sağ bölüm, kanın vücuttan döndüğü odacık olan sağ kulakçık (atriyum) sonra triküsbit kapak adıDiastolik evre

Diastolik evre

 verilen 3 yaprakçıklı bir kapakçık ile ana odacık olan sağ karıncıktan (ventrikül) oluşur.

  • Kan vücutta oksijeni ve besin öğeleri kullanıldıktan sonra vena cava adı verilen 2 adet ana toplardamar ile sağ kulakçığa gelir.
  • Sağ kulakçıktan kan yerçekimi ve kulakçık kasılması ile aradaki kapak olan triküsbit kapaktan (3 yaprakçıklı kapak) geçerek sağ karıncığa girer.

Sol bölüme kan akciğerlerden oksijenden zenginleştirilmiş olarak gelir.Sistolik evre

Sistolik evre

  • Sol kulakçığa gelen bu kan yerçekiminin de etkisi ile ve biraz da sol kulakçığın kasılması yardımı ile sonradaki kapak olan mitral kapakçık adı verilen 2 yaprakçıklı bir kapaktan sol karıncığa akar.
  • Elimizi göğsümüzün sol tarafına götürdüğümüzde kalbimizden gelen sesin nedeni kulakçık ile karıncık arasındaki kapakçıkların açılıp kapanmasıdır.

 

Bakınız [değiştir]

Yorum yok
İSKELET

Kemiklerden oluşmuş eklem ve bağlarla birbirine tutturulmuş,etrafı kaslarla sarılı destek yapıya İskelet denir.İskelet veya iskelet sistemi, biyolojide canlı organizmaya fiziksel destek sunan,iç organların korunmasını sağlayan,çoğunlukla minerallerdan oluşan bir organdır.İskelet organizmanın kendine özgü şeklinin oluşmasını sağlar.

Canlılarda iç ve dış olmak üzere iki tip iskelet vardır:

Dış iskelet [değiştir]Bir kadın iskeleti

Vücudun dış kısmında bulunur, üzerinde hiç bir vücut örtüsü bulunmaz. Organik, inorganik maddeler veya her ikisinin birleşiminden oluşur. Daha çok basit yapılı canlılarda bulunur. Bu canlılardaki büyümeye dış iskelet sınırlayıcı etki gösterir.

  • Kavkı(Kabuk):Salyangoz, istiridye ve midyede bulunur.
  • Kitin:Kitin, dış epitelin salgısıdır ve hayvanların büyümesi için zaman zaman değiştirilerek atılır.Bu iskelet tipi eklembacaklılarda bulunur.
  • Kalker:Mercanlarda bulunur.

İç iskelet [değiştir]

Vücudun iç kısmında bulunur. Etrafı kas ve deriyle kaplıdır.Omurgalılarda bulunur.

  • Kıkırdak omurga:Köpek balıklarında bulunur.
  • Kemik omurga:Balık, kuş, kurbağa, sürün-gen ve memelilerde bulunur.

İskeletin görevleri [değiştir]

  • Vücudun dik durmasını sağlar.
  • Vücuda şekil verir.
  • İç organları korur.
  • Kan hücreleri üretir.
  • Kalsuyum ve fosfor gibi mineralleri depo eder.
  • İç organları ve kaslara tutunma yüzeyi sağlar.
Yorum yok
VİTAMİN!!!

Vitamin sözcüğü Polonyalı, biyokimyacı Casimir Funk tarafından 1912‘de kullanılmıştır. Vita Latince, hayat demektir, -amin son eki ise amin sözcüğünü kastetmektedir. Zira o dönemde tüm vitaminlerin amin oldukları sanılmaktaydı. Bugün bunun yanlış olduğu bilinmektedir.

Vitaminler besinlerimizde bulunmadığı zaman, metabolizmada bozukluklara yol açabilirler. Vitaminler vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından oldukça gereklidir. Ayrıca vücudumuzun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasını da sağlarlar.

Vitaminler vücutta "yakılmaz", yani vitaminlerden doğrudan enerji (kalori) alınmaz. Vücut, her vitaminden gerekli olan miktarın kan dolaşımında sürekli mevcut olmasını sağlar. Suda çözünen vitaminlerin fazlası vücut sıvıları ile atılırken, yağda çözünen vitaminlerin fazlası ise yağ dokusunda depolanır. Depolandıkları için yağda çözünen vitaminlerin aşırı dozu zararlı olabilir. Özellikle vitamin A ve D’nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolanır. Bazı vitaminler ise büyük ölçüde karaciğerde depolanır. Örneğin karaciğerde depolanan A vitamini hiç vitamin almayan bir kişiye 5-10 ay kadar yetebilir ve karaciğerin D vitamini deposu dışarıdan hiç D vitamini almayan bir kişi için genellikle 2-4 ay kadar yeterlidir.

Suda çözünen vitaminlerin vücutta depolanma oranı nispeten düşüktür. Bu, özellikle B vitaminlerinin birçoğu için geçerlidir. B kompleks vitaminleri eksik alan bir kişide bu eksikliğin belirtileri bazen birkaç günde ortaya çıkar. B12 vitamini bunun dışındadır, çünkü B12′nin karaciğerdeki deposu kişiye bir yıl veya daha uzun süre yetebilir. Suda çözünen bir başka vitamin olan C vitamininin yokluğu birkaç haftada belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. C vitamini eksikliğinden kaynaklanan skorbüt hastalığı ise 20-30 hafta içinde ölümle sonuçlanabilir.

Konu başlıkları

[gizle]

//

Vitamin türleri [değiştir]

Herkes tarafından bilinen 13 vitamin vardır. Bunlar temelde, yağda çözünenler ve suda çözünenler olarak iki gruba ayrılır:ama gerçekte 20 vitamin vardır. En küçük vitamin A,C,D,K,ve H vitaminleriyken, en büyük vitamin türü E vitaminidir. Orta boy moleküllü B vitaminleri ise pek kullanılmaz.

Dört vitamin türü, yağda çözünebilir ve bu sayede vücudun yağ dokusunda depolanırlar. Bunlar: A vitamini, D vitamini, E vitamini ve K vitamini.

A Vitamini [değiştir]

Göz sağlığı için çok önemlidir. E vitaminiyle alınırsa daha iyi gözlere sahip olunur. Yumurta, avokado,karaciğer,süt,havuç,sebze,ceviz gibi besinlerde vardır. Oluşumu sırasında böbreklerin rolü vardır. Zaten A vitamini böbreklerde bulunan tek vitamindir.Yeşil sebzelerde bulunur.kalorisi yüksektir

D Vitamini [değiştir]

Provitamin şeklinde alınan D vitamini deri altında uv. ışınları ile aktifleşir.D vitamini Ca ve P’un emilmesini ve kemiklerde depo edilmesini sağlar.D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm,yetişkinlerde osteomalazi hastalıklarının oluşmasını sağlar.Fazlası kireçlenmeye neden olur.

E Vitamini [değiştir]

Çocukların büyümesi için E vitamini gereklidir. Yaralarının iyileşmesi için K vitamini gerekir. ( protein yarayı kötüleştirir. ). Karaciğer,yağ dokusu,ince bağırsak,mide ve güneş E vitamini sentezler. Kimyasal yapı itibarı ile bir tokoferol olup antisterilite vitamin olarak da bilinir. Tokol ve tokotrienoltürevlerinin farklı bileşikleri E vitamini aktivitesi gösterir. En aktifi alfa-tokoferoldür. Provitamin olarak kullanılır. D vitamininden daha güçlüdür. E vitamini sinir sisteminin, kasların, hipofiz ve sürrenaller gibi endokrin bezlerin ve üreme organlarının fonksiyonları için öneme sahiptir. E vitamini, biyolojik bir antidoksidan olup, atardamar hastalıklarının ve kanserin önlenmesi için gerekli olan bir antioksidandır.Bitkisel ve sıvı yağlarda, kırmızı et, karaciğer,tahıl,tahıl ürünleri vb. lerde bulunan E vitamini eksikliğinde kaslar gelişemez. Ve E vitamini yapıcı-onarıcı özelliğe sahip her şeyi yaptığı için, bazı kozmetik ürünleri de E vitamini içermektedir. Kozmetik ürünlerinde sadece [[B|5]] ve E vitaminleri bulunur. Tokoferol ( E1 ) vitamininin tokoferolleri:

Alfa tokoferol - E|1A ( Diğer adı: Provitamin E ) Beta tokoferol - E|1B ( Diğer adı: Pro-E1B ) Gama tokoferol - E|1G ( Diğer adı: EProteinToko1 ) Delta tokoferol - E|1D ( Diğer adı: DeltE1 ) Mega tokoferol - E|1M ( Diğer adı: Megadel )

K Vitamini [değiştir]

K vitamini, yeşil sebze, çay ve ciğerde bulunan ve kan pıhtılaşmasında önemli bir yeri olan vitamindir. Yetersizliğinde pıhtılaşmada sorunlar ve aşırı kanama ortaya çıkar. Vücudumuzdaki bakteriler tarafından da üretilir.

Suda çözünenler [değiştir]

Diğer dokuz vitamin türü ise suda çözünür ve pek çoğu vücutta depolanmaz. Bunlar: C vitamini, Tiyamin (B1), Riboflavin (B2), Niyasin (B3), Pantotenik asit (B5), Piridoksin (B6), Siyanokobalamin (B12), Biyotin, Folik asit (folacin).

C Vitamini (Askorbik Asit) [değiştir]

C vitAmini veya askorbik asit, turunçgiller, koyu yeşil sebzeler ve patateslerde bulunan ve kollajen sentezinde yer alan, antioksidan bir vitamindir. Ayrıca demir emilimini de olumlu etkiler. Yetersizliğinde eklem ağrıları, yaraların geç iyileşmesi, skorbüt gibi sorunlara neden olabileceği gibi enfeksiyonlara karşı kişiyi daha zayıf kılar. Küçük yaşlarda diş eti kanaması ve grip C vitamini eksikliğinde, fazlalığında da ishal vuku bulur.

 

B1 Vitamini (Tiyamin) [değiştir]

Yumurta ve ciğer gibi gıdalarda bulunan, karbonhidratlardan enerji üretilmesine yardımcı olur.

B2 Vitamini (Riboflavin) [değiştir]

Tahıllar, et ve ciğerde bulunan bir vitamindir. FAD‘ın içeriklerindendir. Yetersizliğinde ariboflavinoz görülebilir.

B3 Vitamini (Niyasin) [değiştir]

Et, balık ve kuruyemişlerde bulunan ve NAD ile NADP koenzimlerinin içeriklerinden olan, solunum için önemli bir vitamindir. Yetersizliğinde pellagra görülebilir.

B5 Vitamini (Pantotenik Asit) [değiştir]

birçok gıdada, özellikle de ciğer ve baklagillerde bulunan önemli bir vitamindir. E vitamininin içeriği olan pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında yer alır. Yetersizliğinde yorgunluk ve uyuşukluk hissedilebilir.

B12 Vitamini (Siyanokobalamin) [değiştir]

Siyano Kobalamin veya B12 ciğer, balık ve süt ürünlerinde bulunan ve DNA metabolizmasında koenzim olarak yer alan bir vitamindir. Alyuvarların olgunlaşmasında da gereklidir. Yetersizliğinde anemi ve kilo kaybı görülebilir.

Yorum yok
Sayfalar : [1] 2 3