Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

(BEN,ce) Hikaye,şiir,kitap,müzik

AKLIMA SENDEN BAŞKA BİRŞEY GELMİYOR.

 

AKLIMA SENDEN BAŞKA BİRŞEY GELMİYOR.

Kelimeler eskiyor neyi nezaman söylesem,
hepsi sensin
aklıma senden başka birşey gelmiyor,
desem ki gurbetteyim
türküler uzun, gurbet sensin türküler sen,
desem ki yalnızım dağlarda
günler bitmiyor, yalnızlık sen,
dağlar sen, günler sensiz. Aklıma senden başka birşey gelmiyor. Aklımsende, sen yüreğimde,
yüreğim temaşada gözlerini,
gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında
bağbozumuna zaman var.

Gözyaşlarımı topluyorum şimdi, üzümler toplanırken şaraba katacağım, en tatlı şaraba senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım daha içmeden bir yudum.

Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum, lakin unutmuştum, yaşarken aklıma geldi, oysa yaşanılması müYASAK KELİMEünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,
yaşamayan bilemez bu yaşYASAK KELİME, aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

Güzellik için sözler arıyorum, aklıma senden başka birşey gelmiyor, konuşacak konular şuradan buradan geçmiş ve gelecekten, aklıma senden başka birşey gelmiyor.Şiir yazmak için oturuyorum,
içimde coşkular taşıyor,
kağıtlara dökeceğim duygularımı kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,
aklıma senden başka birşey gelmiyor.

Canım sıkıldığında, efkar bastığında beni, yapayalnız yürümek istemiyorum, birini arıyorum yanımda,
aklıma senden başka kimse gelmiyor.
Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum
aklıma senden başka birşey gelmiyor.

Yaşam İçin “13″ İfade, GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ

1. Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum.

2.Hiç kimse senin gözyaşlarını haketmez, onu hakeden seni asla ağlatmayacak olandır.

3.Birinin seni senin istediğin gibi sevmemesi, onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez.

4.Gerçek dost, elini tuttuğunda kalbine de dokunandır.

5.Birini özlemenin en kötü yolu, yanyana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir.

6.Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir.

7.Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin.

8.Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanını harcama.

9.Belki de Allah doğru kişi ile karşılaşmadan önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir. Minnet duygusunu böyle tadacağız.

10.Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse.

11.Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öyleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol.

12.Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kim olduğunu bildiğini ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol.

13.Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur.

“OLAN HERŞEYİN ARKASINDA BİR SEBEP VARDIR.”

 

GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ

Geniş yürekli Dostlar

 

Geniş yürekli Dostlar

Su, kendine sırdaş arıyordu.Önce buluta verdi sırrını.Ağır geldi sır
buluta.Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.

Sonra göle gitti su.Ona anlattı derdini.Bu arada bulut suyun sırrını
yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için ,zaman
zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.

Sonra nehre verdi su sırrını.Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye
verdi.Dere biraz daha yavaş olsada nehirden , oda götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze..Çağlayanlar,
şelaleler,akarsular..Hepsi kayboluyordu bir anda.Sonra bir gün su takip etti dereyi.Dereye
okyanusa kavuşunca farketti su, bütün sırlarının akarsularla,
çağlayanlarla,ırmaklarla…okyanusa taşındığını. Karar verdi su.Sırrını okyanusa verecekti.Öyle de yaptı zaten.Tüm sırlarını okyanusa verdi.Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdıgı suyun sırrını, ne de kurudu….Geçen karşılaştık suyla.Bir bardaktaydı. Suskundu. Çok uğrastım konuşturamadım.Ben tam giderken ”Dur !” dedi su.Durdum!” Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konusma Tasıyamazlar,
kaldıramazlar senin yükünü,canını yakarlar,utandırırlar….” dedi.
Hep cevrenızde OKYANUS yürekli dostlarinin olmasi dilegimle ……

DOĞRULUK SONSUZLUGUN GÜNEŞİDİR NASIL OLSA DOĞAR…!

GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ

ZEYBEK

 

Değerli dostlarım, bu videoyu izlemenizi öneririm. Herkesin belleklerinde faklı izlenimler yaratacak çok güzel bir çekim. Bu işin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

DUYGULANMAMAK ELDE DEĞİL.
 
Mutlaka izleyin, izletin…
 

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !

 

 
BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !
Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu…
Biri ilkbahar, diğeri güz.

Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı… Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet… Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?

Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın…

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle…

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?

Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.

Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar…

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa…

Kadınım….! Can DÜNDAR

 

 

Kadınım….!


Köhne bir yük katarı gibi ayak parmaklarımızı ezerek önümüz sıra geçen
yorgun asır, bizim asrımız değildi.
Korkarım, tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla
beklediğimiz ahengin asrı olmayacak.
Raylar üstünde alelade bir tımarhane bu…
…tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında genzi
yakan bir ihtiras kokusu…
Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin bizim için
başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek.
Görünen o ki kadınım, seninle biz, "hayat" denen bu metruk peronda, üzerinde
adres yazmayan mektuplar gibi bekleşip, aşkımızı acılardan damıtarak yaşlanacağız.
* * *
Öyle bir çağdayız ki, insanoğlu geçen asır düşünü gördüğü "denizler
altında 20 bin fersah" yolu kat edip, "arzın merkezine" yaklaştıkça, uzaklaştı
insanlığından…
Kalabalıklaştıkça arttı kayıtsızlığın ıssızlığı…
Her bineni ise bulayan sefil bir trenle onun borsadan başka tapınak, paradan
başka tanrı tanımayan son yolcuları, kainatın raylarındaki şiiri, ilhamı, aşkı
ezip geçti.
"Ah o gönül şarkıları" sustu önce…
Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaçtı hasretin, şehvetin harı söndü.
Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok kalemimden sana kalacak.
Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum", -ki amentüsüdür
itiraf gecelerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül dalının teybinde tutsak…
Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik kokacak.
* * *
A kadınım,
A hüznümün bahçesi…!
Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir… dudakların buselere sağır…
Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım.
Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana itimadın
hazzını yeniden verebilmek için…
Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için
çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi…
Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki "açık" biletle mecalsiz bekleşiyoruz.
Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça yelelerinden
takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım gibi, o
çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım.
Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış
maskelerimizden… mecburi rollerimizden…
"Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk
gibi, azad olurduk kendimizden…
Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin tebessümünde sümbülden
gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iç çekişlerimizi toprağa
gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına ip dolayıp
keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya….
Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla…
Uşşak makamında…

Can Dündar

ARALIKTA YAĞMUR YAĞDIĞINDA/Mehmet COŞKUNDENİZ

 

ARALIKTA YAĞMUR YAĞDIĞINDA

Sana sımsıkı sarılmak istiyordum… Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek… Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim…

"Ama eğer hissedersen hayatından çekildiğimi bana sana geri dönmemem için şans dile… "
Neler yazmak istiyorum sana bir bilsen, tek yapabildiğim yazmak olduğundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yazıyorum, yada bitirmek isteyerek… Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum.
Yine senden habersiz…Ben seni severken de senden habersiz sevmiştim. Belki de kendimden bile habersiz…
Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen…Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar
Güzel Güleni, Sen BAL’ımdın!
Yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile Sen Özel’din… Aşk Özel’di….
"Yağmurda Aşk Başkadır" diyenlere gülüyordum ama bende yağmurda üşüyen
ellerini severek başladım seni sevmeye…Aralık’tı… İstiklal’e hiç o kadar güzel yağmur yağmazdı….
Önce aldırmadım seninle güzelleşen her şeye…Sonra tüm parfümeri dükkanlarını aşındırıp kokunu ararken anladım seni deliler gibi özlediğimi…
Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın… Ve ben her seferinde en
baştan başladım…Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok… Ben senden vazgeçmek istiyorum!
Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum…Sesini
duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duyduğumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum…Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen…Zaten kolay olan ne vardı ki benim için;Sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu….Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım…Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek,yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"!
İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım!
Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum…Bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı.Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi…
Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevgimden hiç bahsetmeseydim
Sen beni hiç sevmedin!
Ben Seni Seviyorum dediğimde Seni Seviyordum!
Ben Seni Özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum.
Ben Senin İçin Ölürüm Dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum…
Ve Ben Şimdi Senin Hayatından Gidiyorum!
Ne zaman Aralık’ta bir yağmur yağsa, ben İstiklal’de ıslanıyor olacağım,Ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım, Ne zaman bir havuz görsem, kenarında oturup seni bekliyor olacağım demiştim… Başaramadım…
Ben Kaybettim…
Sen Kazandın!
Artık sesimi duymayacaksın…
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum…. Gelmedin!
Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum…Ben artık gidiyorum Bal’ım…
Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen, bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile…
Ve Lütfen, Aralık’ta yağmur yağdığında İstiklal’e gelme….

Mehmet Coşkundeniz

Bir Anneden Ogutler

 

Bu başlıktaki ismi taşıyan bir kitap Amerika’da yayınlandı. Türkiye’de ise kitabın içinden seçme sözler derlenerek çeşitli gazetelerde yayınlandı. Aşağıda da bu kitapta geçen tavsiyelerden bir derleme bulunmaktadır

 

* Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.
* Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı.

* Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.

* Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.

* Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur.

* Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle.

* Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.

* Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.

* Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.

* "Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.

* Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir.

* Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla! Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.

* Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.

* Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.

* Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiçkimse söylemedi ki, uçuyor.

* Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.

* Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!

* Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.

* Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.

* İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.

İnsanin tum evrende kesin olarak duzeltebilecegi tek bir sey vardir: kendisi.

Aldous Huxley

Jostein Gaarder (Aynadaki Muamma)

 

Aynadaki Muamma

"Her bir göz, Tanrı’nın gizeminin küçük bir parçasıdır. Görme duyusu, düşüncenin ve nesnenin buluşma noktasıdır. Güneşin ve ruhun buluştuğu noktadır. İnsan gözü bir aynadır aslında."

"Ruh bir tiyatro ve sahnedeki oyuncular da devamlı gelen ve değişik roller oynayan düşünceler. En azından bilincin tiyatrosunda birçok oda olmalı ve birçok da sahne."

"Hiçbir astronot uzayda ne Tanrı’yı ne de melekleri görmüştür. Hiçbir beyin cerrahı da düşüncenin izine rastlamamıştır. Ve hiçbir rüya analisti de kimsenin rüyasını görmemiştir.Bu düşüncelerin veya rüyaların insanın kafasında olmadıklarını kanıtlamaz."

"Biz her şeyi aynada bir muamma olarak görüyoruz. Bazen aynanın içine bakabilir ve diğer tarafta neler olduğunu bir parça keşfedebiliriz. Ama aynayı bütünüyle parlatırsak daha çok şey görebiliriz. Ancak o zaman da kendimizi tanımaz oluruz."

""Bir düşünce veya bir anı, bilinç plajındaki ufak taşların oluşturduğu bir desen."

Jostein Gaarder (Aynadaki Muamma)

Gece …ben…

 

Gece …ben…
Ben…gece…bilirdim eskiden ,
Oysa;
Gece…sen…
Sen…gece…imişsin meğer… "

Dediğim an,düşmüştün yürek pencereme…Çok değil bir kaç saat sonra,yürek yurdunun bildik sokağından yol bularak gelmiştin kapıma…

"-Merhaba nazlı gece"
-Merhaba gecemin öteki yüzü..
-"Nasıl kıvrandım bilsen gelmemek için…"
-İyi ki geldin…

Gecemize düşen ilk sözdü bunlar ,İkimizide geceden eden…Kaç vakit durduk bilmiyorum ,güne dönmüş gecenin kuytusunda.Hatırladığım tek şey gün o saatten sonra bir daha hiç doğmadı yürek yurduma…

Oysa karanlıkları ışıtan sahipsiz sevdamızdı, yıllarca birbirimizi aratan…Ve sevdalılığımızın işiydi bizi geceyle buluşturan…İkimizde biliyorduk hangi kentin sokaklarında doğduğumuzu ve hangi bağın şarabından sarhoş olduğumuzu…

Bu bilmelerdi önce ,seni vuran ,sonrada seni bilmemdendi sana vurulmam…

İkimizde aynı hızla gecede yol alan birer yıldızdık , birbirinden uzak ve sahipsiz…Zaman ,girdabına düştüğünde ,tarih biribiriyle çarpışan iki yıldızın tozu dumana katan yok oluşlarına şahit olmak için, saliseleri sayıyordu gecenin sonuna ramak kala…

Ve biz,feleklerden bin yılda bir geçen iki yıldızdık ,binlerce yıl evrene savurduğumuz sözlerimizden kuyruklu yalanlar yaratan…İki kuyruklu yıldızın biribirine dolanışıydı ,geceye düşmüş şiirler ve dilde kalmış tüm ezgiler…

Hızdı tek ölüm nedenimiz…Oysa biliyorduk ki ;ikimizinde yükü ağırdı ve ikimizde aynı hızla geceye sokuluyorduk her günün sonunda…Birbirimize çarptıktan sonra tozu dumana katan dağılmışlığımızda hızdandı…

Oysa yavaş yavaş..ağır ağır …sindire sindire …sessizce geçişmeliydik birbirimize…

O zaman ne sen darma duman halinle savrulup giderdin ufkumdan…Ne de ben bir daha hiç göremeyecek bir âmâya dönüşürdüm gözlerime değen ışığından…

Keşke’ye değil isyanım…
Neden?
Sadece Neden!