Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

(BEN,ce) Hikaye,şiir,kitap,müzik

Can DÜNDAR-KEDİLER,LE İLGİLİ DURUM

Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim:
Normalde sokak kedisi kendini saldirgan köpeklere
karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek sey neymis biliyor musunuz:
Sevgi… Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmus. Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini buldum.Biz de Eros’un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz? Sevginin bizi kollayacagina,
sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip,
yaralarimizi açik hale getirmiyor muyuz? Sonra neoluyor? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en korunaksiz halimizle Kalaniyoruz askin hoyrat yüzüne… Sefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarasi kabuk baglamadan, yeni yaralar için araliyoruz
kalbimizin kapilarini… Zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin karsisinda…
Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sicak dokunusta çocukça
uysallasip, her hayalkirikliginda "köpek gibi" pisman olarak, her terkediste aci çekip her
dönüste biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha
asla"larla "Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bere içinde yasiyoruz. O yüzden "Melek"ler, içe kivrik patilerle gömülüyor. Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyrugu her daim dik tutmaktir… Sefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almis hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.

Yazar : CAN DÜNDAR

 

 

 Arkadaş ile dost kelimesi eş anlamlı iki kelime olarak bilinir. Halbuki, anlam ve pratik olarak oldukça farklıdır. Her dost arkadaştır ama her arkadaş dost değildir.

    Hayatımızdaki bütün arkadaşlarımızı yaşam eleği ile elersek geriye kalan bir veya bir kaç dost diyebileceğimiz kişilerdir. Bu sayı bazen o kadar daralır ki , yaşamınızda hiç bir dost kalmayabilir.Yaşanan bu sürece yalnızlık diyebiliriz.

    Nasıl ayıracağız bu ince noktayı ? Eleyeceğiz ama yaşam eleğinin kriterleri ne olacak ? İşte sizlere kendi yaşantımdan iktibas edeceğim bir kaç değerlendirme:

Soldan kucaklama  Kötü günlerinizde yanınızda olan ve yüzünde tebessüm olmayan

Soldan kucaklama  Günlük hayatınızda fazla görükmeyen , kara günlerinizde ilk gelen

Soldan kucaklama  Sizinle sevginizi , amacınızı , kaygınızı , inandığınızı, hüznünüzü paylaşan ve bu duygularınızı kimseye anlatmayan

Soldan kucaklama  Eşinize , anne ve babanıza bile anlatamadığınız sırları , kaygıları dinleyen kimse

Soldan kucaklama  Sığınılacak ve dalga kıranı olan tek limanınız

Soldan kucaklama  Maddi sıkıntınızda istediğinizde veren değil istemediğiniz halde yardım eden

Soldan kucaklama  Kavga etsenizde  yaptığı iyilikleri yüzünüze çarpmayan

Soldan kucaklama  Ne olursa olsun sizden yararlanmaya çalışmayan

Soldan kucaklama  Anlattığınız sırları öldüğünde mezarına taşıyan

    Hayatımızda dostlar yoksa fırtınalarda sığınacak bir limanınız yok demektir. Acılar paylaşıldıkça azalır , mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Dost olmayan kişilerle yapacağınız her paylaşım bunun tersi olabilir. Mutluluğunuz acıya dönüşebilir. Dost kişi toprağa benzer. Sevdiklerini kucağına alır. Ailenize bile anlatamadığınız sırları öldüğünde toprağına gömer.

  Dost kapıyı çalan Hızır’a benzer. Üstünüze çöken karanlık onun içine doğar. Başınıza gelen bir kötülük onun rüyalarında zuhur eder. Lambalar kırıldığında,karanlıklar bastığında yolunuza meşale tutar.

   Arkadaşı sen ararsın ama dost seni bulur. Uçurumun kenarına gelmeden, duanın sonunu etmeden dost gelmez ki hayatına. Dost Hızır’a benzer. Sen hikmet istemezsen o gelmez ki… Uçurumun kenarında sana hangi arkadaş el uzatabilir ki…

  Açlıktan ağlayan çocuğunu kandırmak için tenceresine taş kaynatan o kadının kapısını çalan bir dosttu. Göğsü daralan Musa’nın ansızın yaşamına giren Hızır bir dosttu. Sakın, sırrını ve kaygını her esen rüzgara anlatma. Sen daraldığında, karanlık üstüne çöktüğünde girdaba uzanan bir el,uçuruma giren bir el, karalığa süzülen bir meşale, gözyaşı dualarına bir rüya gelecektir muhakkak. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. Sen karanlığa düştüğün an , dost gönüller rüyasında ağlar. Ve bir gün… Duanın sonu bitmeden bir kapı çalınır,bir yazı gelir,bir resim belirir yaşamının sayfalarında. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. İnanması zor ve ürpertici olsada

    Arkadaş ile dost kelimesi eş anlamlı iki kelime olarak bilinir. Halbuki, anlam ve pratik olarak oldukça farklıdır. Her dost arkadaştır ama her arkadaş dost değildir.

    Hayatımızdaki bütün arkadaşlarımızı yaşam eleği ile elersek geriye kalan bir veya bir kaç dost diyebileceğimiz kişilerdir. Bu sayı bazen o kadar daralır ki , yaşamınızda hiç bir dost kalmayabilir.Yaşanan bu sürece yalnızlık diyebiliriz.

    Nasıl ayıracağız bu ince noktayı ? Eleyeceğiz ama yaşam eleğinin kriterleri ne olacak ? İşte sizlere kendi yaşantımdan iktibas edeceğim bir kaç değerlendirme:

Soldan kucaklama  Kötü günlerinizde yanınızda olan ve yüzünde tebessüm olmayan

Soldan kucaklama  Günlük hayatınızda fazla görükmeyen , kara günlerinizde ilk gelen

Soldan kucaklama  Sizinle sevginizi , amacınızı , kaygınızı , inandığınızı, hüznünüzü paylaşan ve bu duygularınızı kimseye anlatmayan

Soldan kucaklama  Eşinize , anne ve babanıza bile anlatamadığınız sırları , kaygıları dinleyen kimse

Soldan kucaklama  Sığınılacak ve dalga kıranı olan tek limanınız

Soldan kucaklama  Maddi sıkıntınızda istediğinizde veren değil istemediğiniz halde yardım eden

Soldan kucaklama  Kavga etsenizde  yaptığı iyilikleri yüzünüze çarpmayan

Soldan kucaklama  Ne olursa olsun sizden yararlanmaya çalışmayan

Soldan kucaklama  Anlattığınız sırları öldüğünde mezarına taşıyan

    Hayatımızda dostlar yoksa fırtınalarda sığınacak bir limanınız yok demektir. Acılar paylaşıldıkça azalır , mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Dost olmayan kişilerle yapacağınız her paylaşım bunun tersi olabilir. Mutluluğunuz acıya dönüşebilir. Dost kişi toprağa benzer. Sevdiklerini kucağına alır. Ailenize bile anlatamadığınız sırları öldüğünde toprağına gömer.

  Dost kapıyı çalan Hızır’a benzer. Üstünüze çöken karanlık onun içine doğar. Başınıza gelen bir kötülük onun rüyalarında zuhur eder. Lambalar kırıldığında,karanlıklar bastığında yolunuza meşale tutar.

   Arkadaşı sen ararsın ama dost seni bulur. Uçurumun kenarına gelmeden, duanın sonunu etmeden dost gelmez ki hayatına. Dost Hızır’a benzer. Sen hikmet istemezsen o gelmez ki… Uçurumun kenarında sana hangi arkadaş el uzatabilir ki…

  Açlıktan ağlayan çocuğunu kandırmak için tenceresine taş kaynatan o kadının kapısını çalan bir dosttu. Göğsü daralan Musa’nın ansızın yaşamına giren Hızır bir dosttu. Sakın, sırrını ve kaygını her esen rüzgara anlatma. Sen daraldığında, karanlık üstüne çöktüğünde girdaba uzanan bir el,uçuruma giren bir el, karalığa süzülen bir meşale, gözyaşı dualarına bir rüya gelecektir muhakkak. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. Sen karanlığa düştüğün an , dost gönüller rüyasında ağlar. Ve bir gün… Duanın sonu bitmeden bir kapı çalınır,bir yazı gelir,bir resim belirir yaşamının sayfalarında. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. İnanması zor ve ürpertici olsada

    Arkadaş ile dost kelimesi eş anlamlı iki kelime olarak bilinir. Halbuki, anlam ve pratik olarak oldukça farklıdır. Her dost arkadaştır ama her arkadaş dost değildir.

    Hayatımızdaki bütün arkadaşlarımızı yaşam eleği ile elersek geriye kalan bir veya bir kaç dost diyebileceğimiz kişilerdir. Bu sayı bazen o kadar daralır ki , yaşamınızda hiç bir dost kalmayabilir.Yaşanan bu sürece yalnızlık diyebiliriz.

    Nasıl ayıracağız bu ince noktayı ? Eleyeceğiz ama yaşam eleğinin kriterleri ne olacak ? İşte sizlere kendi yaşantımdan iktibas edeceğim bir kaç değerlendirme:

Soldan kucaklama  Kötü günlerinizde yanınızda olan ve yüzünde tebessüm olmayan

Soldan kucaklama  Günlük hayatınızda fazla görükmeyen , kara günlerinizde ilk gelen

Soldan kucaklama  Sizinle sevginizi , amacınızı , kaygınızı , inandığınızı, hüznünüzü paylaşan ve bu duygularınızı kimseye anlatmayan

Soldan kucaklama  Eşinize , anne ve babanıza bile anlatamadığınız sırları , kaygıları dinleyen kimse

Soldan kucaklama  Sığınılacak ve dalga kıranı olan tek limanınız

Soldan kucaklama  Maddi sıkıntınızda istediğinizde veren değil istemediğiniz halde yardım eden

Soldan kucaklama  Kavga etsenizde  yaptığı iyilikleri yüzünüze çarpmayan

Soldan kucaklama  Ne olursa olsun sizden yararlanmaya çalışmayan

Soldan kucaklama  Anlattığınız sırları öldüğünde mezarına taşıyan

    Hayatımızda dostlar yoksa fırtınalarda sığınacak bir limanınız yok demektir. Acılar paylaşıldıkça azalır , mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Dost olmayan kişilerle yapacağınız her paylaşım bunun tersi olabilir. Mutluluğunuz acıya dönüşebilir. Dost kişi toprağa benzer. Sevdiklerini kucağına alır. Ailenize bile anlatamadığınız sırları öldüğünde toprağına gömer.

  Dost kapıyı çalan Hızır’a benzer. Üstünüze çöken karanlık onun içine doğar. Başınıza gelen bir kötülük onun rüyalarında zuhur eder. Lambalar kırıldığında,karanlıklar bastığında yolunuza meşale tutar.

   Arkadaşı sen ararsın ama dost seni bulur. Uçurumun kenarına gelmeden, duanın sonunu etmeden dost gelmez ki hayatına. Dost Hızır’a benzer. Sen hikmet istemezsen o gelmez ki… Uçurumun kenarında sana hangi arkadaş el uzatabilir ki…

  Açlıktan ağlayan çocuğunu kandırmak için tenceresine taş kaynatan o kadının kapısını çalan bir dosttu. Göğsü daralan Musa’nın ansızın yaşamına giren Hızır bir dosttu. Sakın, sırrını ve kaygını her esen rüzgara anlatma. Sen daraldığında, karanlık üstüne çöktüğünde girdaba uzanan bir el,uçuruma giren bir el, karalığa süzülen bir meşale, gözyaşı dualarına bir rüya gelecektir muhakkak. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. Sen karanlığa düştüğün an , dost gönüller rüyasında ağlar. Ve bir gün… Duanın sonu bitmeden bir kapı çalınır,bir yazı gelir,bir resim belirir yaşamının sayfalarında. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. İnanması zor ve ürpertici olsada

Ataol Behramoğlu,AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

 

 

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar.
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini,
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten.
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar.
Boşanır keder zincirlerinden
Sular, tersin tersin akar.
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar.
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken.
Çünkü, hiç bir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını.
Severken hiçbir böcek,
Hiç bir kuş yalnız değildir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.


Ataol Behramoğlu

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

Cüneyd Suavi

AKLIMA SENDEN BAŞKA BİRŞEY GELMİYOR.

 

AKLIMA SENDEN BAŞKA BİRŞEY GELMİYOR.

Kelimeler eskiyor neyi nezaman söylesem,
hepsi sensin
aklıma senden başka birşey gelmiyor,
desem ki gurbetteyim
türküler uzun, gurbet sensin türküler sen,
desem ki yalnızım dağlarda
günler bitmiyor, yalnızlık sen,
dağlar sen, günler sensiz. Aklıma senden başka birşey gelmiyor. Aklımsende, sen yüreğimde,
yüreğim temaşada gözlerini,
gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında
bağbozumuna zaman var.

Gözyaşlarımı topluyorum şimdi, üzümler toplanırken şaraba katacağım, en tatlı şaraba senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım daha içmeden bir yudum.

Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum, lakin unutmuştum, yaşarken aklıma geldi, oysa yaşanılması müYASAK KELİMEünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,
yaşamayan bilemez bu yaşYASAK KELİME, aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

Güzellik için sözler arıyorum, aklıma senden başka birşey gelmiyor, konuşacak konular şuradan buradan geçmiş ve gelecekten, aklıma senden başka birşey gelmiyor.Şiir yazmak için oturuyorum,
içimde coşkular taşıyor,
kağıtlara dökeceğim duygularımı kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,
aklıma senden başka birşey gelmiyor.

Canım sıkıldığında, efkar bastığında beni, yapayalnız yürümek istemiyorum, birini arıyorum yanımda,
aklıma senden başka kimse gelmiyor.
Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum
aklıma senden başka birşey gelmiyor.

Yaşam İçin “13″ İfade, GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ

1. Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum.

2.Hiç kimse senin gözyaşlarını haketmez, onu hakeden seni asla ağlatmayacak olandır.

3.Birinin seni senin istediğin gibi sevmemesi, onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez.

4.Gerçek dost, elini tuttuğunda kalbine de dokunandır.

5.Birini özlemenin en kötü yolu, yanyana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir.

6.Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir.

7.Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin.

8.Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanını harcama.

9.Belki de Allah doğru kişi ile karşılaşmadan önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir. Minnet duygusunu böyle tadacağız.

10.Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse.

11.Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öyleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol.

12.Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kim olduğunu bildiğini ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol.

13.Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur.

“OLAN HERŞEYİN ARKASINDA BİR SEBEP VARDIR.”

 

GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ

Geniş yürekli Dostlar

 

Geniş yürekli Dostlar

Su, kendine sırdaş arıyordu.Önce buluta verdi sırrını.Ağır geldi sır
buluta.Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.

Sonra göle gitti su.Ona anlattı derdini.Bu arada bulut suyun sırrını
yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için ,zaman
zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.

Sonra nehre verdi su sırrını.Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye
verdi.Dere biraz daha yavaş olsada nehirden , oda götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze..Çağlayanlar,
şelaleler,akarsular..Hepsi kayboluyordu bir anda.Sonra bir gün su takip etti dereyi.Dereye
okyanusa kavuşunca farketti su, bütün sırlarının akarsularla,
çağlayanlarla,ırmaklarla…okyanusa taşındığını. Karar verdi su.Sırrını okyanusa verecekti.Öyle de yaptı zaten.Tüm sırlarını okyanusa verdi.Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdıgı suyun sırrını, ne de kurudu….Geçen karşılaştık suyla.Bir bardaktaydı. Suskundu. Çok uğrastım konuşturamadım.Ben tam giderken ”Dur !” dedi su.Durdum!” Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konusma Tasıyamazlar,
kaldıramazlar senin yükünü,canını yakarlar,utandırırlar….” dedi.
Hep cevrenızde OKYANUS yürekli dostlarinin olmasi dilegimle ……

DOĞRULUK SONSUZLUGUN GÜNEŞİDİR NASIL OLSA DOĞAR…!

GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ

ZEYBEK

 

Değerli dostlarım, bu videoyu izlemenizi öneririm. Herkesin belleklerinde faklı izlenimler yaratacak çok güzel bir çekim. Bu işin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

DUYGULANMAMAK ELDE DEĞİL.
 
Mutlaka izleyin, izletin…
 

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !

 

 
BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !
Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu…
Biri ilkbahar, diğeri güz.

Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı… Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet… Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?

Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın…

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle…

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?

Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.

Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar…

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa…

Kadınım….! Can DÜNDAR

 

 

Kadınım….!


Köhne bir yük katarı gibi ayak parmaklarımızı ezerek önümüz sıra geçen
yorgun asır, bizim asrımız değildi.
Korkarım, tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla
beklediğimiz ahengin asrı olmayacak.
Raylar üstünde alelade bir tımarhane bu…
…tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında genzi
yakan bir ihtiras kokusu…
Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin bizim için
başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek.
Görünen o ki kadınım, seninle biz, "hayat" denen bu metruk peronda, üzerinde
adres yazmayan mektuplar gibi bekleşip, aşkımızı acılardan damıtarak yaşlanacağız.
* * *
Öyle bir çağdayız ki, insanoğlu geçen asır düşünü gördüğü "denizler
altında 20 bin fersah" yolu kat edip, "arzın merkezine" yaklaştıkça, uzaklaştı
insanlığından…
Kalabalıklaştıkça arttı kayıtsızlığın ıssızlığı…
Her bineni ise bulayan sefil bir trenle onun borsadan başka tapınak, paradan
başka tanrı tanımayan son yolcuları, kainatın raylarındaki şiiri, ilhamı, aşkı
ezip geçti.
"Ah o gönül şarkıları" sustu önce…
Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaçtı hasretin, şehvetin harı söndü.
Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok kalemimden sana kalacak.
Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum", -ki amentüsüdür
itiraf gecelerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül dalının teybinde tutsak…
Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik kokacak.
* * *
A kadınım,
A hüznümün bahçesi…!
Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir… dudakların buselere sağır…
Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım.
Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana itimadın
hazzını yeniden verebilmek için…
Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için
çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi…
Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki "açık" biletle mecalsiz bekleşiyoruz.
Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça yelelerinden
takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım gibi, o
çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım.
Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış
maskelerimizden… mecburi rollerimizden…
"Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk
gibi, azad olurduk kendimizden…
Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin tebessümünde sümbülden
gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iç çekişlerimizi toprağa
gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına ip dolayıp
keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya….
Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla…
Uşşak makamında…

Can Dündar