Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

(BEN,ce) Hikaye,şiir,kitap,müzik

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ,NİN KURUCUSU AZİZ ATATÜRK

Haberi sen, de almışsındır 15 askerimiz  şehit  SEN,gelmezsen olmayacak yine sana işdüştü ”ATAM”

Analar hala kuzularını ASKERE yollarken başlarına kına yakıyor vatana  bayrağa kurban olsunlar diye

 KUZULAR VATANA KURBAN OLUYOR ”ATAM”

Eğer SEN olsaydın önce meclistekini sonra hapisteki en sonun,da dağda inin dekini bu köpeklerin hepsini temizler din..!

”ATAM” sana ihtiyacımız var gel ne olur

Bütün TÜRKİYE,nin başı sağolsun BAŞIMIZ SAĞOLSUN hehitlerimize ALLAH,tan rahmet sevdiklerine sabır diliyorum

bunların hesabı elbet sorulacak kanınız yerde kalmayacak

 

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ,NİN KURUCUSU AZİZ ATATÜRK

Haberi sen, de almışsındır 15 askerimiz  şehit  SEN,gelmezsen olmayacak yine sana işdüştü ”ATAM”

Analar hala kuzularını ASKERE yollarken başlarına kına yakıyor vatana  bayrağa kurban olsunlar diye

 KUZULAR VATANA KURBAN OLUYOR ”ATAM”

Eğer SEN olsaydın önce meclistekini sonra hapisteki en sonun,da dağda inin dekini bu köpeklerin hepsini temizler din..!

”ATAM” sana ihtiyacımız var gel ne olur

Bütün TÜRKİYE,nin başı sağolsun BAŞIMIZ SAĞOLSUN hehitlerimize ALLAH,tan rahmet sevdiklerine sabır diliyorum

bunların hesabı elbet sorulacak kanınız yerde kalmayacak

 

 

 

 


Bir ölüm ilanının düşündürdükleri!..

İlanı Yeni Asır’da gördüm.. "Beyhan Hür (1956-2006)
Sevgili Karıcığım,
İlk tanıştığım günden, SENİ kaybedinceye kadar;
İşe giderken aceleden, işten eve geldiğimde yorgunluktan SENİNLE yeterince ilgilenmediğime,
Sözleştiğimiz saatlere uymayarak SENİ beklettiğim zamana, SEN konuşurken konuyu sonuna kadar dinlemeden sözünü kestiğime,
Doğum ve evlenme yıldönümü kutlamalarının çoğunu ‘daha sonra’ diyerek, SENİN hazırlıklarını dikkate almadan ertelediğime, SANA zaman zaman ters ters baktığıma,
Kaşlarımı çatarak hiddetlenip SENİ ürperttiğime,
Özel ilgi beklediğin an ve zamanları fark etmediğime, umursamadığıma,
Hamilelik ve rahatsız olduğun dönemlerde yeterli ilgi ve şefkati SENDEN esirgediğime,
Bayramlarda ve özel günlerde SENİN arkadaş ve akrabalarına benden yapmamı beklediğin kadarını yapmadığıma,
Benim iyiliğim, mutluluğum, sağlığım için dikkatin, itinan ve fedakârlıklarına yeterince teşekkür etmediğime,
Aslında SANA içimdeki SEVGİMİ yeterince haykırırcasına hissettirmediğime,
Seni doya doya sevmeyi ertelediğime
PİŞMANIM.
Allah’tan rahmet diliyorum, nur içinde ol!.
Kocan M. Cihangir Hür
(Benim pişmanlıklarımı bu yazıyı okuyanların duymaması için, eşlerin birbirine yeterince ilgi göstermelerini ve benim eşime rahmet dileyip Fatiha okumalarını dilerim.)

 


 

İlanı okurken babamı hatırladım.. Annemin öldüğü geceki babamı..
Öylesi derin bir ızdırap içindeydi ki, annemi unutup onun peşine düşmüş, eve doktorlar yığmıştık, babamın en yakın dostlarının yanında.. Ama teselli kabul etmiyordu. Kalbi vardı, her an onu da kaybedebilirdik. Doktorlar aralarında fısıldaşıp uyumasına karar verdiler. Bir iğne yaptılar.. Babam hissetti. Baş parmağının tırnağını ortasından kırdı ki, o müthiş sancı uyumasını engellesin..
Üstelik annemin son günlerini yaşadığını aylardan beri biliyordu, hazırlıklıydı..
"Bu nasıl bir sevgidir" diye düşündüm önce.. Sonra inanır mısınız, içimde bir öfke de kıpırdadı..
Yanına gidip "Baba, annemi bu kadar seviyordun da, yaşarken kendisine niye göstermedin" demek geldi içimden..
"Erkek adam duygularını saklar!.."
Anadolu erkeğinin geleneğidir bu.. Babam, hele de Çerkes delikanlısı Fuat öyle büyümüştü.. Biz de öyle büyüdük..
Ölesiye sev.. Ama ölesiye renk verme.. Bırak anlayan anlasın!..
Oysa sevgiyi söylemek, sevgiyi göstermek, sevdiğini sevgi denizinde boğmak, sevginin kendisi kadar güzel, sevginin kendisi kadar kutsal!..
"Seni seviyorum" demenin, diyeni, denilenden daha çok mutlu ettiğini öğrendiğimde yaşım kırkı geçmişti, ne yazık ki!..
Hepimiz öğrenmeliyiz.. Ölüm ilanlarını beklemeden!..

HINCAL ULUÇ

CAN DÜNDAR,KADINLAR

 

  

KADINLAR

Bir kadin cocuktur aslinda..
Cocuk gibi davranmayi sever.
Erkegin kendisine bir cocuga gösterdigi sefkati göstermesini de ister.
Bir cocugu oksar gibi incitmekten korkarak oksamalidir erkek kadini
Ama her kadin cocukca da olsa dinlenilmesini, dikkate alinmasini ister.
Yani bir kadinin cocukluk yapmasina izin vereceksiniz,
ama asla onu bir cocuk olarak görmeyeceksiniz.
Bir kadin güçlüdür aslinda.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasini sevmez.
Ister ki erkegin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabilecegi seyleri bile erkegin yapmasini bekler.
Böylece hem daha kadin oldugunu hissedecektir hem de
erkeginin ne kadar güçlü oldugunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediginde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istedigi bir sey varsa mutlaka yapar.

Bir kadin sevgilidir aslinda.
Içinde her zaman sevgiyi tasir.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrilamaz. Sevdiklerini kolay kolay kiramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadininn tam anlamyyla sevebilmesi için
yüreginin kabul ettigini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsiniz
Belki kolayca yüregine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemisseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmedigi halde terk etmeyen kadinlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acimak" duygusudur.

Bir kadin yalnizdir aslinda.
Hiçbir zaman kadini bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyasi vardir ve orada hep yalnizdir
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanin kapisini açamaz.
Yalnizlik onun siginagidir
O siginaga ne zaman girecegine, ne kadar kalacagina hep kendisi karar
verir.
Siginaktayken oradan çikmaya zorlarsaniz onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadin bilgindir aslinda.
Neler yapabilecegini erkek akli hayal bile edemez.
Yaraticilginin siniri yoktur
Ama bunu ortaya çykartmak için hayatinin erkegini bekler.
Hoyratça harcamaz yaraticiligini sadece erkegine saklar.
Bir kadinin gerçek erkegi olmayi basarabilmisseniz çok sanslisiniz
demektir.
Çünkü yasaminiz asla siradan olmayacaktir.

Bir kadin hayattir aslinda.
Çünkü hayatin içinde olan her sey ancak kadinlar oldugunda anlam
kazaniyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadinin elinden içtiginiz suyla kendi kendinize bardagi doldurup
içtiginiz su arasindaki lezzet farkini anlayabiliyor musunuz?

Anliyorsaniz ne mutlu size. Anlamiyorsaniz, ne yazik ki yasamiyorsunuz.

CAN DÜNDAR

Can DÜNDAR,ACININ KANATLARI

  

ACININ KANATLARI

Dostoyevski’nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz?

Kendi idam sahnesi…

Çar’ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu. Yakalandı. 28 yaşında idam isteğiyle yargılandı.

Mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. Papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi.

"Ateş" emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine…

Aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı.

Böylece "ölüm"le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, "yaşam"dı.

Stefan Zweig’a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:

Yaşama sevinci…

Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche’nindir:

"Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar".

* * *

Evet, gemimiz su alıyor!

Daha iki ay evvel, mutluluk diyarına doğru pupa yelken yol aldığını düşündüğümüz o emektar vapurun gürültüyle batmakta olduğuna inanıyoruz şimdi…

Halbuki iki ay evvelki sevinç dalgası kadar bugünkü kasvet tufanı da aldatıcı…

Yegane gerçek şu:

Bu gemi su alıyor.

Batmamak için de yenilenmek durumunda…

Bu gerçeği görebilmek, maziyle yüzleşebilmek, sahip olduklarımızın kıymetini anlayabilmek için bugünkü acıları çekmemiz gerekiyordu.

Zamanla o sancılar olgunlaştıracak bizi… acının bilgeliği, gözümüzdeki mili çekip alacak.

Göreceğiz ki çare, kafileler halinde suya atlamak değil, gemiyi baştan aşağı yenilemektir.

Umutsuzluk her yanı kuşattığında, umudun vakti gelmiş demektir.

* * *

Sözü yeniden Nitzsche’ye bırakalım:

"Bilginin her türü ıstıraptan gelir. Sefahat, duraklamak ve geriye bakmamak eğilimindedir, oysa acı hep nedenleri sorar. İnsan ağrılarda incelir. Sürekli kurcalayan, törpüleyen acı, ruhun toprağını altüst eder. Yeni düşünce meyveleri için gerekli havalandırmayı sağlayan da bu altüst oluştur".

* * *

Keşke kalemim yaralarınıza ümidin merhemini sürebilecek kadar güçlü olsa…

Keşke şu 20 - 30 satır, dağıtabilse bezginliğinizi; sözcüklerim dertlerinizden azat edebilse sizi…

Bu yazı, bunları yapamasa da şunu söyleyebilir:

Artık finali gördük; infaz mangasının önünden döndük.

Şimdi hayatı daha iyi tanıyoruz. Ona, yeni doğmuş bir bebeğin memeye sarıldığı andaki kadar tutkuyla sarılabiliriz yeniden…

2011 yılı geldiğinde geriye dönüp şöyle diyeceğiz:

"Yıl 2001′di, hiç unutmam; acılarımız o yıl başlamıştı. Her şeyin bittiğini sanıyorduk. Meğer kurtuluşun başladığı tarihmiş.

Acılarımızdan feyz alarak, onlarla kanatlanarak silkindik suskunluğumuzdan… Ayakta durmaya mecali kalmamış köhne bir sistemi değiştirmeye o yıl başladık. Yaralı parmaklarımızdan zincirleri çıkardıklarında yaşama sevincimizi hala kaybetmemiştik.

O sayede kederimizin üstesinden geldik. Ve kaderimizi yendik".

Can DÜNDAR

 

EVLAT,edinmeyle ilgili (MELEKLER

 okulda birinci sınıf öğrencileri,bir aile fotoğrafı üzerinde tartışıyorlardı.fotoğrafdaki küçük çocuğun saç rengi ailenin öteki bireylerinin saç renginden farklıydı.öğrencilerden biri o küçük erkek çocuğunun belki de evlatlık edinilmiş olabileceğini söyledi.onun bu sözünü duyan jocelynn jay adında küçük bir kız öğrenci birden sesini yükseltti:
"ben evlat edinilme konusunda her şeyi bilirim,çünkü ben de evlatlığım!…."
sınıftaki başka bir öğrenci sordu:
"madem biliyorsun bize anlatsana.evlat edinilmek ne demekmiş?"
jocelynn kendisinden emin bir bişimde bilgisini özetledi:

"annenin karnında değil yüreğinde büyümüşsün demektir!"

GÜLÜŞLERİNİZ GÖZLERİNİZE IŞIK OLSUN.

Can DÜNDAR-KEDİLER,LE İLGİLİ DURUM

Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim:
Normalde sokak kedisi kendini saldirgan köpeklere
karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek sey neymis biliyor musunuz:
Sevgi… Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmus. Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini buldum.Biz de Eros’un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz? Sevginin bizi kollayacagina,
sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip,
yaralarimizi açik hale getirmiyor muyuz? Sonra neoluyor? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en korunaksiz halimizle Kalaniyoruz askin hoyrat yüzüne… Sefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarasi kabuk baglamadan, yeni yaralar için araliyoruz
kalbimizin kapilarini… Zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin karsisinda…
Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sicak dokunusta çocukça
uysallasip, her hayalkirikliginda "köpek gibi" pisman olarak, her terkediste aci çekip her
dönüste biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha
asla"larla "Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bere içinde yasiyoruz. O yüzden "Melek"ler, içe kivrik patilerle gömülüyor. Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyrugu her daim dik tutmaktir… Sefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almis hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.

Yazar : CAN DÜNDAR

 

 

 Arkadaş ile dost kelimesi eş anlamlı iki kelime olarak bilinir. Halbuki, anlam ve pratik olarak oldukça farklıdır. Her dost arkadaştır ama her arkadaş dost değildir.

    Hayatımızdaki bütün arkadaşlarımızı yaşam eleği ile elersek geriye kalan bir veya bir kaç dost diyebileceğimiz kişilerdir. Bu sayı bazen o kadar daralır ki , yaşamınızda hiç bir dost kalmayabilir.Yaşanan bu sürece yalnızlık diyebiliriz.

    Nasıl ayıracağız bu ince noktayı ? Eleyeceğiz ama yaşam eleğinin kriterleri ne olacak ? İşte sizlere kendi yaşantımdan iktibas edeceğim bir kaç değerlendirme:

Soldan kucaklama  Kötü günlerinizde yanınızda olan ve yüzünde tebessüm olmayan

Soldan kucaklama  Günlük hayatınızda fazla görükmeyen , kara günlerinizde ilk gelen

Soldan kucaklama  Sizinle sevginizi , amacınızı , kaygınızı , inandığınızı, hüznünüzü paylaşan ve bu duygularınızı kimseye anlatmayan

Soldan kucaklama  Eşinize , anne ve babanıza bile anlatamadığınız sırları , kaygıları dinleyen kimse

Soldan kucaklama  Sığınılacak ve dalga kıranı olan tek limanınız

Soldan kucaklama  Maddi sıkıntınızda istediğinizde veren değil istemediğiniz halde yardım eden

Soldan kucaklama  Kavga etsenizde  yaptığı iyilikleri yüzünüze çarpmayan

Soldan kucaklama  Ne olursa olsun sizden yararlanmaya çalışmayan

Soldan kucaklama  Anlattığınız sırları öldüğünde mezarına taşıyan

    Hayatımızda dostlar yoksa fırtınalarda sığınacak bir limanınız yok demektir. Acılar paylaşıldıkça azalır , mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Dost olmayan kişilerle yapacağınız her paylaşım bunun tersi olabilir. Mutluluğunuz acıya dönüşebilir. Dost kişi toprağa benzer. Sevdiklerini kucağına alır. Ailenize bile anlatamadığınız sırları öldüğünde toprağına gömer.

  Dost kapıyı çalan Hızır’a benzer. Üstünüze çöken karanlık onun içine doğar. Başınıza gelen bir kötülük onun rüyalarında zuhur eder. Lambalar kırıldığında,karanlıklar bastığında yolunuza meşale tutar.

   Arkadaşı sen ararsın ama dost seni bulur. Uçurumun kenarına gelmeden, duanın sonunu etmeden dost gelmez ki hayatına. Dost Hızır’a benzer. Sen hikmet istemezsen o gelmez ki… Uçurumun kenarında sana hangi arkadaş el uzatabilir ki…

  Açlıktan ağlayan çocuğunu kandırmak için tenceresine taş kaynatan o kadının kapısını çalan bir dosttu. Göğsü daralan Musa’nın ansızın yaşamına giren Hızır bir dosttu. Sakın, sırrını ve kaygını her esen rüzgara anlatma. Sen daraldığında, karanlık üstüne çöktüğünde girdaba uzanan bir el,uçuruma giren bir el, karalığa süzülen bir meşale, gözyaşı dualarına bir rüya gelecektir muhakkak. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. Sen karanlığa düştüğün an , dost gönüller rüyasında ağlar. Ve bir gün… Duanın sonu bitmeden bir kapı çalınır,bir yazı gelir,bir resim belirir yaşamının sayfalarında. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. İnanması zor ve ürpertici olsada

    Arkadaş ile dost kelimesi eş anlamlı iki kelime olarak bilinir. Halbuki, anlam ve pratik olarak oldukça farklıdır. Her dost arkadaştır ama her arkadaş dost değildir.

    Hayatımızdaki bütün arkadaşlarımızı yaşam eleği ile elersek geriye kalan bir veya bir kaç dost diyebileceğimiz kişilerdir. Bu sayı bazen o kadar daralır ki , yaşamınızda hiç bir dost kalmayabilir.Yaşanan bu sürece yalnızlık diyebiliriz.

    Nasıl ayıracağız bu ince noktayı ? Eleyeceğiz ama yaşam eleğinin kriterleri ne olacak ? İşte sizlere kendi yaşantımdan iktibas edeceğim bir kaç değerlendirme:

Soldan kucaklama  Kötü günlerinizde yanınızda olan ve yüzünde tebessüm olmayan

Soldan kucaklama  Günlük hayatınızda fazla görükmeyen , kara günlerinizde ilk gelen

Soldan kucaklama  Sizinle sevginizi , amacınızı , kaygınızı , inandığınızı, hüznünüzü paylaşan ve bu duygularınızı kimseye anlatmayan

Soldan kucaklama  Eşinize , anne ve babanıza bile anlatamadığınız sırları , kaygıları dinleyen kimse

Soldan kucaklama  Sığınılacak ve dalga kıranı olan tek limanınız

Soldan kucaklama  Maddi sıkıntınızda istediğinizde veren değil istemediğiniz halde yardım eden

Soldan kucaklama  Kavga etsenizde  yaptığı iyilikleri yüzünüze çarpmayan

Soldan kucaklama  Ne olursa olsun sizden yararlanmaya çalışmayan

Soldan kucaklama  Anlattığınız sırları öldüğünde mezarına taşıyan

    Hayatımızda dostlar yoksa fırtınalarda sığınacak bir limanınız yok demektir. Acılar paylaşıldıkça azalır , mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Dost olmayan kişilerle yapacağınız her paylaşım bunun tersi olabilir. Mutluluğunuz acıya dönüşebilir. Dost kişi toprağa benzer. Sevdiklerini kucağına alır. Ailenize bile anlatamadığınız sırları öldüğünde toprağına gömer.

  Dost kapıyı çalan Hızır’a benzer. Üstünüze çöken karanlık onun içine doğar. Başınıza gelen bir kötülük onun rüyalarında zuhur eder. Lambalar kırıldığında,karanlıklar bastığında yolunuza meşale tutar.

   Arkadaşı sen ararsın ama dost seni bulur. Uçurumun kenarına gelmeden, duanın sonunu etmeden dost gelmez ki hayatına. Dost Hızır’a benzer. Sen hikmet istemezsen o gelmez ki… Uçurumun kenarında sana hangi arkadaş el uzatabilir ki…

  Açlıktan ağlayan çocuğunu kandırmak için tenceresine taş kaynatan o kadının kapısını çalan bir dosttu. Göğsü daralan Musa’nın ansızın yaşamına giren Hızır bir dosttu. Sakın, sırrını ve kaygını her esen rüzgara anlatma. Sen daraldığında, karanlık üstüne çöktüğünde girdaba uzanan bir el,uçuruma giren bir el, karalığa süzülen bir meşale, gözyaşı dualarına bir rüya gelecektir muhakkak. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. Sen karanlığa düştüğün an , dost gönüller rüyasında ağlar. Ve bir gün… Duanın sonu bitmeden bir kapı çalınır,bir yazı gelir,bir resim belirir yaşamının sayfalarında. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. İnanması zor ve ürpertici olsada

    Arkadaş ile dost kelimesi eş anlamlı iki kelime olarak bilinir. Halbuki, anlam ve pratik olarak oldukça farklıdır. Her dost arkadaştır ama her arkadaş dost değildir.

    Hayatımızdaki bütün arkadaşlarımızı yaşam eleği ile elersek geriye kalan bir veya bir kaç dost diyebileceğimiz kişilerdir. Bu sayı bazen o kadar daralır ki , yaşamınızda hiç bir dost kalmayabilir.Yaşanan bu sürece yalnızlık diyebiliriz.

    Nasıl ayıracağız bu ince noktayı ? Eleyeceğiz ama yaşam eleğinin kriterleri ne olacak ? İşte sizlere kendi yaşantımdan iktibas edeceğim bir kaç değerlendirme:

Soldan kucaklama  Kötü günlerinizde yanınızda olan ve yüzünde tebessüm olmayan

Soldan kucaklama  Günlük hayatınızda fazla görükmeyen , kara günlerinizde ilk gelen

Soldan kucaklama  Sizinle sevginizi , amacınızı , kaygınızı , inandığınızı, hüznünüzü paylaşan ve bu duygularınızı kimseye anlatmayan

Soldan kucaklama  Eşinize , anne ve babanıza bile anlatamadığınız sırları , kaygıları dinleyen kimse

Soldan kucaklama  Sığınılacak ve dalga kıranı olan tek limanınız

Soldan kucaklama  Maddi sıkıntınızda istediğinizde veren değil istemediğiniz halde yardım eden

Soldan kucaklama  Kavga etsenizde  yaptığı iyilikleri yüzünüze çarpmayan

Soldan kucaklama  Ne olursa olsun sizden yararlanmaya çalışmayan

Soldan kucaklama  Anlattığınız sırları öldüğünde mezarına taşıyan

    Hayatımızda dostlar yoksa fırtınalarda sığınacak bir limanınız yok demektir. Acılar paylaşıldıkça azalır , mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Dost olmayan kişilerle yapacağınız her paylaşım bunun tersi olabilir. Mutluluğunuz acıya dönüşebilir. Dost kişi toprağa benzer. Sevdiklerini kucağına alır. Ailenize bile anlatamadığınız sırları öldüğünde toprağına gömer.

  Dost kapıyı çalan Hızır’a benzer. Üstünüze çöken karanlık onun içine doğar. Başınıza gelen bir kötülük onun rüyalarında zuhur eder. Lambalar kırıldığında,karanlıklar bastığında yolunuza meşale tutar.

   Arkadaşı sen ararsın ama dost seni bulur. Uçurumun kenarına gelmeden, duanın sonunu etmeden dost gelmez ki hayatına. Dost Hızır’a benzer. Sen hikmet istemezsen o gelmez ki… Uçurumun kenarında sana hangi arkadaş el uzatabilir ki…

  Açlıktan ağlayan çocuğunu kandırmak için tenceresine taş kaynatan o kadının kapısını çalan bir dosttu. Göğsü daralan Musa’nın ansızın yaşamına giren Hızır bir dosttu. Sakın, sırrını ve kaygını her esen rüzgara anlatma. Sen daraldığında, karanlık üstüne çöktüğünde girdaba uzanan bir el,uçuruma giren bir el, karalığa süzülen bir meşale, gözyaşı dualarına bir rüya gelecektir muhakkak. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. Sen karanlığa düştüğün an , dost gönüller rüyasında ağlar. Ve bir gün… Duanın sonu bitmeden bir kapı çalınır,bir yazı gelir,bir resim belirir yaşamının sayfalarında. Göremediğin boyutlar,sezemediğin yansımalar,duyamadığın yankılar vardır. İnanması zor ve ürpertici olsada

Ataol Behramoğlu,AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

 

 

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar.
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini,
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten.
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar.
Boşanır keder zincirlerinden
Sular, tersin tersin akar.
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar.
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken.
Çünkü, hiç bir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını.
Severken hiçbir böcek,
Hiç bir kuş yalnız değildir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.


Ataol Behramoğlu

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

Cüneyd Suavi