Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

(BEN,ce) Hikaye,şiir,kitap,müzik

SİZ BU YAZIYI SİLDİKÇE BEN YENİ,DEN YAZMAYA DEVAM EDECEĞİM elalem küfer ve hakaret dolu içerikler yazıyor silin miyor neden bu yazı siliniyor  hala anlamış degilim

Diyarbakırda şehit olan polislerimize ALLAH,tan rahmet  sevenlerine ve tüm TÜRKİYE,ye başsağlığı diliyorum

Mekanınız CENNET ruhunuz şaadolsun

Bu VATAN evlatlarına kurşun sıkan namertleri asla unutmaz elbet cezasını verir  siz kalleş şerefsiz namussuz pkk,lı teröristler sizde merak etmeyin sizin de sonunuz gelecek kendi KANINIZ,da boğulacaksınız ama yaptıklarınızın hesabını vermeden ÖLEMEYECEKSİNİZ…!

Diyarbakırda polis münibüsüne saldırı 5 polisimiz sehit

Diyarbakırda şehit olan polislerimize ALLAH,tan rahmet  sevenlerine ve tüm TÜRKİYE,ye başsağlığı diliyorum

Mekanınız CENNET ruhunuz şaadolsun

Bu VATAN evlatlarına kurşun sıkan namertleri asla unutmaz elbet cezasını verir  siz kalleş şerefsiz namussuz pkk,lı teröristler sizde merak etmeyin sizin de sonunuz gelecek kendi KANINIZ,da boğulacaksınız ama yaptıklarınızın hesabını vermeden ÖLEMEYECEKSİNİZ…!

DUVARI AŞAMIYORSAN BİR KAPI AÇ

 

Genç Macar Sanatçı Arpad Sebesy multimilyoner Elmer Kelen in portresini yapmak için görevlendirilmişti. Görev özellikle zordu, çünkü Kelen sadece üç kısa poz vermeye razı olmuştu. Sonuçta, Sebesy portrenin çoğunu ezberden yapmak zorunda kalmıştı.

Kısıtlamalara rağmen, Sebesy portrenin Kelen e yeterince benzediği görüşündeydi. Ancak, Kelen ayni fikirde değildi. Kibirli milyoner resmin kendisine benzemediğini öne sürerek portrenin parasını ödemeyi reddetti.

Genç ressam resmini yapabilmek için saatlerce titizlikle çalışmıştı, ve birdenbire bunu gösterecek hiç bir şeyi olmadığını fark etti. Milyoner stüdyodan ayrılırken, sanatçı bir ricada bulundu, " Portreyi size benzemediği için reddettiğiniz belirten bir mektup yazabilir misiniz?"

Kelen bu kadar kolay kurtulduğuna sevinerek razı oldu. Aylar sonra, Macar Sanatçıları Derneği, Budapeşte Güzel Sanatlar Galerisinde sergi açtı. Kelen in telefonu çalmaya başladı. Biraz sonra galeriye geldiğinde Sebesy nin yaptığı portresinin, üzerinde "Bir Hırsızın Portresi" etiketiyle teshir edildiğini gördü. Mağrur milyoner resmin indirilmesini istedi. Müdür reddedince, Kelen resim kendisini topluma alay konusu edeceği için dava açmakla tehdit etti. Bunun üzerine müdür Kelen in resmin kendisine benzemediği için almayı reddettiğini belirten imzalı mektubunu çıkardı.

Milyoner artık resmin parasını ödeyip almaktan başka çare kalmadığını anlamıştı. Genç sanatçı sadece son gülen olmakla kalmamış, ayni zamanda güçlüğü karlı bir alışverişe dönüşmüştü. Çünkü milyoner resmi almağa kalktığında fiyatının eskisinden on kat daha fazla olduğunu görmüştü.

Gördüğünüz gibi, güçlüklere teslim olmayı kabul etmemişti. Bunun yerine öfke ve acıya teslim olmaktansa yaratıcı ve yararlı bir kapı açacak bir yol düşündü. Kısaca ressam değerli bir prensip keşfetmişti :

Yeni fırsatlar bizi genellikle sıkıntılı anlarda ziyaret eder, çünkü bir kapı kapanırsa, başka bir kapı açılır.

Dr. Charles C. Lever

AŞK

 

 

AŞK

Bunca gün, ah, bunca gün
görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın,
nasıl öderim, neyle öderim?
Uyandı kana susamış
İlkbaharı koruların,
Çıkıyor tilkiler inlerinden
Çiylerini içiyor yılanlar,
Ve ben gidiyorum seninle yapraklarda
çamlar ve sessizlik arasında,
sorarak kendime nasıl, ne zaman
ödeyeceğim diye şu bahtımı.
Bütün gördüklerim içinde
yalnız sensin hep görmek istediğim,
dokunduğum her şey içinde
senin tenindir hep dokunmak istediğim:
seviyorum senin portakal kahkahanı,
hoşlanıyorum uykudaki görüntünden.
Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim,
bilmiyorum nasıl sever başkaları,
eskiden nasıl severlerdi,
yaşıyorum, bakarak, severek seni,
aşk tabiatımdır benim.
Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.
Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin.
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.
Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil,
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel,
üzgün, müthiş,
bayraklarla donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz.

PABLO NERUDA
Çeviri: Erdal Alova

DostLuk - MichaeL de Montaigne

 

DostLuk - MichaeL de Montaigne

Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu (Etienne de la Boetie: Montaigne’in en iyi dostu. İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır.) niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim.

 
 
Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum.

Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan’ın ünlü bilgelerinden biri.) dermiş ki: «Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin.» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles’in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur…»

Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum:

Nec fas esse ulla me voluptate hic frui

Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps (Terentius)

Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca,

Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim.

Her işte onun yarısı, ikinci yarısı olmaya o kadar alışmıştım ki şimdi artık yarım bir varlık gibiyim.

Illam meae si partem animae tulit

Maturior vis, quid moror altera,

Nec chanıs aeque, nec superstes

Integer? Ille dies utramque

Duxit ruinam (Horatius)
 
Mademki zamansız bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük.

Ne yapsam, ne düşünsem onun eksikliğini duyuyorum. O da benim için elbette aynı şeyi duyardı. Çünkü o, diğer bütün değerlerinde olduğu gibi dostluk duygusunda da benden kat kat üstündü. (Kitap 1, bölüm 28)

ÖLüm - MichaeL de Montaigne

 

 

ÖLüm - MichaeL de Montaigne

Mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin. Sokrates’e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri zaman: Doğa da onları! demiş.

Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak. Öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.

 
 
Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen yaşlı ölmüş sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzluğun yanında, dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür… Doğa bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: «Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin. Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının koşullarından biridir.

 

Inter se mortales mutua viviunt

Et quasi oursores vitae lampada tradunt. (Lucretius)

 

İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini

Ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi.

 

Hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha yaşayıp da ne yapacaksınız?

Sizin hatırınız için evrenin bu güzel düzenini değiştirecek değilim ya? Ölmek, yaratılışınızın koşuludur ölüm sizin mayanızdadır: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır. Sizin bu tadını çıkardığınız varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır. Dünyaya geldiğiniz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız.

 

Prima, Quae vkam dedit, hora carpsit. (Seneka)

 

Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz.

 

Nascentes morimur, finisque ab origine pendet. (Manllius)

 

Doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur:

Yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır. Ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır. Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz. Ya da şöyle diyelim, isterseniz: Hayattan sonra ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır.

Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin.

 

Cur non ut plenus vitae conviva recedis?

Cur amplius addere quaeris

Rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne. (Lucretius)

 

Niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?

Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?

 

Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz.

Bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yok ki. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.

 

Non alium videre patres:

Aliumve nepotes Aspicient. (Lucretius)

 

Babalarınız başka türlüsünü görmedi.

Torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek.

 

Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda oynanır, biter. Dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız, dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda görürsünüz. Dünyanın oyunu bu kadardır. Mevsimler bitti mi, yeniden başlamaktan başka bir marifet gösteremez. Bu hep böyle gelmiş, böyle gidecek.

 

Versamur ibidem atque insumus usque. (Lucretius)

 

İnsan kendini saran çemberin içinde döner durur.

 

Atque in se sua per vestigia volvitur annus. (Virgilius)

 

Yıl hep kendi izleri üstünde dolanır.

 

Dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin. Hep eşit oluşunuz benim adaletimin esasıdır. Herkesin bağlı olduğu koşullara bağlı olmaktan kim yerinebilir? Hem sonra, ne kadar yaşarsanız yaşayın, ölümde geçireceğiniz zamanı değiştiremezsiniz: Ölümden ötesi hep birdir. Beşikte iken ölseydiniz, o korktuğunuz mezarın içinde yine o kadar zaman kalacaktınız.

 

Licet, quod vis vivendo vincere secla,

Mors aeterna tamen nihlominus illa manebit. (Lucretius)

 

Kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın,

Ölüm yine sonsuz olacaktır.

 

Zaten ben sizi öyle bir hale koyacağım ki, artık hiçbir acı duymayacaksınız.

 

In vera nescis nullum fore morto alium te.

Qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque jacentem. (Lucretius)

 

Bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün başucunda durup ağlamayacak?

 

Bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız:

 

Nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit.

Nec desiderium nostri nos afficit ullum. (Lucretius)

 

O zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi;

Varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz.

 

Hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir şeydir denebilirdi:

 

Mufto mortem minus ad nos esse putandum

Si minus esse potest quam quod nihil esse videmus. (Lucretius)

 

Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; sağken etmez, çünkü hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz.

 

Hiç kimse yaşamından önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden arta kalan zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin değildir: Ondan da bir şey yitirmiş olmuyorsunuz.

 

Respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas

Temporis aeterni fuerit. (Lucretius)

 

Bizden önce geçmiş zamanları düşün

Bizim için onlar yokmuş gibidir.

 

Hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur. Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır. Şunu anlamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır. Her gün gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz? Avunabilmek için eş dost istiyorsanız, herkes de sizin gittiğiniz yere gitmiyor mu?

 

Omnia te vita perfuncta sequentur. (Lucretius)

 

Ömrün bitince, her şey de seninle yok olacak.

 

Herkes aynı akışın içinde sürüklenmiyor mu? Sizinle birlikte yaşlanmayan bir şey var mı? Sizin öldüğünüz anda binlerce insan, binlerce hayvan, binlerce başka varlık daha ölmüyor mu?

Madem geri dönemezsiniz, niçin kaçınıyorsunuz? Birçok insanların ölmekle, dertlerinden kurtulduğunu görmüşsünüzdür ama kimsenin ölmekle daha kötü olduğunu gördünüz mü? Kendi görmediğiniz, başkasından da duymadığınız bir şeye kötü demek ne büyük saflık! Niçin benden ve kaderken yakınıyorsunuz? Size kötülük mü ediyorum ben? Siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? Öldüğünüz zaman yaşınızı doldurmamış da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz. İnsanın küçüğü de büyüğü gibi bir insandır. İnsanların ne kendileri ne de hayatları arşınla ölçülemez. Khiron, babası Saturnus’tan, zaman ve süre tanrısından, ölümsüzlüğün koşullarını öğrenince ölümsüz olmak istememiş. Sonsuz bir hayatın ne çekilmez olacağını bir düşünün.

Ölüm olmasaydı sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz. Hayatınıza, mahsus biraz acılık kattım; ne hayattan ne de ölümden kaçmaksızın benim istediğim bir ölçüyle yaşayabilmeniz için hayata ve ölüme tatlı ile acı arasında bir kıvam verdim.

İlk bilgeniz olan Thales’e, yaşamakla ölmenin bir olduğunu öğrettim. Birisi ona: Madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? diye sormuş, o da: İkisi bir de onun için, diye cevap vermiş.

Su, hava, toprak, ateş ve benim bu yapımın diğer bütün öğeleri hem yaşamanıza hem ölmenize yol açarlar. Son gününüzden niçin bu kadar korkuyorsunuz? O gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla bir iş görmüyor ki! Yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda yorgunluk yalnızca ortaya çıkar. Bütün günler ölüme gider son gün varır.»

İşte doğa anamızın bize verdiği güzel öğütler… Çok kez düşünmüşümdür: Acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de, başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkunç gelir? Öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla dolardı. Acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? Ben öyle sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla, asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç durumdur… Çocuklar sevdiklerini bile maske takmış görünce, korkarlar. Biz de öyle. İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız. (Kitap 1, bölüm XX)

Her İnsan Öldürür Sevdiğini (Oscar Wilde )

 

 

Her insan öldürür gene de
sevdiğini
Bu böyle bilinsin herkes tarafından,
Kiminin ters bakışından gelir ölüm,
Kiminin iltifatından,
Korkağın öpücüğünden,
Cesurun kılıcından!

Kimisi aşkını gençlikte
öldürür,
Yaşını başını almışken kimi;
Biri Şehvet’in elleriyle
boğazlar,
Birinin altındır elleri,
Yumuşak kalpli bıçak kullanır
Çünkü ceset soğur hemen.

Kimi pek az sever, kimi derinden,
Biri müşteridir, diğeri satıcı;
Kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi,
Kiminden ne bir ah, ne bir figan:
Çünkü her insan öldürür
sevdiğini,
Gene de ölmez insan.

Oscar Wilde

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ,NİN KURUCUSU AZİZ ATATÜRK

Haberi sen, de almışsındır 15 askerimiz  şehit  SEN,gelmezsen olmayacak yine sana işdüştü ”ATAM”

Analar hala kuzularını ASKERE yollarken başlarına kına yakıyor vatana  bayrağa kurban olsunlar diye

 KUZULAR VATANA KURBAN OLUYOR ”ATAM”

Eğer SEN olsaydın önce meclistekini sonra hapisteki en sonun,da dağda inin dekini bu köpeklerin hepsini temizler din..!

”ATAM” sana ihtiyacımız var gel ne olur

Bütün TÜRKİYE,nin başı sağolsun BAŞIMIZ SAĞOLSUN hehitlerimize ALLAH,tan rahmet sevdiklerine sabır diliyorum

bunların hesabı elbet sorulacak kanınız yerde kalmayacak

 

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ,NİN KURUCUSU AZİZ ATATÜRK

Haberi sen, de almışsındır 15 askerimiz  şehit  SEN,gelmezsen olmayacak yine sana işdüştü ”ATAM”

Analar hala kuzularını ASKERE yollarken başlarına kına yakıyor vatana  bayrağa kurban olsunlar diye

 KUZULAR VATANA KURBAN OLUYOR ”ATAM”

Eğer SEN olsaydın önce meclistekini sonra hapisteki en sonun,da dağda inin dekini bu köpeklerin hepsini temizler din..!

”ATAM” sana ihtiyacımız var gel ne olur

Bütün TÜRKİYE,nin başı sağolsun BAŞIMIZ SAĞOLSUN hehitlerimize ALLAH,tan rahmet sevdiklerine sabır diliyorum

bunların hesabı elbet sorulacak kanınız yerde kalmayacak

 

 

 

 


Bir ölüm ilanının düşündürdükleri!..

İlanı Yeni Asır’da gördüm.. "Beyhan Hür (1956-2006)
Sevgili Karıcığım,
İlk tanıştığım günden, SENİ kaybedinceye kadar;
İşe giderken aceleden, işten eve geldiğimde yorgunluktan SENİNLE yeterince ilgilenmediğime,
Sözleştiğimiz saatlere uymayarak SENİ beklettiğim zamana, SEN konuşurken konuyu sonuna kadar dinlemeden sözünü kestiğime,
Doğum ve evlenme yıldönümü kutlamalarının çoğunu ‘daha sonra’ diyerek, SENİN hazırlıklarını dikkate almadan ertelediğime, SANA zaman zaman ters ters baktığıma,
Kaşlarımı çatarak hiddetlenip SENİ ürperttiğime,
Özel ilgi beklediğin an ve zamanları fark etmediğime, umursamadığıma,
Hamilelik ve rahatsız olduğun dönemlerde yeterli ilgi ve şefkati SENDEN esirgediğime,
Bayramlarda ve özel günlerde SENİN arkadaş ve akrabalarına benden yapmamı beklediğin kadarını yapmadığıma,
Benim iyiliğim, mutluluğum, sağlığım için dikkatin, itinan ve fedakârlıklarına yeterince teşekkür etmediğime,
Aslında SANA içimdeki SEVGİMİ yeterince haykırırcasına hissettirmediğime,
Seni doya doya sevmeyi ertelediğime
PİŞMANIM.
Allah’tan rahmet diliyorum, nur içinde ol!.
Kocan M. Cihangir Hür
(Benim pişmanlıklarımı bu yazıyı okuyanların duymaması için, eşlerin birbirine yeterince ilgi göstermelerini ve benim eşime rahmet dileyip Fatiha okumalarını dilerim.)

 


 

İlanı okurken babamı hatırladım.. Annemin öldüğü geceki babamı..
Öylesi derin bir ızdırap içindeydi ki, annemi unutup onun peşine düşmüş, eve doktorlar yığmıştık, babamın en yakın dostlarının yanında.. Ama teselli kabul etmiyordu. Kalbi vardı, her an onu da kaybedebilirdik. Doktorlar aralarında fısıldaşıp uyumasına karar verdiler. Bir iğne yaptılar.. Babam hissetti. Baş parmağının tırnağını ortasından kırdı ki, o müthiş sancı uyumasını engellesin..
Üstelik annemin son günlerini yaşadığını aylardan beri biliyordu, hazırlıklıydı..
"Bu nasıl bir sevgidir" diye düşündüm önce.. Sonra inanır mısınız, içimde bir öfke de kıpırdadı..
Yanına gidip "Baba, annemi bu kadar seviyordun da, yaşarken kendisine niye göstermedin" demek geldi içimden..
"Erkek adam duygularını saklar!.."
Anadolu erkeğinin geleneğidir bu.. Babam, hele de Çerkes delikanlısı Fuat öyle büyümüştü.. Biz de öyle büyüdük..
Ölesiye sev.. Ama ölesiye renk verme.. Bırak anlayan anlasın!..
Oysa sevgiyi söylemek, sevgiyi göstermek, sevdiğini sevgi denizinde boğmak, sevginin kendisi kadar güzel, sevginin kendisi kadar kutsal!..
"Seni seviyorum" demenin, diyeni, denilenden daha çok mutlu ettiğini öğrendiğimde yaşım kırkı geçmişti, ne yazık ki!..
Hepimiz öğrenmeliyiz.. Ölüm ilanlarını beklemeden!..

HINCAL ULUÇ