TOM SAWYER’IN SERÜVENLERİ
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Kitap adı | : | SEFİLLER |
| Çeviren | : | Leyla Gürsel |
| Yazar | : | Victor Hugo |
| Dizi | : | Can Çocuk |
| Özgün dili | : | Fransızca |
| Kitap türü | : | çocuk romanı |
| ISBN | : | 975-07-0327-8 |
| Sayfa sayısı | : | 144 |
| Yayın tarihi | : | - |
| Etiket fiyatı | : | |
| Web fiyatı | : | 6,75 YTL |
Fransız yazarı Victor Hugo (1802-1885), Sefiller adlı dev romanının önsözünü şöyle bitirir: ‘Yeryüzünde yoksulluk ve bilgisizliğin egemenliği sürdükçe,böylesi kitaplar gereksiz sayılmayabilir.‘ Victor Hugo, ateşli bir yurtseverdi.Yurdunun çıkarları adına siyasal kavgalardan hiç çekinmedi.Bu yüzden de tam yirmi yıl sürgün kaldı.Bu sürgün yılları,gerek şiir,gerek roman açısından onun en verimli dönemi oldu.Sefiller de bu yılların ürünüdür(1862).Bu dev romanı,genç okurlara yalınlaştırılmış,kısaltılmış biçimiyle sunarak,bu ölümsüz yapıta yeni okurlar kazandırmayı amaçlıyoruz.Özellikle,direnişçilerin safında yer alan Küçük Gavroş‘un serüvenini kolay kolay unutamayacaksınız.Bu romanda bir toplumun çöküş yıllarını yaşarken,o toplumun içindeki diriliş tohumlarının yeşerdiğini de göreceksiniz.
Bize en sevdiğiniz hobiniz ile ilgili bir kompozisyon yazıp aşağıdaki e-mail adresine yollayın. Bu kompozisyon 20 arlığa kadar geçerlidir. En güzel kompozisyon sitede yayınlanacaktır.
yollayacağınız adres: dennixkotan@hotmail.com
|
Akbaba |
||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
| Bilimsel sınıflandırma | ||||||
|
||||||
| Takımlar | ||||||
|
Falconiformes (alt fam. Aegypiinae) |
Akbaba, Ciconiiformes takımının Cathartidae familyasını ve Falconiformes takımın Accipitridae familyasının Aegypiinae alt familyasını oluşturan iri, leş yiyen kuşların ortak adıdır. Akbaba terimi belirli bir taksonomik grubu karşılamaz.
Konu başlıkları[gizle] |
//
Akbabaların başları çıplak kursakları büyüktür. Yürümeye ve leşleri tutup kaldırmaya uyum sağlamış olan ayakları iri ama güçsüz, tırnaklarıysa yassıdır. Gagaları genellikle eti ve deriyi koparabilecek kadar güçlü ve kalındır. Görme duyusu bütün türlerde, duyma duyusu ise hindi akbabasında gelişmiştir.
Akbabalar Avustralya ve Okyanus Adaları dışında bütün ılıman ve tropik bölgelere dağılmıştır.
Çoğunun besin seçme alışkanlığı olmadığından genellikle leş, çöp, dışkı, ara sırada canlı hayvan gibi ne bulurlarsa yerler. Yalnızca bazı türleri kaplumbağa kuzu gibi savunmasız hayvanlara saldırır.
Akbabalar uzun ve geniş kanatları üstünde zarif bir biçimde dönerek saatlerce havada kalabilirler. İçlerinde biri ölü ya da can çekişen bir hayvan bulduğunda öbürleri de kilometrelerce uzaktan uçarak gelir.
Besini paylaşırken gövdesi daha büyük ve gagası daha güçlü olana öncelik tanıyan topluluk düzenine sıkı sıkıya bağlı kalırlar. Akbabalar genellikle kümeler halinde tünedikleri ve yuva yaptıkları sarp kayaların ve yüksek ağaçların tepesinde ya da yerde yaşayabilirler. Dişisi bir ya da iki yumurta yumurtlar ve 7-8 hafta boyun kuluçkaya yatar.
Eskidünya akbabalarının avlarını kolayca yakalamaya elverişli kartalınkine benzer kıvrık pençeleri vardır. Yeni dünya akbabaları ise ses organları olmadığından bağıramazlar.
Kuzey ve Güney Amerika’nın tropik ve astropik bölgelerinde yaşadığı halde sık sık ılıman bölgelerin içlerine kadar girer. Çok kısa bir kuyruğu kısa kanatları çıplak kara bir başı ve tüylü bir boynu olan yaklaşık 60 cm uzunluğunda bodur kara bir kuştur.
Parlak renkli, başı ve boynu kırmızı ve mavimsi, gözleri kırmızı halkalı, sırtının üstü sarı altı beyaz yakası gridir. Kanat açıklığı yaklaşık 1,7 m gövde uzunluğu da yaklaşık 70 cm’dir. Güney Meksika’dan Arjantin’e kadar olan bölgelerde bulunan kral akbabalar yağmur ormanları üzerinde kümeler halinde dönerler.
Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’dan Hindistan’a uzanan geniş bir alanda yaşar.Örtü tüyleri kızıl kahverengi, telekleri karadır. Çıplak gibi görünen beyaz renkli başıyla, boynu küçük tüylerle kaplı olan kızıl akbabanın kabarık tüylerden oluşan beyaz bir yakası vardır. Çoğunlukla kayalık bölgelerde yaşar ve yuvasını kayalıklara yapar. Türkiye’nin her bölgesinde dağlık yörelerde görülse de batı bölgelerinde daha az sayıda bulunur.
Güney Avrupa’dan Çin’e kadar uzanan bölgede yaşar. Eski dünya akbabalarının en irisi ve uçan kuşların en ağırlarından biri olan kara akbabanın uzunluğu 100-110 cm, kanat açıklığı 250-295 cm ve ağırlığı 7,5-12,5 kg arasıdır. Dağlık yörelerde yaşar ve tüyleri karaya daha yakın koyu kahverengidir. Boynu tamamen tüysüzdür.
Tek eşli bir hayatları vardır. Eşlerden birisi ölünce başka bir eş edinebilirler. 4-5 yaşından itibaren yılda bir kez bir adet yumurtlayan dişi, yumurta eğer ilk bir ay içerisinde zayi olursa yeniden yumurtlayabilir. Kuluçka süresinde (50-54 gün) ve yavrunun ilk günlerinde dişi ve erkek akbaba yumurtaya ve yavruya dönüşümlü olarak bakarlar, dönüşümlü olarak avlanırlar. Yavrular genelde 100-110 gün yuvada kaldıktan sonra erişkinlerin boyutuna ulaşır ve uçmaya başlarlar.
Güney Avrupa Orta Doğu Hindistan Kuzey ve Doğu Afrika’da yaşar. Tüyleri ve kuyruk lekeleri kara, tüysüz başının derisi ise sarıdır. Yalnız dağlık bölgelerde değil yakınlarda yuva yapmasına elverişli kayalıklar olduğu sürece açık arazide de görülür. Türkiye’deki en yaygın tür olan Mısır Akbabası her bölgede görülür.
Ahtapot, (Octopoda) kabuksuz bir kafadan bacaklıdır. Kayalar üstünde kollarıyla sürünerek ve suyu hunisinden püskürterek hareket eder. Dev ahtapot çeşitleri korkunç bir şöhrete sebep olmuştur. Küçük türleri kayalık ve yarıklar arasında gizlenerek avlanır. İnsan ve büyük hayvanlardan saklanırlar. Çekmenli kollarıyla yengeçleri yakalar, kabuklarını boynuzsu bir çift çeneleriyle ve dişli dilleriyle parçalarlar. Parlak ve ses çıkaran nesnelere karşı çok meraklıdırlar.
Vücutları kese şeklinde yuvarlağımsı olup, manto üzerinde yüzgeçler yoktur. Boyları 100 cm ye kadar çıkabilir. Bir çift küçük çubuk halinde kabuk kalıntısı bulunur. Ağız çevresinde, üzerinde 2 sıra vantuz bulunan 8 adet, benzer yapıda güçlü bacak ve kolları bulunur. Ters çevrilip bakılırsa tam ortada kuş gagasına benzeyen sert, koyu renkli ve kesici ağzı görülür. Erkeklerde bu kollardan birisi seksüel organ vazifesi görecek şekilde değişikliğe uğramış olup hektokotil olarak adlandırılırlar.
Ahtapotun yumurtasının her biri bir kapsülle muhafaza edilir. Yumurtalar salkım şeklinde bir küme meydana getirir. Her kapsülün bir ucu taşa veya başka bir zemine bağlanır. Dişi ahtapot yumurtaların üzerine kuluçkaya yatar. Açlıktan ölme pahasına yumurtalarını terk etmez. Hatta zorda kaldığında bacaklarından birkaçını yiyebilir. Yumurtadan doğrudan doğruya ergine benzer yavrular çıkar. Bu yavrular sinir sisteminin kontrolü altında kasılarak veya gevşeyerek seri bir şekilde renklerini değiştirerek bulundukları ortama adapte olurlar.
|
|
|||||||||||||||||||||||
Çita (Sanskritçede benekli anlamına gelen Çitraka sözcüğünden gelir) (Acinonyx jubatus) Kedigiller ailesinin ilginç bir üyesi olup,aslanlar gibi sürü halinde veya saklanarak avlanmak yerine, yüksek hızının avantajını kullanarak avlanan bir hayvandır. Kısa mesafede (460 metreye kadar) 100 km/saatlik bir hızı tutturabildiği gibi, sıfırdan 100 km/saat hıza sadece 3,1 saniyede erişebilmektedir. Vücudunda benekli olup başı küçüktür.Gözlerinin altından ağzına ve çenesine inen siyah çizgiler bulunur. En önemli özelliği de dünyanın en hızlı koşan memelisi olmasıdır.
Dişi çitalar yirmi ilâ yirmi dört aylıkken ergenliğe erişirler. Öte yandan erkek çitalar bu sürece on iki aylıkken ulaşırlar. Buna karşılık cinsel birleşme üç yaşından evvel nadiren gerçekleşir.
Çita yavrularında ölüm oranı yüzde 90′dır. Genellikle sırtlan ve kartalların saldırılarına kurban giderler. Yavrular genellikle 13-20 aylıkken annelerinden ayrılırlar. Çitalar 20 yıldan daha uzun süre yaşayabilirlerse de çoğu zaman ilerleyen yaşla birlikte azalan süratleri dolayısıyla daha kısa yaşarlar.
Çitanın avlanma sırasındaki koşusu genellikle bir dakikadan daha kısa sürer. Zira koşu sırasında vücut ısısı ölümcül derecede yükselir. Av girişimlerinin yalnızca yarısında başarılı olur.Çitalar avlarını ağaç tepelerine çıkararak avını diğer hayvanlara karşı savunur.Ayrıca çitalara bahşedilen hızlı koşma yeteneğinden dolayı kemikleri çok incedir.Bu nedenle çitalar avını bir yerde yerken sırtlanlar gibi hayvanlar gelirse o bölgeden çekilerek avını oracıkta bırakır.Çünkü sırtlanların çeneleri çok kuvvetlidir.Bu ince kemikler ise bu güçlü çeneye asla dayanamaz.
Sayının karesini almak verilen sayıyı kendiyle çarpmaktır. Kimse kareli defter üzerinde verilen sayı kaç karede yazılmıştır diye soramaz. Bu yanlış bir kare alma örneğidir. Eğer anladıysanız aşağıdaki örnekleri defterinize yazarak çözünüz.
57′nin karesini alın. 154′ün karesini alın. 125′in kalesini alın. 325′in karesini alın. 1. 235′in karesini alın.
Do Bir külah dondurma.
Re Masmavi bir dere.
Mi Denizde bir gemi.
Fa Gemide bir tayfa.
Sol Papatyalı bir yol.
La Güneşten bir damla.
Si Ayşe’nin kedisi.
Ve yine şimdi tekrar:
SOL Mİ DO
Mother (mom and momy) - Anne
Father (dad and daddy) - Baba
Grondmother (granny and grandma) - Büyükanne
Grandfather (grandpa and grandad) - Büyükbaba
Uncle - Amca, dayı ve enişte
Aunt - Teyze, yenge ve hala
Sister - Kız kardeş
Brother - Erkek kardeş
Madde, katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç hâlde bulunur. Bütün bu haller birbirinden farklı özellikler taşır. Bunlardan katı maddeler (tahta, taş, demir gibi) elle tutulabilen, belirli bir biçimi, hacmi ve görünüşü olan maddelerdir. Katı maddeyi oluşturan atom ve moleküller birbirine çok yakındır. Aralarındaki boşluklar çok azdır. Atom ve moleküller arasında bir düzenlilik vardır. Sıvı maddeler (su, zeytinyağı, alkol gibi) akışkan, bulundukları kabın şeklini alan maddelerdir. Sıvı hâlde atom ya da moleküller katılardan daha düzensiz olup, tanecikler arası boşluklar katılardan daha fazladır. Gazlar belirli bir hacmi ve biçimi olmayan maddelerdir; tıpkı sıvılar gibi bulundukları kabın biçimini ve hacmini alır. Gaz hali, maddeyi oluşturan atom ya da moleküllerin arasındaki boşlukların çok olduğu hâldir. Gaz tanecikleri tümüyle düzensiz olarak hareket eder. Akciğerlere çekilen hava akciğerlerin, otomobil lâstiğinin içindeki hava da lâstiğin biçimini alır. İstenildiğinde ortam şartları elverişli hâle getirilerek maddeler bir hâlden diğerine dönüştürülebilir.
Maddeler eriyerek, donarak, buharlaşarak, yoğunlaşarak ya da süblimleşerek hâl değiştirir. Katı hâlde bulunan bir maddenin ısı alarak sıvı hâle dönüşmesine "erime" denir. Sıvı hâldeki bir maddenin ısı kaybederek katı hâle dönüşmesineyse "donma" denir. Katı maddenin eriyerek sıvılaşmaya başladığı sıcaklığa "erime noktası", sıvı maddenin ısı kaybederek katılaşmaya yani donmaya başladığı sıcaklığaysa "donma noktası" denir. Maddenin erime ve donma noktaları, maddelerin ayırt edici özelliklerinden biridir. Sıvı hâldeki bir maddenin ısı etkisiyle gaz hâline dönüşmesine "buharlaşma" denir. Gaz hâlindeki bir maddenin soğuyarak sıvı hâle dönüşmesine de "yoğunlaşma" adı verilir. Gaz hâlindeki bir maddenin sıvı hâli atlayarak, doğrudan katılaşmasına ya da bu olayın tam tersine "süblimleşme" denir. Sıvılar her sıcaklıkta buharlaşabilir. Sıcaklık artıkça buharlaşma artar. Ayrıca her sıvının buharlaşması farklıdır. Örneğin, alkol, suya göre daha çabuk buharlaşır. Sıvıların kaynama sıcaklığı sabittir. Kaynama süresince kaynayan sıvının sıcaklığı değişmez. Ancak her sıvının kaynama sıcaklığı farklıdır. Örneğin, suyun kaynama sıcaklığı deniz kenarında 100ºC, cıvanın kaynama sıcaklığıysa 357ºC’dur. Kaynama sıcaklığı da maddelerin ayırt edici özelliklerinden biridir.