Solaryumun tehlikeleri bu yaz daha çok konuşulacak. Medikal Estetik Uzmanı Dr. Beyhan Arıkan, solaryumun azının bile  riskli olduğunu söylüyor.  Ama bronz teni tutku haline getirenlere  alternatif bir çözüm sunuyor.

Aylar boyu beklediğimiz yaz güneşine en sonunda kavuştuk. Hafta sonu İstanbul’da ada sahillerinde şezlonglar sahillere yerleştirilmiş, yaz hazırlıkları tamamlanmış. Güneşten denizden yararlanmak isteyenler kendilerini sahile atmışlar. Sadece güneşlenenler değil, denize girenler bile var.

Güneşten, denizden yararlanmak hem vücut, hem de ruh sağlığımız için çok gerekli. Evet denizden, güneşten yararlanalım ama bu sırada zararlarını da aklımızın bir köşesinde tutalım. Çünkü ne yazık ki her şeyin olduğu gibi, güneşin de fazlası zararlı.

Sabah 11.00 öğleden sonra 17.00 saatleri arasında güneşlenmeyelim, yaz aylarında 30 ve üzeri koruyucu faktörlü güneş kremimizi yanımızdan eksik etmeyelim. Güneşten doğru bir şekilde faydalanmazsak cildimizde lekelenmeler, erken gelen kırışıklıklar kaçınılmaz.

Solaryum güneş kadar zararlı!

Son yıllarda pek çok kişi bronzlaşmak için solaryumları tercih ediyor. Sahillere beyaz bir tenle çıkmamak için, tatile gitmeden birkaç kez solaryuma gireyim diye düşünenlerimiz var. Hatta solaryumda biraz bronzlaşılırsa doğal güneşe çıkıldığında bunun koruyucu olabileceği düşüncesi bile hakim.

Oysaki solaryumlarda da cildimizde renk değişikliğine neden olan yine UV ışınları. Dolayısı ile cildimize vereceği zararın güneşten hiçbir farkı yok. Bazen hastalarımı uyardığımda, az girdikleri için zararlı olmadığını düşündüklerini söylüyorlar. Ama az girdiğinizde dahi zararlı.

Solaryumda kazandığınız bronzluk da sizi deniz kıyısında sadece SPF 2-4 arasında koruyuculuğu olan bir krem sürmüşçesine az koruyor.

Bugün İngiltere’de 18 yaşın altındakilerin solaryuma girmesinin yasaklanması dahi konuşuluyor.

Çabuk bronzluk diyorsanız çözümü var

Peki, bronz bir cilt için daha sağlıklı bir yöntem var mıdır? Artık teknoloji ve bilim  o kadar gelişti ki, insan metabolizmasına zararlı olmayan pek çok ürün üzerinde uzmanlar  çalışıyor ve e yenilerini geliştiriyor. Bunlardan biri de bronzlaştırıcı kremler.  Aslında tarihi epey eskilere dayanıyor. İlk bronzlaştırıcı krem 1920’lerde piyasaya sürülmüş. 2. Dünya Savaşı sırasında ince çorapların bulunmadığı dönemlerde hanımlar bacaklarına "çorap giymiş görüntüsü" vermek için çeşitli renk değiştiricilerden yararlanmışlar. Bronzlaştırıcı ürünlerin içeriğindeki DHA ( dihydroxyacetone) adlı bir madde var. Bu madde, cildin en üst tabakasındaki ölü hücreler ile etkileşime giriyor. Ve bu hücre tabakasında renk değişimine neden oluyor. Bu tabakadaki hücreler döküldükçe de cilt rengi doğal rengine dönüyor. Bu maddenin vücudumuza zararlı bir etkisi olmadığı FDA ( American Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından da onaylanmış. Dolayısıyla zarar görmeden bronzlaşmak için en iyi yöntem bu kremler.Bronzlaştırıcı kremlerin en büyük dezavantajı ise doğal bir bronzluk yerine "turuncumsu" bir renk oluşturmaları. Ama artık eskisine oranla çok daha doğal bir renk meydana getiriyorlar. Fakat bu renk pek çok kadına yakışıyor, çekici kılıyor.. Eğer giysilerde  renk seçimlerine de dikkat edilirse  harika bir görüntü yaratıyor. 

Kullanmadan önce keselenin

Bu kremleri kullanırken şu noktalara dikkat edilirse daha iyi sonuç elde edebilirsiniz. Bronzlaştırıcı ürünlerde daha doğal bir renk elde etmek için çok koyu yerine,  daha açık tonları tercih etmeliyiz.  Kullanmadan önce keselenmek cildin en üst tabakasındaki ölü hücreleri uzaklaştıracağı için bronzluğun daha uzun süre kalıcı olmasını sağlar. Eşit şekilde ve ince bir tabaka halinde uygulamalıyız. Dirseğe, dize ve bileğe daha az miktarda ürün uygulamalıyız. Uygulama sonrası avuç içlerinde renk değişikliği olmaması için ellerimizi, tırnak içlerine de özen göstererek iyice yıkamalı, daha sonra el üstlerine bir pamuk yardımıyla uygulamalıyız. En önemli nokta ise bronzlaştırıcı kremler hiçbir şekilde güneşten koruma sağlamaz, bu nedenle güneş koruyucusu kullanmayı ihmal etmeyelim. Her türlü sorunuzu bekliyorum. Bol güneşli ve sağlıklı günler dilerim.
 
Dr. Beyhan Arıkan
beyhan.arikan@mynet.com