Savaş Dönemine Ait Resimler
21 Mayıs 2008 Çarşamba Etiketler : savaş dönemine ait resimler yorum (0)Çanakkale Savaşı Resimleri
6 Mayıs 2008 Salı Etiketler : Çanakkale savaşı resimleri yorum (0)
DAHA FAZLASI : GOOGLE’DEN ASIL SİTE İÇİN:
EĞİTİMCİNİN KÖŞESİ 1 YAZIP ARATTIRINIZ.
A Turkish shell bursts among the stores of the 1st Royal Australian Naval Bridging
Train, Suvla, Gallipoli, September 1915.
Picture: Australian War Memorial, donated B. Bracegirdle
Looking up Rest Gully, the troops of the 6th Brigade relax the
morning after their arrival. They would shortly be preparing for
the Battle of Lone Pine. Picture: Australian War Memorial, August 1915
Men of the 3rd Battalion waiting to go into the trenches for the ANZAC assault on Lone Pine. Picture: Charles Bean, August 6, 1915
Soldiers sit beside a pile of empty tins cutting up barbed wire to make jam tin bombs. Picture: Ernest Brooks, 1915
|
Çanakkale Savaşı - Düşman Kuvvetleri Mevzimizde…
19 Nisan 2008 Cumartesi Etiketler : Çanakkale savaşı düşman kuvvetleri mevzimizde... yorum (0)Sahibini Arayan MERMİ - (Cephe Anıları)
22 Ocak 2008 Salı Etiketler : sahibini arayan mermİ (cephe anıları) yorum (0)
Mart 1921 - İnönü Ovası. İnsanın İflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş’un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu. Ethem Çavuş, 75 mm’lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu.

Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi namluya sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu.
Kovanın üzerinde "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay, 2.Tabur, 8.Batarya. 26 Rebiyülahir 1339 - İnönü" yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara’daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi.
Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş, birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının "kalem" dedikleri demirle desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı: "Aksekili Ethem Çavuş. 8.Alay, 3. Tabur, 1. Batarya. 20 Recep 1339 - İnönü."
Beş gün sonra Ankara Atölye’nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi. Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı:
- "Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!".

Hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı. Ustalar, İş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan "Allah kavuştursun" deyip işlerinin başına döndüler.
Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp "Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi" dedi. Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.
Eylül 1922 - Ankara. Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, İstiklâl Savaşının her zorlu durağından Ankara’ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu. Türk ordusunun İzmir’e girdiği gün Ankara’da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay, 2. Tabur, 8. Batarya. 12 Muharrem 1341 - Banaz" yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular:
"Bismillahirrahmanirrahim.
Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah’a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir’e, kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz’daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum.
Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar’ı ele geçirdiğimizde, Seyfi Çavuş’un ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu. Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum.
Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun.
Yüzbaşı Muhsin Talât
4. Alay, 2. Tabur, 8. Batarya.
14 Muharrem 1341 - Salihli"
Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler.
Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.
Ocak 1923 - Ankara. Savaşının bitmesinin ardından Ankara’daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının -belki de yıllarca- sandıkların İçinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı.
29 Ekim 1923 - Ankara. Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı. Yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş’un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat’ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi:
- "Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım!"
Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu.
- "Evet teğmenim? Sizi dinliyorum."
Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı:
- "Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim."
Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi şapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83, …97, 98, 99… On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "Yüzüncüyü attık komutanım" diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş emrini verdi.
Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi Ankara’nın her duvarından yankıyıp dört yıllık İstiklâl Savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile…
Anzak Koyu, Avustralyalıların Gelibolu’da en iyi bildikleri yerdir. Bakınız.
12 Ekim 2007 Cuma Etiketler : anzak koyu avustralyalıların geliboluda en iyi bildikleri yerdir. bakınız. yorum (0)

Gelibolu’yu gezmeye gittiğinizde Anzak Koyu levhasından, sahildeki patikadan yürüyerek Beach Mezarlığı’na doğru giderseniz mezarlığın içinden yürüyüp, denize doğru bakın. Anzaklar, Anzak Koyu’nun güneyindeki bu yere, Hell Spit (Cehennem Burnu) adını verdiler. Bulutsuz bir günde, tam karşınızda bir Türk adası olan İmroz’u ve (İmroz 1915’te Yunanlıların çoğunlukta olduğu bir adaydı) ve kuzeybatıda ise Yunan adası Semadirek’i görürsünüz. Yunan Zafer Tanrıçası Nike’nin heykelinin parçaları Semadirek’te bulunmuştu. Bu parçalar daha sonra bir araya getirilerek, bugün Paris’teki Louvre Müzesi’nin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir – Semadirek’in başsız, Kanatlı Zafer’i. Güneş, bu Ege adalarının arkasında batar ve Gelibolu seferi boyunca bu gün batımlarının güzelliği bir çok Avustralyalı askerin lirik tasvirler üretmesine ilham kaynağı oldu:
”Mevzilerimizden yaklaşık 15 mil (25 kilometre) uzakta iki dağlık ada var; İmroz ve Semadirek. Güneş, Semadirek’in kuzey ucunda, ufuk çizgisinin denizle buluştuğu yerin altında batıp, her iki adanın sivri tepelerini bir silüet olarak kırmızı arka planın önünde bırakır. Deniz neredeyse her zaman yağ gibi gözükür ve kırmızı çizgi deniz üzerinde akarken, erzak ve hastahane gemileri, torpedo botları ve mayın tarayıcıları bunun üzerinde simsiyah bir şekilde göze çarpar. Tanrım, tek kelimeyle harika!”
[İstihkam askerlerinden Çavuş Lawrence’ın Gelibolu Günlüğü, Melbourne, 1983, sayfa.35]
Çanakkale Savaşı Fotoğrafları ve İmparatorluk Savaş Müzesinden Parçalar…
2 Ekim 2007 Salı Etiketler : Çanakkale savaşı fotoğrafları ve İmparatorluk savaş müzesinden parçalar... yorum (0)

THE DARDANELLES CAMPAIGN, TURKEY, 1915

Suvla : sabah saatleri… 7 Ağustos 1915

Hisarlık Tepe Üzerinde Çanakkale Şehitler Abidesi
31 Ağustos 2007 Cuma Etiketler : hisarlık tepe Üzerinde Çanakkale Şehitler abidesi yorum (0)




üstte Conkbayırı
-33.000 Hektarlık alan üzerine kurulan bölge 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir.
-Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, ilin en önemli gezi yerlerinden birisidir
-Parkın kara sınırlarını Gelibolu Yarımadası’nın Saroz Körfezinden Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan Akbaş İskelesi arasında çizilecek bir hat oluşturur
-Çanakkale Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren şehit olan birlikler ve şahıslar adına bugün Gelibolu Yarımadası’nda çok sayıda şehitlik vardır.
-Her biri ayrı bir kahramanlık örneği olan bu şehitliklerin en önemlisi Morto Koyu’ nda, Hisarlık Tepe üzerinde tüm şehitlerimizin anısına dikilen Şehitler Abidesidir.
![]()
Kümelenmiş o kadar çok etsiz, beyaz kemik vardı ki, geçmek için bunlara basmak zorunda kaldık. - Çanakkale Savaşı
15 Ağustos 2007 Çarşamba Etiketler : kümelenmiş o kadar çok etsiz beyaz kemik vardı ki geçmek için bunlara basmak zorunda kaldık. Çanakkale savaşı yorum (0)

Düşmanın Bir Türk Esirinden Aldığı Dua Kitabı…Ağustos 1915
”Kuzeye doğru at sürdüğümüz bu yol boyunca yer alan siperler, bir yarıntının bunları ayırdığı yer dışında, birbirlerinden 50 yardadan (45 metre) daha uzakta değildi … Burada, 3 yıl önce askerlerin geceleri sürünmelerinin bile mümkün olmadığı bu yol boyunca Steele, Courtney ve Quinn’in önünden at sürerek geçmek heyecan vericiydi. Askerlerin kemikleri ve parçalanmış üniformaları her yere saçılmıştı … ”
[Charles Bean, Gallipoli Mission, Sydney, 1990, sayfa.50]

Ekim 1915 - Bir Keskin Nişancı…
… onlar yol üzerinde olmayan uygun bir yere yığılmışlar; bazı yerlerde siperlerin arkasındaki koruyucu tümseğin üzerine atılmışlar. Etrafta, yaşayanlardan çok ölüler var.
[De Vine’den alıntı. Bill Gammage, The Broken Years, Ringwood, 1990, sayfa.84] [AWM A04029]

Düşman Hatlarında Bir Postane - Ekim 1915

Dinlenen Anzaklar - Aynı Tarih…

Atış Anı - Düşman Hatları…

Mevzide Düşman Askerleri… 1

2
Türklerin ve bizimkilerin yaralı vücutları … 3’er 4’er üst üste yığılmışlardı … bombalar yağmaya devam ediyordu, ancak düşen askerlerimizin yerlerini hemen yenileri alıyordu. Siperimizde, bizim yaralıların yanı sıra kendi bombalarıyla paramparça olan Türk yaralıları da yatıyordu. Yaralılarımız düşünmeye hiç vaktimiz olmadı … onların aman dilemelerine karşılık verilmedi … Bazı zavallı askerler 30 saat yerde yatıp, yardım gelmesini bekliyorlardı ve bir çoğu beklerken öldüler. [Er John Gammage’den alıntı. Les Carlyon, Gallipoli, Sydney, 2001, sayfa.360]

Dinlenen Bir Düşman Askeri..

Süngü Takmış Bekleyen Düşman Askerleri…

Makineli Tüfeği İle Mehmetçiğin Üzerine Ölüm Kusan Bir Düşman Askeri…
İsmi belirsiz bir turist, 1918 yılında savaş hemen bittikten sonra buraya geldiğinde, dökülen kanın izlerini gördü:
Siperlerin içine düşmüş toprakta yığılmış veya kümelenmiş o kadar çok etsiz, beyaz kemik vardı ki, geçmek için bunlara basmak zorunda kaldık.
[Aralık 1918’de Kanlısırt’ı ziyaret eden ismi belirsiz kişiden alıntı. John North Gallipoli: The Fading Vision, Londra, 1936, sayfa.219]

