Çanakkale Şehitleri Abidesi - Resimler…
31 Ocak 2008 Perşembe Yorum yok »





22 Ocak 2008 Salı Yorum yok »
Mart 1921 - İnönü Ovası. İnsanın İflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş’un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu. Ethem Çavuş, 75 mm’lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu.

Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi namluya sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu.
Kovanın üzerinde "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay, 2.Tabur, 8.Batarya. 26 Rebiyülahir 1339 - İnönü" yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara’daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi.
Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş, birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının "kalem" dedikleri demirle desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı: "Aksekili Ethem Çavuş. 8.Alay, 3. Tabur, 1. Batarya. 20 Recep 1339 - İnönü."
Beş gün sonra Ankara Atölye’nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi. Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı:
- "Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!".

Hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı. Ustalar, İş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan "Allah kavuştursun" deyip işlerinin başına döndüler.
Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp "Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi" dedi. Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.
Eylül 1922 - Ankara. Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, İstiklâl Savaşının her zorlu durağından Ankara’ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu. Türk ordusunun İzmir’e girdiği gün Ankara’da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay, 2. Tabur, 8. Batarya. 12 Muharrem 1341 - Banaz" yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular:
"Bismillahirrahmanirrahim.
Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah’a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir’e, kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz’daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum.
Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar’ı ele geçirdiğimizde, Seyfi Çavuş’un ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu. Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum.
Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun.
Yüzbaşı Muhsin Talât
4. Alay, 2. Tabur, 8. Batarya.
14 Muharrem 1341 - Salihli"
Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler.
Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.
Ocak 1923 - Ankara. Savaşının bitmesinin ardından Ankara’daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının -belki de yıllarca- sandıkların İçinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı.
29 Ekim 1923 - Ankara. Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı. Yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş’un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat’ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi:
- "Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım!"
Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu.
- "Evet teğmenim? Sizi dinliyorum."
Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı:
- "Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim."
Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi şapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83, …97, 98, 99… On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "Yüzüncüyü attık komutanım" diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş emrini verdi.
Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi Ankara’nın her duvarından yankıyıp dört yıllık İstiklâl Savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile…
20 Ocak 2008 Pazar Yorum yok »
Johnston Jolly Mezarlığı’ndan çıkıp, sağa dönün. Yoldan yukarıya Courtney’s Post ve Steele’s Post Mezarlıklarını geçip, solunuzda bulacağınız Quinn’s Post Mezarlığı’na gelinceye kadar yürüyün. Quinn’s Post (Bomba Sırtı) adını Queensland Eyaleti’nin Charters Towers kasabasından olan, 15. Tabur’dan Binbaşı Hugh Quinn’den alır. Mezarlığa girip, aşağıdaki Monash ve Shrapnel vadileri üzerinden denize bakabileceğiniz bir yer bulun.
Yanık toprağın çıplak olarak yattığı yerde….
”Siperdeki Wellington Taburu’nun iki bölüğü 13 Temmuz günü 170 bomba attı. Ertesi gün, bir bölük 212 bomba attı ve daha sonraki dönemlerde bazen 300’den fazla bomba atıldı.”
Monash Vadisi’nin sonunda çıkıntı yapan sırtlar ‘Anzak bölgesinin anahtarı’ olarak kabul ediliyordu. askerlerimiz, neredeyse Gelibolu seferinin tamamı boyunca Bomba Sırtı’nın kuzeyindeki sırtı, yani şu anda bahsettiğimiz yeri – Deadman’s Ridge (Ölü Adam Sırtı) – ellerinde tuttular. Bu mevzilerden ve daha yukarıdaki tepelerdeki mevzilerden aşağıdaki vadiye ateş eden, kamufle olmuş keskin nişancılarımız, gündüzleri yukarıya Bomba Sırtı’na ve diğer mevzilere geliş gidişleri ölümcül hareketler haline getirdiler. Bomba Sırtı, Brighton Plajı’ndan yükselip, Kel Tepe boyunca uzanan, oradan Kanlısırt ve Kırmızısırt’ta karşıya Kanlısırt Platosu’na geçen, İkinci Sırt üzerindeki Anzak hattının en ilerisindeki siperdi.
[Bombasırtı] son ziyaretimden bu yana çok gelişmiş. Burası teraslandırılmış ve altlarında takviyelerin [cephe görevinden gelip dinlenenler] uyuduğu her terasın üzerinde saçtan çatısı olan ve kum torbalarıyla iyice desteklenen birer baraka bulunuyor. Sığınağının önündeki terasta Yarbay Malone’la çay içtim …. O: ‘Savaş sanatı, ev hayatına ait değerlere dayanır’ dedi.
Bomba Sırtı’nın hemen karşısında, Deadman Sırtı’nın solunda, Pope Tepesi adı verilen bir tepe daha vardı. Anzaklar bu tepe üzerinde bir siper hattını ellerinde tuttular. Bunun arkasında, Russell’s Top (Yüksek Sırt) ve Boyun ve onların arkasında Sarı Bayır’ın aşağıya Kuzey Plajı’nda denize ulaşan sarı yükseltileri vardır. Türk cephesi yolun diğer tarafındaydı ve belli noktalarda Bomba Sırtı’ndaki siperlere yaklaşırdı. Burada, Türkler sadece bir kaç metre ilerleyip, Anzak hattını aşsalardı bütün Anzak bölgesi kaybedilebilirdi.
Bomba Sırtı’nda Haziran ayının ortalarına kadar süren çarpışmalar hattın diğer bölümlerinde eşi görülmeyen vahşet ve şiddetteydi. Hattı vadinin doruğundan uzaklaştırmak için yapılan Anzak hücumları, bombalarla yapılan düellolar ve iki tarafın durmadan yeraltında kazdıkları tüneller bu mevziye korkunç bir nam verdi:
Monash Vadisi’ndeki çatalı geçen askerler Bomba Sırtı’nda patlayan bombaları görüp, duyunca, oraya (onlardan birinin dediği gibi) ‘hayaletli eve bakan bir adam gibi’ bakıyorlardı.
[Charles Bean, Story of Anzac, Cilt.2, sayfa.91]
18 Ocak 2008 Cuma Yorum yok »
Kara muharebelerinin etkisini yitirdiği ve Çanakkale’den gelen çarpışma haberlerinin de azaldığı günlerdeyse, İzmir basınında, çarpışmanın başladığı Nisan ayından beri gündemini yitirmeyen barış olacağı söylentileri ile İtilafların Gelibolu’dan çekileceklerine ilişkin haberler daha sık yer almaya başladı. İngilizler, Çanakkale’de elde ettikleri başarı her neyse, bunu kendilerine mal etmek ve özverilerini kanıtlamak için verdikleri kayıplarını abartırken, sömürgelerinin ve Fransızların kayıplarını az göstermişlerdi.
Ahenk Gazetesi bu iddiayı desteklemek için, Avustralya ve Yeni Zelandalı esirlerden aktardığı haberinde, Anzakların, verdikleri kayıpların doğru rakamlarla açıklanmamasının, memleketlerinde tartışmaya yol açtığını ve ebeveynlerinin gönderdikleri mektuplardan birinde yazıldığı gibi "Çanakkale’ye gönderdiğimiz Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri demir zırh içinde midirler? Şimdiye kadar zayiat listelerinde bir şey görmedik" tarzında hayretlerini dile getirdiklerini biliyordu.
İtilaf kuvvetlerinin Gelibolu’dan çekilecekleri haberine, Osmanlı devlet adamları da yayınladıkları beyanatları ile katılıyorlardı. Enver Paşa bir yorumunda, "kemal-i emniyetle vaadedebilirim ki sulh görmezden evvel düşman ayaklarını oradan keseceklerdir. Ve geldikleri yere süreceğiz. Ve belki de daha ilerilere kadar süreceğiz" iddiasında bulunuyordu.
İtilaf kuvvetlerinin Arıburnu ve Anafartalar’dan çekilmeleri tüm yurt basını tarafından olduğu gibi, İzmir basını tarafından da büyük sevinçle aktarılmıştı. "Bu, Osmanlılık, Türklük namına ne büyük iftihara değer muvaffakiyetlerdir" sözcüğü bu yazılan ana temasıydı.
İtilaf basınıysa, Çanakkale seferini bir hata olarak kabul ediyordu. Örneğin, Daily Mail "Feci Bir Hayvanlığın Tarihçesi" başlıklı bir yazısından yapılan alıntıda Çanakkale Muharebeleri’ni" birçok cesur adamın kanı pahasına oynanan kumar oyunu ve efkar-ı umumiyenin iğfal edilişi" olarak değerlendiriyordu. Olayın İslam dünyasına etkili olacağı hatta, Hint, Afgan ve Iraklıları İngilizler aleyhinde ayaklandıracağı ve İngiltere’nin buraları bırakmak zorunda kalacağı yorumları yapılıyordu
17 Ocak 2008 Perşembe Yorum yok »

Türk ordusu Kütahya-Eskişehir savaşlarına hazırlıklar yaptığı sıralarda geçen bir olay
İstanbul Hükümetinin harbiye nazırı Ziya Paşa her zamanki yumuşaklığı ile ”Beyler…” dedi. ”ingilizlere kafa tutamayız.adamların hiç şakası yok.Daha geçen gün bir bahane icat ederek izmit’i tekrar işgal ediverdiler.”
Sarı atlas döşeli büyük oda,nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu.Hürriyet ve itilaf partisinin birkaç gerici subay dışında hepsi,Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.Kapı açıldı,kapının boşluğu içinde yaver göründü:
-Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim.
-İçeri al
Nazır subaylara bilgi verdi.
-Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili…
Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi,kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla geçerek nazırın masası önünde durdu,selam verdi:
-Yüzbaşı Faruk,İstanbul.Beni emretmişsiniz
Nazır önündeki bir yazıya bakarak yumuşak bir sesle ”Oğlum,dün akşam Beyoğlu’nda,İngiliz İnzibat subayı teğmen Miller’i selamlamamışsın.doğru mu?’
-Evet efendim doğru
Nazır,dürüst subaya babacanca yol gösterdi:
-Herhalde görmediğin için selamlamadın değil mi çocuğum?
-Hayır efendim gördüm
Nazırın canı sıkıldı.
-Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti
-Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam.Askerlik töresi gereğince onun beni selamlaması gerekmez miydi?
Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:
-Askerlik töresi mi kaldı a yavrum.adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar.İngiliz komutanlığı bu sabah olayı protesto etti.Mesele çıkarılacak zaman değil,hemen. Şu müzevir teğmeni bul da özür dile,olayı kapatalım.
Başıyla çıkmasına izin verdi.Ama yüzbaşı yerinde kıpırdamadı:
-Paşam bir de beni dinlemenizi rica ediyorum.
Nazır bıkkınlıkla ‘’söyle bakalım ” dedi.
-Balkan savaşında teğmendim,Çanakkale’de üsteğmen,Suriye cephesinde yüzbaşı oldum.Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım.Her rütbemde binlerce şehitin ve gazinin hakkı var.Onların hakkını korumak namus borcumdur.Beni affedin özür dileyemem.
Harbiye nazırı bozuldu:
-Anlamadın galiba,harbiye nazırı olarak sana emrediyorum.
Yüzbaşı sukunetle ”anladım efendim” dedi,apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:
-Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim.
Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü.Oturan subayların,İstanbul’u tutan birkaçı dışında,hepsi saygıyla ayağa fırladı.Hepsinin rütbesi yüzbaşından büyüktü.
Gözleri dolarak , yüzbaşıya selam durdular..
1923türkden alıntı
15 Ocak 2008 Salı Yorum yok »
Harb Matbûatı Karargâhından:
Çanakkale’de Mayıs ve Haziran Aylarında Cereyan Eden Vuku‘ât-ı Harbiyenin Hulâsasıdır.
4 Mayıs [1]331, Arıburnu mıntıkasında: Düşman bugün Arıburnu’na bir mikdar ihracâtda bulundu. Amiral Nelson sisteminde bir zırhlı İsmailoğlu Tepesi’ni bombardıman etdi.
Seddülbahir mıntıkasında: Domuzdere civarındaki piyade siperlerimizi düşman fâsılalı sûretde bombardıman etdi. Öğleden sonra 6.00′da bir düşman tayyâresi Akbaş civarına on kadar bomba atdı.
5 Mayıs [1]331: Şâyân-ı kayd bir vuku‘ât olmadı.
6 Mayıs [1]331, Arıburnu mıntıkasında: Öğleden evvel 3.30′da düşmana baskın icrâsı sûretiyle taarruz edildi ve sağ ve sol cenâhlardan bir mikdar arazi kazanıldı. Merkezden de düşman siperlerine kadar varıldı. Bu taarruzda kıta‘âtımızın gösterdikleri harikalar tasavvurun haricindedir. Sol cenâhda kısmen düşman siperlerine girilip iki makineli tüfek alındı. Öğleden sonra düşmanın aynı grup cephesine ve bilhassa sağ cenâha karşı icrâ eylediği mukabil taarruz küllî telefâtla tard edildi. Seddülbahir mıntıkasında 5/6 gecesi düşmanın icrâ eylediği mukabil taarruz def‘ olundu.
7 Mayıs [1]331, Arıburnu mıntıkasında: 6/7 gecesi nısfu’l-leylden sonra sağ cenâha karşı düşmanın yapdığı taarruz gördüğü şiddetli mukabele üzerine akîm kaldı. Düşman bu taarruzunda avcı hendeklerimize fena koku neşreden pamuk gibi mevâdd-ı müşta‘ile atdı. Merkezin sağ cenâhına karşı icrâ eylediği diğer bir taarruzu da seksen maktûl verdirilerek püskürtüldü.
Seddülbahir mıntıkasında: Öğleden evvel dörtden beşe kadar düşmanın sol cenâha karşı topçu ve piyade ile ateş baskını yapdıkdan sonra icrâ eylediği taarruz süngü hücumuyla tard edildi.
8 Mayıs [1]331: Her iki mıntıka cephesinde de hafif ateş teâtîsinden başka bir vuku‘ât olmadı. Öğleden evvel 5.30′da Boğaz’a doğru ilerleyen bir harb gemisi Kale’den atılan toplarla zedelenerek düdükle istimdâd etdi ve zırhlıdan kesîf bir duman yükseldi. İmdâdına gelen diğer sefâin tarafından sürüklenerek Boğaz’dan çıkarıldı.
13 Ocak 2008 Pazar Yorum yok »
Şahittir boğazın iki yakası,
Cihandan hesabı sordu Mehmetçik.
Sırla dolu,binbir ibret vakası,
Kanıyla,canıyla vardı Mehmetçik.
Gelenler İstanbul düşüyle gezer,
Nusretim,demirkap mayını dizer,
Zırhlı gemileri parçalar,ezer,
Zalimin aczini gördü Mehmetçik.
Toplar,ölüm saçan gülleler atar,
Şehit gençler,koyun koyuna yatar,
Etrafta Cennetin kokusu tüter,
Şehitlik düşüne erdi Mehmetçik.
Allah Allah diyen aşkı dillerde,
Süngü bellerinde,tüfek ellerde,
Can pazarında,can kalır yollarda,
İmanı yürekte kordu Mehmetçik.
Ayağını örten çul ile çaput,
Soğuktan korumaz yamalı kaput,
Mezarı siperi,gerekmez tabut,
Gül bahçesi gibi girdi Mehmetçik.
Onyedi yaşında yedek subaylar,
Hayatın baharı.selvidir boylar,
Bu günü bekledi seneler,aylar,
Sabırla,metanet serdi Mehmetçik.
Bir yudum umutdu yürekte atan,
Anafartalarda sevindi vatan,
İşte ön sezgili,cesur komutan,
Mustafa Kemalim derdi Mehmetçik.
Yarbay Nail,Teğmen Arif coşunca,
Binbaşım Mahmutla,Sabrim koşunca,
Askerimde mangal yürek taşınca,
İşgale geleni kırdı Mehmetçik.
Cesarete simge Hakkı Binbaşı,
Sırada Nazmiyle,Tahsin Yüzbaşı,
İsmi gizli kalmış nice adaşı,
Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.
Tefekkürle oldu ruhun bakımı,
Sadakatin kalbe nurlu akımı,
Destan yazdı,Yahya Çavuş takımı,
Savaş alanında sırdı Mehmetçik.
Mangası şehitti,kalmadı asker,
Topun mermisini kaldırmak ister,
Allahım bu gücü Seyitte göster,
Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.
Şahlandı askerim değmesin nazar,
Gerçeği bilenler Almana kızar,
Kadir,bu savaşta zerreyi yazar,
Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.
Ödüllü şiir.
Kadir Kaya
13 Ocak 2008 Pazar Yorum yok »
![]() |
||
|
”Çanakkale’nin Kurtuluşu” töreni 1
|
||
|
|
||
12 Ocak 2008 Cumartesi Yorum yok »
1923türk
11 Ocak 2008 Cuma Yorum yok »

Gelibolu Yarımada’sı sahilinde İngiliz çıkarma birlikleri ve savaş gemileri


İngiliz ve Fransız donanmasının desteğinde Çanakkale’de Fransız çıkarması

KAHRAMAN MEHMETÇİKLER
