Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Kasım, 2007

Binlerce Anzak ülkemizde öldü.- Çanakkale Savaşı

30 Kasım 2007 Cuma Yorum yok »

 

Bir tane   -insan hakkı ihlali-   vardır, 
o da kişiye farklı davranmaktır."
 

İoanna Kuçuradi        

 

Haftanın Sorusu

"Vatanları Adına" yüzbinlerce Anzak "Avustralya’dan - Gelibolu’ya" taşındı.
Yüzbinlercesi ülkemizde öldü. Vatan evladı ilan ettik. 1914-

Savaş koşullarında, milyonlarca Avrupalı yerinden yurdundan edildi,
taşınırken onbinlercesi öldü.
Savaşırken milyonlarcası… 1944-

Yüzbinlerce sivil insan, daha taşınamadan atom bombası ile yok edildi.
Genetik izlerini torunları bugün hala taşıyor. 1945-

Daha on yıl önce iki avuç toprak için Ruwanda’da iki milyon insan öldürüldü.
Taşınamayanlar hapiste, onbir yıldan beri "yargının kararı"nı bekliyorlar. 1994-

vee Irak…

Savaşı lanetlemek yerine, yeni çıkarlar peşinde, yeni suçlar aramak niye?

Birliğini, beraberliğini, gücünü koruyanlara suç yakıştırabilen var mı?

 

Milli Birlik ve Beraberliğimizin Bozulmaması Dileğiyle…

 

denizce…

SERÇE TEPE - ÇANAKKALE SAVAŞI

26 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

Photo - see caption below

 

Avustralya Tarih Misyonu’nundan Yüzbaşı Hubert Wilkins’ın çektiği, Serçe Tepe’nin kuzeydoğusundaki arazinin panoraması. Yeni Zelanda Atlı Piyade’sinin Maori Birliği, 6 Ağustos 1915 gecesi bu bölgedeki Türk mevzilerini ele geçirdi. Bu, Auckland, Canterbury, Otago ve Wellington taburlarının, dağ sıralarının en yüksek noktalarından biri olan Conkbayırı’na son kez saldıracakları Şahinsırtı’na (fotoğraftaki en arkadaki sırt) ulaşmalarını sağladı. [AWM G0180A-G01810B]

ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN…

23 Kasım 2007 Cuma Yorum yok »

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin."  — Köy öğretmeni Şefik Sınıg’in son sözleri.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin…ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kir ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları…
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Koy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu essiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yasamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

CEYHUN ATUF KANSU

Conkbayırı - Welligton Taburu

21 Kasım 2007 Çarşamba Yorum yok »

Conkbayırı - Welligton Taburu - Yeni Zelanda makinalı tüfekleri - 760 askerinden sadece 70’i yaralanmamıştı…

 

Conkbayırı’ndan manzara nefes kesicidir. 8 Ağustos 1915 gününün tan vakti buraya tırmanan Welligton Taburu – Yeni Zelanda Anıtı’nın üzerinde yazıldığı gibi ‘Dünyanın Öbür Ucundan Gelen’ askerler olan – bir an için bulundukları yer ve gördükleri manzara karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Onlar Conkbayırı’nı, zayıf bir direniş sonrasında ele geçirmişlerdi. Ele geçirilmesi seferin esas amacı olan, Çanakkale Boğazı’nın uzun ve dar geçişi, buradan doğuya doğru uzanıyordu. Türk ateşi onları ezmeden önce, Wellington Taburu’nun o anın tadını çıkarmak için çok az vakitleri vardı.

Conkbayırı Muharebesi , 8 Ağustos 1915

Eğer Yeni Zelandalılar Conkbayırı’nda büyük bir kuvvetle takviye edilene kadar dayanabilselerdi, Gelibolu seferinin sonucu değişebilirdi. Wellington Taburu, 8 Ağustos günü boyunca birbiri ardına gelen Türk hücumları karşısında bir siperi savundular. Onların başında, seferin en tanınmış Yeni Zelandalı askeri olan 53 yaşındaki Yarbay William Malone vardı. Malone, askerleriyle beraber, tüfekler ve süngülerle savaştı ve o gün öldü. Charles Bean şunları yazdı: “O sabah tepeyi ele geçiren Wellington Taburu’nun 760 askerinden sadece 70’i yaralanmamış veya hafif yaralı olarak döndü … Onlar sadece fısıltı halinde konuşabiliyorlardı … gözleri çökmüştü … bazıları dayanamayıp, ağlıyordu.” Diğer Yeni Zelandalı askerler, 9 Ağustos boyunca kararlı bir şekilde Conkbayırı’nda tutundular, ancak hiç bir takviye kuvveti yardımlarına gitmedi.

Yeni Zelanda Anıtı ve Atatürk Anıtı, Conkbayırı

Yeni Zelanda Anıtı’nın karşısında, elinde bir kamçı olan ve 8 Ağustos günü Conkbayırı’ndaki komutayı devralan büyük önder Albay Mustafa KemalATATÜRK’ün - büyük bir heykeli vardır. Elindeki son takviye birliklerine dağa gitmeleri emrini verdi ve 10 Ağustos 1915 gününün tan vaktine yakın bir saatte, askerlerinin önünde hızlı adımlarla yürürken, kamçısını havaya kaldırdı. Şunları söyledi: “Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur … Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.” İşaretle beraber güçlü bir Türk karşı hücumu, Conkbayırı’nın doruğunu aştı ve Yeni Zelanda makinalı tüfekleri tarafından durduruldukları yer olan doruğun diğer tarafından indi. Ancak Conkbayırı kurtarılmış ve hiç bir Müttefik askeri bir daha asla bu yükseltilere ayak basamamıştı.

 

 

Gallipoli Peninsula, Turkey 1915 - W Beach - Cape Helles

19 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

 

Gallipoli Peninsula, Turkey. 1915. 

Dugouts in the hillside, and stores stacked on the beach at

Lancashire Landing (W Beach), Cape Helles.

 

 

 

“Köftehorları öldürmeyi başardım komutanım!” Çanakkale

18 Kasım 2007 Pazar Yorum yok »

 

Aşağı yukarı hattımızın ortası
Victoria Eyaletin’den gelen 14. Tabur’dan Victoria Cross, Military Cross ve Bar madalyası sahibi Yüzbaşı Albert Jacka’nın bir stüdyoda çekilen fotoğrafı
Victoria Eyaleti’nin Wedderburn kasabasından ve Victoria Eyaletin’den gelen 14. Tabur’dan Victoria Cross, Military Cross ve Bar madalyası sahibi Yüzbaşı Albert Jacka’nın bir stüdyoda çekilen fotoğrafı. Melbourne’lü iş adamı John Wren 1914 yılında ilk Victoria Cross madalyası kazanacak Avustralyalı askere bir altın madalya ve 500 sterlin vermeyi vaat etti. Madalya, para ve Victoria Cross madalyası, 19 Mayıs 1915 gecesinde Anzak bölgesindeki Courtney Mevzisi’nde gösterdiği cesaret yüzünden Jacka’ya verildi. Onun, tek başına bir siperden hücum eden bir grup askerimizi tek başına geri püskürtüp, hepsini şehit ettiği söylenir.. Tan vakti onun komutanı sipere gelir. Elinde sigara olan Jacka onu şöyle karşılar:Köftehorları öldürmeyi başardım komutanım! [AWM P02939.001]

Çavuş Lawrence’ın Gelibolu Günlüğü. Sir Ronald East (editör), Melbourne, 1983, sayfa.21-22]

”Burası Browne Çukuru’dur ve burası aşağı yukarı hattımızın ortasındadır. Buradan her yönden ateş hattına ulaşan muhabere siperleri var. Buraya yaklaşırken gün batıyordu ve muhabere siperlerinde, gece boyu ateş hattında bulunan askerlerlere takviye olan askerler vardı. Siperler beklediğimden tamamen farklı. İnsan boyundan derin, içerisine yalnızca üç askerin yan yana sığabileceği, gözetleme delikleri kapalı olduğundan gözetlemenin periskoplarla yapıldığı bir yer. Aşağıda bunların ve siperlerin çizimlerini yaptım. Siperler çizdiğim gibi bir kaç metrede bir kıvrılır. Bu, düşman ateşine maruz kalmamak için yapılmıştır. Bu siperlerde görev yapan askerler, burada kaldıkları süre boyunca – sırayla nöbet tutarlar – genelde bir saat nöbet tutup, iki saat dinlenirler ve tamamen bu siperlerin içinde yer, uyur ve yaşarlar. Onlar siper içindeki ateş etme basamağının üzerinde uyurlar. İşin gerçeği, gece vakti battaniyelerine sarınıp uyuyan askerler yüzünden siper içinde yürümek neredeyse imkansız. Gün batımı zamanı gözetleme deliklerini kapatan kum torbaları kaldırılır ve askerler buralardan etrafı gözetler, ancak bu delikler iki inçe, dört inç (5 santimetreye 10 santimetre) büyüklüğünde olduğundan pek fazla bir şey göremezsiniz. Gün doğarken bu delikler tekrar kapatılır ve önceden bahsettiğim gibi gözetleme sadece periskoplarla yapılır. Siper içerisinden, içinde olduğunuz küçük siperin dışında ne ileriyi ne de geriyi görebiliyorsunuz ve siperden kafanızı dışarı çıkarıp etrafa bakmak kesin ölüm anlamına geliyor. En büyüğü üç inç kare (7,5 santimetre kare) olan periskop aynaları bile siperin üzerine çıkınca birer birer vuruluyor. ”



 

Yorumsuz Fotoğraflar - Gelibolu ve Savaş…

17 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

 

 VEEEE SAVAŞ…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇANAKKALE SAVAŞINDA HAVADA ÇARPIŞAN MERMİLER

17 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

 

600 MİLYONDA 1 İHTİMAL…

 

Bullets hit mid flight, Eceabat, Turkey

 

 

 

SAVAŞTA KULLANILAN ÇEŞİTLİ MERMİ VE BİLYELER

ÇANAKKALE SAVAŞI

17 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

İyice açıldı ortalık.

 

Biz de siperin yanına vardık.
Bir mavzer uzattılar.
Yapıştım süngüsüne.
Beni çekip aldılar içeri.
Sonradan hesapladım
üç saatta geçmişim
25 metrelik yeri.

1915 yılında Serçe Tepe’den kuzeybatıya, Suvla Ovası’na bakan manzara

17 Kasım 2007 Cumartesi Yorum yok »

   Painting - see caption below

 

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.