Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv ‘Şiir’


DAVET

Namaza gidiyorum, alay dizilmiş,
İhtişamımla uzuyor yollar.
Bazen davet eder kölelerim hayata vücudumu:
"Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var…"

Vakti altın gibi serpiyorum,
Kapışıyor, genç, ihtiyar.
Suların ve kuşların sesleri yanım sıra:
"Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var…"

Ben ki kıtalar keşfetmişim, nesillerden,
Ben ki cihan kadar.
Gündüzün bittiği yerler karanlık:
"Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var…"

 

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ

Söyle sevda içinde türkümüzü
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, budaklarla bir
Aynı maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?

 

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

KİM KİMİ SEVER

GÜZEL NAZI,ÖRDEK ,KAZI ,KIŞ YAZI SEVER
ORMAN ÇAMI,KEDİ DAMI ,İŞCİ ZAMI. SEVER
SAÇ BÖREĞİ ,AÇ ÇÖREĞİ ,TURİST YÖREYİ SEVER
OCAK KÖZÜ , KİRPİK GÖZÜ , OZAN SÖZÜ SEVER
KUŞ DARIYI , ÇİÇEK ARIYI , KIRMIZI SARIYI SEVER
GARİP SILAYI ,YİĞİT HALAYI , BAKIR KALAYI SEVER
GEVEZE LAFI ,BAKKAL RAFI ,AÇIKGÖZ SAFI. SEVER
GÜVEY GELİNİ ,CÖMERT ELİNİ , ZAYIF BELİNİ SEVER
BEKÇİ FENERİ, BEL KEMERİ , EŞEK SEMERİ SEVER
SPORCU KUPAYI , ŞİŞE TIPAYI ,EŞEK SEMERİ SEVER
ANNE BEBEĞİ , BULGUR DİBEĞİ , FIRIN ÇÖREĞİ SEVER
EVLENEN BALAYI ,GÖL TURNAYI , AVCI VURMAYI SEVER
KİRLİ HAMAMI , BACA DUMANI , İNEK SAMANI SEVER
FUTBOLCU TOPU ,GENÇLER POPU , HIRSIZ JOPU SEVER
KAN DAMARI , ZÜGÜRT KUMARI , AZGIN ŞAMARI SEVER
YEMEK TUZU , MAYMUN MUZU , KURT KUZUYU SEVER
GELİN GÜVEYİ , TOSUN DÜVEYİ , BAŞKAN ÜYEYİ SEVER
BEYAZ KARAYI , SİNEK YARAYI , ZENGİN PARAYI SEVER
KASAP DANAYI ,ÖKSÜZ ANAYI , YIRTIK YAMAYI SEVER
ASİL SOYUNU , ÇOBAN KOYUNU ,ÇOCUK OYUNU SEVER
MEMUR MASAYI , PARA KASAYI , HAKİM YASAYI SEVER
İNSAN KABAĞI ,YEMEK TABAĞI ,MİSKİN YATAĞI SEVER
KİLİM KEÇEYİ ,SÖZLÜK HECEYİ ,BAYKUŞ GECEYİ SEVER
SARHOŞ DOSTUNU ,AYI POSTUNU ,YAŞLI BASTONU SEVER
ÇÖL YAĞMURU ,ÇİZME ÇAMURU ,OKLAVA HAMURU SEVER
DÜNÜR DÜNÜRÜ ,ATEŞ KÖMÜRÜ ,MUHTAR MÜHRÜ SEVER
SULTAN FERMANI ,HASTA DERMANI ,ÇİFCİ HARMANI SEVER
ANA ÇOCUGU ,ÜŞÜYEN GOCUĞU ,YUMURTA SUCUĞU SEVER
HARMAR DÜVENİ ,KUZU ÇİMENİ ,PASTIRMA ÇEMENİ SEVER
DAVUL ZURNAYI ,BİLEZİK BURMAYI ,ORUÇLU HURMAYI SEVER
TEMBEL YATMAYI ,GEVEZE ATMAYI PAZARCI SATMAYI SEVER

internet alıntısı

CEZAYİR TÜRKÜSÜ

Ya Allah
Ya Allah derim ki
Titrerim
Kara sesimden
Ya Allah.

Ya su
Akar da aydınlığın uzak anılarımdan
Şırıldar yüreğimde ünlü korsanların dalgaları.
Yüce sultanların kılıçları parlar yüzümde
Ya su, anlıyor musun?

Burası Cezayir, ya çöl,
Develerin binlerce yıl taşıdığı, atalardan,
Sevgi,
Us,
Kişiliğim ya çıngırak.

Yıldızlar kötü olacakların üçgenlerinde
Yok etmiş üç yönü.
Yedi yönü var etmiş mutsuz kisiliğinde yıldızlar,
Ama uyukluyorum işte
Ya dönence, ağlamak dururken.

Ya hurma, tadın yok gayrı,
Nice saklasan yalnızlığı
Koyu yeşilliğini büyütsen nice,
Yitmiş güzelliğimiz
Ya hurma, elim ayağım acı.

Nasıl haykırıyor çiğnenmiş kumlar, duyuyor musun?
Ya ana kalk
Ya kadın yürü
Ya oğul koş
Bir anlamın gereken kurtuluşuna.

Kurt iskeletlerince çirkindirler şimdi,
Ölülerim vurulmuşlar alınlarından,
Düşmüşler Akdenize doğru.
Özgürlükleri kalmamış artık
Al benim ölülerimi, ya gece.

Ya toprak ko beni gideyim gideyim,
Varmışların ardına öcül öcül.
Ve küçücük ve eski ve yırtık bayraklar arasından,
Ya gök
Al beni.
 

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

DENİZ FENERİ

Uzanmış koca burun açık denize doğru,
Lacivert ve gri gecenin değerinde.
Karanlıkla başlar bir dünya sevgisi,
Deniz feneri parlar,
Talihe aldırmadan kayalar üzerinde.

Bulutlar birleşir alaca düzlüklerde,
Çöker uzak limanlardan bir sis.
Bir sıkıntı başlar karanlığında kaderin,
Bildirir, yanınca yanınca,
Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz?

Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında,
Bırak anılar gitsin biraz daha geri.
Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
Düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl,
Hep bu benekte bu deniz feneri.

Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara,
Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmış,
Bir tek göz kadar kara ve mavi,
Enginle bos,
Kısmetsiz balıkçılara bakmış.

Saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
Yüzünde bir fırtına tadı.
Durursun yorgun, umutsuz,
Birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin,
Bir şey, belki de yaşaman uzadı.

Yaşlıdır dulların ölçülmez özleminde,
Güçlüdür kocaman geceleri taşır.
Delidir, konuşmaz, uyumaz,
Sonrasızlığın iyiliğini bekler, kötü günlerden,
Akıllıdır.

Sarhoş gemilerimiz sallanır sallanır,
Gömülmüş kasırgaların uykusuyla belli,
Kayalar mezarlara benzer enginlerden,
Duyulur sudan göğe kadar,
‘Ölüsü kandilli.’

Vakit yok olur, zamandan boşalır varlık,
Düşmez burçlardan haber.
Bir uğursuzlukla ağır ve yorgun,
Bütün insanlar bitti sanırsınız,
Deniz feneri gülümser.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

ACABA

Uyuyan göllere ay ışığında
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?

Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
Sonsuzluğun sona erdiği yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?

Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası
Eklenir yarama her dost yarası
Et oldum bıçakla kemik arası
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?

Doğumda yalan var, ölümde gerçek
Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
Kırık gönülleri toplayıp tek tek
Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?

Gün geldi zamanı gömdüm kabire
Dağ oldu aklımın verdiği fire
Bağlasam telaşı çelik zincire
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?

İçte deprem olur dışın düğümü
İhlâssız çözülmez işin düğümü
Aklımdan geçeni, düşündüğümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?

 

Abdurrahim KARAKOÇ

FİRARİ

Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
Sana kafir dediler, diş biledim Hak’ka bile
Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.

Sana çirkin demedim ben, kafir demedim
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.

Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.

 

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

ÇOBAN ÇEŞMESİ

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler su dağa çoban çeşmesi.

‘Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…’

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

BEŞİKTEN MEZARA KADAR

Seni istakbal için önce gelmek cihana,
Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni.
Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta… Bulmamak asla seni.

Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup
Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.
Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup
Hasretin azabına ermek için uyanmak.

Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.
Tek seni hayal için süzerek batan günü,
Gece mahtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel
Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.
Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel,
Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle…

Tesadüf ümidinin bittiği müşiş anda
Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:
Seni istikbal için artık öbür cihanda,
Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

BAĞ BOZUMU

Kuytu ormanları, tenhâ bağları
Geziyor mevsimin yorgun rüzgârı.
İnce dallar kırık, yapraklar sarı,
Geçmiş bu yoldan da, belli sonbahar.

 

Duyulur bir ayak sesi gizlice
Hâlî bahçelerden rüzgâr esince:
Geçen bir yolcu mu, yoksa her gece
Yollarda beklenen bir kadın mı var?


Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.