Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Internet'

HİÇ BİR ŞEYİ TELAFİ ETMEK İÇİN GEÇ KALMAMANIZ DİLEĞİYLE

19 Mart 2008 Çarşamba Yorum yok »

Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir bayan uçağına binmek üzere bekliyordu.Uçağın hareketine saatler olduğu için, zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı.Dinlenmek ve kitabını okumak için, VIP salonunda bir koltuğa yerleşti.Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu. Dergisini açıp okumaya başladı.

Genç kadın, ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Bayan çok rahatsız hissetti kendisini ve:

-Sinir bir şey! Havamda olsaydım, bu cüretinden dolayı onu yumruklardım!diye düşündü.

Bayan bir kurabiye alıyor, Adam da bir tane alıyordu. Çıldıracak gibiydi bayan.
Ama olay çıkarmak istemiyordu.Nihayet son kurabiye kalınca kadın:

-Bu küstah adam şimdi ne yapacak? diye düşündü.Adam son kurabiyeyi aldı; onu ikiye böldü ve bir parçayı kadına verdi.Aaaa! Bu kadarı da fazla! Çok öfkelenmişti şimdi! Kadın sinir içinde kitabını ve diğer şeylerini alıp bir fırtına gibi giriş salonuna, oradan da uçağın içine yöneldi.Uçaktaki koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış, orada duruyordu.

Çok utandı. Çok büyük bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini hiç açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu.Oysaki adam, kendi kurabiyelerini hiç sinirlenmeden ve yüksünmeden kadınla paylaşmıştı.Kadın ise kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Ve şimdi, bu durumu telafi şansı yoktu.
Özür dileme olanağı da kalmamıştı.

Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır:

(1)Taş atıldıktan sonra!
(2)Söz ağızdan çıktıktan sonra!
(3)Fırsat kaçtıktan sonra!
(4)Zaman geçtikten sonra!

Telafisi mümkün olmayan durumlara dikkat etmeniz dileğiyle…

internet alıntıları

HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZMI?

16 Şubat 2008 Cumartesi Yorum yok »

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak
atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin
genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle
çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak
istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine
sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir
kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı.
Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi.
Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi.
Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000
metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev,
tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir
"0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal"
dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun.
Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da
alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden
yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin.
Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir
değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi..
"Ben de hayallerimi.."…..
O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki
1000 metrekarelik evinde oturuyor.
Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde
çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen,
geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi.
Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi,
"Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken,
hayal hırsızıydım. O yıllarda
öğrencilerimden pek çok hayal çaldım.
Allah’ tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."

 

internet alıntıları

DEPREM İNANIŞLARI

24 Ocak 2008 Perşembe 1 Yorum »

Deprem gerçeği ile yaşamaya çalıştığımız günümüzde dünyanın gelişmiş ya da gelişmemiş tüm ülkelerinde de deprem konusunda çeşitli inanışlar var.İşte bunlardan bazıları:

 

*Hindistan’daki depremle ilgili çok çeşitli inanışlar var. Bunlardan biri dünyayı taşıyan hayvanların hareketlerinin depreme yol açtığı şeklinde. Dünya bir kaplumbağanın üzerinde duran dört fil tarafından tutuluyor. Kaplumbağa da bir kobranın üzerinde dengede duruyor. Bu hayvanlardan herhangi biri hareket edince dünya sallanıyor. Diğer inanışa göre ise yedi tane yılan gardiyan, cennetin en alt noktasında, 7 odayı korumakla görevlendiriliyor. Bu gardiyanlar, aynı zamanda sırayla dünyayı tutuyor, nöbet değişimi sırasında ise dünya sallanıyor.

 

*Sibirya’daki inanışa göre, dünya bir kızak üzerinde ve bu kızağı kullanan kişi Tanrı Tuli’dir. Birkaç pireli köpek de bu kızağı çekiyor ve köpekler kaşınınca dünya depremle sarsılıyor.

 

*Meksika’da ise depremin sorumlusu "El Diablo" adlı bir canavar. Bu canavar dünya üzerinde dev yarıklar açıyor bunlara şimdi "fay" deniliyor. O ve şeytani arkadaşları yeryüzünü karıştırmak istedikleri zaman bu dev yarıkları kullanıyorlar.

 

*Belçika’daki inanışta da dünya üzerinde yaşayan insanlar aşırı günah işlediklerinde, Tanrı gezegeni çevreleyen havayı savurmak üzere kızgın bir melek gönderiyor. Meydana gelen fırtınalar dünyada bir dizi şok şeklinde hissedilen müzik tonunu ve depremleri yaratıyor.

 

*Doğu Afrikalılar’a göre, büyük bir balık, üzerinde bir taş taşıyor. Taşın üzerinde bir inek var ve ineğin boynuzlarında ise dünya duruyor. İnek boynu ağrıyınca dünyayı diğer boynuzuna geçiriyor ve o sırada deprem oluyor.

 

*Batı Afrikalılar’a göre ise dünya, büyük bir dağ ile bir devin arasındaki yatay bir disk şeklinde. Devin görevi dünyayı, karısınınki ise gökyüzünü taşımak. Dev karısına her sarıldığında dünya sallanıyor.

 

*Romanya’da dünyanın "yardımseverlik", "umut" ve "güven" adlı üç direk üzerinde durduğuna, insanlar bu değerlerini kaybederlerse direklerin taşıma gücünün azaldığına ve dünyanın sallandığına inanılıyor.

 

*Yeni Zelandalılar’a göre "Dünya" adlı bir annenin karnında çocuğu var. İsmi "Genç Ru" olan bu doğmamış çocuk zaman zaman annesinin karnını tekmeliyor ve dünya sallanıyor.

 

*Kızılderililer bir ayağı engelli Chickasaw şefinin, Choctaw prensesi ile ailelerin itirazına rağmen yaşadığı aşk ve kaçarak yaptıkları düğün yüzünden Büyük Ruh’un sinirlenip ayağını hızla yere vurması ile deprem oluştuğuna, düğüne davetli olanların nehre düşüp öldüğüne inanıyorlar.
 

*Litvanya’da Drebkuhls isimli bir Tanrı, cehennemde yürürken dünyayı da kollarında taşıyor. Drebkuhls, ne zaman kötü bir gün geçirirse elleri yorulup, taşıma gücü azaldığı için dünya sallanıyor.

 

*Yunanistan’da kuvvetli ve vahşi rüzgarların yeraltı mağaralarında tutulduğuna, kaçmak için uğraştıklarında ise depreme yol açtıklarına inanılıyor.

 

*Japonya’da, adaları sırtında taşıyan büyük bir kedi balığının denizin altında kıvrılmış halde durduğu, diğer taraftan Tanrı Daimyojin’in kafası üzerinde çok ağır bir taş olduğundan hareket edemediği, bir ara balık hareket ettiğinde ise Naimyojin’in dikkati dağıldığı için yerin sarsıldığı sanılıyor.

 

*Orta Amerika’da yaşayanlara göre dünya kare şeklinde ve dört tanrı birer köşesinde duruyor. Yeryüzünde nüfus arttığında fazlalığı dökmek için dünyayı sallıyorlar.

 

 

internet alıntıları

 

 

HAYATI SEVİN

16 Ocak 2008 Çarşamba Yorum yok »

Yaş 00-10 kendimizi buluruz…

Yaş 10-20 evcil hayvanlarımızı kaybederiz…

Yaş 20-30 ninelerimizi dedelerimizi kaybederiz…

Yaş 40-50 annelerimizi babalarımızı kaybederiz…

Yaş 60-70 arkadaşlarımızı kaybederiz…

Yaş 70-80 kendimizi kaybederiz…

Yaş 90-100 çocuklarımızı kaybederiz, artık dur demenin zamanı gelmiştir…

Yaş 101+ sadece çocukluğumuzu hatırlarız…

 

internet alıntıları

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.