Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Edebiyat'

ÖZLÜ SÖZLER

20 Mart 2008 Perşembe 1 Yorum »

*Yeteri kadar nedeniniz varsa, her şeyi yapabilirsiniz.                                                              

Jim Rohn      

 

*Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilirler.

Emerson

 

*Ya ümitsizsiniz.

Ya da ümit sizsiniz.

Ya çaresizsiniz.
Ya da çare sizsiniz.

Behçet Necatigil

 

*Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Pedalı  çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
Claude Peppeer

 

*Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz.
Emerson

 

*İnsana olanlar değil, o insanın içinde olanlar önemlidir.                                                               Louis Mann

 

*Hiç kimse sizin izniniz olmadan, size kendinizi  değersiz hissettiremez.
Eleanor Roosevelt

 

*Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.                                                                                         Cenap Şahabettin

 

*Sen neye hazırsan, o da senin için hazırdır.
Marc Victor Hansen       

 

*Hayatta en büyük eğlence başkasının yapamazsın dediğini yapmaktır.

Walter Bagehot

 

*İmkansızlık yalnız sersemlerin sözlüğünde bulunan bir kelimedir.                                                                                

Napoleon

 

*Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise ; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.
Konfüçyus

 

*Ben  ondört yaşımdayken babam o kadar cahildi ki, yakınımda olmasına dayanamazdım. Ama yirmibirine geldiğimde öyle çok şey biliyordu ki, yedi yılda nasıl öğrendiğine şaştım.
MARK  TWAIN

 

*Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.

(Goethe)

 

*Yüzünü güneşe çeviren insan, gölge görmez.

(Helen Keller)

 

*Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol.

(Dale Carnegie)

 

*İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.

(Daniel Defoe)

 

*İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır,içleri doldukça eğilirler.

(Montaigne)

 

*Aşk, imkansız birçok şeyi mümkün kılar.

(Goethe)

 

*Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Ya kendi aklındanfaydalanmak, yahut da başkalarının akılsızlığından faydalanmaktır.

(La Bruyere)

 

*Aynı dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.

(Mevlana)

 

DOSTLARA GÜZEL SÖZLER

4 Mart 2008 Salı Yorum yok »

*Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır.(John Lyly)

*Felaket, dost sayısını sıfıra indirir.(W.Shakespeare)

*Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur.(Desiderius Erasmus)

*Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur.(G.Herbert)

*Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek,ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir.(Montesquie)

*Bir çok gerçekler vardır, herkese söylenemeyecegi gibi her zaman da ağıza alınmazlar.(Voltaire)

*Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur.La Fontaine)

*İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.(Montaigne)

*Gerçek dostlukta, yaratılışları bayağı olanların alamayacakları bir tat vardır.(Jean de la Bruyere)

*Doğa hiçbir zaman bizi aldatmaz, birbirlerini aldatan her zaman insanlardır.(J.J. Rousseau)

*Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler.(F.Schiller)

*Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz.(Aristophanes)

*Boş bir çuvalın dik durması zordur.(Benjamin Franklin)

*Bozulan dostluktan sonraki nefret, meyvelerin en öldürücüsüdür.(G. E.Lessing)

*Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar.(Çin Atasözü)

*Aynı ırmakta iki kez yıkanamazsın çünkü sonradan akan su, ilk akan su degildir. (Herakliedes)

*Bir gün su içeceğin çesmeye çamur sıçratma.(İsrail Atasözü)

*Kör ata ha göz kırpmışsın, ha başını sallamışsın.(İngiliz Atasözü)

*Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma.(Rus Atasözü)

*Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür.(İtalyan Atasözü)

RÜVEYDAYA AĞIT

27 Aralık 2007 Perşembe Yorum yok »

Ben bir aziz değilim, hele gündüz değilim

 

 

Attığı her adımda siyah bir iz bırakan

Bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi

Bir yanında kaderi özümleyen bir lale

Merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim

Bırak ta böyle bitsin bu günahkar serüven

Bırak ta kurtarayım bu emanet sarayı

Yeter, intiharınla oyduğum yüreğimi

Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter

Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor rüveyda

Yaraları kapandıkça kanıyor rüveyda

Duman çöktü güneşin sitem aynalarına

Aralandı perdeleri, şimdi sessiz değilim

Dertliyim, viraneyim, ben bir azizi değilim

Azizler tohum eker sevgi tarlalarına

Senin gözlerin daram, oysa ağlatan benim

Ben dilenci, sen sultan; sevgi dağıtan benim

Sen ışık, ben karanlık, ve aydınlatan benim

Ben ölümüm, sen hayat; cana can katan benim

Sabah sende oluyor, güneşi tutan benim

Soran ben; sorulan sen; hüznü damıtan benim

Öldüren ben; ölen sen; kabirde yatan benim

Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi

Saklıyorum içimde seni bir tufan gibi

Nerde uğruna ömür verdiğim bela nerde

Her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde

Düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir

Götür benden ahzanı, bana ihsanı getir

Yalanı reddederken düşüyorum yalana

Ben bir azizi değilim rüveyda anlasana

Bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum

Sen ölmedin rüveyda; at vuruldu; ben öldüm

Her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının

Yıkayıp kefenledin; mehtabına gömüldüm

Her iklime kanatlı bir haberci salsınlar

Çağır aşıklarını; namazımı kılsınlar

Duysun alem ateşin dağı erittiğini

Bu illetin taşları bile çürüttüğünü

Gün olur da ayrılık yumağı çözülür mü

Bergüzarım ayaklar altında ezilir mi

Rüveyda, görür müyüm yeşil ufuklarını

Seninle bir sonsuzluk bulur muyum rüveyda

Yoksa hep bu kabirde kalır mıyım rüveyda

 


Nurullah GENÇ

SEN İSTANBUL KOKARDIN

27 Aralık 2007 Perşembe Yorum yok »

Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul’un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yüreğimden süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

 

Göklerden hicran yağdı, İstanbullu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bir bilmeceydi
Yalansa kahrolayım sen İstanbul kokardın

 

Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi
Utanır intihar ederdi ölüm hayata rest çekip ağladığımda
Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi
Bel lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
Kuş uçmaz kervan geçmez dağında
Kah aşkı yağan kar tanesi, kah sevda tüten rüzgardın
Zambak gibi, leylak gibi, cigaramda duman gibi
Sevdiğim sen istanbul kokardın

 

Dayadım ondörtlüğü İstanbulun şakağına
İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
Söylemedi, inat ettim, gece seni uyudum


 


Ben bir san bir bu şehre gül dedim
Ayla toprak şahittir, şahittir güneşle gece
Sensizken İstanbulda bir kez olsun gülmedim

 

Yıllar kapımı çaldı ellerinde vur emri
Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
Aşkından hatıra dedim, gözyaşımı silmedim
Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Belki de can, bunun için ben gülleri çok sevdim


Gözümden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevdan kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli ürek sen sen diye atıyor
Oyy! gece gözlüm oy, İstanbul seni kokuyor

 

Serdar TUNCER

RÜVEYDA

27 Aralık 2007 Perşembe 1 Yorum »

fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına.
 
 
 
 
 
 
 
 
adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
adını söylemek istemiyorum
rüveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığmın atardamarlarından.
 
 
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru.
 
 
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa rüveyda
baştanbaşa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.
 
 
kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasıl utandığımı
bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
ağarır tanyeri nilüferlerin
alaca bir at koşar içimde
ezer toynakları ile anılarımı.
 
 
sular köpürmemeliydi rüveyda
kırılamamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
ben zehire alışkınım, şerbete değil
rüyalar nefret eder avare duruşumdan
kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş
yargılamak için zeval kayıtlarını
inkılab bekliyorum.
 
 
hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
uzanır da gönlüme rüveyda
derinden bir ok saplanır bağrıma
beynimi çağıran bir sese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru.
 
 
varlığın cinayettir memleketimde işlenen
akıtır kanını en asil pehlivanların
yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın.
 
 
artık eskisi gibi bakamıyorsun
göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda
binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
güneş bir anne gibi dururdu başucunda
artık dokunamıyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüş saçlarında dolunay
ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda.
 
 
hangi ressamı vurur bilmem, nedamın
sarar da benliğimi
ben beni tanımam kaldırımlarda
kafesleri yutan kafese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda
bu yapmacık bebekler
gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu.
 
 
 
hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklardan öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru.
 
 
yasını tutuyorum yarattığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler.
 
 
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
kim giydirir başıma tacını nihayetin
kim takar bileğime hürriyet künyesini
karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle.
 
 
rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
asırlardır köhne barınaklarda
küflenen, çürüyen çığlıklarımı.
 
 
 
at vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim.
 
 
 

 

NURULLAH GENÇ

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.