31 Ekim 2007 Çarşamba Yorum yok »
Arkadaş: Sınav anı yaklaştıkça kuvvetlenen dostluk ve kardeşlik bağı
Sınav: Kabus
Uyumak: İki tenefüs arası sosyal faaliyet
Zil: Kurtuluş çıngırağı
Gırtlak: Hocaların boşuna patlattıkları organları
Kütüphane: kitap mezarlığı
Sınıf Geçmek : Tahayyül
Sınıfta Kalmak : Küme düşmek
Teneffüs : Kudurma saati
Giriş Zili : Cenaze marşı
Masal : Anlatılan ders
Enflasyon : Notların öğretmen tarafından düşürülmesi
Devalüasyon : Öğretmenlerin kolay sorarak başarı oranını yükseltmeleri
Vaka-ı Vakvak : İyi bekleyip düşük alan öğrencilerin sözleri
İstenmeyen Gün : Pazartesi
İstenen Gün : Cuma
En İyi Haber : Hoca Yok, ders boş, vallaha…
İnternet alıntıları
31 Ekim 2007 Çarşamba Yorum yok »
Çıkış Zili : Can kurtaran
Sözlü : Ecel teri,mizan terazisi
Not Defteri : Loto kağıdı
Öğrenci : Hilkat garibesi,zavallı
Öğretmen : Ahiret sualcisi
Sınıf : Muhabbethane
Ödev : Angarya
Vurgun: (Kopya sonucu)tam not alma
Bayram: Dersin boş geçmesi
Ecel: Yazılı sınavı
Can pazarı: Bütünleme sınavı
Eyvallah: 5 aldıktan sonra duyguların ifade edilmesi
Fatura: Karne
Fedai: Gönüllü sözlüye kalkan
Geviş getirmek: Öğrencinin bilmediğini anlatmaya başlaması
Külfet: Kitap taşıma
Ö.S.S.: Ön silkeleme sınavı
Aforoz: Okuldan atılma
Fuzuli: Ev ödevi
İnternet alıntıları
31 Ekim 2007 Çarşamba 4 Yorum »
Atmak : Ders anlatmak
Asmak : Sözlü günü yapılan gezi
Cesur : Kopya çeken kimse
Çöp Kutusu : Basket potası
Dalga Geçme : Ders dinleme
Disiplin : Öğretmenin kozu
Esnemek : Ders esnasında ortaya çıkan bulaşıcı hastalık
Felç : Karnenin alınmasıyla baş gösteren hastalık
Gardiyan : Nöbetçi öğretmen
Hastalık : Mazeret
Hayır Sever : Kopya veren
Okul : Hapishane
İnekleme : Çok ders çalışma
Karne : Loto Kuponu
Şaşkın : Yeni öğrenci
Tebeşir : Cephane
Komedi : Yazılıların açıklanması
Veli : Ara karneden bile haberi olmayan gariban
İnternet alıntıları
31 Ekim 2007 Çarşamba 8 Yorum »
Temel ve Dursun iki ayrı kuruluşta genel müdürdürler. Bir yerde oturup dertleşirken Temel odacısından şikayet eder…
- Ula benim odacı o kadar aptaldır ki sorma gitsin. Bıktım aptallığından, iyi uşak ama aptal işte…
Dursun içini çekerek:
- Müdürüm, seninki benimkinin yanında çok akulludur. Bende bir odacı var, beni de çildırtiy.
- Ula senin ki benimki kadar aptal olamaz.
- Benim odacıyı bir gör, sen de anlarsın. Gel istersen deneyelum. Pakalum hangisi daha aptal…
Denemeye karar verirler. Temel zile basar, odacısı gelir:
- Puyur müdirum! Temel odacısına:
- Al şu 100 lirayı, bağa bir Mercedes al getur!
Odacı
- Baş üstüne müdirum der çıkar. Bu sefer de Dursun odacısını çağırır: -Uşağım hele bir git bak bakayum ben evde miyum?
- Baş üstüne müdürüm der, o da çıkar. Kapıda iki odacı karsılaşır. Biri öbürüne -Ula nereye gideysun diye sorar.
- Sorma dayioğli, pizum genel midur çok aptaldır da… Bena diy ki al şu 100 lirayı Mercedes al. Ula bugün pazar bütün dükkanlar kapalı. Ben arabayı nerden alacağım.
Öbür odacı ağlamaklı olarak
- Sen halune şükret! Penum müdür seninkinden daha aptaldır. Bağa diy ki git bak pakalum ben evde miyim? Ula önünde telefon, aç da sor! Benu neye yoraysun…
31 Ekim 2007 Çarşamba 68 Yorum »
Temel Karadeniz’e incelemeye gelen bir profesörü takası ile gezdiriyormuş. Temel’in bilgi seviyesini ölçmek için,
Profesör:
- Temel, devalüasyon nedir? diye sormuş.
Temel de:
- Hocam oni ilk tefa senden duyayrum. demiş.
Profesör:
- O zaman yandın, ömrünün üçte biri gitti. Peki enflasyon nedir?
Temel:
- Hocam onu ta ilk defa duyayrum. Profesör:
- Temel, ömrünün yarısı gitti. Peki radyasyon nedir?
Temel:
- Özür tilerum haçan öyle şeyler soraysun ki bilmekte zorlaniyirum. Profesör:
- O zaman tamamen yandınız, ömrünüzün çoğu gitti azı kaldı
derken bir fırtına çıktı ve taka devrildi. Temel yüzerek kıyıya ulaştı, Profesör çırpınarak bağırmaya başladı:
- İmdat boğuluyorum, kurtarın beni.
Temel:
- Hoçam sen yüzme bilmeymisun? -Yoo bilmiyorum ne olacak?
Temel:
-O zaman sen hapi yuttun. Ömrünün tamami kitti der.
31 Ekim 2007 Çarşamba Yorum yok »
Temel lokantaya gidip balık yemek istemiş ve garsona sormuş:
- Paluk taze mi?
- Evet günlük balıktır.
Cevabını almış. Ve ısmarlamış. Tabakta gelen balığa dik dik baktığını gören garson yanına sokularak Temel’e sorar: -Balığınızı niçin yemiyorsunuz?
- Piraz onunla konişiyrum.
- Dilinden anlıyor musunuz?
- Helpet anlayrum.
- Peki ona ne söylediniz?
- Keçen hafta tenizte ayakkapularumi kaypettum. Körüp körmetuğuni sortum.
- Peki ne dedi?
- Teyi ki; Ne pileyum. Pen onpeş gün önçe tenziten çiktum.
31 Ekim 2007 Çarşamba 6 Yorum »
Kayseri’li, Temel’i saf bularak:
- Gel birbirimize bilmece soralım. Sen bilirsen bin lira veririm ben bilirsem beş yüz lira alırım, demiş.
Temel:
- O halde sor pakalum.
Kayseri’li;
- Önce soruyu sen sor.
Temel:
- Peki üç ayaklı hayvan hankisitur? Diye sorunca Kayseri’li düşünür, taşınır cevap veremez. Ve bin lirayı öder Temel’e Kayseri’li, sıra bende demiş ve sormuş:
- Merak ettim bana sorduğun hayvan neydi?
Temel:
- "Pen ta pilmeyrum. Al şu peşyüz lirayı" der.
31 Ekim 2007 Çarşamba 2 Yorum »
İngiltere ye gezmeye giden Temel tanınmamak için gördüğü Türklere selam vermeyip selam da almıyormuş.
Fakat Türk´ün üstelik de hemşehrisinin biri Temel deki burnu görünce
"Bu kesun lazdur" demiş ve peşine takılmış.
Yanaşıp sormuş Temel´e;
"Kardaşum sen laz musun?"
Temel den cıt yok.
Adam yine sormuş;
Kardaşum laz musun?"
Temel yine bakmamış adama.
Adam ısrarla takip edip devamlı "Kardaşum laz musun" diye sorunca Temel, adama dönüp şöyle demiş;
"Inciluzum Inciluz…"
31 Ekim 2007 Çarşamba 5 Yorum »
Trabzon ile Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel her gün bisiklet ve önünde bir kum torbası ile gümrükten geçermiş.
Bir gün gümrük memuru bu durumdan kuşkulanmış.
Temel’e:
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş.
Temel:
- Kum, demiş.
Memur, kum torbasına elini sokmuş, karıştırmış, gerçekten sadece kum varmış torbada.
Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzon‘da bir kahvede Temel ile gümrük memuru karşılaşmış.
Gümrük memuru:
- Ula Temel, artık emekli oldum; sana bir şey yapamam. Gerçekten ne geçiriyordun gümrükten, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş. 
30 Ekim 2007 Salı Yorum yok »
Şimdi seni düşünüyordum.
Makine bozuk. (Resmi daire fotokopicisi)
Giyince açılır, merak etmeyin.
Seni sevdiğim için yapıyorum bunları.
Kapatmam lazım, ocakta yemek var.
En doğru, en hızlı, en detaylı haberler için bizi izleyin.
Biz demokrasinin bekçisiyiz.
Saat durmuş, çalmadı.
Yok canım, benim değil, arkadaşlar unutmuş.
Biz de şimdi içeri girdik.
Biz de tam kapıdaydık.
Aaa, sana en az beş e-posta gönderdim, almadın mı?
Sürekli arıyorum, düşmüyor.
Karım çok hasta, acil servise yetiştirmem lazım.
Oo hooo…çoktaaaan.
En geç haftaya hepsini öderim.
Arayacaktım ama işler çok yoğun, kafamı kaldıramıyorum.
Abi ikinci köprüde bir basmışım, kadran 225.
Bir tanesi sorun çıkarsın, hepsini geri getir.
Benim köylüm, benim çiftçim, benim memurum.
Abla tabaklar tamamıyla ithal malıdır, kırılmaz.
Kurtarmıyor abla, bak inan zararına satıyorum.
Müşteri: Garson bey kadayıf taze mi? Garson: Tabii beyefendi, daha bu sabah çıktı.
Elimde kalmamış beyefendi, siz girmeden biraz önce son parçayı sattım.
Çok yakışmış…
Telefon kapalı değildi… Demek çekmemiş. Hay Allah!!!
Aslında sorular çok kolaydı.
Ben mi onu seviyormuşum. Daha neler gıcık oluyorum ben ona ya…
Ders çalışıyorum…
Canım bilerek olmadı ya..
Ben ders çalışsam ooohoo…
İnternet alıntıları