hayat
10 Ocak 2008 Perşembe | Kategori Edebiyat 189 haluk sorunuza cevap veriyorum: hayatla, insan geceyle gündüz misali birbirini tamamlar. acımasızlık her ikisinin özünede yerleşmiştir diyorum. saygılar
89 haluk sorunuza cevap veriyorum: hayatla, insan geceyle gündüz misali birbirini tamamlar. acımasızlık her ikisinin özünede yerleşmiştir diyorum. saygılar
Hayat ne kadar acımasızsın…
Tamda yaşamın tadına varıyorum derken, merhametsizce bir hastalık sarıverir tüm bedenini… adını bile anmaya korktuğumuz illet sarıverir arsız bir sarmaşık gibi içimizi… alır götürür sevdiklerimizi yada gitmelerine yakın acılandırır onları da; el sallamaya bile güçleri yetmez.
Hayatı anlıkmı yaşamalıyız yoksa; günü kurtardıksa kardamı saymalıyız kendimizi…….
İçim acıyor. Şehit haberlerinizi duydukca. Ananız oluyorum, yanıyor yüreğim. Eşiniz oluyorum sönüyor ocağım. Çocuğunuz oluyorum, bitiyor umudum. Mehmedim, Mehmetciğim. sana uzanan eller ,diller yerle bir olsun.yerinde rahat uyu… Her TÜRK asker doğar…. Hepimiz MEHMETİZ…
KAÇ YAŞINDASIN DOSTUM
Kaç yaşındasın dostum
Kaç güzel gün yaşadın şu kısacık ömründe.
Yüzündeki mimikler;
Sevinçten mi? hüzünden mi ?
Kendi mimiklerini
kendin yerleştirebildin mi çehrene
Boş ver be dostum,
Sen yüzündeki mimikleri…
Yüreğinde kaç mimikler belirdi…
Sen ondan haber ver.
Kaç baharlarla tanıştın dostum.
Baharın kokusunu ciğerlerine kadar çekip de,
Avuçlarınla Çiçekleri derledin mi ?
Ya da bir çılgınlık yapıp ;
Günü birlikte olsa,
Şu dünyanın ANASINI AVRADINI Sattın mı?
Boş ver be dostum.
Ne saçındaki aklara bakarken aynayada,
Maziye takılsın gözlerin.
Nede yürekten bir ah çek.
Bırak, geleceğin rüzgarında,
Savrulsun esaret edilmiş duyguların.
Özgürlüğü adıyla tadıyla yaşa…
Uzun ve hayırlı yaşa…
Nispetle yaşa..
Karç edercesine yaşa…
Adam gibi yaşa….
Seni seviyorum DOSTUM
15/6/2007
SEVDA TOHUMU
Asırlardır, sevdayı yüreklerinde yeşertemeyen insanoğlu, bunun tek suçlusu olarak sevda tohumunu görmektedirler.
Zira; kör olası bu tohum,hiç bir yürekte kök salamamış, kadın,erkek,genç,yaşlı demeden her birine çok acılar çektirmiştir.
Öyle ya; hiçbir suç da, suçlu da cezasız kalmamalıdır.
Tek bir yol vardır, oda; sevdayı adalete teslim edip, orada bire bir yüzleşmek, hesap sormaktır.
Hakkında tutuklama kararı çıkan Sevda kısa zamanda, ceza evine konulur. Neden tutuklandığını bile anlamadan mahkeme gününü gelip çatmıştır.
O gün adliyenin önü o insan yükünü taşıyamaz olur nerdeyse. Mahkeme salonuna girenler ise kendilerini şanslı görenlerdendir.
Salon ağzına kadar, genci, yaşlısıyla doludur. Bir uğultu sahiptir dört duvar arasına. İnsanlar kendi aralarında, lanetler okuyarak Sevda için dar ağacını kurmuşlardır bile.
Öfkelidir insanoğlu. Sevda hak ettiği cezayı çekmelidir.
Mübaşirin sesi inler o karanlık ve uzun adliye koridorlarında:
-Sanık Sevdaaaaa!!!
Salonda herkes buz olmuş içeriye gelecek olanı merakla bekleşiyorlardır. Aslında hepsinin de daha önceden birer tanışıklığı olmuştur ama yinede yakından görmek istiyorlardır.
Güzelliğini anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği bir suret süzülür içeri. Odanın içine bir ışık yığını hakim olur. Salondakilerin gözler kamaşır. Bir bahar kokusu yayılır o daracık salona. Dünyadaki tüm güllerden oluşmuş bir koku yayılır, öfkeli insanların bulunduğu salona.
Bir güzellikti ki saçları uzun kömür gibi, bakışı sevgi doludur. Sırtında gökkuşağı renklerinden bir entariyle, bakanın gözleri kamaşıyor, İçlerini tir tir titriyordu.
Bu güzelliğin tarifi mümkün olamazdı.Görmek gerekirdi.
Herkes şaşkındır, az önce kızan, bağıran bunca insan ne yapacağını bilmeden bu güzellik karşısında sessiz kalmıştır.
Hakim Sevda’ya sorar:
-Hakkında hiç de iyi şeyler söylenmiyor. Dosyan çok kabarık. Nerdeyse bütün insanlık davacı senden.
Derler ki; hangi yüreğe ekersek ekelim tutmuyor kuruyor. Aslında o sevda değil,ızdırap. bu suçlamaya sen ne dersin.
Gamzeli yanaklarında tatlı bir tebessüm belirir. Başını çevirir salondaki insanlara hemen hepsiyle göz göze gelir bir anda. İnsanlar mahcup ve utanarak kaçırır gözlerini sevdanın güzel gözlerinden.
Söz sevdadır.
Ben masumum .Çünki; ben insanlığın anlattığı kadar kötü değilim. Hakkımda hep kötü söz ettiler bunca zamandır. Kimi kara sevda dedi, kimi kör olası sevda, daha neler nelerrrrrr.
Sanki; hakları varmış gibi benden hep şikayetçi oldular. Oysa; İnsanlıktan asıl ben şikayetçiyim. Asıl nankör olan, ızdırap veren, nerde ne yapacağını nasıl davranacağını bilmeyendir insan.
2
Hemen her insanoğluyla yakından tanışmışlığım oldu.
Beni ne vakit ellerinin arasına alsalar, bir saadet sarar her bir yanlarını. Belli ki beni bırakacakları bir yürek vardır. O zaman ben onlardan daha mutlu olurum. Çünki benim ana yurdum insan yüreğidir. Ben hep yüreklerde yaşarım. Yüreklerde yeşerir kök salarım. Yürek olmazsa benim yaşantımda olmaz işte o zaman bende ölmüş sayılırım ve benimle de beraberde insanlık.
İnsanoğlu inanmaz ama ben ve insan bir bütünüz. Ne ben onlarsız nede onlar bensiz yaşayamazlar.
İnsanının avuçlarının arasında ben, karşıdaki yüreğe doğru yol alırız, içimiz kıpı kıpır. Benimle ilgili bir şarkı dolaşır dillerinde işte o vakit bir iyi anlaşırız ki insanla. Bir sever beni bir sever ki sormayın gitsin. Yolculuk boyunca hep ben konuşurum insansa can kulağıyla dinler ve her sözüme haklısın der.
Derim ki;
-Güzel insan, beni yüreklere ekmesi kolaydır. Fakat bakması zordur. Bakmaya gücün var mı? Unutma ki, ben çok değerliyim. Arayanlar bulamaz. Bulanlar ise kıymet bilmez. Eken bakamaz. Bakan taşıyamaz. Dikkat et sakın kurutma ha. Kurursam şayet yüreklerde izim kalır. Kapanmaz açtığım yara bir ömür boyu. Bir volkan misali zaman zamanda alevlenir. Yakar kavurur yüreğini. Kurutma beni. Kurutursan, yüreğini, bedenini, beynini acıtırım. Acıtırsam, ruhunu kanatırım. Kanatırsam seni her gün ağlatırım. Dikkat et kurutma .
Bak derim bende aşk var, sevgi var, acı var, dert var. Yarınların bile bende gizli. Bana ne çok baktın ne çok alaka gösterdin bir ömürde huzurum var.
Oysa beni hiç dinlememiş olacaklar kİ; iki yaban el bırakıp gidiyordu yaban bir yüreğe beni. Nasılsa sen büyür yeşerirsin diyorlardı bana. Bırakıp gitmek olur mu hiç. Ben sevdayım. Ben sevgiyim. Ben emek isterim Ben alaka isterim. Ben çocuk gibi sevilmek, gül gibi koklanmak isterim. Anlamadılar beni. Elbette ki gelenim gidenim olamayınca, hüzün, ayrılık, gözyaşlarından sürgünlerim oldu.
Sonrada; kuruyan sevda dan kendilerini değil de sevda tohumunu suçladılar. Asıl suçlu bu insanlardır.
İnsanlar beni yüreklere ekmeyi de beceremiyor ektikleri yürekte bakmayı da.
Kendimi övmek gibi olmasında; Sevda her yürekte, her dilde, her bakışta güzeldir.
Tekrar söylüyorum ben masumum. Karar ise; yüce adaletimizin.
Hakim çatık kaşlarla dinlediği ,sevdaya bakarken ilk kez gülümser.
Karar :
-Sevda’nın beraatına, insanlığın ise sevda’ya bir ömür boyu mahkumiyetine karar verilmiştir.
BUZ OLMUŞ UMUTLAR
O gün ilk defa; umutlarıyla kırlara çıkmıştı. Papatyalarla, oynaşan umutlarını seyrederken; sevda üstüne türküler söylüyordu, dili döndüğünce. Şekil şekil bulutları imrenerek seyrederken, bir damla düştü yüreğine. Yağmur yağdı. Umutlarının üstüne.Sel oldu, her bir yağmur damlası da, umutları suya düştü.
İliklerine kadar ıslanıp,ıslak umutlarını topladı.Yağmura karışan gözyaşlarıyla.Yiten umutlarını, şimdi kurutur güneş diyerek, seri verdi yeşil üstüne…Usuldan usuldan mırıldandığı sevda türküsü eşliğinde…
Güneşi boşa beklermiş meğer. Rüzgar güneşten daha baskın çıktı da, bir eksik diye üzüldüğü umutlarını önüne katıp da; kimini dağlara, kimini taşlara, kimini denizlere, kimini göllere savurdu….
Acelen neydi deli rüzgar. Alıpta önünde sürüklemek yakıştı mı sana… Daha hepsi tam değildi ki, daha kurumamışlardı bile Hiç acı hissetmedin mi? Umutları önünde sürüklerken… Bir eksik, odlumu sana bin eksik.Yine vaz geçmek yok dedi kendine… Sevda türkülerinin sözlerini unutup da, ıslıkla söylemeye çalışırken. Rüzgarın savurduğu her köşeye o da gitti. Savrulan umutlarını, eteğine topladı. Umudu yel savurdu. Usanmadı! Yorulmadı! Erinmedi! Tek tek topladı. eksik bile olsalar umutlarını. Sonra el ele tutuşup, sevda türküleri söyledi. Dağlarda yankısını dinleyerek Bazı gün sıkı sıkıya sarıldı umutlarına. Anasından ayrılmaya korkan çocuk misali.
Bir eksik, binbir eksik olsa da vazgeçmedi. Umutlar onundu. Yeniden eker bire bin verdirirdi. Yılmak yok! Korkmak yok! Tükenmek yok! Diyerek haykırdı umutlarına.
Umutları eteğinde, sevda türküsü dilinde, yağmur yel ardın da kendi ise yolun taa başında….
Kim bilebilirdi ki; Bir zaman gelecek de; Ağustos günü kar yağacak Kar yağdı. Umutlarının üstüne.
Güneş çıkar birazdan eritir karları diye avuturken kendini Kalleş güneş saklandığı bulut ardından çıkmadı.
Çıkmıyor…
Umutları buz oldu…Çözülmedi. Çözülmüyor hiçbir mevsim.
Ne acı ki; artık sevda türküleri de söylemiyor bu dili.
Buz tutmayan umutlarla sevda türküleri söylemeniz dileğiyle….