Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Seninle başlayıp Seninle yokolsun aşk !

25 Temmuz 2008 Cuma Yorum yok »

Eğer bir gün bitecekse seninle bitsin bu aşk, senden sonra bir dünyam olmasın başkası ve bana ait.. Sen ve sen sadece seninle yaşayıp seninle ölsün !!
Senden sonrası bana koyar. Sen olmazsan yolum uzar, hangi mutluluğa koşacağım yar o zaman.. Gözlerine bakarken zaman ölümsüz, sen olmazsan zaman mı kalırki? Gitmeleri sakın düşünme..

Sakın ha!

Unutma, unutama beni, kalbinin kuytu köşesinde sıkışıp kalayım.. Sende senin gözlerinde yol bulayım..

Bitmeyecek biliyorum içimdeki sen!
Bitirmeyeceğim sevgimi.. Sen bitmeyeceksin bende. Kırılsada kalbim, binbir parçalar dağılsada etrafa birtek sen terketme beni..

Fotoğraflarda kalmasın yüzümüz.. Ben seni sevdim. İkimizi yanyana sevdim.

Ben aslında sadece seni sevdim..

Bitmeyecek biliyorum. bitirmeyeceğim bu aşkı.

Bitecekse bir gün seninle bitsin. Sana hissedilenler bir başkasına asla! yaşanmasın, ..

Seninle başlayıp Seninle yokolsun aşk !

hayat

24 Temmuz 2008 Perşembe 2 Yorum »

Hayat;
Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar
uzun!
Bir gülümseyişe,
bir kıpırdanışa,
bir dokunuşa
vakit ayıramayacak kadar
kısa!

Hayat;
Gerçekleri sırtlayıp
taşıyamayacak kadar
ağır.
Bir kuşun kanadına konup ta
ona bile hissettirmeden
uçabilecek kadar
hafif!

Hayat;
Her anını
dibine kadar yaşamaya
çalışmak için nefes nefese
koşturmayı
göze alacak kadar
dolu,
Bütün yaşadıklarının
sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar
boş!

Hayat;
Koskoca ömürde
"bir yalnız gün daha
nasıl geçecek,
şu saatler nasıl bitecek“
diye şikayet edebilecek kadar muamma!
Göz açıp kapayıncaya kadar
geçen sürede
nihayete erebilecek kadar da
basit!

Hayat;
Kendini oluşturan
her büyüyü,
her cazibeyi,
her rengi,
yürekleri hoplatacak,
kanlarımızı kaynatacak
kadar parlak ve güzel!
Gözlerimizi acılarla,
hüzünlerle,
ayrılıklarla,
ölümlerle
buluşturduğumuzda,
sadece iki renk!
Gri ve siyah!

Hayat;
Her anını tuvallere, yazılara, şiirlere, gösterilere döküp
sergileyebileceğin kadar
sanat!
Tek bir uyanışta,
görevinin
tek bir oyundan ibaret
tek bir rol olduğunu
fark edebileceğin kadar da
kısır ve monoton!

Hayat;
Senin tek bir "evet" inle
başkalarına bölüştürüp sunabileceğin,
nefes alıp verişlerinle
"paylaştırabileceğin" kadar
hayret verici ve cömert!

Tek bir "hayır" ınla
herşeyi mahvedebileceğin,
yok edebileceğin kadar da cimri ve densiz!

Hayat;
Gerçek yaşam öykülerine
katlanabilecek gücü bulup,
bulaştırıp, daha da
büyüğünü oluşturabilecek kadar
heybetli ve zor,
Her şeyden vazgeçip
"yaşama veda etmeyi isteyecek" kadar da güçsüz ve zayıf

Hayat;
Sevmeyi bilecek, bilmiyorsa öğrenecek
tadacak, sunacak, paylaşacak
..ve böyle sevgilerle, bütün sevgileri
çoğaltabilecek kadar
anlam’lı…

Nefreti seçip, sıçratmak,
sıçrattıkça da o pisliğe
bulaşacak kadar
anlam’sız…

Hayat;
Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar
"Yaşanmaya değer"
Hayat;
onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar öğretici,
Bir daha
bulunmayacak, yaşanmayacak
kadar "tek"…

Hayat

Sadece
senin dilediğin kadar uzun!
Sadece
Senin dilediğin kadar kısa!
Mıdır?
Uzat ellerini ve tut!
Sadece o kadar yakınlıkta!
Tüm uzakları
"yakın" etmek senin hakkın.

Yani
Hayat bir sınav
Başarı ellerinde
Yakala ve bırakma

hayatı tersden yaşamak istermisiniz?

24 Temmuz 2008 Perşembe 3 Yorum »

Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasil mi ?

Cami’de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf
durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.

Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.

Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
hazir.

Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. Dogar dogmaz devlet size maas
bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel, hazir
maas, hazir ev….

Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz.

Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün sizehosgeldin
hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..

Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan
olarak ise basliyorsunuz.

Herkes karsinizda elpençe divan…

Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikçe zayifliyor
forma giriyorsunuz.
Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade…..
Aman ne güzel günler basliyor…

Derken birgün patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu
arada Babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi
birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun…"

Keyfe bakar misiniz ?

Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem
basliyor.

Partiler, Diskotekler, Kizlarin sayisi artiyor.

Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi
de yok artik….

Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak,
oyuncaklarinla oyna" diyorlar…Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman
altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum
aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.

Derken Anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli
dönem basliyor.
Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir.

Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için
agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik,
yumusacik, gürültüsüz ve partirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.

Küçülüyor, küçülüyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz.

Ve günün birinde müthis bir olayla hayatiniz bitiyor….

Can Yücel

benim adım aşk

12 Mayıs 2008 Pazartesi 5 Yorum »

aşk aşk aşk

12 Mayıs 2008 Pazartesi 1 Yorum »

gerçektende aşkın gözü kör mü?

12 Mayıs 2008 Pazartesi 1 Yorum »

Öfori, sükûnet, tutku, güven… hepimizin aşkın farklı yansımaları olarak yaşadığımız duygulardır. Acaba bilim bize aşkın kaynağını anlamamızda yardımcı olur mu, yoksa aşkı sadece şiir mısraları arasında mı bırakmalıyız? Artık aşkın bilimsel bir izahı yapılmıştır. Biz ne kadar romantik duygusallık olarak tanımlasak da aşk, maddesel bir bağımlılıktır. Vücudun bazı kimyasalları elde etmek için körü körüne kullandığı aracı bir madde. Öyle bir aracı ki, eksikliği acıyla sonuçlanabilmekte.

Bu noktada, Alun Anderson’un New Scientist’da çıkan yorumu konuya oldukça açıklık kazandırmaktadır. Anderson’a göre aşk çok şey demektir: bir annenin çocuğu için hissettiği “koruyucu aşk”, birbirine yeni âşık olmuş bir çiftin hissettiği “tutku”, uzun süreli beraberliklerin getirdiği “derin aşk” ya da “doğa aşkı”, bunlar arasında ilk akla gelenlerdir. Her zaman kutlanacak bir yönünü bulmuşuzdur aşkın! Peki, bütün bu çeşitliliğinin arkasında evrensel bir şeyler gizlenmiş olabilir mi? Acaba aşkın tüm şekilleri temelde tek bir fenomen midir, ve de eğer böyleyse, çok sayıda ve değişik görünümleri kapsamında aşk sonuçta sadece aynı noktaya varan tek bir gerçeklik olabilir mi?

Hayatımızda yaşadığımız gerçekleri, mantık ve bilim süzgecinden geçirerek düşündüğümüzde, aslında son derece katı kuralları olan soğuk bir dünyada buluruz kendimizi. Pembe bulutlar üzerinde uçarken, sevdiğini kaybeden bir gencin nasıl hırçınlaşabildiğini ve etrafına ya da kendisine zarar verebilecek duruma geldiğini çoğumuz gözlemlemişizdir. İki duygu arasında bu denli büyük farklılık olması, düşündürücüdür. Aynen, refah içerisindeyken imrenilecek derecede nazik, kibar, hoşgörülü ve insancıl olan birinin, günlerce aç kalması durumunda yemek için tüm hakimiyetini kaybederek saldırganlaşması, hatta insanlıktan çıkması gibi….

Aşk bilimi henüz emekleme dönemini yaşamakta. Bununla birlikte, farklı disiplinlere ait bilim insanları aşkın doğası ve kaynağı hakkında elde ettikleri ilk verileri bir araya getirmeye başladılar. Artık, aşkın farklı formlarında etkin olan aktivite kalıplarını izlemek, ortaya çıkan biyokimyasal değişiklikleri ölçmek, insanın aşka ait farklı deneyimlerini keşfetmek ve diğer hayvanlarda aşkın evrimsel köklerini araştırmak için beyinlerin içine göz atabiliriz.

Şayet farklı aşk formları gelişimsel süreçleri içerisinde ortak bir başlangıç noktasına sahiplerse, önce nereden başlamalıyız? “Anne aşkı” başlangıç için iyi bir çıkış olabilir. Aşkın tüm çeşitleri arasında hiç birisi bir annenin çocuğu için hissettiği kadar derin, kuvvetli, özgeci ve sürekli olamaz. Hayvanlar dünyasında bunun kadar her yerde hazır ve nazır olan bir başka bağ görülmemiştir. Biyolojik olarak da bu bağ mükemmel bir his yaratır. Yenidoğan yavrularının hayatta kalabilmesi için onlara bakma zorunluluğu olan hayvanlarda, mademki annenin genleri gelecek kuşaklara aktarılacaktır, böyle bir bağ da hiç kuşkusuz mutlak bir gereksinimdir. Zaten canlıların gelişiminde, genlerin sağlıklı biçimde ileriki kuşaklara aktarılma çabası temel güdüyü oluşturmuyor mu?
ROMANTİK DUYGULARIN ALTINDAKİ MADDESEL BAĞIMLILIK >>

USTADAN…

2 Mayıs 2008 Cuma 1 Yorum »

USTADAN…
Yaşamak güzel şey doğrusu
üstelik hava da güzelse
hele gücün kuvvetin yerindeyse
elin ekmek tutmuşsa bir de
hele tertemizse gönlün
hele kar gibiyse alnın
yani kendinden korkmuyorsan
kimseden korkmuyorsan dünyada
iyi günler bekliyorsan hele
iyi günlere inanıyorsan
üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey,
Çok güzel şey doğrusu!

Melih Cevdet Anday

 

ŞİİR YOLCULUĞU

2 Mayıs 2008 Cuma Yorum yok »

şiir buharlaşan bir sudur
yeryüzünden gökyüzüne ulaşan
şiir bulutların gözyaşı olan yağmurdur
gökyüzünden yeryüzüne yayılan
şiir dudaklardan çıkan bir nefestir çevremize dağılan

şiir güneştir aydır
şiir bir ışıktır dünyamızı aydınlatan
zaman zaman içtiğimiz bir yudum su
yediğimiz bir lokma ekmek
soluduğumuz nefes
baktığımız göz ve can veren yürektir bedenimize
kağıtlara yazdığımız harftir
kelimedir cümleler dolusu anlatılan
şiir çocuktur
şiir gençliktir.
şiir yaşamdır bir ömür boyu içimizde taşınan

kaynayan sudaki buhara benzetirim şiiri
suyun altındaki ateş ne kadar harlı yanarsa
özlemler de o kadar güçlü yükselir
hasretle beklediği bulutlara
şiir kora dönmüş yürekten çıkarken
duyguya hasret ağaç yapraklarında
fırtınalar estirir
durduramaz kimse onu
aşılmaz dağlar bile
su olur akıverir Şirinler ülkesine

şiirsiz yaşamak
çiçeksiz kırlar ve bahçeler gibi
hüzne boğar insanı
karanlık geceler de bile
yıldızsız akşamların tadı yoktur
yıldızlar varsa
açar kır çiçekleri karanlıkların arkasında
çölde aranan bir damla sudur şiir
o şiirlerle sulanırsa mecnun’lar
leyla’larla konuşursa sevenler
baharın yeryüzünü kapladığı gibi
sarar yüreğimizi sevgiler

şiiri yaşamak
şiiri bir ekmek gibi yemek
ve bir kadeh gibi içmek yalnız olmuyor
yanında paylaşacak
şiirlerle demlenecek dostlar istiyor
her dosta sunamıyorsun şiir kadehlerini
bardaktaki gibi durmuyor
benzemiyor ne rakıya ne cine
bülbül gibi ağlamak
nar gibi yanmak istiyor yürekte…

 [Nuri Gökgöz]

aşk bu işte

28 Nisan 2008 Pazartesi 1 Yorum »

Ask,
aşk bu işte ‘,
inanmasanda,
gün gelir de bir gün,
hiç ummadıgın bir anda,
dikilir,
dikilir karşına,

………………………………………….. ..Kimi zaman,
………………………………………….. ..alır götürür seni, bir perinin kanadında,
………………………………………….. ..Kimi zaman,
………………………………………….. ..mecnun eder de gezdirir seni,
………………………………………….. ..çöl fırtınalarında,
………………………………………….. ..Kimi zaman,
………………………………………….. ..ansızın girer düslerine,
………………………………………….. ..ne gündüz tanır ne de gece,
………………………………………….. ..Hasret firtınaları ekerken kalbine,
………………………………………….. ..kor bir ateş olur da, çöker yüregine,
………………………………………….. ..Çöker, sevgilinin hasreti,
………………………………………….. ..çöker her gece yarısı,
………………………………………….. ..o yorgun gözlerine,

O an,
bir kuş çırpınır bin bir hevesle,
ve titrer sevgilinin özlemiyle pencerende,
Bir bir kayarken gökyüzünde yıldızlar,
hasretle ağıtlar yakılır,
geceye ve gündüze,
ve seni terk edip giden,
aşki bilmeyen o,
o,
o, vefasız sevgiliye,

………………………………………….. ..Düşer,
………………………………………….. ..düşer o an,
………………………………………….. ..düşer sevgilinin ismi dudaklarına,
………………………………………….. ..düşer de alev olup yakar seni,
………………………………………….. ..yakar tenini,
………………………………………….. ..yakar kalbini,
………………………………………….. ..Tıpkı,
………………………………………….. ..bir mecnun misali,
………………………………………….. ..çöllere salar seni,
………………………………………….. ..Saçlarına ak,
………………………………………….. ..gözlerine nem düşürür,
………………………………………….. ..ve sen,
………………………………………….. ..engel olamazsın, akıp giden zamana,
………………………………………….. ..seni de beraberinde götürür,

Adı birkez geçmeye görsün,
adı,
aşk olan o vefasızın,
Boğulursun,
o anda, gözyaslarına,
Tıpkı,
bir su misali,
akıp giderken zaman,
Engel olamazsın,
umutlarını da kaybedersin zamanla,
Ararken onu,
her gece yarısı, ıssız sokak kaldırımlarında,
Kar beyazi yıldızlar düser göklerden o,
o simsiyah saçlarına,
Gün be gün eritir seni,
ayrılıgın o kordan ateşi,
Tıpkı,
tıpkı güneşin karı, erittigi gibi,

………………………………………….. ..Gece gündüz demez,
………………………………………….. ..Vurur delicesine sevgilinin o hayali,
………………………………………….. ..vurur pencerene,
………………………………………….. ..Kapkara bir sevda bulutu olur da, yagar,
………………………………………….. ..yagar,
………………………………………….. ..her gece yarısı o kapkaranlık düşlerine
………………………………………….. ..O gece sen,
………………………………………….. ..cehennemi yasarsin,
………………………………………….. ..ve o gece sen,
………………………………………….. ..sevgili ugruna,
………………………………………….. ..bir gecede,
………………………………………….. ..koskoca bir ömrü harcarsın,

Aşktır,
aşktır işte bu tarifsiz illetin adı,
ve dermanı yoktur dünyada bulamazsın,
Düşmeye gör bir kere,
düşmeye gör bu amansız illete,
Sanma ki yaşarsın,
Yaşadım der,
yaşadım der, aldanırsın,
Işte o an gülüm,
sen de ask,
sen de sevmek ne imiş,
ne imis sen de,
sende o gün beni anlarsın,

………………………………………….. ..Bil ki aşktır o gün,
………………………………………….. ..o son kursunu sana çektiren,
………………………………………….. ..Yasarken bile sana,
………………………………………….. ..sana ölümü özleten,
………………………………………….. ..Ölümle yasam arasinda seni,
………………………………………….. ..götürüp, getiren,
………………………………………….. ..Anlarsın o anda,
………………………………………….. ..aşkın,
………………………………………….. ..kara sevdanın ne demek olduğunu,
………………………………………….. ..anlar,
………………………………………….. ..anlar da haline aglarsın,

Ağlarsa
kıyamazsin akan gözyaslarına,
Her bir damlası kor bir ates olur yakar,
yakar sineni, bagrını,
Boğulursun o anda sevgilinin,
akan gözyaslarında,
Yemin olsun
yemin olsun ki istesen de artık yaşayamazsın,

………………………………………….. ..Işte o an,
………………………………………….. ..Sevgilinin, gözleri, celladın,
………………………………………….. ..akan gözyasları ise,
………………………………………….. ..ecelin olur ve seni bogar,
………………………………………….. ..Hazan düser otagina, kırılır dalları güllerinin,
………………………………………….. ..Artık ne sen ona yar olursun ne de o sana yar,
………………………………………….. ..Yaşanan bu son mevsimdir artık,
………………………………………….. ..ve adı,
………………………………………….. ..adı ise sonbahar,

Bu mevsimde,
bir bir sararıp dökülürken ömür bahçende, yapraklar,
O an,
sen de ben gibi vazgeçer,
vazgeçersin candan,
vazgeçersin bu kara sevdadan,
aşk neymiş,
sevda neymiş,
ölüm neymis sen de,
sende o gün,
sende o gün beni anlarsın,

………………………………………….. ..Bir gün beni anladığında,
………………………………………….. ..tek bir dilegim var senden,
………………………………………….. ..geldiginde,
………………………………………….. ..kırmızı bir gül bırak, ellerinle mezarıma,
………………………………………….. ..Titremesin o an ellerin,
………………………………………….. ..Ellerinle dik o gülü, dik toprağıma

Sanma ki,
gonca gonca gül açmaz mezarımda,
gözyasimla ıslatır,
ıslatır da büyütürüm onu ben, korkma,
ve bir gün son kez geldiğinde bana omuzlarda,
koparır da dalından,
ellerimle veririm o gülü sana,
O gün,
o gün bir mahşer gününe rastlasa da,

………………………………………….. ..Bel ki de o gün,
………………………………………….. ..iki damla gözyasi döküp te ağlarsın kimbilir,
………………………………………….. ..Ümitsiz sevda,
………………………………………….. ..ümitsiz bir ask neymis, sen de,
………………………………………….. ..sen de,
………………………………………….. ..sen de beni o gün anlarsın,

Ağlıyor mu sun?
hadi sil gözyaslarini birtananem, ağlama,
ağlama sana dayanamam,
aglama sen,
ağlama ne olursun,
ağlama sana kıyamam,
Bırak da ben ağlayayım,
Akacaksa bırak da
bırak da benim gözyaslarim aksın,
Biliyorsun,
bir tek seni sevdim,
inan ki sevdicegim,
sen bende,
Mahsere dek ölümsüz,,
öümsüz bir aşk olarak kalacaksın…

………………………………………….. ..Hadi:
………………………………………….. ..hadi sil gözyaslarını birtanem,
………………………………………….. ..titremesin sakin ellerin,
………………………………………….. ..dik o gülü mezarima ve git,
………………………………………….. ..ardına bile bakma,
………………………………………….. ..Giderken,
………………………………………….. ..bir tek sevgini bırak ardında,
………………………………………….. ..büyüdükçe büyüsün sevgin,
………………………………………….. ..hatıranla birlikte toprağımda,
………………………………………….. ..Bel ki de,
………………………………………….. ..can yoldaşım olur,
………………………………………….. ..her gece yarısı bana,
………………………………………….. ..Kimbilir bel ki de,
………………………………………….. ..bir iki laf ederiz,
………………………………………….. ..seni ve askini anlatırım ona,
………………………………………….. ..sabaha dek,
………………………………………….. ..akan gözyaslarımla,

Kim bilir,
bel ki de sensizlikte,
o bana yar olur ben de ona,
Anlatırız,
binbir sevinçle,
ay ışığında, sevdamizi yıldızlara,
Hep seni anlatır hep seni konuşuruz sabaha dek onunla,
Tan yeri agarıp sabah olunca,
Biliyorum unutacagim yine onu,
ve sen,
ve sen yine düşeceksin aklıma,

………………………………………….. ..Ne olursun sevdiceğim,
………………………………………….. ..dayanamam yokluğuna,
………………………………………….. ..dayanamam,
………………………………………….. ..dayanamam bir kez olsun,
………………………………………….. ..yeniden beni kahreden ayrılğa,
………………………………………….. ..Ne kadar özlesem de artık istemem,
………………………………………….. ..istemem gelme artık,
………………………………………….. ..gelme nolursun, mezarıma,
………………………………………….. ..gelip de beni aglatma,
………………………………………….. ..Geleceksen bu kez,
………………………………………….. ..O bembeyaz gelinliğini giy de öyle gel,
………………………………………….. ..yarin,
………………………………………….. ..yarin bir mahşer günü,
………………………………………….. ..mahşer günü olsa da…

Gitme… Bir Terk Edişe Daha Dayanmaz Ömrüm. . .

28 Nisan 2008 Pazartesi Yorum yok »

Bilinmezim. . .

Geceyi bölerken sesim sen gözlerinde hangi anlamları taşırsın? Terinin tadı dilime değen midir, bilememekten mi gelir karışır tuzuna gözyaşlarım? Aşktan mıdır sırtından süzülenlerin renksizliği, kokusuzluğu? Su gibi. Aşk bu kadar berrak mıydı tenimde dolaşırken ihanetin izleri. . .

Tarihleri sıralasam peşi sıra, sana benzeyecek diye ödü kopar zulam da sakladığım sözlerin. Parmaklarım dudaklarımda bir sus işaretine döner; gözlerin sus payım olur, ağlarım. . .

Milada dönerken arsızlığımın ayaklarına dolandığı gün, ben saklarım herkeslerden seni. Esrikliğim bir bardak nar suyundan düşer bedenime.. Hoyratlığım dem vururken şarap şişelerinden, şişe kırılır acımın şiddetinden.. Kanım kızıla çalar tadım şaraba. Ben sana kaçarım. . .

Avuntu mudur ömürden çaldığımız saatler, ben sensizliğimi en büyük hırsız sayarken ömrüme. Biz eden kaç dakikamız var birbirine teğet geçen yaşamlarımızda. Hangisini yaşamak sayar yürek, hangisinde nefes almaktan ibaret olmaz hayat. . ?

Tavan arasına sakladığım düşlerin ortasında öylece durur gölgen. Hangi sandıkta hangi düşün koynunda saklanır aslın bilemem. Ellerime bulaşır örümcek ağları, deliğinde bir fare kahkahalarla gülerken halime ben yine seni ararım koynumda. . .

İnleyen sesinin hangi nağmesinde saklanır yüzyıllık acın; ömrün yolun yarısına yaklaşırken? Damdan düşme bir suretken aslım hayatında, bir beden midir sadece kollarına bıraktığım. Sorsam gözlerine hangi yalana dolanır ayakların… Kaçma yar..! Gittiğim gidemediğim her yerde adın. . .

Ömrüme kazımışken ben ,yüreğime dokunduğun geceyi, yok saymışken senden önce olan olmayan senden sonra olacak olmayacak her şeyi, senin sandığın hayırlardan ne hayır gelir bana. Kaderimi temize çekme hevesin Yusuf misali kör kuyularda bırakırken beni ben avuç avuç karalar sürerim de yazgıma, adı sensizlik olan beyazı almam bir daha umuruma. . .

Kelimeler bir o yana bir bu yana kaçışır oldu içimde senden sonra. Neyi söylesem neyi sussam bilemezken, adımı da unutur oldum tüm bilinmezliklerde. Harflerden bir ben yapamadım kendime. Hangisine elimi atsam kırıntılarım kaldı avuçlarımda. . .
Ve..Ben şimdi açlığına saçmışken kendimden ufalananları, bir yudum avuntuya değmeden ayakaltı sürünmelerinde can çekişiyor sensizliğim. Amansız bir işkenceye dönüyor var olmalarına sakladığın yokluklar. Kapı önü nöbetlerinde iki büklüm acılara teslimken, kapama gözlerini, korkuyorum. . .
Göz kırpımı kısalığında mutluluklar satın alıyorum yüreğinin bekçilerinden.. Bilmiyorum daha neyim kaldı rüşvet verecek; bir ben azaltıp bir ben çoğaltırken zindanımda. Şikâyetim karanlıktan değil, pırıltılarını saklarken sen gözbebeklerinde. Mil çekse de hoyratlığın gözlerime yeşil huzmeler akıyor kapanmış perdelerden sanki içeriye. Çöz kilitlerimi, dokunmak kalsın ellerime. . .
Esrarı çözülmüş büyülerden kaçtım.. Cinler periler eski tufanlardan kalma. Perişan. Bilmediği dualara el açmışken avuçlarım; sağımda bir melek ağlamaklı, solumdaki yazıcılar suskun… Mırıldandığım yine de sen, alevi gözlerimdeyken cehennemin. Terinin tuzuyla yanarken bedenim dökme bir damla bile su, ne varsa senden gayrı yanıp temizleneyim. Dilindeyken nefesimden savrulan çığlık susma, duyulmasın feryadın. . .
Sözleri unutulmuş türküler gibi olurum cebinde taşıdığın hüzünlere baktıkça. Kırgınlığım düşer aklıma, nağmesiz ezgiler mırıldanır dudaklarım. Ne zaman dokunsan bana, ellerine sakladığın vedalarda tutuşur saçlarım. Ezgiler susar, asılı kalır gözlerimde yangınım. Dokunma, değmesin tenime rüzgârın. . .
Öznesiz cümlelere dönüyorum telaşlı bir ayrılığın önsözünü taşırken ellerin. Yüreğimi yasladığım omuzlarına çöküyor vebalim. İstemem ezilmesin sustuğun acılar, ben onlara da ağlarım. Yeter ki gitme… Yeter ki savrulmasın külleri ayrılığın. . .
Firari kelimeler taşıyor dilim.. Her biri bir tufandan kalma… Tüm sözlerin bitiminde yorgun bir kent gibisin karşımda. İçindeki küskün çocuk ağlamaklı. Kaçışların bundan, korkuların hep kendine… Geçirilmemiş bir cinnetin habercisiyken suskunluğun. . .

Gitme… Bir Terk Edişe Daha Dayanmaz Ömrüm.

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.