Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


YURT’SEVER

28 Ağustos 2008 Perşembe 1 Yorum »

Kaçak Kuran kursu çöküp, henüz bebe çağındaki kız çocuklarımız can verdiğinde, hani sanki bu tür tarikat yuvalarından hiç haberimiz yokmuş gibi davranıp, evlatlarımızı devletin gözü önünde takunyalılara teslim ettiğimizi ilk kez duyuyormuş gibi yapmıştık ya… Hadi gelin, gene, bilmiyormuş gibi yapacağımız bir başka eğitim felaketini konuşalım bugün.

*

Şu anda, onbinlerce üniversite öğrencisi barınacak yurt arıyor; yok… Yaşadığı şehrin dışında üniversite kazanan çocuklarımız, devletin kapısını çalıyor, "dolu" cevabını alıyor. Ev tutmaya kalksa, çoğunun kiraya parası yetmiyor. Parası yetse, Anadolu’nun pek çok şehrinde öğrenciye ev verilmiyor.

*

Ne yapacak bu çocuklar?

Tarikatlar yapışıyor…

*

1.5 milyon öğrenciyi barındırmak zorunda olduklarını, yarısını barındıramadıklarını, bizzat, devletin yurt kurumunun en yetkili kişisi söylüyor… Özel yurt sayısı ise, pıtrak gibi, 3 bini aştı!

*

Devlet, öğrenci sayısını arttırıyor.

Yurt yapmıyor.

Alenen, tarikatların kucağına itiyor.

Git orda kal…

Beğenmiyorsan, parkta yat!

*

Pekiii…

Bebe çağındaki kız çocuklarımız kaçak yurtlarda can verirken, üniversite öğrencilerimiz mecburen takkeyi türbanı takıp, yastığı yorganı tarikat yuvalarına sererken, bu pazartesi günü, hem üniversite kayıtları, hem de bebe sınıflarının öğretim yılı başlarken… Milli Eğitim Bakanımız ne yapıyor?

*

Sordurdum…

İran’a gitmiş.

*

Mollaların milli eğitim konusunda bize öğreteceği çok şey var herhalde ki, oraya gitmiş.

————————————————————-

Yılmaz ÖZDİL - 28 Ağustos 2008 - Hürriyet

 

RUSYA’YI KIŞKIRTMAYIN !

27 Ağustos 2008 Çarşamba 1 Yorum »

Soğuk savaşın döndüğü artık belli oldu. Türkiye bu durumdan faydalanabilir veya zararlı çıkabilir. Herşey doğru bir siyaset yürütülmesinde.

Samimi fikrim Türkiye’nin dik durması gerektiği yönünde. Yardım bahanesi ile geçen savaş gemilerinden sonra şimdi yeni NATO gemilerinin Karadeniz’e girmesi gündemde. Buna kesinlikle izin verilmemelidir. Şimdi Montrö Anlaşmasına her zamankinden daha çok sahip çıkmalıyız. Aksi halde Rusya ile aramızda problem çıkması kaçınılmaz.

Rusya’nın Gürcistan da yaptıkları, yapacaklarının işaretidir.  Rus Tanklarını durdurmaya çalışan Gürcü Polislerin arabalarının ezilmesini hatırlayın.

Eğer Nato gemilerine izin vererek Montrö’yü fiilen delersek, kafası kızan Rusya’nın "mesela Boğazdan geçireceği bir Uçak Gemisini" kim durduracak ?

 

 

 

 

ÇEVRE İHLALLERİ BOĞAZ’A KÖPRÜ OLUR

26 Ağustos 2008 Salı 2 Yorum »

Daha önce beğendiğim yazıları bloguma koyacağımı söylemiştim. Ben bloguma koyduğum her yazının altına imzamı atabilirim.

Aydın

———————————————————————–

En fazla balık çiftlikleri konusunda celalleniyor. Kendisini "çevrecinin daniskası" ilan ettikten sonra, Tayyip Erdoğan balık çiftliklerinin yol açtığı kirlilik haberine çok sinirleniyor:

"Bugüne kadar neredeydiniz, ne yaptınız, niye sesiniz çıkmadı? Biz halletmeye çalışıyoruz."

Desteksiz atışın sonu yok. Kimin sesi çıkmamış? Yedi yıldır balık çiflikleriyle ilgili haber ve yorumlar, aslında genel olarak çevre haberlerini toplasanız, Boğaz’a köprü olur. Hemen her gün bir çevre ihlali ve ona ilişkin haber ve yorumlar gazete arşivlerinde.

Ayrıca, itirazının "biz halletmeye çalışıyoruz" bölümü de, doğru değil. AKP iki yıl önce balık çiftliklerinin açık denizlere taşınmasını öngören bir yasa çıkartıyor. Ardından yayınlanan yönetmelik, taşınma için tarih sınırı getiriyor. 13 Mayıs 2007. Buraya kadar iyi, güzel.

Ama, balık çiftlikleri hala yerinde. Ne yasa uygulanıyor, ne yönetmelik.

ANA BAŞLIKLAR

Erdoğan’ın çevreciliği bu, sıra şimdi daniskasında. Daniskanın ana başlıklarında.

Aynı zamanda SİT alanı olan ve dünya koruma alanları arasında yer alan Pina Yarımadasında otel yapımına kim izin veriyor?

Ormanları yok eden 2B’ye, ardından orman alanlarının turizme açılmasına kim izin veriyor?

Orman yoksa, su yok. Su yoksa, su santralı yok. Buna rağmen, her dereye hidroelektrik santralın fiili sonucu var. Bol ağaç kesimi, bol hafriyat, bol dolgu. Eko-sistem sizlere ömür. Buna izin veren kim?

Gözler önünde kıyı yağması almış başını gidiyor. Tüm kıyılar, tatil yöreleri betonlaşıyor. Buna izin veren kim?

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu açıklıyor, yirmi milyon insan kanalizasyondan yoksun. Erdoğan altı yıldır iktidar. Hálá bu eksiklik neden?

Çevrenin AB’ye uyumu için 60 milyar Euro gerekli. Altı yıldır çevrenin AB’ye uyumu için tek kuruş ayırmayan kim?

Bazı temel eksiklik ve yanlışları önceki iktidarlara boca etme zamanı çoktan geçiyor. Altı yıl yeterli bir iktidar süresi. Bu sürede AKP’nin çevre maceraları örneklerle ortada.

Çevreyi korumak için Erdoğan’ın "çevrecinin daniskası" olmasına gerek yok, Başbakan olsun yeter.

———————————————————————-

Yalçın DOĞAN  - 26 Ağustos 2008 - Hürriyet

 

 

GÜNEY OSETYA, ABAZYA VE KIBRIS

26 Ağustos 2008 Salı 2 Yorum »

Rusya, Güney Osetya ve Abazya’nın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Peki şimdi ne olur ?

Benim bildiğim hiçbir güç, Rusya’ya geri adım attıramaz. Peki Rusya destek alır mı ? Bence yakın zamanda mutlaka destek alacaktır.

Aslında aynı babayiğitliği zamanında Kıbrıs için biz de yaptık. Hala Kıbrıs’ı bizden başka tanıyan yok. Birşey yapabilen de yok.

Birden aklıma geldi. Rusya eli değmişken Kıbrıs’ı da tanısa ve buna karşılık biz de Abazya ve Güney Osetya’yı tanısak.

Ne olur acaba ?

 

 

 

HADİ BUNU YORUMLAYIN

26 Ağustos 2008 Salı 9 Yorum »

Başkentimizin bir ilçesi; Keçiören ! Bu ilçede bir büfeci izni olmasına rağmen , belediyenin keyfi bir uygulaması yüzünden zabıtalarca dövülüyor.

İnsan haklarına, demokrasiye aykırı bu duruma, AKP’nin demokrasi savunucularından hiç ses çıkmıyor. Çünkü bunu yapan zaten kendi adamları.

Ama daha ilginç birşey oluyor. ABD bu olay hakkında soruşturma açıyor. Yani Türkiye’nin Başkentinde Türkler arasındaki bir olayı ABD soruşturuyor.

İşin daha da ilginci, bu soruştumaya hiçbir Türk yetkili itiraz etmiyor !

Benim yorumum şu :  ABD’nin BOP projesi değişmeye başladı. AKP’nin de bu projenin başından beri bir ayağı olduğu ispatlandı.

Hadi bakalım başka yorumlar….

 

 

 

 

YETİMİN HAKKI VAR DA BENİM YOK MU ?

24 Ağustos 2008 Pazar 3 Yorum »

Dilimize yerleşmiş çok sinir olduğum bir cümle var. Başbakanımızın söylediğini okuyunca aklıma geldi. Ne demiş Başbakanımız "Yetim Hakkı Yiyeni, Aramızda Barındırmayacağız". İyi de Sayın Başbakanım, yetimin hakkı var da, benim hakkım yok mu ?  Yani yetimlerin hakkının yenmesi kötü, ama diğer insanların hakkı yenebilir mi ?

Elbette Başbakanımız bu cümleyi o anlamda kullanmadı. Ama ben bu cümlenin hiç kullanılmamasını tercih ederim. Mesela "Hak yiyeni aramızda barındırmayacağız" veya "Haksız kazanç sağlayanı aramızda barındırmayacağız" demek daha kapsamlı ve güzel olmaz mı ?

Şikayetim cümleden olduğu için, bu yazıyı Siyaset bölümüne değil, edebiyat bölümüne yazıyorum.  "Öküz altında buzağı arıyor" demeyin.

 

 

İNSANLIK BİR OLSA !

23 Ağustos 2008 Cumartesi 2 Yorum »

"Gelin Canlar Bir Olalım" demiş Pir Sultan Abdal . "Gel, Kim Olursan Ol Gel" demiş Mevlana. Geçmişimizde kardeşliği ve İnsan olmayı vurgulayan birçok değerli insan var.

Eyyupsultankarakas kardeşimin bir yazısında belirttiği gibi, İnsanlar nerde ve kimin çocuğu olarak doğacaklarına karar veremiyorlar. Kimimiz İran’da bir Müslüman, kimimiz Hindistan’da bir Sih, kimimiz  Afrika’da bir zenci, kimimiz İsrail’de Yahudi olarak doğuyoruz. Doğduğumuz yerde, Ailemizden ve çevremizden aldığımız eğitim, terbiye ve ahlak ile büyüyoruz. Ancak hepimizin değiştiremeyeceği ortak bir özelliğimiz var. Hepimiz İnsanız ve Hepimiz Ölümlüyüz.

Dünya üzerindeki bütün ayrımlar, sınırlar, inançlar öbür dünyaya gittiğimizde bitecek.  O halde dünya üzerindeki bu kavga niye ?

Matrix filminde çok etkileyici bir bölüm vardı. Dünya’yı ele geçirmiş uzaylılar, Matrix’i yani Sanal Dünya’yı ilk yarattıklarında herşeyi mükemmel yapmış, ama insanların sıkıntıdan verimsiz olduklarını , bunun üzerine yeniden acıları ekledikleri konuşulmuştu. Gerçekten de insanın içinde bir mücadele arzusu var. Hayatla Mücadele.

Bazıları Irkını , bazıları dinini, bazıları siyasi görüşünü, bazıları eften püften şeyleri bahane ederek bu mücadeleyi başka insanlar ile mücadele şekline sokuyor.  İtiraf edeyim bende de bu var.  Sonuçta ben de insanım.

Ancak şu da bir gerçek ki, İnsanlık kendi içinde mücadele etmekten, birçok başka şeyi göremiyor. Tabiatın dengesinin bozulduğunu,  bazı insanların açlıktan öldüğünü, enerji ihtiyacını vs…

İnsanlık birlik olmak zorunda.  Ülkelerin bölünmesi, birkaç yüz veya bin senelik bir ortak geçmiş yüzünden insanların kendilerini farklılaştırması gibi eylemlerin insanlığa bir faydası olmaz. Yukarıda saydığım ayrımlar herkesin kendi benliğinde kalmalı. 

AB o yüzden başlarda desteklediğim bir oluşumdu. Avrupa birlik olduktan sonra belki diğer devletler de kendi aralarında birleşebilecekler ve en sonunda belki Birleşmiş Milletler bütün kontrolü eline alacaktı. Ama görüyoruz ki, Avrupa’nın "Tam Entegrasyon" projesi yattı. Hatta ortalık tam tersi birçok devletçik ile doldu.

Velhasıl benim Ülkemizin birlik ve bütünlüğünü savunmamın sebebi budur. AB’ye karşı olmamın sebebi de, orada gerekli uyumun yakalanamamış olması ve bizim dışlanmamızın barizliğidir. Bugünkü koşullarda İslam birliği bir ütopyadır. Bu yüzden Kafkas Birliği konusu bana göre Hükümetimizin yapmış olduğu en olumlu işlerden biridir. Ama bu Rusya’sız olmaz. Bakalım zaman ne gösterecek.

 

 

 

OTOYOLLARI İNGİLİZLERE VERMEYİN !

20 Ağustos 2008 Çarşamba 6 Yorum »

Biliyorsunuz özelleştirmeler "Babalar Gibi"  sürüyor. Köprü ve Otoyolların özelleştirilmesi Danıştay kararına takıldı. Ama Özelleştirme İdaresi Başkanı bunun bir gecikme yaratmayacağını söylüyor.  Bence de gecikmeden satın gitsin. Gerçi Köprüler yapılırken bir süre sonra bedava olacağı falan söylenmişti ama, söz uçar yazı kalır. Devletin vatandaşlarına yazılı bir taahhüdü olmadığına göre, önemli değil.

Belki Köprüleri Amerikalılar alır. Hep beraber Amerikan köprülerini kullanırken, Amerika’ya gitmiş gibi oluruz ne güzel. Ne de olsa Köprü geçiş ücretini de onlara vereceğiz.

Otoyolları  da Fransızlara satın, hatta eliniz değmişken bizim sokağı da satın. Ne sokak satılmaz mı ? Ama benim okulum satılıyor… Gelin sokağı da satın. Her sokağa çıktığımızda Paris’te geziyor gibi oluruz.

Ama sakın Otoyol ve Köprüleri ingilizlere satmayın ! Çünkü İngiltere’de trafik ters işliyor. Köprü’yü alan İngilizler gelip de "trafik soldan akacak" diye tuttururlarsa ne olacak. Bu  İngilizler AB’nin kurucusu ve hala Pound kullanıyor. Vallahi köprüleri İngilizlere satarsanız İstanbul trafiği iyice karışır. Demedi demeyin…

 

 

BAŞBAKANIN SUÇU NE ?

20 Ağustos 2008 Çarşamba 4 Yorum »

Olimpiyatlarda beklediğimiz başarıyı gösteremememiz Başbakanımızı üzmüş. Bunun sorumluluğunun en başta kendisinde olduğunu söylemiş. Doğrusu şaşırdım. Ben Başbakanımızın şimdiye kadar yolunda gitmeyen bir şeyin sorumluluğunu üstlendiğini hatırlamıyorum. (Hatırlayan varsa yazıp hatırlatabilir.)

Açıkçası ben bu konuda Başbakan olarak Tayyip Erdoğan’ın bir sorumluluğunu göremedim.  Başbakanın çıkıp güreşecek, disk atacak, boks yapıp, yüzecek ve bize madalya kazandıracak hali yok.  Sporcuların antremanlarını yaptıracak hali de yok.  Belki biraz alt yapıya önem vermeme olabilir. Ama o da yılların bir eksikliği. Belki sporu biraz daha teşvik edecek düzenlemeler yapılabilir.

Sonuçta Başbakanımız kendisini bu konuda fazla üzmesin. Bence bir suçu yok. Ama kendisi bunu bir milat bilip, başka olumsuzlukların ( Mesela Dişli) sorumluluğunu da almaya başlarsa seviniriz.

 

 

 

DÜNYA DEĞİŞİYOR, BAZI KAFALAR FARKETMİYOR !

20 Ağustos 2008 Çarşamba 9 Yorum »

Melen Projesi yapılırken neler söylendiğini hatırlayanlar var mı ? Bu projenin neredeyse İstanbul’un susuzluk problemini 10 yıl çözeceği söyleniyordu. Ben o zaman buna inanmayanlardanım. Niye ? Çünkü dünya’da iklim dengeleri değişiyor. Melen sonuçta bir çay, suyunu büyük oranda yağmurdan alıyor. İstanbul’a yağmayan yağmur, Melen Çayına yağar mı ? Elbette yağmaz.

Sonuçta daha 2 sene olmadan Melen’in suyunun kesildiği haberi MYNET’e düştü. Eeee şimdi ne olacak ?

Akıl vermek gibi olmasın ama sayın yetkililer lütfen herşeyini örnek aldığınız Arapların, su problemini nasıl çözdüklerini inceleyin. Hatta İsrail’e de göz atın, yağmur düşmeyen çölleri nasıl tarla yapmışlar ?

Dünya iklim dengesi değişiyor. İstanbul ve çevresi yakında tamamen çöl iklimine geçecek. Farkedin artık.

Bu arada benim 4 ay sonra İstanbul’da suların ne olacağı için bir fikrim yok. Bakalım Allah bize acıyacak mı ?

Sayfalar : [1] 2


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.