Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


ABDULLAH GÜL ERMENİSTAN’A GİTMELİ !

4 Eylül 2008 Perşembe Yorum yok »

Biliyorsunuz Ermenistan - Türkiye Milli maçı nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erivan’a davet edildi.

Türkiye uzun süredir bu konuyu tartışıyor. Fazla uzun bir yazı yazmadan fikrimi söylüyorum. Abdullah Gül Ermenistan’a gitmelidir.

Neden ? Çünkü Kafkaskaslarda yeni bir birlik yaratmaya çalışan Türkiye, Ermenistan’ı bu birliğe dahil etmezse en ufak bir inandırıcılığa sahip olamaz. Doğal olarak Ermenistan ile aynı birlikte yer almayı düşünen Türkiye, Ermenistan’a adım bile atmadan bunu yapamaz.

Bir yandan ABD’nin baskısı ile Rusya ve Gürcistan arasında arabuluculuk yapmaya çalışırken, Türkiye’nin Ermenistan’la kendi arasını düzeltmemesi olabilir mi ?

Kafkas Projesi yatarsa, Türkiye ABD ile bütün bağını koparmak ve Rusya ve İran ile yakınlaşmak zorunda kalır. Aksi halde büyük bir felaket yaşarız.

Bu sebeple Abdullah Gül Ermenistan’a gitmeye nerdeyse mecburdur.

Ancak şunu da ekleyim. Kafkas Projesinin gerçekleşmesi gerçekten çok zor gözüküyor.

 

 

 

ERGENEKON SONUNDA BUMERANGA DÖNÜŞECEK

1 Eylül 2008 Pazartesi 4 Yorum »


HİÇ kuşkunuz olmasın, bu Ergenekon soruşturması sonunda tıpkı bir bumerang gibi bu çirkin tezgáhları kuranları vuracak.

Kendilerine karşı olan herkesi (muhalefet, TSK, yargı, medya), devletin içine çöreklenmiş çetelerle ilişkilendirip karalamak, sonra cezalandırmak hevesleri başlarına büyük işler açacak.

İlk fatura Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın önüne kondu.

Yazıcı’nın, Ergenekon iddianamesine konan bir telefon dökümünde, Tayyip Bey’in avukatı olarak şiir davasında iki hákim ile bir savcıya rüşvet verdiği yolunda bir iddia yer alıyor.

İddia üzerine Hayati Yazıcı bakın nasıl isyan ediyor:

"Bu alçakça bir iddia. Hiçbir mesnedi yok… Absürd…"

Evet Sayın Yazıcı, gördünüz mü bu alçakça iddia sizi nasıl isyan ettiriyor.

Oysa gözaltına alınmadınız, cezaevine atılmadınız.

Peki aylardan beri cezaevinde neyle suçlandıklarını bile bilmeden yatan insanlar ne yapsın?

Türk ordusunun yaşamları terörle savaşarak geçen iki paşası, haklarını hukuklarını nerede arasın?

Ordular yönetmiş, kuvvet komutanlığı yapmış bu insanlar 40-50 kişiyle ihtilal hazırlamakla suçlanıyorlar.

Sayın Yazıcı, sizce bu "absürd" değil mi?

Ama onların sizin gibi dokunulmazlık kalkanı yok.

Onun için cezaevindeler.

* * *

Peki Emin Şirin ne yapsın?

Milli Gazete’nin bir muhabiri arıyor kendisini ve ileri geri konuşuyor.

Emin Şirin hükümete muhalif ya, telefonu 2007’den itibaren takibe alınmış.

Hayati Yazıcı’yla ilgili konuşmalar bu takipte saptanmış ve Emin Şirin’i işin içine sokma gayretleriyle ek iddianameye sokulmuş.

Sanık hatta şüpheli olamayan bu iki insanı, özellikle de Emin Şirin’i karalayalım derken Devlet Bakanı’na sürmüşler kara boyayı.

Yani kaş yapayım derken göz çıkarmışlar.

Emin Şirin diyor ki: "Bu özel hayata saldırıdır. Savcı beyin bu konudaki duyarsızlığını da hayretle karşılıyorum. Dava açacağım."

Açsın. Bu hukuksuzlukla birilerinin korkusuzca boğuşması lazım.

Biliyorsunuz, Erdoğan da Ergenekon iddianamesine bulaştırıldı.

Erdoğan’ın Mehmet Ağar’a 60 milyon dolar verdiği iddia edildi.

Durun bekleyin daha ne şenlikler çıkacak.

* * *

Bilemiyorum, soruşturmayı yürüten savcılar yüklendikleri sorumluluğun bilincindeler mi?

Bu konuda ciddi kuşkularım var.

Hukukçular da benim gibi değerlendiriyorlar olayları.

Sanık olmayanların telefon dinlemelerinde saptanan konuşmaların iddianameye sokulmasının yasalara aykırı olduğunu söylüyorlar.

Hakkında dava açılmayan şüphelilerin dinleme kayıtlarının imha edilmemesinin yasal olmadığını vurguluyorlar.

Bunların iddianameye konmasının tazminata neden olacağını belirtiyorlar.

Bu iddianame kuşkulu hale gelmiş, içerdiği iddialar güvensizlik uyandırmıştır. Davanın ciddiyeti ciddi şekilde zedelenmiştir.

Bu nedenle hukukçular, savcı hakkında disiplin soruşturması açılması gerektiği görüşündeler.

Hákimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun harekete geçmesi gerektiği noktasında birleşiyorlar.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, hukuk devletinin sorumlu bakanı olmanın yükümlülüğüyle zor ama kaçınılmaz bir görevle karşı karşıya

 

———————————————————————————-

 

Tufan TÜRENÇ - 01 Eylül 2008 - Hürriyet

 

 

 

DİNİ DURUMUM !

1 Eylül 2008 Pazartesi 1 Yorum »

Bazıları benim dinimin ne olduğunu bir türlü anlayamıyorlar. Onlar için yapılacak birşey yok. Ama onların başkalarının kafasını karıştırmaması için teknik bir hususu açıklıyorum.

Benim Annem Müslüman , Babam Yahudi’dir. 

Müslümanlık bir çocuğun Müslüman olması için Babasının Müslüman olmasını söyler. Bu yüzden ben Müslümanlara göre Müslüman değilim.

Yahudilik ise bir çocuğun Yahudi olması için Annesinin Yahudi olması gerektiğini söyler. Bu yüzden Yahudilere göre ben Yahudi değilim.

Bu arada Yahudiler benim Müslüman, Müslümanlar ise Yahudi olduğuma dinen karar veremezler !

Ancak Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre Baba esas alındığı ve ben doğduğum zaman din hanesine illaki bir din yazılması gerektiği için, Benim Nüfusuma Musevi  ( Yahudi) yazıldı.

Öte yandan ben, beni kabul etmeyen bu iki dini ve Hristiyanlığı inceledim. Sonuçta kendime göre bir inanç oluşturarak  kendimi  "Deist" olarak tanımlamaya başladım. Yani Allah’ı kabul ediyor ama dinleri kendi anlayışıma göre yorumluyorum ve göründükleri gibi kabul etmiyorum.

Ama her türlü inanca da (bana saygı gösterdikleri sürece) saygım sonsuzdur.

Sonuçta ben hiçbir zaman Yahudi olarak kabul edilmediğim için, Yahudi Dönmesi de olamam. Ama olsaydım da bu sadece kendimi ilgilendirirdi. Çünkü zaten soyadımdan Müslüman olmadığım belli ve kimseyi kandırmıyorum !

 

 

 

 

BU NE BİÇİM İŞ ?

31 Ağustos 2008 Pazar 7 Yorum »

Uzun zamandır Refah Partisi ve AKP idaresindeki İstanbul Belediyesi’nde çalışanların çoğunun dindar olduğu ( veya gözüktüğü) bir gerçek. Belediye otobüsü şöförlerinin islami usul çember sakallı olması, artık alışılmış bir durum. Bu tespiti yaptıktan sonra gelelim hikayeye…

İstanbul’da otobüs ücreti ödemenin birkaç yolu vardır. Ya halk otobüsüne para verip binersiniz (1.40 YTL), ya belediye otobüsüne elektronik bilet ile binersiniz (1.40 YTL), ya da her iki cins otobüse de Akbil ile binersiniz (1.30 YTL). Mavi Kart konumuz dışı…

Cumartesi günü bir yere gitmek için otobüs bekliyordum. Akbilim evde kaldığı ve 5 i bir arada elektronik bilet almak istemediğim için, elimde 1.40 YTL ile bir Halk Otobüsü bekliyordum. Ancak önümden 5 Belediye otobüsü geçtikten sonra sabrım tükendi. Yanımdaki başka bir bekleyen elinde para ile Belediye Otobüsüne binince ben de peşinden bindim. Şöför önümdeki yolcudan parasını aldı ve bir akbil verip bastırdı. Sıra bana gelince, ben de elimdeki (1.40 YTL) yi verdim ve akbili aldım. Ancak Çember Sakallı Belediye Otobüsü Şöförü aynen şunu söyledi. "1.50 YTL olacaktı ! " biraz ters bakınca ekledi. "Çıkmıyorsa önemli değil".  Ben yine de 10 kuruş daha çıkarıp verdim. Daha sonra aynı olayın başkalarının başına da geldiğini öğrendim. Yani durum 1 otobüs şöförü ile sınırlı değil !

Şimdi, "Dindar görünen" Belediye Otobüsü şöförünün benden aldığı 1.50 YTL’ye karşılık bastığım akbilinden 1.30 YTL düşüyor. Yani 0.20 kuruş Otobüs şöförünün cebine kalıyor. Hadi diyelim ki, ben zaten Halk Otobüsü gelseydi 1.40 YTL verecektim.  Yani 0.10 kuruşa Belediye Otobüsü Şöförü bana kolaylık sağladı. Geri kalan 0.10 kuruş haksız bir kazanç yani "HARAM" değil mi ? 

Demek ki, Ramazan üzeri Haram Yemekten korkmayan Belediye Otobüsü Şöförleri, gerçekte dindar değiller !

Acaba diyorum Belediye’nin hatta AKP’nin içinde böyle haram yemekten korkmayan başka kaç "dindar görünümlü" kişi var ? Sahi Dişli’ye ne oldu ?

 

 

 

YURT’SEVER

28 Ağustos 2008 Perşembe 5 Yorum »

Kaçak Kuran kursu çöküp, henüz bebe çağındaki kız çocuklarımız can verdiğinde, hani sanki bu tür tarikat yuvalarından hiç haberimiz yokmuş gibi davranıp, evlatlarımızı devletin gözü önünde takunyalılara teslim ettiğimizi ilk kez duyuyormuş gibi yapmıştık ya… Hadi gelin, gene, bilmiyormuş gibi yapacağımız bir başka eğitim felaketini konuşalım bugün.

*

Şu anda, onbinlerce üniversite öğrencisi barınacak yurt arıyor; yok… Yaşadığı şehrin dışında üniversite kazanan çocuklarımız, devletin kapısını çalıyor, "dolu" cevabını alıyor. Ev tutmaya kalksa, çoğunun kiraya parası yetmiyor. Parası yetse, Anadolu’nun pek çok şehrinde öğrenciye ev verilmiyor.

*

Ne yapacak bu çocuklar?

Tarikatlar yapışıyor…

*

1.5 milyon öğrenciyi barındırmak zorunda olduklarını, yarısını barındıramadıklarını, bizzat, devletin yurt kurumunun en yetkili kişisi söylüyor… Özel yurt sayısı ise, pıtrak gibi, 3 bini aştı!

*

Devlet, öğrenci sayısını arttırıyor.

Yurt yapmıyor.

Alenen, tarikatların kucağına itiyor.

Git orda kal…

Beğenmiyorsan, parkta yat!

*

Pekiii…

Bebe çağındaki kız çocuklarımız kaçak yurtlarda can verirken, üniversite öğrencilerimiz mecburen takkeyi türbanı takıp, yastığı yorganı tarikat yuvalarına sererken, bu pazartesi günü, hem üniversite kayıtları, hem de bebe sınıflarının öğretim yılı başlarken… Milli Eğitim Bakanımız ne yapıyor?

*

Sordurdum…

İran’a gitmiş.

*

Mollaların milli eğitim konusunda bize öğreteceği çok şey var herhalde ki, oraya gitmiş.

————————————————————-

Yılmaz ÖZDİL - 28 Ağustos 2008 - Hürriyet

 

RUSYA’YI KIŞKIRTMAYIN !

27 Ağustos 2008 Çarşamba 1 Yorum »

Soğuk savaşın döndüğü artık belli oldu. Türkiye bu durumdan faydalanabilir veya zararlı çıkabilir. Herşey doğru bir siyaset yürütülmesinde.

Samimi fikrim Türkiye’nin dik durması gerektiği yönünde. Yardım bahanesi ile geçen savaş gemilerinden sonra şimdi yeni NATO gemilerinin Karadeniz’e girmesi gündemde. Buna kesinlikle izin verilmemelidir. Şimdi Montrö Anlaşmasına her zamankinden daha çok sahip çıkmalıyız. Aksi halde Rusya ile aramızda problem çıkması kaçınılmaz.

Rusya’nın Gürcistan da yaptıkları, yapacaklarının işaretidir.  Rus Tanklarını durdurmaya çalışan Gürcü Polislerin arabalarının ezilmesini hatırlayın.

Eğer Nato gemilerine izin vererek Montrö’yü fiilen delersek, kafası kızan Rusya’nın "mesela Boğazdan geçireceği bir Uçak Gemisini" kim durduracak ?

 

 

 

 

ÇEVRE İHLALLERİ BOĞAZ’A KÖPRÜ OLUR

26 Ağustos 2008 Salı 2 Yorum »

Daha önce beğendiğim yazıları bloguma koyacağımı söylemiştim. Ben bloguma koyduğum her yazının altına imzamı atabilirim.

Aydın

———————————————————————–

En fazla balık çiftlikleri konusunda celalleniyor. Kendisini "çevrecinin daniskası" ilan ettikten sonra, Tayyip Erdoğan balık çiftliklerinin yol açtığı kirlilik haberine çok sinirleniyor:

"Bugüne kadar neredeydiniz, ne yaptınız, niye sesiniz çıkmadı? Biz halletmeye çalışıyoruz."

Desteksiz atışın sonu yok. Kimin sesi çıkmamış? Yedi yıldır balık çiflikleriyle ilgili haber ve yorumlar, aslında genel olarak çevre haberlerini toplasanız, Boğaz’a köprü olur. Hemen her gün bir çevre ihlali ve ona ilişkin haber ve yorumlar gazete arşivlerinde.

Ayrıca, itirazının "biz halletmeye çalışıyoruz" bölümü de, doğru değil. AKP iki yıl önce balık çiftliklerinin açık denizlere taşınmasını öngören bir yasa çıkartıyor. Ardından yayınlanan yönetmelik, taşınma için tarih sınırı getiriyor. 13 Mayıs 2007. Buraya kadar iyi, güzel.

Ama, balık çiftlikleri hala yerinde. Ne yasa uygulanıyor, ne yönetmelik.

ANA BAŞLIKLAR

Erdoğan’ın çevreciliği bu, sıra şimdi daniskasında. Daniskanın ana başlıklarında.

Aynı zamanda SİT alanı olan ve dünya koruma alanları arasında yer alan Pina Yarımadasında otel yapımına kim izin veriyor?

Ormanları yok eden 2B’ye, ardından orman alanlarının turizme açılmasına kim izin veriyor?

Orman yoksa, su yok. Su yoksa, su santralı yok. Buna rağmen, her dereye hidroelektrik santralın fiili sonucu var. Bol ağaç kesimi, bol hafriyat, bol dolgu. Eko-sistem sizlere ömür. Buna izin veren kim?

Gözler önünde kıyı yağması almış başını gidiyor. Tüm kıyılar, tatil yöreleri betonlaşıyor. Buna izin veren kim?

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu açıklıyor, yirmi milyon insan kanalizasyondan yoksun. Erdoğan altı yıldır iktidar. Hálá bu eksiklik neden?

Çevrenin AB’ye uyumu için 60 milyar Euro gerekli. Altı yıldır çevrenin AB’ye uyumu için tek kuruş ayırmayan kim?

Bazı temel eksiklik ve yanlışları önceki iktidarlara boca etme zamanı çoktan geçiyor. Altı yıl yeterli bir iktidar süresi. Bu sürede AKP’nin çevre maceraları örneklerle ortada.

Çevreyi korumak için Erdoğan’ın "çevrecinin daniskası" olmasına gerek yok, Başbakan olsun yeter.

———————————————————————-

Yalçın DOĞAN  - 26 Ağustos 2008 - Hürriyet

 

 

GÜNEY OSETYA, ABAZYA VE KIBRIS

26 Ağustos 2008 Salı 2 Yorum »

Rusya, Güney Osetya ve Abazya’nın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Peki şimdi ne olur ?

Benim bildiğim hiçbir güç, Rusya’ya geri adım attıramaz. Peki Rusya destek alır mı ? Bence yakın zamanda mutlaka destek alacaktır.

Aslında aynı babayiğitliği zamanında Kıbrıs için biz de yaptık. Hala Kıbrıs’ı bizden başka tanıyan yok. Birşey yapabilen de yok.

Birden aklıma geldi. Rusya eli değmişken Kıbrıs’ı da tanısa ve buna karşılık biz de Abazya ve Güney Osetya’yı tanısak.

Ne olur acaba ?

 

 

 

HADİ BUNU YORUMLAYIN

26 Ağustos 2008 Salı 9 Yorum »

Başkentimizin bir ilçesi; Keçiören ! Bu ilçede bir büfeci izni olmasına rağmen , belediyenin keyfi bir uygulaması yüzünden zabıtalarca dövülüyor.

İnsan haklarına, demokrasiye aykırı bu duruma, AKP’nin demokrasi savunucularından hiç ses çıkmıyor. Çünkü bunu yapan zaten kendi adamları.

Ama daha ilginç birşey oluyor. ABD bu olay hakkında soruşturma açıyor. Yani Türkiye’nin Başkentinde Türkler arasındaki bir olayı ABD soruşturuyor.

İşin daha da ilginci, bu soruştumaya hiçbir Türk yetkili itiraz etmiyor !

Benim yorumum şu :  ABD’nin BOP projesi değişmeye başladı. AKP’nin de bu projenin başından beri bir ayağı olduğu ispatlandı.

Hadi bakalım başka yorumlar….

 

 

 

 

YETİMİN HAKKI VAR DA BENİM YOK MU ?

24 Ağustos 2008 Pazar 3 Yorum »

Dilimize yerleşmiş çok sinir olduğum bir cümle var. Başbakanımızın söylediğini okuyunca aklıma geldi. Ne demiş Başbakanımız "Yetim Hakkı Yiyeni, Aramızda Barındırmayacağız". İyi de Sayın Başbakanım, yetimin hakkı var da, benim hakkım yok mu ?  Yani yetimlerin hakkının yenmesi kötü, ama diğer insanların hakkı yenebilir mi ?

Elbette Başbakanımız bu cümleyi o anlamda kullanmadı. Ama ben bu cümlenin hiç kullanılmamasını tercih ederim. Mesela "Hak yiyeni aramızda barındırmayacağız" veya "Haksız kazanç sağlayanı aramızda barındırmayacağız" demek daha kapsamlı ve güzel olmaz mı ?

Şikayetim cümleden olduğu için, bu yazıyı Siyaset bölümüne değil, edebiyat bölümüne yazıyorum.  "Öküz altında buzağı arıyor" demeyin.

 

 

Sayfalar : [1] 2


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.