Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


PİS SİYASET

17 Kasım 2008 Pazartesi 1 Yorum »

Geçenlerde televizyonda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i gördüm. Anladığım kadarıyla rakibi Karayalçın’ı DTP’nin dolayısıyla PKK’nın desteklediğini söylemeye çalışıyordu.

Açıkçası bu söylem tam bir pis siyasettir. Evet DTP zayıf olduğu şehirlerde Sol partilerin ortak adaylarını destekleyeceğini açıklamıştır ve destekleyebilir. Ancak bu bu sol adayları karalamak için kullanılamaz.

Birincisi DTP beğenmesek de yasal bir partidir.

İkincisi birisini destekleyenler, o kişinin görüşlerini temsil etmez.

Mesela Bin Ladin’e Türkiye seçimlerinde kimi desteklediğini sorsalar, o da bir parti ismi verse, o partiye ve adaylarına terörist denebilir mi ?

Böyle saçma bir mantık olabilir mi ?

Bu pis siyaseti yapanlar ve yapmaya çalışanlar, halk tarafından seçimde gerekli cezayı görmezlerse, yazıklar olsun…

 

 

ATATÜRK DİNE DEĞİL, KULLANILMASINA KARŞIYDI

11 Kasım 2008 Salı 1 Yorum »

Geçmiş yıllara göre bu kez 10 Kasım haftasında, arkadaşımız Can Dündar’ın “Mustafa” filminin de yarattığı ortam içinde Atatürk etrafında geniş bir tartışma yaşanıyor.
Bu tartışmalar vesilesiyle Atatürk’ün din anlayışı da yeniden gündeme geldi. Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının yaptığı en yaygın propagandalardan biri Atatürk’ü “din karşıtı, dinsiz” olarak gösterme çabalarıdır. Bu, bazı İslam ülkelerinde de yerleştirilmeye çalışılan bir karşı harekettir.
Oysa, tarihi gerçekler büyük önder Atatürk’ün dine karşı olmadığını, ancak dinin siyasete alet edilmesine karşı olduğunu gösterir. Nitekim, Büyük Millet Meclisi’nin 4. yıldönümünde yaptığı konuşma, Atatürk’ün hedefini, bugünlere de ışık tutacak biçimde ortaya koyar.

İslam dinini yükseltmek
Lord Kinross, Atatürk adlı eserinde şöyle anlatıyor:
“Mustafa Kemal, önerisini ileri sürmek için uygun bir vesile olarak Millet Meclisi’nin 4. yıldönümünü seçti ve onu şu sözlerle bildirdi:
Artık İslam dinini, yüzyıllardan beri âdet olduğu gibi, bir politika aracı olmaktan kurtarıp yükseltmek zamanının geldiği gerçeği açıkça anlaşılmıştır.”
Atatürk, bu gerçeği ifade ettikten sonra cumhuriyetin, çağdaş, laik bir temele oturtulması için üç önemli hedefini de şöyle açıkladı:
“Cumhuriyet her çeşit saldırıya karşı korunmalı; öğretim ve eğitim birliği kurulmalı; dinin politikaya alet edilmesi önlenmeli.”
Mustafa Kemal Atatürk, İslam dininin yükseltilmesini, onun siyasetin elinden kurtarılmasına bağlıyordu.
Bugünlere baktığımızda, büyük önder Atatürk’ün, bu üç konuya verdiği önemin yaşamsal bir değer taşıdığı daha iyi görülüyor.

Cumhuriyetin korunması
Bugün cumhuriyetin savunmada olduğu gerçeğini kim inkâr edebilir?
Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının hedef tahtasında laiklik var. Laikliği yıpratmak, etkisiz kılmak, içini boşaltmak için başvurulmayan yol kaldı mı?
Cumhuriyetin dayandığı bir direk laiklik ise, diğeri ulus anlayışıdır. Laiklik gibi ulus anlayışı da ciddi biçimde kemirilmiş durumdadır. Türkiye’yi Türk ve Kürt olarak ikiye bölme çabalarının ulaştığı boyutu söylemeye bile gerek yok.
Cumhuriyetin laiklik niteliğine ve ulus birliğine muhalif olan akımların ulaştığı siyasi güç, Atatürk Cumhuriyeti’ni muhalefete indirmiş durumdadır.
Bu gerçeğin ifade edilmesi gerekir.

Öğrenim ve eğitim birliği
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini güçlendiren, öğrenim ve eğitim birliği olmuştur.
Ne yazık ki, yine Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının yıllar süren çabaları sonucu eğitim birliği de ciddi biçimde zedelenmiştir. Laik eğitim anlayışının yerine dini esas alan bir eğitim anlayışının giderek güçlendiği gerçeğini kim inkâr edebilir? Cumhuriyet karşıtlarının, işe eğitim-öğrenimden başlamaları bir tesadüf değildir.
Cumhuriyetin nereden vurulursa zayıflayacağını, çökeceğini iyi bilenler, bütün çabalarını eğitim alanında yoğunlaştırdılar. Buna yıllardır milli eğitime hâkim olan zihniyetin hem resmi okullarda hem özel kesimde destek olduğu da bir gerçektir.

Dinin siyasete alet edilmesi
Herhalde Türkiye’de dinin siyasete alet edilmediğini söyleyebilecek kimse yoktur. Son yıllarda başka bir siyaset yapma biçimi kalmadığını söylemek abartı sayılmaz.
Günümüzde siyasetin en yaygın kullandığı alan dindir. Dinin siyasete alet edilmesinin sonuçları ortada.
İşte Atatürk’ün büyüklüğü burada…

——————————————————————————————–

Fikret BİLA - 11 Kasım 2008 - Milliyet

 

 

 

UMUT DOĞDU !

8 Kasım 2008 Cumartesi Yorum yok »

Son zamanlarda başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’de ve Dünya’da çok ilginç şeyler yaşanıyor. Açıkçası bu yaşananlar Türkiye’nin geleceği konusunda bende bir umut doğmasına yol açtı.

Türkiye’deki olaylara kısaca bakalım.

1 - Görevini kötüye kullandığı söylenen Şaban Dişli, öyle veya böyle uzaklaştırıldı.

2 - Askerimize yönelik ağır saldırılara Başbakan dur dedi.

3 - Hüseyin Üzmez vakasında AKP, kamuoyu vicdanından yana tavır aldı. 

4 - Recep Tayyip Erdoğan bir başbakan olarak ülkesinin doğusunu gezdi. Yapması gerekeni yaptı. DTP’nin asıl yüzü tabak gibi ortaya çıktı.

5 - Hakkındaki suçlama ve belgelere tatmin edici cevap veremeyen Dengir Mir Mehmet Fırat, bir şekilde gitti.

6 - Asker düşmanı bir gazete, Manşetten Başbakan’ı eleştirdi. ( Bence bu Başbakan adına puandır )

Bu hareketler bana göre, ülke yönetiminin dağılmasına ve Ülkenin bölünmesine sebep olacak Yabancı kaynaklı oyuna karşı bir  direncin başladığını gösteriyor.

Ancak yapılması gereken çok şey var. Herşeyden önce Başbakan danışmanları içinde farklı fikir ve temellerden kişileri de bulundurmalı ve onları dikkate almalıdır. Mesela Alevi danışmanının istifa etmiş olması çok ciddi bir sorundur ve telafi edilmelidir. 

Çünkü içinde bulunduğunuz ortamın sorunları, bir süre sonra gözünüze görünmez olur. Bilmediğiniz şeyi ise düzeltemezsiniz.  Bu yüzden dışarıdan gelen farklı bakış açıları insanlara ve kurumlara çok şey katar.

Deniz feneri konusunda ise insanları rahatsız ettiği halde ciddi bir çalışma gözükmüyor. Ama onun sebebini tahmin etmek zor değil.

Ergenekon davasında ise sapla samanın karıştırılması ve Savcının yazdığı eşi benzeri olmayan iddianame yüzünden, gerçeklere ulaşılması zor görünüyor. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki, bu aşamadan sonra hükümetin bu olaya müdahale etmesi, yargıya müdahale etmek, olur. Bunu da hiç kimse istemez. 

Dünya’da ise en önemli olay, Amerika’nın yeni başkanı olarak Obama’nın seçilmesidir. Obama’nın Türkiye ve Ortadoğu hakkında farklı fikirleri olması, mevcut dış kaynaklı planlarda değişiklikler olamasına yol açacaktır. Bakalım bu bize nasıl yansıyacak.

Rusya’nın yeniden Dünya’da aktif rol oynamaya başlamasını da unutmamak gerekir.

Yaşanan global krizin ise nasıl etkiler vereceğini tahmin etmek zor.

Sonuç olarak son zamanda Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’de yaşanan uyanış, Dünya’da yaşanan değişimler, inşallah bir takım beyinleri yıkanmış, gözleri kapanmış kişilere de yansır…

 

 

BRAVO NİMET ÇUBUKÇU

31 Ekim 2008 Cuma 5 Yorum »

SAKALLARI ağarmış koca adamların hiç utanıp sıkılmadan, "Hüseyin Üzmez tacizci olsa da abimizdir" diye yazdıkları…

Parlamentoda "Hüseyin Üzmez’i kurtarma" yasasının hazırlandığına dair şayiaların yükseldiği…

Anlı şanlı ilahiyatçıların, "Dinimize zarar veriyorsun… Sus be adam" demekten bile imtina ettikleri…

Safdil dindarların, "Hüseyin Abimiz melek gibi adamdır; garanti bir komploya kurban gitmiştir" dedikleri… Bir ortamda…

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’dan yiğit bir ses yükselmiştir…

Çubukçu, "Biz bu davada 14 yaşındaki kız çocuğundan yana tarafız" diyerek… "Karşı dava açacağız" diyerek… "Her şey bitmedi" diyerek…

Bu iğrenç kumpası bozmuştur…

Her haliyle "Ben bir olağan şüpheliyim" diyen Hüseyin Üzmez’in tekerine fena halde çomak sokmuştur…

Ne diyelim? İyi ki varsınız Nimet Hanım…

————————————————————————–

Ahmet Hakan - 31 Ekim 2008 - Hürriyet

 

 

HAMDOLSUN OSMAN…

24 Ekim 2008 Cuma 2 Yorum »

BEN bu gibi durumlarda Osman’a bakarım.

Bakarım; ekonomi iyi mi, kötü mü?..

Ekonomi kötü gittiğinde her zaman önce Osman’ı kovarlar, o bunu bilir.

Ve ekonomi kötüye döndüğünde Osman’ın yürüyüşü değişir, yan yan gider, boynunu büker, biraz kamburlaşır, artık ceketinin bir ucu öbür ucundan daha sarkıktır, arada bir anlamsız sesler çıkartır…

Başına geleni anlamıştır Osman.

*

Ben, Osman’a bakarım.

Başbakan, "Hamdolsun ekonomi iyi" dediğinde ve televizyonlar bunu müjde olarak halka duyurduğunda, ekonomi çökmüştü aslında.

Borsa yıkıktı.

100 YTL, bir haftada 63 YTL’ye indi.

Yabancılar paralarını alıp gittiler.

Esnaf perişan-şaşkın.

Şirketler işten çıkartacakları elemanlarının listelerini gizli gizli hazırlamaya başladılar.

Türkiye’nin artık eroincinin, rüşvetçilerin, kaçakçıların yurtdışındaki paralarına ihtiyacı vardı ki, Maliye Bakanı "Getirsinler, onlardan hesap sorulmayacak…" kararını açıkladı dün.

İktidarın kara paraya özgürlük tanıması yanında aldığı ikinci karara bakın:

Borsacılara vergi müjdesi…

Ama tasarruf sahipleri, istihdam merkezleri, esnaf, kitlesel tasarruf-masarruf için en ufak çabaları gözükmüyor.

(………)

Şimdi bunda "Hamdolsun ekonomi iyi" gibi bir durum var mı?..

Yok…

Çünkü bu Başbakan ekonomiden anlamaz…

Türk ekonomisi, IMF’nin denetiminde bugünlere kadar kazasız belasız sürüp gelmişti.

O kadar…

Şimdi IMF yok, kriz var ve aldıkları ilk kararlar; eroinciye, kaçakçıya, spekülatörlere avanta sağlamak…

*

Ben bu durumlarda Osman’a bakarım…

Osman başına geleni bilir, yan yan gider…

Büker boynunu, ağzını açar-kapatır da sesi çıkmaz…

Olsun…

Hamdolsun Osman, hamdolsun Osman…

————————————————————————————————–

Bekir Coşkun - 24 Ekim 2008 Hürriyet

 

 

ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNDEN VURULACAĞIZ

22 Ekim 2008 Çarşamba 2 Yorum »

Dünya’nın içinde bulunduğu ekonomik krizin, Türkiye’ye yansımaları görülmeye başladı.  Dolar 1.60′ı geçti.

Doların artmasıyla birlikte birçok şey etkilenecek. Ancak ilk ve en önemli etkilerden biri Alışveriş Merkezlerinden  (AVM’lerden) kaynaklanacak.

Bir süre AVM’ler ile ilgili bir işte çalıştığımdan sistemlerini çok iyi biliyorum. AVM’lerde mağaza açmak için yapılan anlaşmalar, çoğunlukla metrekare üzerinden ve döviz bazlıdır. Yani bir AVM’de 100 metrekare bir mağaza istiyorsanız ve bunun metrakare kirası aylık 20 $ sa , ayda 2.000 $ kira ödersiniz. Tabi bunun bazı yan giderleri de bulunabilir.

Türkiye’de halen süren hesapsız bir AVM çılgınlığı yaşanıyor. Halen etrafındaki 2 alışveriş merkezinin ortasına yapımı süren ,yeni AVM inşaatları bile var. Yan yana açılmasına izin verilen AVM’ler birbirlerinin cirolarını engeller durumda. Yani kriz başlamadan önce bile bazı markalar, bazı AVM’lerden yeterli verimi alamadıkları halde sırf prestij için duruyorlardı.

Şimdi ne oldu ? Bu zaten verimsiz olan AVM’lerde durmanın maliyeti doların artışı oranında arttı. Peki cirolar artar mı ? Tam tersi insanlar kemer sıkmaya başlayacağından cirolar daha da düşecek..

Sonuçta eğer AVM sahip ve yöneticileri krize uygun bazı düzenlemelerde bulunmaz, kısaca fedakarlık etmeye yanaşmazlarsa, önümüzdeki günlerde prestijli mekanlardakiler dahil, birçok AVM’nin boşalacağını göreceğiz.

Dolayısıyla buralarda çalışanlar işsiz kalacak. Buralar ile iş yapanlar işsiz kalacak. Buralara mal verenlerin işleri azalacak. Ve kriz tüm piyasalara yansıyacak.

Ben bu durumu 3-4 seneden beri söylüyordum. Ama malesef serbest piyasanın rekabet açısından serbest, devlet açısından denetlenmesi gereken bir mekanizma olduğunu anlayamayan yöneticiler, bu duruma hiç müdahale etmediler.

Şimdi bu AVM’lerdeki kiralar konusu birkaç kodamanın insafına mı bırakılacak, yoksa bir devlet müdahalesi mi yapılacak göreceğiz. Hadi bakalım…

 

 

 

BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN BAŞBUĞ’A DESTEĞİ

18 Ekim 2008 Cumartesi 1 Yorum »


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un konuşmasına destek veren açıklaması son derece önemlidir. Bu, Erdoğan’ın Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tehlikeli oyunu, karanlık senaryoyu fark ettiğini gösterir.

Bazılarının, Erdoğan’ın tutumundan hayal kırıklığına uğradığı anlaşılıyor. Kimi muhafazakâr gazeteler Erdoğan’ın sözlerine hiç yer vermediler, Başbakan’ın her açıklamasını manşetten duyuran bazıları ise ancak iç sayfalarında yer bulabilmişler.

Operasyon bir zincirin halkaları biçiminde yürütülüyor. Konu, Ortadoğu, aktörlerin sayısı çok fazla. Hedef yön tayin edicilik. Türkiye’yi zayıflatmak bunun ana zemini. Kapatma davasıyla kampanya başlamıştı. Hükümet ve yargı karşı karşıya getirilerek ikisi de hırpalandı. Şimdi sıra askere geldi. Bir taraftan da polise tarikatçı diyorlar. Yerel seçim öncesi ortamı geriyorlar. Ekonomik kriz de kapıda. Acaba bütün kurumları yıpranan Türkiye nereye gider? Başbakan’ın konuşması işte bunun için çok hayatiydi. O sözler zamanlama ve içerik olarak çok güçlü bir vurguyu yansıtıyordu.

Şu anda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bir karalama kampanyası yürütüldüğü açık. Konu eleştiri değil, yoksa her kurum eleştirilir, her kurum suçlanır. Yeter ki; zamanlamaya, üsluba ve içeriğe dikkat edelim. Doğru haberle eleştirmeye “evet”, yorumlarla karalamaya ve kışkırtmaya “hayır.”

Toplumun dengesini ve psikolojisini bozuyorlar

İlker Başbuğ, daha görevine gelmeden bir karalama kampanyasına maruz bırakılmıştı. Camide dua ederken çekilen fotoğrafı gizlenmiş, Ağlama Duvarı’ndaki fotoğrafları servis edilmişti. Hatırlayalım.

Konu Taraf veya Vakit Gazetesi değil. Sanıyorum, TSK’yı asıl üzen ve sinirlendiren gelişme merkez medyanın o iddiaları geniş biçimde değerlendirerek, doğrulatma mekanizmalarını kullanmadan kampanyanın kitleselleştirilmesine verdikleri katkıdır.

Askeri konuları tartışmak, haliyle kolay değil. Bazılarının “bilinçaltı öfkeleri”, kimilerinin de “bugünkü TSK ile hiç ilgisi olmayan 30 yıl öncesinin travmaları” devreye giriyor.

Şu anki mesele saldırıya uğrayanın TSK değil, Türkiye olduğudur. Yaşananlar toplumun dengesini ve psikolojisini bozuyor. Kurumlar arası ahenk zedeleniyor. Gelişmeler hükümeti de mağdur ediyor.

Bir kere daha zamanlamaya bakalım:

Yerel seçimlere gidiyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi, bölgede etnik milliyetçilik yapan partiyle amansız bir mücadelede, avantajları da var. Bölgeye gidenler fark edebiliyorlar, yatırımlar hızlanıyor. Hükümetin dış politikası Ortadoğu açısından önemli. Askerler terörle mücadelenin niteliğini değiştiriyorlar. İlker Başbuğ yıllardır hazırlandığı yaklaşımlarını sergiliyor. Tam da burada TSK aleyhtarı bir furya sürdürülüyor. Sorumuz şudur: “Hem toplum kışkırtılırken, hem de TSK provoke edilirken ortam gerginleşince bunun siyasi etkileri ne olur?” Sertlik kime kazandırır?”

Devlet doğru yolda, örgüt bunun için çıldırıyor

Şehitlerimizin sorumlusu PKK. Ama TSK’nın zaafı var algısı yaratmak medyanın günahı. Merkez medyanın bu tür yayınlar yapmasına ilk kez şahit oluyoruz.

Komutan neden kızdı diyorlar?

Başbakan güzel yanıt verdi. Şimdi bir an kendinizi onların yerine koyun. 17 şehit vermişsiniz, acısı yüreğinizde. Ama kahramanca bir mücadele yaşanmış. Bölücülerin telsiz konuşmaları elinizde. Hepsi birbirini “senin yüzünden zayiatımız arttı” diye suçluyor. Ama Türk basınına bakınca teröristler “evet çok iyi” diyorlar. Öldürülen terörist sayısı 5 deniliyor. Oysa Roj TV bile 9 teröristin isimlerini veriyor. O teröristler örgütün deyim yerindeyse “kafa adamları”, önemli militanları.

30 yıldır bölücü terörle mücadele eden bir kurumdan bahsediyoruz. Büyük fedakârlıklarla… İşte daha şimdi konunun sivil ayağına ilişkin yapılanmalar gündeme geliyor. Bugün TSK’da belli bir noktaya kadar gelip de Güneydoğu’da görev yapmamış tek bir subay yoktur. Onların çocuklarını da düşünelim. Biliyor musunuz subay çocuklarının, babalarının görev yerleri için oradan oraya dolaşırken, üniversiteye girme oranları düşüktür.

İçeriden bilgi sızması yaşanıyor. Vahim bir durum. Herhalde şimdi birçok asker birbirine “kim sızdırdı” diye bakıyordur. Terörle savaşan bir kuruma bu yapılır mı?

Elbette hatalar olabilir. Eleştireceğiz. Sorgulayacağız; bunu yaptık da. Hangi zamanlamayla nasıl bir içerik ve üslupla? Eleştiri yapıcı mı, yoksa yıkıcı mı? Asıl mesele bu.

Devlet, hükümeti ve ordusuyla terörle mücadeleyi yeni bir safhaya taşıyor. Saldırılar bunu engellemeye dönük. O halde girilen yol doğrudur, devam edilmelidir. Asker, planladığı açılımlarını yapsın, Hükümet 5 yıldır sergilediği Doğu’ya yatırımları sürdürsün. Olayın Ortadoğu’ya dönük diplomatik boyutu da ihmal edilmesin. Terör aracılığıyla dış politikada etkinliğimizi kırmaya dönük adımlara izin verilmesin. Psikolojik operasyona yenilmeyelim.

————————————————-
İsmail KÜÇÜKKAYA - 18 Ekim 2008 - Akşam

 

 

EKONOMİ

17 Ekim 2008 Cuma 1 Yorum »

Son zamanlarda Terör konusuna daldık ekonomiyi unuttuk.  Teröristlerin zamanlaması da gerçekten ilginç. Dünya ekonomisi darman duman, Türkiye’de saldırı üstüne saldırı…

Dolar 1.50′yi geçti. Borsa çakılmış durumda. Piyasalar zaten durgundu, iyice durgunlaştı. Etraf boş dükkan, satılık ve kiralık ev kaynıyor. Ama şu bir gerçek ki Bankalarımız sağlam. Çünkü çoğu yabancıların, onları da kendi hükümetleri kurtarıyor.

Peki ne oldu bizim süper giden ekonomi ? Dünya’da kriz olması beklenen birşeydi. Kaç kere söyledik. Türkiye bu krize açık yakalandı. Sahi Hükümet bu konuda ne önlemler aldı - alıyor ? AKP severler söylerse sevinirim…

 

 

İNANDIRICILIK

17 Ekim 2008 Cuma 2 Yorum »

Yalancı Çobanın hikayesini bilirsiniz. Çoban sık sık "Kurtlar sürüye saldırıyor" diye yardım ister, sonra yardıma koşanlara bakıp gülermiş. Birgün gerçekten Kurtlar saldırdığında, kimse inanmadığı için yardıma gitmemiş.

İşte birtakım basın şu anda benim için bu durumda. Düşünün, diyelim ki ben Balık yemeyi sevmiyorum. Kimsenin  balık yemesini de istemiyorum ve sürekli Balık ve Balık Yemekleri hakkında kötüleyici yazılar yazıyorum.  Bunların içinde doğruluk payı olanlar da oluyor ama bir kısmı da tamemen uydurma. Mesela : "Balık kılçığının boğaza takılması yüzünden yılda 5000 kişi ölüyor." diyorum.  Adım bir süre sonra neye çıkar. Tabi ki "Balık Düşmanı" na.

Peki siz artık benim, Balık hakkında yazdığım yazılara düşünmeden inanır mısınız ? Valla aklı olan inanmaz. Yani inandırıcılığım kalmamıştır.

Ancak bu durum, benim balığın zararları hakkında verdiğim gerçek bilgilerin de göz ardı edilmesine neden olur. Hatta Balık konusunda beni kaynak gösterenlere de inanılmaz.

İşte hangi konu olursa olsun bu duruma düşmemek çok önemli. Sadece yerme anlamında değil. Övme anlamında da bu duruma düşmemeli.  Yani bir kişinin fanatik hayranıysanız ve sürekli onun hakkında iyi şeyler yazıp, onu başkalarına karşı savunuyorsanız, bir süre sonra ciddiye alınmazsınız.

Doğrusu, olayları, kurumları ve insanları doğru ve yanlışları ile birlikte değerlendirebilmektir. Yani hep söylediğim gibi "Sezarın hakkı sezara verilmelidir." 

Benden söylemesi…..

 

 

 

İHANET NEDİR ?

17 Ekim 2008 Cuma 11 Yorum »

Bazı arkadaşlar ihanet nedir, bilmiyorlar. Onlara bazı şeyleri hatırlatmak gerekiyor.

İhanet, Yaşadığın ülkenin kötülüğü için başka milletlerin çıkarına faaliyet göstermektir.

Peki bunu kim yapıyor ? Bazı düşüncesizler, Türk Ordusunun üst düzeyini ihanet ile suçlayacak kadar ileri gidebiliyorlar. Neye dayanarak ?  Arkasında kimin olduğu belli olmayan asker düşmanı bir gazeteye…

İşin komik tarafı , bu kişiler şu anda tam anlamıyla cascavlak ortada kaldı. Çünkü destekledikleri partinin lideri olan Başbakan da, Medyanın kendine çeki düzen vermesini ve Askerin yıpratılmamasını söylüyor.

Şimdi ihaneti kimin yaptığına gelelim. Bundan önceki yazımda basit bir noktaya parmak basmıştım. Bu asker düşmanı gazetenin istihbaratının nereden geldiğini sormuştum. Bir başka asker düşmanı, ama  aynı zamanda küfürbaz gazetenin okuyucusu olduğunu anladığım bir arkadaş, bu soruyu şöyle geçiştirdi. 

" O BAHSETTİĞİN GAZETE SADECE GÖREVİNİ YAPTI, ELİNE BİR BAŞKA İSTİHBARAT KURUMUNDAN GEÇEN BELGELERİ BİZLRİ AYDINLATMAK İÇİN YAYINLADI"

Kim bu "Bir Başka İstihbarat kurumu" ?  Birkaç seçenek var.

1 - MİT yani Türk istihbarat teşkilatı. Peki Türk istihbarat teşkilatı , Türk ordusuna ait veya ait olduğu söylenen belgeleri basına sızdırmak ile ne yapmak istiyor ? Kimin emri ile hareket ediyor ?  Bu gerçekten çok ağır bir suçlama olmaz mı ?

2 - Yabancı bir istihbarat teşkilatı . Yabancı bir istihbarat teşkilatının Türk Ordusunu zor duruma sokacak belgeleri basına vermesinin amacı ne olabilir ? Tabi ki  Türk Ordusunu  zayıf düşürmek.  Şimdi siz böyle bir durumda Yabancı istihbarat teşkilatlarının Türkiye üzerindeki oyunlarına destek mi veriyorsunuz ?

3 - Gizli bir istihbarat teşkilatı. Peki böyle bir teşkilat varsa, biri bana bunun meşhur Ergenekon’dan ne farkı var, söyleyebilir mi ?

Yani böyle bir sızdırmayı yapabilecek bütün alternatifler kötüdür. Bu durumda bu sızdırmaya destek verenler, İhanet içinde olmaz mı ?

Bakın Başbakan bile bu duruma düşmek istemiyor. Ama bazı arkadaşlar Şeriat özlemlerini dizginleyemediklerinden, ihanete bile destek verebiliyorlar. Ne diyelim, Allah kimseyi böyle bir duruma düşürmesin.

 

 

 

 

 

 

Sayfalar : [1] 2 3 4 5


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.