Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

AYBARS BLOG SAYFASINA HOŞ GELDİNİZ

ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

 CANLI RADYO DİNLEMEK İÇİN www.dostmuyuz.net   tıklayınız

1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ.
 
2 - DAHA GENCİZ.
 
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
 
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
 
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
 
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
 
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
 
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
 
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
 
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
 
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
 
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.
 
 
ŞEYTAN VE DOSTLARI
Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur’an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi  ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
 
Allah ile bir kere  bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi  ile bağlantı kuramasınlar..
 
Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
 
Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..’
 
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
 
Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
 
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde,  kafe’lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombardımanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş  katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve  boş umutlarla doldur! Gazete ve TV’leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler  bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!
 
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
 
Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve  dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler!
 
Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah’a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler.   Sence bu plan başarılı mı?

PEYGAMBER SEVGİSİ

( Bu yazıyı; sessiz bir ortamda, sesli okumanızı tavsiye ederim. )
 
BİR SENİ GÜNEŞİM, BİR BABAMI, BİR DE TERLİKLERİMİ BIRAKMIŞTIM GELDİĞİM YERDE.
 
Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine’de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanıbaşında olduğu için, duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş.
 
Babam gelipte daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmişim. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. Belki seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.
 
Çocuklar evde sıkılınca babaları parka,eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medinede yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmazmıydı acaba hiç? Sanırım Medinedeki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı.çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kımbilir, korkardık belkide bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde
 
-Babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye.
Babam da:
- evladım Medinede iki tane güneş var da ondan, derdi.
- Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim.
Babam gülerek;
- Bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.
Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçektende ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşinde, sıcaklığında içimizi ısıtıyordu. Medineden ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor.
 
Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi
kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı.
 Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okurki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütünların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam ‘incitmeyin sakın, onlar Ebu Hüreyrenin kedileri’ derdi, biz de inanırdık. Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.
 
Çarşamba günleri hep Uhud’a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı.Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik. Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk.
 Uhudda senin Ravzanın kokusu gibi gül kokardı.Orasıda ayrı bir gül bahçesi idi sanki.
 İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım,bir parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi.
 
Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Taki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın.
 Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medineyken komşuydukya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver.
  
Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.
  
Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medineden ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.
 Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken abimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.
 Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep o oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.
 Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim.
 Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.
 Birgün sana gelişim geç bile olsa,
 Bana gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.
 Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.
 Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun.
 Nebi Doğanay
Medinede bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullahın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi.
          Tabii ailesi mecburi istikamet Türkiye’ye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu bugün ortaokul öğrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları..

 

Erkekler ne ister

 

Hep kadınların ne istediği mi önemli, bu şansı erkeklere de tanıyın!
12 Nisan 2008 / 19:59
 
Erkek arkadaşınızın ya da kocanızın sizinle birlikte daha fazla vakit geçirmesini istiyorsanız, ilişkiniz rutine girdikten sonra da sizden sıkılmamasını istiyorsanız, onun hoşlandığı şeyleri kendi hobiniz haline getirerek erkeğinizin yaşamında daha fazla alana sahip olabilirsiniz, işte Cosmotürk’ün sizin için hazırladığı kulağınıza küpe olması gereken ayrıntılar…

1. Onunla aynı dili konuşabilmeniz için en önemli şey, futbolla ilgilenmeniz. Bunun için yapılacak çok işin var, doğru antrenmana!

• Sabahları gazeteyi tersten okumalısınız. Birden garip geldi, değil mi? Haklısın, ama erkekleri ilgilendiren spor sayfaları son bölümde yer aldığı için. Onlara ayak uydurmanız lazım.

• Onun tuttuğu takım hakkında bilgiye sahip olmalısınız, hatta asla kötü bir şey söylememelisiniz!

• Takımlara yapılan yeni transferleri takip etmeyi unutmayın.

• Hangi futbolcu hangi takımda oynuyor, bilmemek olmaz!

2. Biz kadınlar, nedense erkekler hoşlandıkları kadınlardan bahsederken hemen kulp takarız. Artık bundan vazgeçmelisiniz. Onun size bahsettiği kadından hoşlanmasan bile olumsuz konuşma¬malısınız, yoksa çok bozulur!

3. Play Station için çıkan bütün oyunlarını takip etmelisiniz.

4. Tıraş olmamış birine laf etmeyin. Siz her gün tıraş olmak ne demek biliyor musunuz? (Ah, bir de onlar bizim ağda yaparken yaşadıklarımızı bilseler…)

5. Onunla beraber alışverişe çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Birlikte sadece Nike, Puma, Adidas gibi spor malzemeleri satan mağazalara gidebilirsiniz. Zaten diğerlerine gitmek istemez.

6. Saçma sapan espriler yaptığında ona gülmelisiniz. Hatta siz de ona katılın!

7. Her gün gömlek ve çorap değiştirmenin ne kadar "gereksiz" olduğunu yoksa bilmiyor musunuz? Hemen öğrenseniz iyi olacak.

8. Bir şey anlattığında anlamadıklarınızı ona sormayın. Sonradan nasılsa anlarsınız.

9. Sizin yanınızdayken arkadaşla¬rıyla ilgileniyorsa kıskançlık yapmayın. Zamanla sizin varlığınızı kabul edecektir.

10. Onun tarzını yakalayın.

11. Cep telefonlarının markalarını, modellerini bilmenizde fayda var. Böyle önemli bir genel kültür konusunu (!) bilmediğin zaman ortamda bakakalmak islemezsiniz, değil mi?

12. Onun arkadaşlarını asla eleştirmeyin, çünkü bunu kaldıramaz! Arkadaşları yüzünden onunla kavga etmeye değmez…

13. Yanınızdayken kalori hesabı yapmamalısınız. Aldığınız kiloları boş bir zamanınızda nasılsa verirsiniz.

14. 24 saat romantizm olmaz… En azından sinemada aksiyonu tercih etmelisiniz!

15. Onun yanındayken evlilikten bahsetmeyin. Erkekler evlilik hususunda biraz hassastırlar!

HANIMLAR İÇİN ÖRGÜ MODELLERİ

 

 SİZDEDE EGER MODELLER VARSA  GÖNDERİN YAYINLAYALIM.

                                                                                aybars24@gmail.com

 

Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak

 

Bozuk simit paraları…

Gunun son dersinin sonuna gelinmisti. Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar. Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler bir anda kapiya yoneldi. Ali, yerinden kalkmadi. Agir agir esyasini topladi. Bir yandan goz ucuyla ogretmenine bakiyor, bir yandan da arkadaslarinin gitmesini bekliyordu.

Ogretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadasinin da ciktigini gorunce cevap verdi:
- Sizinle konusmak istiyordum ogretmenim.
- Peki, dedi ogretmeni. Ne soyleyeceksin bakalim?
- Ahmet arkadasimiz var ya…
- Evet, ne olmus Ahmet’e?
- Durumlari pek iyi degil galiba. Annesi, beslenme cantasina pekiyi seyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettigimi bilirse uzulur. Gunde bir simit parasi biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

 Cebinden bir avuc bozuk para cikarip ogretmenin masasinin uzerine koydu. Nurhan Ogretmen, paraya dokunmadi. Sandalyesine oturup dusundu.Ali hakkindaki bilgilerini yokladi. Bildigi kadariyla ailesinin durumu pekiyi degildi. Bu caliskan ve sevimli ogrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve dusunceliydi. Zengin bir ailenin cocugu degildi. Buna ragmen yardim etmek istiyordu. Ustelik yardim ettiginin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Ogretmen:
- Dur bakalim Ali, dedi. Bildigim kadariyla sizin de maddî durumunuz pekiyi degil. Yanlis mi biliyorum?
- Dogru biliyorsunuz ogretmenim. Babam gundelikci. Cogu zaman is bulamiyor. Ama ben de calisiyor, para kazaniyorum.
- Nerede calisiyorsun?
- Simit satiyorum.

Nurhan Ogretmen yine durup dusundu. Iyiligin bu kadarina ne demeliydi simdi. Bunun gerceklesmesi zordu. Onu, bundan vazgecirmek icin bir care bulmaliydi. Bunu yaparken, sevimli ogrencisini de kirmamaliydi. Onunla biraz daha konusursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Ogretmen, Ali’ye dondu:
- Buyuyunce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Cok zengin bir isadami…
- Nicin?
- Insanlara daha cok yardim etmek icin…
- Guzel, dedi Nurhan Ogretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi degil; bu dogru. Ama sizinki de bundan pek farkli degil. Istersen acele etme; cok zengin oldugun zaman insanlara yardim edersin.Olmaz mi?
- Olmaz, dedi Ali. Simdi yapmaliyim.
- Neden olmaz?
- Uc sebepten dolayi olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin Allah, beni insanlara sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha cok simit aliyorlar. Bu sayede gun boyu calisanlardan bile fazla simit satiyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gun iki simit alip guvercinlere veriyor.

Ikincisi: “Agac yas iken egilir.” deniliyor. Simdiden iyilik yapmayi ogrenmezsem buyudugumde hic yapamam.

Ucuncusu ise daha onemli: Buyudugum zaman cok zengin bir isadami olmak istiyorum. Zamaninda yatirim yapmayanlar buyuk isadami olamazlar.

Nurhan Ogretmen, karsisinda buyuk biri varmis gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadim, dedi.?

- Aciklayayim ogretmenim, dedi Ali. Simdi, cok zengin olmadigim icin, ancak gunde bir simit parasi kadar yardim edebiliyorum. Bundan fazlasini veremem. Allah, Cennet’i gucu kadar iyilik edene veriyor. Simdi gucum bu olduguna gore Cennet’in fiyati birkac simit parasi kadardir. Eger zengin olmadan olursem birkac simit parasiyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârli bir yatirim olur mu?

Nurhan Ogretmen’in gozleri dolmustu. Basini “Evet” anlaminda sallarken Aliyi evine yolladi.

 Sinifa geri donerken okulun bosaldigini fark etti. Esyalarini toplamak icin masasina dondugunde Ali’nin biraktigi parlarin masaustunde kaldigini fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralari eline aldi. Hicbir para ona bu kadar kiymetli gelmemisti. Sanki elinde dunyanin en kiymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarini tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kiymetliydi. Oyle bu paralar, Bu bozuk SIMIT paralari, Cenneti satin alabilecek paralardi. Sanki hic birakmak istemeyen bir duygu ile simsIki kavradi bu bozuk simit paralarini.

 Oturdugu yerden kalkamadi Nurhan Ogretmen. Icinin doldugunu, Tarif edilemeyen duygulara boguldugunu hissetti. Birden bosalan saganak yagmurlar gibi aglamaya basladi. Agladi … Agladi.

 Kendine geldiginde aksam olmustu. Yavas yavas siniftan cikip okuldan ayrilirken bekci Sadik  “ Bozuk Simit paralari ile  cenneti satin almak, Bozuk Simit paralari ile  cenneti satin almak”  diye  Nurhan ogretmenin sayikladigini duydu. Bekcinin hayretler icinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan ogretmen bekcinin saskin bakislari altinda aksamin alaca karanligina karisivermisti

 Yazari bilinmiyor ….

Çok faydalı 4 bilgi;


Eğer telefonunuz kapsama alanı dışıdaysa ve acil bir durum var ise, 112′yi çevirin. Varolan herhangi bir network bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli olsa dahi, 112 çevrilebilir.

EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ:
Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, aradaki mesafe ne olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25- 30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.

GİZLİ PİL GÜCÜ :
Eger cep telefonunuzun pil seviyesi çok düsükse ve acil bir telefon bekliyorsaniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarına basarak, telefonunuzu, rezerv pille çalisir hale getirebilirsiniz. Cihaziniz pil seviyesinde %50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktır.

444 0 911
Turkiye’deki tum hastaneler ayni numarada birlesti.Acil durumlarda 444 0 911 numarali telefon hattini arayan vatandaslar, en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek, ilgili hastaneden ambulans aninda yola cikacak.Cep telefonundan aranma durumunda ise oturulan sehrin alan kodu ile birlikte 444 0 911 numaralı hat aranacak. Ornegin cep telefonundan (0212) 444 0 911 numarayi arayan vatandas, Istanbul’da, kendisinin bulundugu noktaya en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek.Sabit telefonla aramada ise herhangi bir kod cevirmeden direkt 444 0 911 aranacak. Bu telefon arandiginda kisiye en yakın hastaneden ambulans olay yerine gönderilecek. 

Mümkün olduğunca fazla kişiye gönderin, ihtiyacınız olmaması dileğiyle…
 

ULUSLARARASI ACİL NUMARA:

TELEFON

Gecenin sessizliği, içindeki huzursuzluğu artırıyordu. Balkona çıktı. Şehir karalık örtüsüne bürünmüş, evlerin tek tük yanan lambaları aydınlığa yetmiyordu. Gözleri yıldızlara kaydı. Bir mücevher kadar parlak, göz alıcı yıldızları seyretti. Daldı gitti… Üç ay önce böyle bir geceydi. Gecenin sessizliğini bir telefon bozmuştu. O zamanlar her şey yolundaydı. Hayatında acıyı tatmadan güzel bir yaşam sürmüştü. Her şey, bir trenin raylar üzerinde gitmesi kadar kolay olmuştu onun için; eğitimi, mesleği, evliliği, çocuk sahibi olması. Sonsuz bir hayatın; şımarık çocuğuydu, ta ki telefon çalana kadar… Ağır adımlarla telefonun yanına gitti. İçi ürperdi; sebebini bilmiyordu. Ahizeyi kaldırırken, huzurun son perdesini kapattığını hissetmişçesine ağır hareket ediyordu. Telefonda beklediğinin aksine telaşlı ya da hüzünlü bir ses yoktu. Tok bir ses ona kimliğini onaylattı.”Evet, benim.” diyebildi. Merakla korku karışmıştı. Bu saatte tanımadığı biri, onun tüm özel bilgilerinin onaylattırıyordu: —İzmir doğumlusunuz değil mi?” —Evet.” —1971 mi?” —Evet.” —İlk, orta, liseyi İzmir de mi bitirdiniz?” —Evet…” Soruları soranın o kadar otoriter bir ses tonu ve konuşması vardı ki; neden bunları söylüyorsun, neler oluyor diye soramadı. Cesaret edemedi. Konuşmanın sonunu merakla bekliyor, süreyi kısaltmak için onaylama cümlelerini başlarda yaptığı gibi kekelemeden; ardı ardına sıralıyordu. Resmi bilgilerin dışında; evlendiği gün, sene gibi çok özel doğru bilgileri de onaylamıştı. Soruların sona yaklaştığını biliyordu. Çünkü bu sene yaşadıklarını da sormaya başlamıştı. Telefondaki ses, bir süre sustu, son sorusunu sordu: —Dün bir araba aldınız değil mi?” —Evet.” —Artık sizi yakinen tanıdığımızı ve bir telefon sapığı olmadığımızı sanırım anladınız.

 

Şu ana kadar sizin hakkınızdaki bilgilerden yanlış olan oldu mu?” —Hayır.” —Bakın bu bir uyarı telefonu. Bu bilgiye nasıl ulaştığımızı size açıklayamayacağız ama bir terör örgütünün kara listesine alınmışsınız. Listede bin kişi var. Öldürülecekleri günün yazılı olduğu belgeyi ele geçirdik. Ancak katillere görevler, kura usulüyle verilmiş ve biz katillerin tümünü henüz yakalayamadık. Yakalayacağımızı umuyoruz ama her ihtimale karşı bu bilgiyi sizinle de paylaşmanın insani bir görev olduğunu düşündük. Bu listeye göre üç ay sonra; Mart ayının üçünde öldürüleceksiniz. Tabi biz, sizi seçen katili yakalayamazsak… Konu hakkında bir gelişme olursa; size döneceğiz. Ama özel bir birim olduğumuz için sizin bize ulaşmanız imkânsız. Unutmayın üç ay sonra… Unutmayın 3 Mart… İyi geceler…” * * * Telefon açıldığı kadar garip bir tarzda kapanmıştı. Konuşma bitmişti. Kafasına hücum eden milyonlarca sorudan birini bile soramamıştı. Nefesi kesildi, ahizeyi tutan elinde gücünün tükendiğini hissetti. Kalp atışlarının artan sesiyle, kafasındaki yüzlerce ses yarışırcasına çığlıklar attılar. Korkudan ziyade şaşkınlıktı yaşadığı. Böyle düşünmemişti. Ölüm onun planlarında hiç olmamıştı ve olmazdı da: Güçlüydü, sağlıklıydı, varlıklıydı. Neden ölsün ki? Koltuğa yığıldığında, uykularının kaçtığı gecelerde neler yaptığını anımsadı. Televizyonu açtı. Merakla iki yıldır takip ettiği dizinin son bölümünün tekrarı vardı. Misafir olduğu için kaçırmıştı bu bölümü. Ama hayret, artık ne kadarda anlamsızdı şimdi. Ölüm gerçeği karşısında ne kadar basit ve ucuzdu. Her akşam en az dört saatini bu anlamsızlıklara bakarak mı harcamıştı? Kendisini daha da kötü hissetti… Sehpanın üzerinde yıllardır abone olduğu dergilere gitti eli: Moda dergisi, tasarım dergisi, hobi dergisi, magazin dergisi, spor gazetesi. Elleri ile hızlıca taradı dergileri. Yıllardır başkalarının kurgu hayatlarını izleyerek ve okuyarak ne çok zaman kaybetmişti. Kendini zeki zannediyordu; yanıldığını anlaması için ölümünün gelmesini beklemişti. Çocukların odasına gitti. Uyuyorlardı. En son ne zaman öpmüştü onları? Ne zaman onların gözlerine bakmıştı en son? Anımsayamadı. Hep çok işi vardı. Zamanını kimler için harcamış ama bu çocuklardan esirgemişti. Öpmeye bile utandı bu düşüncelerle, hep dik duran bedeni çökmüş, kafası önde çıktı odadan… Eşiyle paylaşmak istedi duygularını ve korkularını. Uyuyan eşine baktı. Onunla sıkıntılar, kavgalar ve yapılacaklar dışında bir şeyi paylaşmadığını anımsadı. Son yıllarda kavgaları gittikçe artmıştı. Onun gitmek istediği yere kendisi gitmek istemiyor; kendisinin yapmak istediklerine de o karşı çıkıyordu. Evlilikleri bir mücadele alanına dönüşmüştü. Uzlaşmayı yitirmişler, duygularını köreltmişler, maddi ihtiyaçlar için beraberliklerine devam etmişlerdi. Bu kadar yıl sonra paylaşılan ilk duygu, bu mu olmalıydı? Aslında ölmeden, eşini kaybetmiş olduğunu anladı. Ve bu süreçte kendisinin hiçbir çaba sarf etmediğini… Ölmeden kaybetmişti hayatını aslında ve bunu ölmeden önce anlamak yıkmıştı. Bir an gözleri parladı. Bu kadar umutsuz olmamalıydı, O İslam dinine inanıyordu, yani ölümden sonra hayat vardı. Ölüm bir son değil, başlangıçtı. Ama… Gözleri parladığı gibi çabucak söndü. İslam dinine inanıyordu ama dine ayıracak hiç zamanı olmamıştı ki. Emekli olabilseydi namaz kılabilirdi belki. İş temposunu düşürebilir diye biraz da çok sevdiği sigarasından ayrılmak zor olur diye oruç da tutmamıştı. Bu sene hac zamanı da geçmişti.. Tutunacak dallarını bir bir kırmıştı kendi elleriyle. Mazeret üretme merkezi bile çalışmıyordu. Ne diyecekti Rabbine? Hasta değildi, tutuklu değildi, cahil değildi. Nasıl düşünemedim dedi kendi kendine. Dil sustu, gözyaşları süzülürken yanaklarına; merakla korkunun terk ettiği bedenini acı ve pişmanlık sarmıştı. * * * Yıldızlar, gece ve sessizlik… Bu üçü alıp götürmüştü üç ay öncesine. Bir daha aynı ses tarafından aranamamıştı. Yarın Martın üçüydü. Beklenen gündü. Üç ay önce olsa kendisini bir karakola atar ve günün bitmesini beklerdi. Ama üç ay önce olsaydı. Şimdi ise içindeki tek huzursuzluk; telafi edemediğine inandığı geçmişindeki hatalar ve günahlarıydı. Ölümden duyduğu korku gitmiş, yerini üç aydır yeniden tanıdığı ve çok sevdiği Rabbine karşı duyduğu derin bir mahcubiyet almıştı. Bu üç ay, onun hayatının bütünleme sınavları olmuştu sanki. Eşiyle yakınlaşmış, eskiden tartışma konusu olan olayların ne denli küçük ve hoş görülebilir olduğunu görmüştü. Çocuklarıyla oynamış, onlara hayatları boyunca faydalanacakları nasihatler vermişti. Artık akşamları ailece iple çeker olmuşlardı. Yemek masasında başlayan sohbet, uykusuz gecelere kapı açmış, birbirlerini sevmişlerdi. Hep ertelediği bir işi yapmıştı. Kuranı Kerim okumayı öğrenmişti. Okuduğu her kelime ile yılların çaktığı sıkıntı çivileri ve tereddütler bir bir sökülmüştü. Anlamını okudukça yıllarca nefsi ile aslında hayatını ne denli zorlaştırdığını görmüştü. Üşüdü. Balkondan içeri girdi. Gece namazı kılmak için seccadesini açtı. Belki son namazıydı. Azrail’in nefesini arkasında hissederek sığındı Rabbine. Secdeye gittiğinde uzun uzun ağladı. Selam verirken hayatının belki bu son gününde yüzünde teslimiyetin huzuru vardı. Telefon çaldı. Gecenin sessizliği, içindeki huzur, bedenindeki teslimiyet birdenbire sarsıldı. Dona kaldı. Yine gece yarısıydı. Telefon hala çalıyordu. Yerinden kalkmadı. Telefondaki sesin aynı ses olmasından korktu. “Katiller yakalandı.” demesinden ve eski hayatına dönmekten korktu. Aynı koşturmacanın, huzursuzlukların, başıboşluğun başlamasından korktu. Kararını verdi: Bilmek istemiyordu. Tıpkı Rabbinin emrettiği gibi; artık gelen her günü ölebileceği gün, her kıldığı namazı son namazıymış bilecek ve herkese sanki yarın ölecekmiş gibi hoşgörüyle ve sevgiyle bakacaktı. Telefon çaldı, uzun uzun çaldı… Ayağa kalktı, telefonun fişini çıkardı. Saatini sabah ezanına kurup çocuklarını öperek sevdiği eşinin yanına uzandı. Nimetleri için Rabbine şükrederek gecenin kollarına huzurlu bedenini bıraktı… HAVVA POLAT

SEVGİNİN BÖYLESİ…

GERÇEK SEVGİ

 “Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

 Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak

 “Büyük bir çocuk bana ucube dedi.”

 Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.

 Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;

 “Hiçbir şey yapılamaz mı?”

 diye sordu. Doktor

 “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir”

 dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası

 “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır”

 dedi. Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı.

 Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.

 Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu:

 “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım”

 “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi.

Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.

 

“Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye fısıldadı babası”. Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi? Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir

Bir kızın askerdeki arkadaşına mektubu

askerime

Şimdi uzaktasın ama biliyorum birgün döneceksin geleceksin tekrar tutacaksın elerimi herkese inat gezeceğiz bu sokaklarda tekrar dokunacak tenin tenime zor bu ayrılık bir gün sana tekrar kavuşacağımı bilmesem inan inan çekemezdim bu hasreti son verirdim hayatıma
çünkü sensiz yaşamam imkansız artık seni çok seviyorum bitanem bunu bütün dünyaya haykırmak istiyorum artık yanına gelmek seninle olmak seninle yaşlanmak istiyorum ve seninle ölmek istiyorum bitanem okadar çok şeye ğöğüs gerdikki seninle artık ağlamak değil hasret çekmek değil mutlu olmak istiyorum seninle işte askerim sana bunlar seni hayatımdaki herşeyden çok seviyorum bitanem..

 

Evlilik aşkı öldürür mü?

Evliliğin aşkı öldürdüğünü yıllarca  okuduk  duyduk izledik ve defalarca  sölendi ilmi heyetce  falan…

ama  bazı yenia kımlar  çıktı evlikik aşkı öldürmez  diye

sizce  nasıl  öldürebilirmi aşkınızı evlenirseniz?

Yazın içinizi dökün…