Basarı hak edilir, hediye alınmaz.
Hayat hızla akar geçer. Yakalamak bazen kolay olmaz ya o hızlı koşuyordur.
Tazı gibi. Ya da sen yavaşsındır kaplumbağa gibi. Ama her iki durumda da yakalama şansın olmaz….
Bir bekleyişin içinde yitip kaybolmak istemiyorsak kımıldamak, daha sonra doğrulup devinmek lazım…
Sevgi yan yana, aşk ayrılıklarda var olur.
Bir ömrü güzel yaşamanın olanağı yok. Asıl sorun anı güzel yaşamakta, bunu becerebilmekte. Zaman anların bir toplamıdır ve/veya hayatın kendisi anların toplamından oluşur. Ne kadar güzel an yaşarsak yaşamımız da o kadar güzel olur. Birlikte yada teker teker yaşadığımız anların toplamında mutluluk…
Boş bir yürek, boş bir oda gibidir. Her ikisi de soğuk olur…
Her düşün bir gerçekliği her gerçeğin düşsel bir yanı var yoksa yaşadıklarımız düşeselik olmadan yavan olurdu ve düşlerimizde yaşadıklarımızdan bildiklerimizden hareketle oluşurlar ve öyle olduğu içindir ki düşlerle gerçek iç içe girer bir birinde erir bir birini bütünler…
Yaşamanın kuralları yoktur. Siz istediğiniz kuralı koysanız da o bildiği kanallarda akar. Ve asıl önemli olan yaşamın her anında ve her koşulunda onunla kol kola olmasını bilmek ve onunla barışık yaşamaya gönüllü olmaktır…
Siyahın tek değiştiremediği renk kırmızıdır. Hangi renk ile karışırsa onu bozar çirkin bir görünüm kazandırır. Siyah sadece kırmızıyı bozamaz ve kırmızıya yenik düşer. BORDO siyah ile kırmızının kavgasında kırmızının yorgun halidir….
İnsan "Evet" ile kendini satar "Hayır" ile kendisini bulur.
Kendi kanatları ile uçan kuş uzağa gider…
En büyük olmaya giden yol kendin olmaktan geçer.
Her zaman bakmak yetmez, görmek olmayınca…
Goncası gül olmayan, dikenli bir ağaçtır.
Seslenenler asla yalnız kalmazlar, hiç kimse olmasa da seslerinin yankısı olur
Kendi hayatımızdan çıkardığımız dersler, hatalarımızdan öğrendiklerimizdir….
Karanlığımız, aydınlığımızın arka sokağıdır.
Kilometrelerle anılan her uzaklık, her mesafe aşılır. Aşılmaz hiç bir mesafe yoktur. İnsan isterse her mesafe sıfırlanır. Her özlem biter.
Hata yapmaktan, yanlış söz etmekten öcüden korkar gibi korkar insan Ancak bazı hataları yapmak sanıldığı kadar kötü değildir. Yaşayamadıklarınızı yaşar Yapmak istediklerinizi yapmış olursunuz. Söyleyemediklerinizi söylersiniz.
Düşlerinin büyüklüğüdür insanı büyük eden
İnsanlar kızdıklarında ve/veya kavgalarda daha çok kendileri olurlar.
Her yolculuk, geriye dönüşü de içinde saklar. Özlemlerin büyüklüğü ayrılıkların uzunluğuna eşittir.
Parazitler hep birilerinin sırtında yukarı çıkar. Çünkü onlar merdiven çıkamayacak kadar küçüktür.
İnsan bulunduğu yerde değil baktığı, düşündüğü yerdedir.
Tutamayacağın sözü verme. Gözünün kesmediği dağa tırmanma. İkisinden de dönüş zor olur…
Anılarını suya yazanlar bir zaman sonra anısız kalırlar.
Bülbül sarıldığı dalda gülün solduğunu batan dikenlerden anlar.
İnsan düşlerini bildiği dilde görür.
Zaman ve mekâna bağlı kalmadan var olan sanatçı, yazar eserinin arkasında durandır. Eserinin önünde olan ve adı eserinden büyük sanatçının, yazarın büyüklüğü yaşadığı süre ile sınırlıdır…
İnsan yaşayacaklarını ilerde anlatabileceği şeylerden seçmeli
En kanlı zalim hiç kimseyi bulamayıp kendini vurandır.
Düşmelerde en büyük acıları yaşamak için, kolayından kaldırıp koyarız kendimizi en yükseklere. Erişilmez olduğumuzu sandığımızda, intiharın eşiğinde bir uçurumun başındayızdır.
Kendi kendini alkışlayanın eli boştur…
Kendi değerini başkasının terazisinde tartma, teraziyi tutanın eli kendinden yana kayar her zaman…
İnsan gördüğünden, görüp fark ettiğinden daha fazlasını görür…
Korku ve çaresizlik içinde varılan sonuçlar asla sonuç değildir.
İyi insan gece gözünü karanlığa dikip bakmaz, o gökyüzünde yıldız arar.
Züğürdün cebinde gümüş, kekemenin dilinde kelime olmaz.
Kim ki olur olmaz bir şeylerden çok söz eder, o sözünü ettiği şeylerden çok uzak olandır. Özlemini çektiğini, yoksunu olduğunu böyle gizlemeye çalışır
Başarı hak edilir, hediye alınmaz.
Hayat hızla akar geçer. Yakalamak bazen kolay olmaz ya o hızlı koşuyordur. Tazı gibi. Ya da sen yavaşsındır kaplumbağa gibi. Ama her iki durumda da yakalama şansın olmaz….
Bir bekleyişin içinde yitip kaybolmak istemiyorsak kımıldamak, daha sonra doğrulup devinmek lazım…
Sevgi yan yana, aşk ayrılıklarda var olur.
Bir ömrü güzel yaşamanın olanağı yok. Asıl sorun anı güzel yaşamakta, bunu becerebilmekte. Zaman anların bir toplamıdır ve/veya hayatın kendisi anların toplamından oluşur. Ne kadar güzel an yaşarsak yaşamımız da o kadar güzel olur. Birlikte yada teker teker yaşadığımız anların toplamında mutluluk…
Boş bir yürek, boş bir oda gibidir. Her ikisi de soğuk
olur…
Her düşün bir gerçekliği her gerçeğin düşsel bir yanı var yoksa yaşadıklarımız düşeselik olmadan yavan olurdu ve düşlerimizde yaşadıklarımızdan bildiklerimizden hareketle oluşurlar ve öyle olduğu içindir ki düşlerle gerçek iç içe girer bir birinde erir bir birini bütünler…
Yaşamanın kuralları yoktur. Siz istediğiniz kuralı koysanız da o bildiği kanallarda akar. Ve asıl önemli olan yaşamın her anında ve her koşulunda onunla kol kola olmasını bilmek ve onunla barışık yaşamaya gönüllü olmaktır…
Siyahın tek değiştiremediği renk kırmızıdır. Hangi renk ile karışırsa onu bozar çirkin bir görünüm kazandırır. Siyah sadece kırmızıyı bozamaz ve kırmızıya yenik düşer. BORDO siyah ile kırmızının kavgasında kırmızının yorgun halidir….
İnsan "Evet" ile kendini satar "Hayır" ile kendisini bulur.
Kendi kanatları ile uçan kuş uzağa gider…
En büyük olmaya giden yol kendin olmaktan geçer.
Her zaman bakmak yetmez, görmek olmayınca…
Goncası gül olmayan, dikenli bir ağaçtır.
Seslenenler asla yalnız kalmazlar, hiç kimse olmasa
da seslerinin yankısı olur
Kendi hayatımızdan çıkardığımız dersler, hatalarımızdan öğrendiklerimizdir….
Karanlığımız, aydınlığımızın arka sokağıdır.
Kilometrelerle anılan her uzaklık, her mesafe aşılır.
Aşılmaz hiç bir mesafe yoktur. İnsan isterse her mesafe sıfırlanır. Her özlem biter.
Hata yapmaktan, yanlış söz etmekten öcüden korkar gibi korkar insan Ancak bazı hataları yapmak sanıldığı kadar kötü değildir. Yaşayamadıklarınızı yaşar Yapmak istediklerinizi yapmış olursunuz. Söyleyemediklerinizi söylersiniz.
Düşlerinin büyüklüğüdür insanı büyük eden
İnsanlar kızdıklarında ve/veya kavgalarda daha çok kendileri olurlar.
Her yolculuk, geriye dönüşü de içinde saklar.
Özlemlerin büyüklüğü ayrılıkların uzunluğuna eşittir.
Parazitler hep birilerinin sırtında yukarı çıkar. Çünkü onlar merdiven çıkamayacak kadar küçüktür.
İnsan bulunduğu yerde değil baktığı, düşündüğü yerdedir.
Tutamayacağın sözü verme. Gözünün kesmediği dağa tırmanma. İkisinden de dönüş zor olur…
Anılarını suya yazanlar bir zaman sonra anısız kalırlar.
Bülbül sarıldığı dalda gülün solduğunu batan dikenlerden anlar.
İnsan düşlerini bildiği dilde görür.
Zaman ve mekâna bağlı kalmadan var olan sanatçı, yazar eserinin arkasında durandır. Eserinin önünde olan ve adı eserinden büyük sanatçının, yazarın büyüklüğü yaşadığı süre ile sınırlıdır…
İnsan yaşayacaklarını ilerde anlatabileceği şeylerden seçmeli
En kanlı zalim hiç kimseyi bulamayıp kendini vurandır.
Düşmelerde en büyük acıları yaşamak için, kolayından kaldırıp koyarız kendimizi en yükseklere. Erişilmez olduğumuzu sandığımızda, intiharın eşiğinde bir uçurumun başındayızdır.
Kendi kendini alkışlayanın eli boştur…
Kendi değerini başkasının terazisinde tartma, teraziyi tutanın eli kendinden yana kayar her zaman…
İnsan gördüğünden, görüp fark ettiğinden daha fazlasını görür…
Korku ve çaresizlik içinde varılan sonuçlar asla sonuç değildir.
İyi insan gece gözünü karanlığa dikip bakmaz, o gökyüzünde yıldız arar.
Züğürdün cebinde gümüş, kekemenin dilinde kelime olmaz.
Kim ki olur olmaz bir şeylerden çok söz eder, o sözünü ettiği şeylerden çok uzak olandır. Özlemini çektiğini, yoksunu olduğunu böyle gizlemeye çalışır
Anlam arayışı insan olmanın ayırt edici bir özelliğidir.
Bilimle tanımlanan dünyada anlam eksiktir. Ama bu, dünyanın anlamdan yoksun olduğu anlamına değil, bilimlerin çoğunun bu anlama karşı kör olduğu anlamına gelir. Anlam, birçok bilim tarafından köreltilir.
Bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.
Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz.
İnsan, nihai anlamda karşısına çıkan koşullara tabi değildir; bu koşullar onun kararına tabidir.
İnsan, şeyler arasındaki bir şey değildir; şeyler birbirini belirler ama insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır.
Kişi, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir.
Kişinin, kendi işini yapma ya da yaşamdan zevk duyma fırsatından mahrum edildiği durumlar vardır; ancak hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacak olan şey, acının kaçınılmazlığıdır. Cesurca acı çekmeyi kabul edince, yaşam da son ana kadar bir anlama sahip olur ve bu anlamı kelimenin tam anlamıyla sonuna kadar korur. Başka bir deyişle, yaşamın anlamı koşulsuzdur, çünkü kaçınılmaz acının potansiyel anlamını bile kapsar.
Mizah duygusu geliştirme ve olayları mizahi bir ışık altında görme çabası, yaşama sanatında ustalaşırken öğrenilen bir hiledir.
Mutluluğa engel olan şey, “mutluluk arayışı”nın kendisidir.
Tek kelime ile her insan yaşam tarafından sorgulanır ve herkes, sadece kendi yaşamı için cevap verirken yaşama cevap verir; sadece sorumlu olarak yaşama karşılık verebilir.
Umutsuz bir durumla karşılaştığımız, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile yaşamda bir anlam bulabileceğimizi asla unutmayalım. Çünkü o zaman önemli olan şey, kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürmek, kendi zor durumunu bir insan başarısına dönüştürmek olan ve sadece insana özgü eşsiz insan potansiyelini olabildiğince göğüslemektir.
Umutsuz bir durumun çaresiz kurbanı olduğumuz, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile yaşamda bir anlam bulabileceğimizi asla unutmamamız gerekir. Çünkü bu durumda önemli olan,bir trajediyi kişisel bir zafere, bir zor durumu insan başarısına dönüştürmek olarak tanımlanabilecek eşsiz bir potansiyele tanıklık etmektir.
Yaşam, kelimenin tam anlamıyla son ana kadar, kişinin son nefesine kadar anlamlı kalır.
Yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline. Kaybetmesi uzun sürmeyecektir
Aç adam etin kokusunu uzaktan alır.
Aslan da fareye borçlu olabilir.
Bilgi bir hazine ise uygulama da, bu hazineyi açan bir anahtardır.
Bir insanın hem büyük ve hem de iyi olması pek enderdir.
Çocuklar fakirlerin servetidir.
Deney aklın babası, hafızanın anasıdır.
Dil, vücut dediğimiz geminin düşmanıdır.
Fakirlik kapıdan girince, aşk pencereden çıkar gider.
Göz, kendisinden başka her şeyi görür.
Hastalıklar, kötü zevklerin ücretidirler.
Her kalbin bir ağrısı vardır.
Hiçbir şey bir kadının gözyaşından daha çabuk kurumaz.
Karı, evin anahtarıdır.
Kedi gidince, fareler küstahlaşır.
Kurdun kurdu tanıdığı gibi, hırsız da hırsızı tanır.
Kuyu kuruyuncaya kadar suyun kıymetini bilmeyiz.
Para akıllı insanlara hizmet eder, fakat akılsızlara hükmeder.
Parasız adam, oksuz yay gibidir.
Şarabın boğduğu insan, denizin boğduğundan daha fazladır.
Şerefle hak kazanmak, ona sahip olmaktan, daha değerlidir.
Şöhret bir büyüteçtir.
Taliksizlik, talihin ne olduğunu öğretir.
Tanrı’nın değirmeni ağır, ama iyi öğütür.
Tecrübe, çok pahalıya alınmamışsa iyidir.
Uzaktan havlayan köpek ısırmaz.
Yaşlı bir ağacı yerinden oynatmak onu öldürmek demektir.
Zenginlerin zevkleri, fakirlerin gözyaşları ile satın alınır.
Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır.
Bal yiyen, arısından gocunmaz.
Bir kişiyi tanımak istiyorsan, düşüp kalktığı arkadaşlarına bak.
Biz süt taşıyan memeye benzeriz. Bizi çeken ele göre süt veririz.
Bugün üstüne bastığın çimenler, yarın toprağının üzerinde bitecek.
Çoban uyudu mu kurt emin olur.
Dünya kehribar gibidir, bütün samanları çeker; ancak özlü buğday kehribarın çekişinden kurtulmuştur.
Gönlünü yıkayıp arıtmamışsan habire aptes alıp durmaktan fayda bekleme.
Gülün annesi, dikendir.
İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır.
İyi ağaçtan talihli dal çıkar.
Körler çarşısında ayna satma , sağırlar çarşısında gazel atma.
Muhabbet ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır.
Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok. Nice elbise gördüm içinde insan yok.
Sabır, kurtuluşun anahtarıdır.
Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.
Yüzün rengi, kalplerin casusudur.
Affetmek fazîlettir. Kararlı olmak metâ’dır, sahip olunan maldır. Kararsız olmak ise zâyi olmaktır. Doğruluk emânet, yalancılık hıyânettir. İnsâf rahatlık, şer küstahlıktır. Emânete hıyânet etmemek, îmândandır, güler yüzlülük ihsândandır. Doğruluk kurtarır, yalan felâkete sürükler. Kanâat insanı zengin yapar, yerinde kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Lezzet oyalar, nefsin arzuları alçaltır. Hased yıpratır, nefret çökertir.
Ahmaklık, dermânı bulunmayan bir dert, şifâsı olmayan bir hastalıktır.
Ahmaklık; herşeyi fuzûliymiş gibi hiçe saymak ve câhil insanlarla arkadaşlık kurmaktır.
Akıl ve ilim, birbirinden ayrılmayan ve zıt olmayan iki kardeş gibidir.
Akıl, mü’minin dostu; ilim, vezîri, sabır, askerlerinin komutanı ve amel ise silâhıdır.
Akıllı kimse, günâhlarını tövbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir.
Akıllı kimse, ibâdetle, nefsin arzusuna karşı gelendir. Câhil kimse, günâh işleyerek nefsin arzusuna uyandır.
Akıllı kimse; dilini kötü söz ve gıybetten koruyan, mü’min; kalbini şek ve şüpheden temizleyendir.
Akıllı, iyiliklerini canlandıran, kötülüklerini öldürendir.
Akıllı, sustuğu vakit tefekkür, konuştuğu vakit zikir eder, baktığı vakit de ibret alır.
Akıllı; alçak dünyadan el çeken, Cennet-i a’lâya göz dikendir.
Akıllı; şehvetten uzaklaşan, âhıreti dünya ile değişmeyendir. Akıllı, yalnız ihtiyâcı kadar ve delille konuşur, sâdece âhıretinin ıslâhı için çalışır. Akıllı, günâhlardan sakınır, ayıplardan uzak durur. Cömertlik günâhları siler, kalblere sevgi eker.
Âlim, câhili hemen tanır, çünkü daha önce o da câhildi. Câhil âlimi tanımaz, çünkü daha önce âlim değildi.
Âlim; sözü, işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.
Korkaklık, ihtiras ve cimrilik, Allaha karşı kötü zannın bir araya getirdiği kötü arkadaşlardır.
Korku kaderi değiştirmez, yalnız sevâbın yok olmasına sebep olur.
Kötü insan, hiç kimseye iyi zan beslemez. Çünkü o, herkesi kendisi gibi görür.
Mal ve çocuklar, dünya hayâtının zînetidirler. Sâlih amel de, dünyadan âhırete götürülen mahsûldür.
Mal, harcandığı kadar sâhibine ikrâmda bulunur. Kişinin yaptığı cimrilik kadar ona ihânet eder.
Mal, sâhibini dünyada yükseltir, âhırette alçaltır.
Mü’min, baktığında ibret alır. Bir şey verilirse, şükür eder. Musîbet ve belâya uğrayacak olursa, sabır eder. Konuşacak olursa, Allahü teâlâyı hatırlatır.
Mü’min, dünyaya ibret gözü ile bakar. İhtiyâcı için karnını doyurur. Dünyadan konuşulduğu vakit, nefret ve tenkid kulağı ile dinler.
Mürüvvet; insanın, kendisini lekeleyecek şeylerden kaçınması ve güzellik kazandıracak şeylere yaklaşmasıdır
Akıllı bir kimse, düşmanından da akıl öğrenmeyi ihmal etmez.
Dört şey vardır ki, azının azını hor görmemek gerektir: yangın, hastalık, düşman, ve borç.
Deniz, dalgalarıyla deniz; hükümdar, yardımcılarıyla
hükümdar olur.
Dostluk iyi kimseler arasında çarçabuk temelleşir, güçlükle yıkılır.
Yastık diye başını ateşe dayayan, yatak diye yılanların üzerine yatan bir adam, emniyet ettiği bir dostundan, düşmanlık sezen bir adamdan daha rahat uyur.
Güçlü olan, yenilmeyen yalnız azimdir.
İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
Nedir hayat uzayan ıztırabdan başka
Hiç şaşmayan saat gibi işler durur kader.
Ölüm, asude bahar ülkesidir bir rinde.
Rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Yaşamak zevki nedir bilmez, ölümden korkan.
İnsan kendi kendini daha iyi aldatmak ve pişmanlık duygularını yenmek için ne sebepler bulur, neler!
Aşk, ancak ondan kaçmakla yenilebilir.
İkbal anında küstah olan kimseler, idbar halinde
daima zayıf ve korkaktırlar
Fazilet ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar
gösteriş düşmanı olursa o kadar saygı görür.
İnsanların hırsı ve tamahı, mesut olmamalarının tek sebebidir.
Yüksek mevkiler, her eşyayı büyülten bazı camlar gibidir. Bu gibi mevkilerde bütün kusurlar
olduklarından büyük görünürler.
İnsanların en bahtsızı, diğer insanları sefil etmek suretiyle mesut olduğunu zannedendir.
Ben herkese gayet açık olarak rüşvet aldığımı söylerim, fakat ne cins rüşvet: tazı köpeğinin küçük yavrularını. Bu tamamıyla başka bir şeydir.
Bir şehirde ne kadar fazla yıkılmış bina varsa, bu, şehir belediyesinin o kadar fazla çalıştığını gösterir.
Bu dünyada hiçbir şey sürekli değil.bunun için neşe de ikinci dakikada,birinciden farklıdır;üçüncüde bir derece daha zayıflar,nihayet bütün bütün yok olur, eski halimize döneriz; suda genişleyen halkaların nihayet suyun sathıyla bir olup kaybolması gibi.
Çavuşun karısı yalan söylüyor, ben onu kırbaçla dövmedim. O kendi kendini kırbaçladı.
Neye gülüyorsunuz? Siz kendinize gülüyorsunuz.
Saadeti ifade edecek kelime yoktur.
Tabii büyük İskender bir kahramandır, fakat iskemleyi yere vurmakta ne mana var.
Takdir edilmeyi beklemeden namuslu olamayanların namusuna inanmam .
Bağışlamasını bilenler, insanlar arasında daha çok saygı görür.
Bir kitabı ilk kez okuduğum zaman, sanki değerli bir dostla tanışıyor; aynı kitabı tekrar okuduğumda ise sanki eski dostumla tekrar buluşuyor gibi oluyorum.
Birçok bilgili ve sanatçı kişiler korkaklıkları yüzünden başarılı olamamışlardır.
Büyük zevkler, büyük zorluklara katlanarak yaşanır.
Dostluk arada bir sulanması gereken ağaca benzer.
Geçmiş bizim için bir yatırımdır, bunu iyi ve kötüye kullanmak, bizim elimizdedir.
Geçmişi hatırlamayanlar, onu öğrenmek zorundadırlar.
Hayat ne temaşa, ne bayramdır; hayat zor bir sınavdır.
İnsan, kendinden başkasını örnek almadıkça ilerleyemez.
insanın kendine güvenmesini sağlayan, kendi iradesi ve gücüdür. eğer bunları kaybederse, güveni de yok olur.
Mutlu olmak için günün bazı saatlerini, ayın bir kaç gününü, yılın bir kaç ayını yalnız geçirmeliyiz.
Mutluluğu beklediğiniz süre, onu elde ettiğiniz zamankinden daha keyiflidir.
Heybeliada’daki deniz okulu’ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale’den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “seni seviyorum”… arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe’ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir…
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe’ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale boğazı’ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki üsteğmen, Çanakkale’den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.
Ege denizi’nden boğaz’a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de…
birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir … genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“seni seviyorum…”
kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“hay allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi…” bir anlık tereddütten sonra birinci inönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin “ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar…"
O gece, üsteğmen İsmail Türe’nin görev yaptığı Dumlupınar, çanakkale boğazı’na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara burnu açıklarında İisveç bandıralı “naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale’nin karanlık sularında kaybolmuştur.
Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar denizaltısına çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu’ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
Dünyada tek bir gemi vardır Nasa tarafından bulunan küçük bir yıldıza ismi verilmiştir.
O gemi DUMLUPINAR DENİZALTISIDIR.
Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!*
Aldatmak,aldatılmak mıdır ki aşk?Sabahlamak mıdır karanlık yalnız gecelerde?Yoksa deli gibi hasret çekmek midir o uzaktayken?Kim diyebilir acı çekmeden sevdiğini?
Aşk;acıyı hüzünle yoğurup mutluluk ve gözyaşlarıyla özlem çekerek yaşamaktır.Aşk yeri geldiğinde arakaya bakmadan çekip gitmektir. Kimi zaman da sıcacık kolların arasından yeni doğan güne uyanmaktır.Aşk;üşümektir bomboş odanda o yokken… Deli gibi sevip, her şeyi gözünü kırpmadan sadece onu istemektir. İki kişi arasındadır aşk;üçüncü kişi geldiğinde yok olmaktır. Kabullenmektir onsuzluğu; çekilmektir kabuğuna ve yaşarken ölmektir.
‘sevgi’ sözcüğü çok basittir,kendini yükseklerde görene! Hayat sevgiyi onlara sadece boş bir iş yada eğlence olarak tanımıştır çünkü… Sevginin ne demek olduğunu bilmeden adını kötüye kullanırlar.
Sevmek onun yokluğunu bile sevmektir. O yanında yokken deli gibi özleyip sadece onu beklemektir. Sevgi emek ister;yürek ister ve gerçeklik ister. Dürüstlük ister sevgi! Onun yolunu beklemek,saygı duymaktır sevgi.
Ben sevginin daha fazla şeyler de olabileceğini biliyorum ve benim sabahlara kadar kıvranarak beklediğim bir ‘SEVGİ’m vardı.
Umarım sizinde onsuzken deliye döndüğünüz bir ‘SEVGİ’niz olur…