Edebiyat Kategorisindeki bloglar
|
12 Mart 2008 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)
İLAYDA YÜCEL: Türkçe menşe / soy bakımından hangi dil ailesinin mensubudur?
CAHİT CAN: Dünya dilleri menşeleri bakımından; Sami dilleri, Hint-Avrupa dilleri ve Ural-Altay dilleri olmak üzere üç gruba ayrılır. Türkçe Ural-Altay dilleri ailesinin Altay kolundandır.
İLAYDA YÜCEL: Türkçe’nin tarihi geçmişi hakkında bilgi verir misiniz? Türkçe, dünyanın en eski dillerinden biri midir?
CAHİT CAN: Bütün dillerin olduğu gibi Türkçe’nin de yazı dili olmadan evvelki dönemleri ile ilgili olarak maalesef sağlıklı bilgilere sahip değiliz. Türkçe’nin bilinmeyen bu dönemlerine “İlk Türkçe”, “Ana Türkçe”, ve “Eski Türkçe (?/2.yy.)” devreleri denilir. Dilimiz, 8. asıda yazı dili haline gelmiştir ve bu asırda başlayan dereye ise “Orta Türkçe Devresi (2.yy/13.yy) denilir. Dilimizin, 8. asırdan sonrasını kesintisiz olarak takip edebilmekteyiz.
Evet, Türkçe dünyanın en eski beş dilinden biridir. Dünyanın en eski beş dili; Çince, Hintçe, Türkçe, Arapça ve Farsça’dır
İLAYDA YÜCEL: Zengin ve yoksul dil var mıdır? Dilin zenginliğinin ölçüsü nedir? Buna göre Türkçe zengin bir dil midir?
CAHİT CAN: Evet, bazı diller zengin, bazıları ise fakirdir. Ya da bir dil zengin dilken fakir, fakirken zamanla zengin dil olabilir. Dillerin zenginliği meramı ifade etmedeki kudretleri ile doğru orantılıdır. Dilin ifade kudreti ise, tabiî ki dilin kelime zenginliği ve sonra da o dilin kendine has dil kaideleri ile ilgilidir. Ayrıca bir dilin zenginliği o dildeki eş anlamlı ve yakın anlamlı kelimelerin sayısı ile de ifade edilebilir.
Türkçe, bir zamanlar dünyanın en zengin dillerinden biri iken, bugün maalesef bu özelliğini kaybetmek üzeredir. Bir zamanlar başta Balkan dilleri olmak üzere birçok dünya dillerine çok sayıda kelime vermişken, bugün kelime vermek bir tarafa, diğer dillerden çok sayıda kelime almıştır ve almaya da devam etmektedir. Diğer dillerden kelime almak ise o dilin fakirliğine delalet eder.
Bugün dünya insanlığının ortak kültür dili olan İngilizce’nin sözlüğünde 400.000 kelime varken, 19. asrın büyük dil alimi Şemsettin Sami’nin “Kâmus-u Türkî” isimli sözlüğünde 1.000.000 kelime vardı. Bu örnek Türkçe’nin bir zamanlar ne kadar zengin bir dil olduğunu anlatmaya yeter galiba. Bugünkü Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise 40.000 kelime vardır. nerden, nereye! Bu örnek de dilimizin bir buçuk asırda ne kadar fakirleştiğini gösteriyor.
İLAYDA YÜCEL: İfademizde yabancı kelimeleri kullanmamızın sebebi dilimizin yeterince zengin olmaması mıdır?
CAHİT CAN: Yabancı dillerden kelime almamızın sebebi dilimizin fakir olması değildir. Yalnız bu tutumdan vazgeçilmediği takdirde dilimizin zamanla fakirleşeceğini söyleyebilirim. Cemiyet hayatımıza başka milletlerin hayatından yeni bir kavram girmişse; o kavramı anlatmak için yabancı kelime kullanma yerine; yazarlar, şairler ya da dilciler o kavram için dil kaidelerine uygun olarak üretilmiş birkaç Türkçe kelime teklif etmeli, halk bunlardan istediğini alıp kullanmalıdır. Oysa biz böyle yapmak yerine, ya yabancı kelimeleri tercih ediyoruz ya da dil zevki hiçe sayılarak üretilmiş değil adeta uydurulmuş kelimeler tercih ediyoruz.
Dilimizin fakirleşmesinin bir diğer sebebi ise şudur: Aralarında yakın ilgi bulunan kavramları ifade eden farklı kelimeler vardır. Bu farklı kavramları karşılayan kelimelerin yerine göre birini kullanmak yerine hepsi için sadece birini kullanmak. Mesela; ağrı, sızı, sancı farklı durumları anlatan kelimelerdir. Tutup hepsi için bunlardan birini kullanmak yanlış olur. Yeşilin ya da mavinin onlarca tonu ve her tonun da bir ismi vardır, ama biz bugün hepsine “mavi” ya da “yeşil” diyoruz. “Takip etmek”, “seyretmek” ve “izlemek” arasında anlam farklılığı olduğu halde, biz bugün polisin hırsızın arkasından gitmesi için de “izlemek” fiilini kullanıyoruz, tribünde oturup futbol oynayanlara bakmak için de, televizyona bakmak için de aynı fiili kullanıyoruz. Böylece kullanmadığımız, kelime dağarcığımızda eksilttiğimiz kelime sayısı kadar dilimiz fakirleşmiş oluyor.
İLAYDA YÜCEL: Türkçe’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Türkçe, sizce yarınlarda kaybolan dillerden biri mi olacak, yoksa zenginleşerek yaşamaya devam mı edecek?
CAHİT CAN: Aslında dil hususundaki gelişmeler maalesef hiç de olumlu değil. Türkçe gibi asil, narin, latif ve kudretli bir dile sahip olmamıza rağmen sahip olduğumuz bu kıymetin kadrini takdir edemiyoruz. Bu sebeple dilimiz her geçen gün kan kaybediyor. Dili geliştiren ve zenginleştiren şairler ve yazarlardır. Bunun en güzel örneklerinden biri geçen asrın büyük şairi olan Yahya Kemâl’dir. Onu büyük yapan dile olan hizmetidir. Çünkü o, 11.500 kelime ile yazmış. Oysa bugünün nesli 2.500 kelimeyle yazan Orhan Pamuk’u ve onun gibi olanları büyük yazar kabul ediyor. Değer yargılarımız bu kadar değişirken böyle bir ortamda dilin zenginleşmesi mümkün mü? Yine de bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, gelecekten ümitli olmak mecburiyetindeyiz. Çünkü dilimiz, bizi biz yapan değerimizdir. Dilimiz Türkçe olduğu için biz de Türk’üz. Türk olmamızı Türkçe’mize borçlu olduğumuz gibi, Türk olarak kalabilmemiz için de Türkçe’mize sahip çıkmalıyız. İnanıyorum ki, genç nesil dilimize sahip çıkacak ve dilimiz tarihteki itibarını yeniden kazanacaktır.
İLAYDA YÜCEL: İlk ve orta öğretimde yabancı dil derslerinin okutulması Türkçe’nin gelişmesini engeller mi?
CAHİT CAN: Önce, Türk çocuklarına ana dil şuurunu, Türkçe sevgisini aşılamalıyız. Bunu yaptığımız takdirde ilk ve orta öğretimde yabancı dil derslerinin okutulmasının ana dile bir zararı olacağını sanmıyorum. Kaldı ki her Türk insanının Türkçe’nin yanında birkaç yabancı dil bilmesi de gerekir. Eğer çocuklarımıza ana dil sevgisini kazandıramazsak, o zaman çocuklarımızda okuduğu yabancı dile karşı bir hayranlık duygusu uyanır ve bu duygu çocuğu ana dilden hem soğutur, hem de uzaklaştırır. İşte bu durumda yabancı dil öğrenmek Türkçe’ye zarar verecek duruma gelir.
İLAYDA YÜCEL: Son olarak ilave etmek istediğiniz bir şey var mı?
CAHİT CAN: Son olarak diyorum ki; mazi-hal-ati arasında köprü vazifesi gören, nesillerin birbirleriyle kucaklaşmasını ve aynı neslin mensuplarının birbirlerine kenetlenmesini sağlayan, millî gücü meydana getiren, Türk milletinin millî hüviyeti olan güzel ve asil Türkçe’mize hizmet, millî bir ibadettir.
————————————————————————————————————————
MÜLAKAT KONUSU : DİLİMİZ TÜRKÇE
MÜLÂKAT YAPILAN : Cahit CAN (Sabancı İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni)
MÜLÂKAT YAPAN : İlayda YÜCEL (Sabancı İlköğretim Okulu, 6/C sınıfı öğrencisi)
————————————————————————————————————————-
Hoşuma gitti paylaşmak istedim
|
|
12 Mart 2008 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)
Dilimiz için bunca şey söylendi. Ama dillerin musikisinden pek bahsedilmedi. Türk müziği gibi, Türk dilinin de müzikal gelişiminde, Türklerin tarih boyunca vatan edindikleri coğrafyaların büyük etkili olmuştur.
Türkçe, birçok başka diller gibi, sadece tek bir vatanda değil, tarih boyunca, nice bağımsız ve muhteşem devletler kurduğu, çeşitli vatanlarda işlenmiş bir dildir. Bugün “Türkiye Türkçesi” dediğimiz güzel dilimizin geçmişinde, 900 yılı aşkın süredir vatan edindiğimiz Anadolu ile Balkanların büyük etkisi olmuştur. Türk milleti gibi Türk dili de, tarihinin son 9 asrında, 3 kıta üzerinde adeta “lisani bir imparatorluk” kurmuştur. Öyle ki, Orta Avrupa’dan başlayarak, Kuzey Afrika ülkeleri ile hemen tüm Asya’yı içine alan bölgede, sadece Türkçe konuşarak hayatınızı sürdürebilirsiniz. Bu bakımdan milletimiz, hüküm sürdüğü toprakların neresinde güzel bir ses bulmuşsa, onu kendi diline almakta büyük bir yetenek göstermiştir. Bu yüzden, Türklerle birlikte aynı vatanı paylaşan her millet, Türkçe’de biraz kendini bulmaktadır.
Evet, Türkçe bir imparatorluk dilidir. Her dil, bırakın imparatorluk dili olmayı, bir devlet dili bile olamaz. İmparatorluk dilleri, o milletlerin hâkim oldukları topraklardan adeta vergi almaları, mahsûl almaları gibi, kendilerinden önce o topraklarda yaşayan dillerden kelimeler ve sesler alırlar. Bu alışın belli bir ölçüsü ise yoktur. İnsanlar için, dünyanın dört bucağında kendi dillerinin konuşulduğunu duymanın, kendi bayraklarının dalgalandığını görmenin hazzı ve gururu, başka hiçbir şeye değişilmeyecek kadar güzeldir. İmparatorluk dilleri, diğer dillerden aldıkları ses ve kelimeleri kendi dillerinin ses yapısına ve gramerine, estetiğine ve fonetiğine göre millileştirirler, tamamen kendi kelimeleri, kendi sesleri haline getirirler. Bunlar, adeta fethedilmiş topraklar gibi, fethedilmiş kelimeler ve seslerdir. Ancak yeryüzünde, imparatorluk dili olabilmiş fazla dil yoktur; başlıcaları Latince, Arapça, İngilizce ve Türkçe’dir.
Osmanlı İmparatorluğu zamanda, Türkçe’ye Arapça ve Farsça kelimelerin fazlaca girmesinden dolayı, Osmanlıca dediğimiz bir dil ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, milletimizin asırlardır kullanmakta olduğu bazı kelimeleri, “Türkçe değildir” diye dilimizden atmaya kalkamayız. Nitekim, gerek insanlarımızın günlük konuşmalarında yaygın olarak kullanılmaları ve gerekse edebiyatımızda tamamen Türkçe’nin teknik ve estetik özelliklerine göre kullanılmalarından dolayı, bu kelimeleri “Türkçeleşmiş” olarak kabul etmemiz ve kullanmaya devam etmemiz çok daha doğru bir tercih olur. Şunu unutmamalıyız ki; hiçbir kelime dilimize geldiği dildeki yazılış ve telaffuzu ile Türkçe’ye girmemiştir. Hatta pek çok kelime, Türkçe’ye aktarılırken, eski anlamından çok daha farklı anlamlarda kullanılabilmektedir.
Bunlara birkaç örnek verecek olursak; Arapça’da “Ellah” telaffuzu ile söylenen kelimeyi, biz “Allah” telaffuzu ile almışız. Yine Arapça’daki “manâra”yı biz “minare”, Acem’in “gul”une biz “gül” güzelliğini verdiğimiz gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
Selânik fethedildiğinde Salanikos olan ismini beğenmemiş, Selânik demişiz. Selânik kelimesini Türk’ten daha güzel söyleyen yoktur. Selânik gibi kelimelerde geçen “lâ” sesini başkaları “la” veya “laâ” der, fakat “lâ” diyeni yoktur. Lâle, ceylân ve şelâle gibi kelimelerdeki seslerin güzelliğini, bu Türk “lâ”sında buluruz.
Kelimeleri hor görmek, hele hele şu veya bu politik veya ideolojik sebeple, onları “dilden atılabilir” görmek, dilin anlatım ve anlam zenginliğini kısırlaştırmaktan başka sonuç vermez. Çünkü milletlerin olduğu gibi kelimelerin de tarihi bir seyirleri vardır.
Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle konuşmuş, onlarla düşünmüş, birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle sevmiş; bu kelimeleri tamamıyla milli bir sanatla işleyip güzelleştirmiş ve kendi milli musikisiyle seslendirmiş ise, sonraki nesiller artık o kelimelere düşman kesilmemelidirler.
Madem ki bu tarihin çocuğuyuz; eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü devamıyız! Atalarımızın bize miras bıraktığı her güzel şeyi seveceğiz!..
Bu dili seveceğiz, hem de her haliyle seveceğiz, koruyacağız!..
Atalarımızın bize bıraktığı iki güzel miras var: Türkiye ve Türkçe…
Bu ikisini olur olmaz kaprislerle, kimsenin yıpratmasına izin veremeyiz!..
—Nihad Sami Banarlı-Türkçenin Sırları adlı kitabından
|
|
13 Aralık 2007 , Perşembe
Kategori (Edebiyat)
SANAL TÜRKÇE
"Hallo" "Asl" "U" "pls" "bye"
Az kaldi.. BITIYOR Türkçe
"Slm" "kib" "ok" ve "hoi"
Az kaldi..YITIYOR Türkçe
"Hacker" "Admin" "surf"ve "login"
Nerde kaldi Türkçe bugün
Yemin olsun göze her gün
Az kaldi..BATIYOR Türkçe
Ne "lakap"i "nick"in varken
Kalkarsin aksamdan erken
"Net" "chat" falan filan derken
Az kaldi..YATIYOR Türkçe
Sitelerde geze,geze
"Ban" olursun batma göze
Ne demeli dogru söze (!)
Az kaldi..TUTUYOR Türkçe
A..zade "connection" ol da
Sen de yorul gel bu yolda
"Link" atanlar sagda,solda
Az kaldi..YUTUYOR Türkçe
ANONİM
|
|
13 Aralık 2007 , Perşembe
Kategori (Edebiyat)
Kirlenen Türkçe
Nedendir bilmiyorum? Son zamanlarda yabanci sözcüklerle sik sik karsilasir oldum. Her gün dolastigim sokaklarin bir Türk sokagi oldugunu algilamakta artik güçlük çekiyorum. Magazalarin isimleri, ürünlerin üzerlerindekiler tamamen yabanci geliyor bana. Haber bültenlerini, köse yazarlarini algilamak için yanimda küçük el sözlükleri tasiyacagim günler ufukta görülüyor gibi. Bunlari abartiyor muyum acaba? Türkiye’nin önde gelen gazetelerinin birisinin genel yayin yönetmeni “Gazeteler bir eglence araci haline gelmistir.” derken maalesef “eglence” kelimesini “entertainment” kelimesini birçok kez tekrarladiktan sonra telaffuz ediyor. Neden? Yoksa kullandigi kelimelerin Türkçelerini hatirlamakta zorluk mu çekiyor!?
Sokaklarin, sohbetlerin ve insanlarin bana yabanci kokmasinin nedenini medyaya bagladim diyelim. Peki ya, neden medya Türkçe var iken yabanci dilleri kullanmak arzusunda? Bunun nedeni de maalesef sokakta dolasan, benimle sohbet eden, okudugum gazetede yazan, izledigim televizyonda program yapan insanlar; yani kocaman bir toplum: Son yüzyillarda batinin olani üstün saymaya, ciddiye almaya baslayan, Türkçeyi yabanci diller sinifinda küçük görme gafleti içerisinde olan ve benim de mensubu oldugum bir toplum. Bundan dolayi yabanci adli, Türk magazalari ragbet görmekte; arz ve talep dolayisiyla da yavas yavas magazalarin adlari bana daha fazla yabancilasmakta. Insanlar sohbetlerinde yabanci kelimeleri kullanmayi üstünlük sayarak sik sik yabanci kelimeleri kullanmakta. Ögrenciler gördükleri yarim yamalak yabanci dil derslerinde ögrendikleri yabanci sözcükleri sohbetlerine katmakta, bunun nedeni de yabanci kelime kullanmayi üstün sayan zihniyettir. Bilim adamlarimiz dahi halkla iletisim kurarken yabanci terim kullanma hastaligindan kurtulamamaktadir. Anlattiklari meseleyi zaten zorlanarak anlayan bizler, araya bir de yabanci kelimeler girdiginde konudan tamamen kopuyoruz. Korkarim “Agir ol molla sansinlar” sözü yerini “Yabanci dille konus bilgili sansinlar” sözüne birakmistir.
Aileler çocuklarinin yabanci dil ögrenmeleri için çabalar göstermekte; çocuklarini kurslara göndermekte, özel dersler aldirmaktadirlar. Bunu yavas yavas her sokaga yayilan yabanci dil dershaneleri somut sekilde gösteriyor. Dünyanin hiçbir yerinde böylesine arttigi görülmeyen yabanci dil kurslari; maalesef ülkemde anaokullarina kadar inmistir. Yedi yas öncesi çocuklari önceleri, “Bir, iki, üç…” diye sayarken artik bunun yaninda “One, two, three…” diye saymaya baslayan bir toplumun mensubuyum. Peki, bunun ne zarari var? Yabanci dil bilmenin ne zarari var diyenleriniz elbette vardir, olmalidir. Yabanci dil ögrenmenin kimseye bir zarari olmayacaktir; fakat yabanci dil ögrenmek ana dil tamamen ögrenilmeden yapilmamalidir. Bunun aksini, bu gün görüldügü gibi çok aci olur. Yeni nesiller yabanci dille ana dilleri arasindaki farklarin ayrimini yapamazlar.
Sizce neden evrensellesen bir dünyada; milletlerin, dinlerin, dillerin bir yapilmaya çalisildigi bir dönemde “Türkçe kirleniyor!” diye haykiriyorum? Bayanlar baylar, ben de en az sizin kadar irkçiligin, din üzerine kurulu katliamlarin ve birbirini anlayamayan milyarca insanin yasadigi dünyanin bir mensubu olmaktan haz duymuyorum. Fakat birileri bunun böyle olmamasi gerektigini söylerken; birlesim noktasina kendi degerlerini koymaya çalisiyorlar. Tüm insanlik kendi dinlerini, kendi dillerini, kendi degerlerini benimsesin istiyorlar. Bence bu bir kültür kiyimidir; fakat bunu anlamayan milletler evrensel olduklarini sanip kendi dillerini, kendi kültürlerini ögrenmeyerek emperyalist dünyanin basindakilere benzemeye çalisiyorlar. Ne mi oluyor? Iki tabure arasinda kaliyorlar. Bir bakima her ikisinde de oturamiyorlar. Her an düsüp yok olma tehlikesiyle karsi karsiyalar.
Ben herkesin ortak bir dili konustugu, ortak insani degerlerin tasidigi, atalarindan dolayi hor görülmeyen insanlarin oldugu bir dünyada baris içinde yasmak istiyorum; fakat bu dünyanin herkesin Ingilizce konustugu, sadece Amerikalilarin ve Avrupalilarin insan sayildigi ve insanlarin degerlerinin atalariyla belirlendigi bir dünyayla karistirilmasini istemiyorum.
Okan YÜKSEL
|
|
12 Aralık 2007 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)
Yil: 1965
"Karsima âniden çikinca ziyâdesiyle sasakaldim. Nasil bir edâ takinacagima hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardi.Üstümü basimi toparladim, kendinden emin bir sesle ‘aksam-i serifleriniz hayrolsun’ dedim."
Yil: 1975
"Karsima birdenbire çikinca çok sasirdim.Ne yapacagima karar veremedim, heyecandan ayaklarim titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardi. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle ‘iyi aksamlar’ dedim."
Yil: 1985
"Karsima âniden çikinca fevkalâde sasirdim. Nitekim ne yapacagima hükûm veremedim, heyecandan ayaklarim titredi. Amma ve lâkin kisa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardi. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle ‘hayirli aksamlar’ dedim."
Yil: 1995
"Karsima birdenbire çikinca çok sasirdim. Fenâ hâlde kal geldi yâni. Ama bu is bizi bozar dedim. Baktim o da bana bakiyor, bu is tamamdir dedim. Manitayi tavlamak için dogruldum, artistik bir sesle ’selâm’ dedim."
Yil: 2006
"Âbi onu karsimda öyle görünce çüs falan oldum yâni. Oglum bu is bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumlari yâni. Ama concon muyum ki ben, baktim ki o da bana kesik. Saril oglum dedim, bu manita senin.. ‘Hav ar yu yavrum?’
Yil: 2026
"Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle iste birden. Off, ay dont nov âbi yaa. Ama o da bana öyle bakti, if so âsik len bu manita. ‘Hay beybi..’"
|
|
|