Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Mart, 2008 Arşivi

31 Mart 2008 , Pazartesi
Kategori (Aşk)

Sabahın 4dü ve ben hala ayaktayım.Ne seni düşünüyorum ne senle geçirdiğimiz ogünleri.Ne sana benzeyen birini nede o kaçırdığım küçük şansları.Tek dert ortağım bilgisayarımı yapmakla uğraşıyorum.Zavallı bilgisayar elime düştü düşeli çok çekti bende.Guguvak oturmaktan belim ağrıyor,olsun seni düşünürken başım ağrıyor.Aslında mide kırampları geçiriyorum ama sabahın 4 ne yiyebilirim ki yiyecek bişi yok hele birde misafirlikteyseniz sesim solum çıkmaz.Bu günü böyle geçiriyoruz.

Dünü hiç sorma aklımdan çıkmadı bir türlü o kadar komik video izledim.O kadar hareketli parça dinledim yine sözlerinde duygusallık çıkardım.Denedim olmadı bir türlü hayalini silemedim gözlerimden.Gözlerimi kapadım fotoğraftaki boynunu bükmüş güler yüzlü aklıma geldi.Bi paket sigarada bitti.Britny açtım dinledim tek dinledim parçası baby more die bir şey ne diyo anlamıyorum ama hoşuma gidiyor.Onu dinlerkende yine aklıma geliyorsun utanmadan hala gülümsüyorsun:)Komik biliyor musun yada psikoloji işte.Ne psikoloji bıraktın ne içirmekten ciğer yada mide.Bıkmadım kendime eziyet etmekten,anladım ben kendime eziyet etmeden yapamıyorum.Bütün herkesten uzaklaşıyorum yine kimseyle konuşmuyorum sadece müzik dinliyorum.Kolera söylüyor "kendimi unutmak istiyorum yol kenarına biriken kuru yapraklar gibi" ne güzelde söylüyor.Sonra sagopa giriyor"canım yandığında bir kaç hafta bağardım fırçayı elime aldığımda ilkin anılarımı boyarım"Hiç aklıma gelmezdi rep dinleyeceğim ama sözleri bir başka ne fark ederki rep rackı arabeski sonuçta ilgilendiğim sözleri değilmi.Yine sana dalıyorum.Olmayacak anlıyorum.Yeni metin belgesi açıyorum bilgisayarda bir kaç cümle döküp rahatlamak için olmuyor.Sayfa boş bana bakıyor aklıma gülüşünde başka bir şey gelmiyor.

Olmayacak biliyorum yavaş yavaş yatış pozisyonu alıyorum televizyonda komedi dükkanı yorganı kafama çekip gözlerim açık duruyorum,bi yarım saat sonra belki bi saat sonra uykuya dalıyorum.Biraz sonra rüyamda beliriyorsun.Su akıyor senden birden uyanıyorum,dilim damağıma yapışmış susuzluktan ölecek gibiyim,bir bakıyorum sabah ezanı okunuyor dinliyorum dinliyorum uyuyamıyorum.Kalkıyorum musluğu açıyorum sular kesik arkadaşlar kaçıncı rüyada sayamıyorum.Kahretsin sigaramda bitmişti.Yatıyorum yine uyuyorum…Rüyama gelmiyorsun gelince uyandırıyorsun meğer ne zor işmiş anlıyorum yavaş yavaş galiba.Sigara dumanının çiğerlere gitmesi gibi.Yavaş yavaş ölüyorum…



24 Mart 2008 , Pazartesi
Kategori (Aşk)

Protein gözlüm,Karbonhidratım,Primitif aşkım benim .

Özlemin bütün soma hücrelerime kadar işledi.Hasretin beni litik enzim gibi damla damla eritiyor.Seni,her gün binlerce kez ribozomlarımda sentezleyip,kalbimde depoluyorum.Sen,kalbimin spesifik effektörüsün.Ben sana stabil ligamentlerle bağlanmışım bir kere.Kalbimin her odacığında sen varsın artık.

Osilasyon varyasyonunu bırak bir köşeye.Parçala beynindeki fikse edilmiş anabolik hayalleri.Rotasyon haraketi yaparak gel tut ellerimi.Artık mutasyon zamanı gelmiştir ikimiz içinde.Sinsityum yapmış amorf modifikasyonları atalım yüreğimizden.HUGO De VRİES’in

mutasyon kuramının sınırlarını aşalım artık.De VRİES ‘i kıskandıracak kendi mutasyon kuramımızı yaratalım sonsuz hayallerimiz için.

Gel tut ellerimi Bir tanem.Tut ki stabil kominikasyon sistemimizi yaratabilelim gözlerimizde.

Bivalent,stabil linker DNA zincirine tutunalım seninle.Kalbimiz,Yüreğimiz,Hayallerimiz hep birbirinin komplementeri olsun..In Vitro ortamının latent fazının letal yalnızlığını immunolojik tolerans sistemimizle disimilasyona uğratalım.

Bana dönmen için bütün Pentoz yollarını,Hatch-Slack yollarını,Calvin yollarını sonuna kadar açtım.Gel tut ellerimi.Yeni bir initiatör noktası belirleyelim kendimize.Ve bir tane daha Krebs çemberi çizelim ikimiz için.Merkezinde sen,sana eşit uzaklıktaki her noktada ben.Seni her dönüşünde beni,ben her bakışımda seni göreyim.

Protein gözlüm,Primitif aşkım benim . . .

Ben senin en çok konjenital DNA heliksi görünümündeki fibrilimsi saçlarını sevdim.Rotasyon

Hareketi yaparak resiprok dönüşünü sevdim.Gen havuzundaki Gen frekansımızın farklı olmasına rağmen ben seni yinede unutamıyorum.Çünkü sen benim primitif aşkımsın,bir tanemsin. BİNG – BANG KURAMI çarpsın ki Hayat siklusu içinde senden başkasını sevmeyeceğim.Regülatör yüzlüm benim..
————————————————————–
Yahu biz biyologlara aslında devletin psikolojik tedavi vermesi lazim…Benzetimlerde ne acayip oluyor…Ne diyelim Allah biyolog sevgilileri olana kolaylık versin baksana yahu ne demiş :)) 
Ben senin en çok konjenital DNA heliksi görünümündeki fibrilimsi saçlarını sevdim.
Valla ne diyem dna fibrin,bilmm ne kafamizi çürüttüler yahu…Öss ye girecek olanlar aman ha sakın Kars biyolojiyi yazmayın ömrünüz çürüyor.. :)



13 Mart 2008 , Perşembe
Kategori (Mizah)

Yanlış çevrilen telefon numaraları niye hiçbir zaman meşgul çalmaz?

Sadece ‘tek heceli’ kelimesini söyleyebilmek için niçin dört hece kullanmaktayız?

Neden insanlar gökyüzünde 400 milyon yıldız var denildiğinde inandıkları halde, ‘yeni boyalı’ yazan yüzeyi elleriyle yoklarlar?

Niçin limonlu gazozların içerisinde bir sürü suni tatlandırıcı varken bulaşık deterjanında ‘gerçek limon suyu’ kullanılmaktadır?

Işık 300.000 km/sn hızla yayıldığına göre karanlık hangi hızla çökmektedir?

Işık hızında giden bir arabada oturduğumuzu varsayarsak, farları (ışıkları) yakınca ne olur?

Niçin fare kokulu kedi maması yok?

Teflona hiçbir şey yapışmadığı halde teflon, ‘tavaya’ nasıl yapıştırılmıştır?

24 saat açık denen benzin istasyonlarının kapılarında neden kilit vardır?

Eğer uçağın kara kutusu kaza anında parçalanmıyorsa neden bütün uçak bu kutunun üretildiği maddeden yapılmamaktadır?

Neden bir dakikalık saygı duruşları otuz beş saniyeyi geçmez?

Neden otel tanıtım programlarındaki her otelde tava yakan bir aşçı bulunur?

Tava yakmak iyi otel için bir ölçüt müdür?

Neden bir eliniz dolu iken diğer elinizle kilitli bir kapıyı açmak zorunda kaldığınızda, anahtar hep elinizin dolu olduğu taraftaki cebinizdedir?

Neden Amerikan Salatası kutusunun üzerinde Türkçe "Amerikan Salatası" yazarken İngilizce "Russian Salad" yazar?

Bu salata ABD-Rus ortak yapımı mıdır?

Neden taksi şoförleri seyir halindeyken kapılarını açıp sol ön lastiğe bakmaya çalışırlar?

Otomobilde bir problem olduğunu fark etmişler ise bunun kaynağının sol ön lastik olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorlar?

Ve neden daha sonra hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ederler, bir bakışla sorun çözülmüş müdür?

Neden erkekler bağrını açtıkça takozlaşırken, kadınlar seksileşir?

Neden kainat güzellik yarışması yapılmaktadır?

Güzellik yarışmalarına diğer gezegenlerden de mi başvuru olmaktadır?

Dünya güzeli neyimize yetmez?

Neden avukatlar ve doktorlar mesleklerini her ismi yazılı olan yere eklemektedirler?

Avukat Ahmet ismini Av.Ahmet şeklinde yazarken temizlik görevlisi Ahmet ismini Tg.Ahmet şeklinde mi yazmalıdır?

Neden bir kimse tuvaletin yerini öğrenmek istediğinde "lavabo nerede" diye sorar?

Amaç daha kibar olmak mıdır?

Lavaboya sıçılır mı?

Neden filmlerde, dizilerde ve bilumum görsel medya araçlarında bilgisayar kullanan insanlar klavyeye bakmadan bilinçsizce ve olanca hızlarıyla abanırlar?

Yoksa hala ms dos mu kullanırlar?

Ve neden bilim-kurgu filmlerinde bile onca teknolojiye rağmen komut tabanlı programlar kullanılır, bu Windows’un ileride göçeceğine dair bir işaret midir?

Yüzmek zayıflatıyorsa balinalar nerede yanlış yapıyorlar?

Niçin falcıya gitmeden evvel randevu almak gereklidir?

Geleceğimizi bilemez mi?

Eğer bugün hava sıcaklığı 0 derece ise ve yarın iki kat daha soğuk olacaksa, yarın hava kaç derece olacaktır?

Eğer bir şizofren diğer kişiliğini ölümle tehdit ediyorsa, bir rehinelik durumundan söz edilebilir mi?

Tabelacılar greve giderlerse, ellerindeki pankartlara bir şey yazabilirler mi?

Soyu tükenmekte olan bir hayvan, soyu tükenmekte olan bir bitkiyle besleniyorsa ne yapmalı?

Neden koyunlar yağmur yağdığında çekmezler?

Eğer bir kaplumbağanın kabuğu yoksa çıplak mıdır yoksa evsiz mi?

Vejetaryenler hayvan şeklinde krakerlerden yiyebilirler mi?

Eğer onları avlayamıyorsak bir turist mevsiminden nasıl söz edilebilir?

Güzelde vardi kötüde vardı sonuçta tebessüm ettirdiya oda yeter :)



13 Mart 2008 , Perşembe
Kategori (Mizah)

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : önemli değil , herzaman yanımda poşet bulundururum

Kız : kamera çok bulanık değil mi?
erkek : no problem , abazaya cine5 bile şifresiz görünür
Kız : nasıl yaniuuu ?
erkek : yok bişi sen devam et

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : istersen camsız devam edelim , hatta en iyisi sen beni listenden sil !

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : waw mükemmelsin !
Kız : tşk ederim
erkek : şaka kız şaka , evrimini tamamla sonra görüşelim senle

Kız : evet ne düşünüyorsun benim için ?
erkek : anne baba akraba mı senin ?

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : görmüyom , gözlerimi kapattım!

Kız : bak kimseye cam açmam aslında
erkek : benim suçum neydi ?

Kız : nasılım ?
erkek : Sana tel numaramı vermedim değil mi ?
Kız : hayır vermedin , neden ?
erkek : iyi !

Kız : iyi görünüyor muyum ?
erkek : aaa maymun mu besliyon ? bu arada sen nerdesin camerada görünmüyon
Kız : hayvan !

erkek : tamam kamera açılıyor.
Kız : aaa kamerayı neden kapattın ? aaa çevirimdışı olmuş !

Kız : evet nasılım ?
erkek : valla senin görüntüyü kaydedip forumda yayınlamak için camını açtırmıştım ama senin bu görüntüyü yayınlamaya kalksam kesin banlarlar beni

Erkek versiyonunu çok aradım ama bi türlü bulamadım. Kusura bakmasın artık bayanlar maksat gülmek…Olmadı onududa hep beraber yaparız…Ki zaten kamerayı açan bi kızda nası görünüyorum diye sormaz.Eğer güzelse erkek direk atlar çirkinse ölesine muhabbet olur işte..
——————————————————————————————
Abi Kiz Kardeş Konuşmaları
- aabiii, burda cips vardı nooldu..?
- yedim.
- e burda kurabiyeler vardı..?
- onlarıda yedim.
- yaa kolayı nereye koyduun?
- içtim.
- boşanda semerini yebe yuh! burda yarım bi çukulata var yiyorum ona göre
- yiyemezsinkiii yaladım ben onu

- abi çay bardakları nerdee…?
- ulan bide evin kızı olucaksın, hayret bişey yaa!!!
- ya söylesenee..
- tuvalete bak rezarvuarı içindeydi enson
- e hani yok burdaa..

- abi ojemi gördünmüü..
- ben sürüyorum şindi bidakka. kurusun rütuş yapıp vericem manyakmısın kızım sen ne biliym ben senin ojeni…!

- ya abii fırın nasıl açılıyodu???
- açıl susam açıl diyosun açılıyo.

- saçımı kestirdim baak nasıl olmuş
- g.t üme benzemişsin.
- yaa anne g.t üme benzemişsin diyoo
- öyle mi dedim pardon g.t üme hakaret etmişim..
- ya annneeee!

- baak kaşlarımı aldırdım nasıl olmuuş
- yuh alna baak atatürk hava limanı gibi
- böhüüüü

- ciyaaak örümceekkkk anneciimm!
- spidermanın posterini odana asarsın ama.

- abi saç kurutma makinesini gördünmüüüü
- valla tost makinesiyle sevişiyodu enson.
- bikerede doğru cevap ver bee
- tamam be yedim.
- bak buna inanırım işte.

- kimdi o ?
- kim kimdi?
- arayan
- ne zaman?
- demin telefonda konustugun kimdi diyorum lafi dolastirma
- osman
- hmm. osman senin 1.90′a 90 bi abin oldugunu bilio mu?
- ee bilmese de olur bence
- hmm.

- biricik kardesim benim dunyanin en guzel kizkardesi cinimm..
- param yok, su getiremem, bakkala gidemem ders calisiom
- allah cezani vermesin ben istemesem seni yapmiyolardi ama

- kalk yemek isit bana hadi kos kos kos firla
- ya bi gun de kendin yap bi isini ya, allahim neydi gunahim
- ne? yarin gece cikmak istemio musun?
- dolma mi tavuk pilav mi?

- kız git bana hede hodo al getir bakkaldan
- getirmem
- getir lan
- getirmem kendin al
- doverim
- dovemezsin
- doverim
- dovemezsin
- gidiklarim
- hangi bakkal demistin abi



13 Mart 2008 , Perşembe
Kategori (Hobi)

Bu nasi bi çiçek tarlası böyle ya ne kadar şekilli yapmış adamlar



13 Mart 2008 , Perşembe
Kategori (Aşk)



12 Mart 2008 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)

İLAYDA YÜCEL: Türkçe menşe / soy bakımından hangi dil ailesinin mensubudur?

CAHİT CAN: Dünya dilleri menşeleri bakımından; Sami dilleri, Hint-Avrupa dilleri ve Ural-Altay dilleri olmak üzere üç gruba ayrılır. Türkçe Ural-Altay dilleri ailesinin Altay kolundandır.

İLAYDA YÜCEL: Türkçe’nin tarihi geçmişi hakkında bilgi verir misiniz? Türkçe, dünyanın en eski dillerinden biri midir?

CAHİT CAN: Bütün dillerin olduğu gibi Türkçe’nin de yazı dili olmadan evvelki dönemleri ile ilgili olarak maalesef sağlıklı bilgilere sahip değiliz. Türkçe’nin bilinmeyen bu dönemlerine “İlk Türkçe”, “Ana Türkçe”, ve “Eski Türkçe (?/2.yy.)” devreleri denilir. Dilimiz, 8. asıda yazı dili haline gelmiştir ve bu asırda başlayan dereye ise “Orta Türkçe Devresi (2.yy/13.yy) denilir. Dilimizin, 8. asırdan sonrasını kesintisiz olarak takip edebilmekteyiz.

Evet, Türkçe dünyanın en eski beş dilinden biridir. Dünyanın en eski beş dili; Çince, Hintçe, Türkçe, Arapça ve Farsça’dır

İLAYDA YÜCEL: Zengin ve yoksul dil var mıdır? Dilin zenginliğinin ölçüsü nedir? Buna göre Türkçe zengin bir dil midir?

CAHİT CAN: Evet, bazı diller zengin, bazıları ise fakirdir. Ya da bir dil zengin dilken fakir, fakirken zamanla zengin dil olabilir. Dillerin zenginliği meramı ifade etmedeki kudretleri ile doğru orantılıdır. Dilin ifade kudreti ise, tabiî ki dilin kelime zenginliği ve sonra da o dilin kendine has dil kaideleri ile ilgilidir. Ayrıca bir dilin zenginliği o dildeki eş anlamlı ve yakın anlamlı kelimelerin sayısı ile de ifade edilebilir.

Türkçe, bir zamanlar dünyanın en zengin dillerinden biri iken, bugün maalesef bu özelliğini kaybetmek üzeredir. Bir zamanlar başta Balkan dilleri olmak üzere birçok dünya dillerine çok sayıda kelime vermişken, bugün kelime vermek bir tarafa, diğer dillerden çok sayıda kelime almıştır ve almaya da devam etmektedir. Diğer dillerden kelime almak ise o dilin fakirliğine delalet eder.

Bugün dünya insanlığının ortak kültür dili olan İngilizce’nin sözlüğünde 400.000 kelime varken, 19. asrın büyük dil alimi Şemsettin Sami’nin “Kâmus-u Türkî” isimli sözlüğünde 1.000.000 kelime vardı. Bu örnek Türkçe’nin bir zamanlar ne kadar zengin bir dil olduğunu anlatmaya yeter galiba. Bugünkü Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise 40.000 kelime vardır. nerden, nereye! Bu örnek de dilimizin bir buçuk asırda ne kadar fakirleştiğini gösteriyor.

İLAYDA YÜCEL: İfademizde yabancı kelimeleri kullanmamızın sebebi dilimizin yeterince zengin olmaması mıdır?

CAHİT CAN: Yabancı dillerden kelime almamızın sebebi dilimizin fakir olması değildir. Yalnız bu tutumdan vazgeçilmediği takdirde dilimizin zamanla fakirleşeceğini söyleyebilirim. Cemiyet hayatımıza başka milletlerin hayatından yeni bir kavram girmişse; o kavramı anlatmak için yabancı kelime kullanma yerine; yazarlar, şairler ya da dilciler o kavram için dil kaidelerine uygun olarak üretilmiş birkaç Türkçe kelime teklif etmeli, halk bunlardan istediğini alıp kullanmalıdır. Oysa biz böyle yapmak yerine, ya yabancı kelimeleri tercih ediyoruz ya da dil zevki hiçe sayılarak üretilmiş değil adeta uydurulmuş kelimeler tercih ediyoruz.

Dilimizin fakirleşmesinin bir diğer sebebi ise şudur: Aralarında yakın ilgi bulunan kavramları ifade eden farklı kelimeler vardır. Bu farklı kavramları karşılayan kelimelerin yerine göre birini kullanmak yerine hepsi için sadece birini kullanmak. Mesela; ağrı, sızı, sancı farklı durumları anlatan kelimelerdir. Tutup hepsi için bunlardan birini kullanmak yanlış olur. Yeşilin ya da mavinin onlarca tonu ve her tonun da bir ismi vardır, ama biz bugün hepsine “mavi” ya da “yeşil” diyoruz. “Takip etmek”, “seyretmek” ve “izlemek” arasında anlam farklılığı olduğu halde, biz bugün polisin hırsızın arkasından gitmesi için de “izlemek” fiilini kullanıyoruz, tribünde oturup futbol oynayanlara bakmak için de, televizyona bakmak için de aynı fiili kullanıyoruz. Böylece kullanmadığımız, kelime dağarcığımızda eksilttiğimiz kelime sayısı kadar dilimiz fakirleşmiş oluyor. 

İLAYDA YÜCEL: Türkçe’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Türkçe, sizce yarınlarda kaybolan dillerden biri mi olacak, yoksa zenginleşerek yaşamaya devam mı edecek?

CAHİT CAN: Aslında dil hususundaki gelişmeler maalesef hiç de olumlu değil. Türkçe gibi asil, narin, latif ve kudretli bir dile sahip olmamıza rağmen sahip olduğumuz bu kıymetin kadrini takdir edemiyoruz. Bu sebeple dilimiz her geçen gün kan kaybediyor. Dili geliştiren ve zenginleştiren şairler ve yazarlardır. Bunun en güzel örneklerinden biri geçen asrın büyük şairi olan Yahya Kemâl’dir. Onu büyük yapan dile olan hizmetidir. Çünkü o, 11.500 kelime ile yazmış. Oysa bugünün nesli 2.500 kelimeyle yazan Orhan Pamuk’u ve onun gibi olanları büyük yazar kabul ediyor. Değer yargılarımız bu kadar değişirken böyle bir ortamda dilin zenginleşmesi mümkün mü? Yine de bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, gelecekten ümitli olmak mecburiyetindeyiz. Çünkü dilimiz, bizi biz yapan değerimizdir. Dilimiz Türkçe olduğu için biz de Türk’üz. Türk olmamızı Türkçe’mize borçlu olduğumuz gibi, Türk olarak kalabilmemiz için de Türkçe’mize sahip çıkmalıyız. İnanıyorum ki, genç nesil dilimize sahip çıkacak ve dilimiz tarihteki itibarını yeniden kazanacaktır.

İLAYDA YÜCEL: İlk ve orta öğretimde yabancı dil derslerinin okutulması Türkçe’nin gelişmesini engeller mi?

CAHİT CAN: Önce, Türk çocuklarına ana dil şuurunu, Türkçe sevgisini aşılamalıyız. Bunu yaptığımız takdirde ilk ve orta öğretimde yabancı dil derslerinin okutulmasının ana dile bir zararı olacağını sanmıyorum. Kaldı ki her Türk insanının Türkçe’nin yanında birkaç yabancı dil bilmesi de gerekir. Eğer çocuklarımıza ana dil sevgisini kazandıramazsak, o zaman çocuklarımızda okuduğu yabancı dile karşı bir hayranlık duygusu uyanır ve bu duygu çocuğu ana dilden hem soğutur, hem de uzaklaştırır. İşte bu durumda yabancı dil öğrenmek Türkçe’ye zarar verecek duruma gelir.

İLAYDA YÜCEL: Son olarak ilave etmek istediğiniz bir şey var mı?

CAHİT CAN: Son olarak diyorum ki; mazi-hal-ati arasında köprü vazifesi gören, nesillerin birbirleriyle kucaklaşmasını ve aynı neslin mensuplarının birbirlerine kenetlenmesini sağlayan, millî gücü meydana getiren, Türk milletinin millî hüviyeti olan güzel ve asil Türkçe’mize hizmet, millî bir ibadettir.
————————————————————————————————————————

MÜLAKAT KONUSU : DİLİMİZ TÜRKÇE

MÜLÂKAT YAPILAN : Cahit CAN (Sabancı İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni)

MÜLÂKAT YAPAN     : İlayda YÜCEL (Sabancı İlköğretim Okulu, 6/C sınıfı öğrencisi)
————————————————————————————————————————-
Hoşuma gitti paylaşmak istedim



12 Mart 2008 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)

Dilimiz için bunca şey söylendi. Ama dillerin musikisinden pek bahsedilmedi. Türk müziği gibi, Türk dilinin de müzikal gelişiminde, Türklerin tarih boyunca vatan edindikleri coğrafyaların büyük etkili olmuştur.

Türkçe, birçok başka diller gibi, sadece tek bir vatanda değil, tarih boyunca, nice bağımsız ve muhteşem devletler kurduğu, çeşitli vatanlarda işlenmiş bir dildir. Bugün “Türkiye Türkçesi” dediğimiz güzel dilimizin geçmişinde, 900 yılı aşkın süredir vatan edindiğimiz Anadolu ile Balkanların büyük etkisi olmuştur. Türk milleti gibi Türk dili de, tarihinin son 9 asrında, 3 kıta üzerinde adeta “lisani bir imparatorluk” kurmuştur. Öyle ki, Orta Avrupa’dan başlayarak, Kuzey Afrika ülkeleri ile hemen tüm Asya’yı içine alan bölgede, sadece Türkçe konuşarak hayatınızı sürdürebilirsiniz. Bu bakımdan milletimiz, hüküm sürdüğü toprakların neresinde güzel bir ses bulmuşsa, onu kendi diline almakta büyük bir yetenek göstermiştir. Bu yüzden, Türklerle birlikte aynı vatanı paylaşan her millet, Türkçe’de biraz kendini bulmaktadır.

Evet, Türkçe bir imparatorluk dilidir. Her dil, bırakın imparatorluk dili olmayı, bir devlet dili bile olamaz. İmparatorluk dilleri, o milletlerin hâkim oldukları topraklardan adeta vergi almaları, mahsûl almaları gibi, kendilerinden önce o topraklarda yaşayan dillerden kelimeler ve sesler alırlar. Bu alışın belli bir ölçüsü ise yoktur. İnsanlar için, dünyanın dört bucağında kendi dillerinin konuşulduğunu duymanın, kendi bayraklarının dalgalandığını görmenin hazzı ve gururu, başka hiçbir şeye değişilmeyecek kadar güzeldir. İmparatorluk dilleri, diğer dillerden aldıkları ses ve kelimeleri kendi dillerinin ses yapısına ve gramerine, estetiğine ve fonetiğine göre millileştirirler, tamamen kendi kelimeleri, kendi sesleri haline getirirler. Bunlar, adeta fethedilmiş topraklar gibi, fethedilmiş kelimeler ve seslerdir. Ancak yeryüzünde, imparatorluk dili olabilmiş fazla dil yoktur; başlıcaları Latince, Arapça, İngilizce ve Türkçe’dir.

Osmanlı İmparatorluğu zamanda, Türkçe’ye Arapça ve Farsça kelimelerin fazlaca girmesinden dolayı, Osmanlıca dediğimiz bir dil ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, milletimizin asırlardır kullanmakta olduğu bazı kelimeleri, “Türkçe değildir” diye dilimizden atmaya kalkamayız. Nitekim, gerek insanlarımızın günlük konuşmalarında yaygın olarak kullanılmaları ve gerekse edebiyatımızda tamamen Türkçe’nin teknik ve estetik özelliklerine göre kullanılmalarından dolayı, bu kelimeleri “Türkçeleşmiş” olarak kabul etmemiz ve kullanmaya devam etmemiz çok daha doğru bir tercih olur. Şunu unutmamalıyız ki; hiçbir kelime dilimize geldiği dildeki yazılış ve telaffuzu ile Türkçe’ye girmemiştir. Hatta pek çok kelime, Türkçe’ye aktarılırken, eski anlamından çok daha farklı anlamlarda kullanılabilmektedir.

Bunlara birkaç örnek verecek olursak; Arapça’da “Ellah” telaffuzu ile söylenen kelimeyi, biz “Allah” telaffuzu ile almışız. Yine Arapça’daki “manâra”yı biz “minare”, Acem’in “gul”une biz “gül” güzelliğini verdiğimiz gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

Selânik fethedildiğinde Salanikos olan ismini beğenmemiş, Selânik demişiz. Selânik kelimesini Türk’ten daha güzel söyleyen yoktur. Selânik gibi kelimelerde geçen “lâ” sesini başkaları “la” veya “laâ” der, fakat “lâ” diyeni yoktur. Lâle, ceylân ve şelâle gibi kelimelerdeki seslerin güzelliğini, bu Türk “lâ”sında buluruz.

Kelimeleri hor görmek, hele hele şu veya bu politik veya ideolojik sebeple, onları “dilden atılabilir” görmek, dilin anlatım ve anlam zenginliğini kısırlaştırmaktan başka sonuç vermez. Çünkü milletlerin olduğu gibi kelimelerin de tarihi bir seyirleri vardır.

Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle konuşmuş, onlarla düşünmüş, birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle sevmiş; bu kelimeleri tamamıyla milli bir sanatla işleyip güzelleştirmiş ve kendi milli musikisiyle seslendirmiş ise, sonraki nesiller artık o kelimelere düşman kesilmemelidirler.

Madem ki bu tarihin çocuğuyuz; eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü devamıyız! Atalarımızın bize miras bıraktığı her güzel şeyi seveceğiz!..

Bu dili seveceğiz, hem de her haliyle seveceğiz, koruyacağız!..

Atalarımızın bize bıraktığı iki güzel miras var: Türkiye ve Türkçe…

Bu ikisini olur olmaz kaprislerle, kimsenin yıpratmasına izin veremeyiz!..

 

 

—Nihad Sami Banarlı-Türkçenin Sırları adlı kitabından



11 Mart 2008 , Salı
Kategori (Aşk)
Seni Seviyorum,adım gibi,yüreğim gibi,
tarihim gibi, İsmini,isimsiz duvarlara yazıyorum.
Kimsenin bilmediği şarkılarda ağlıyorum,
Tarih yazıyorum al yazmalım tarih.
Sen dağdaki kartalı sevdin,
Sana güvercin olduğumu nasıl söylerdim?
Sen büyüktün,Büyük şehrin insanıydın,
Sana büyük,kocaman sözler etmem gerekliydi,
Ama hiç birini edemedim.
Dedim ya;
Seni Seviyorum,
Seni sevmeme neden olan bir şey var,
Bir şey var bilmiyorum.
Öyle ağırım ki kendime;
Sen benden gittin gideli.
Tenim küs olmuş tenime;
Sen benden gittin gideli.
Sensizliğin bilmecesindeyim daha,
çözmeye çalışıyorum,
Sonbahar geliyor gözlerime,
bazen dökülüyorum.
Döküldükçe rahmet oluyorum,susayan sevdalara,
Bazen bir türkü söylüyorum taa derinden.
Aydınlanmaya çalışıyor içimdeki karanlık,
Ben aydınlandıkça,karanlıklardan soruyorum seni bazen. Ağlıyorum,ağladıkça Seni Çok Seviyorum,
Şimdi içindeki bütün sevgileri yüreğine at.
Çünkü hepsini
ama hepsini bir gün bana kusacaksın.
Öyle bıkmışım ki kendimden;
Kurudum düştüm dalımdan.
Sanki ruhum çıktı canımdan;
Sen benden gittin gideli.
Hani bir şiirim vardı ya sana yazdığım;
Ağlamanın zindan olduğu bir ülkede,
Sen prenses,bense prens olacaktım,
karanlığı yenecektik,
Mapuslar sadece ağlamayı zindan edecekti,
Yarınlar olmasa da;
kıracaktık umut sürgününü,ayrılık zincirini,
Hatırlarmısın?
Hasret kelebeği, Hatırlarmısın?
Gözleri mehtaba benzeyen zalim kadın,
Hatırlayamazsın…
Çünkü sen unutmaya sevdalısın,
bense sana sevdalıyım.
Ben şimdi,yorgun bir şair gibi,
Ben şimdi,yüreğini alın teriyle kazanan bir işçi bedeni gibi, Yorgun,argın,kimsesiz,sensiz,şerefsiz…
Ve seni seviyorum,
Seni sevmeme neden olan bir şey var,
Bilmiyorum…
Bir cefam vardı idi bin oldu;
Aktı gözüm yaşı sel oldu.
Yaz baharım döndü kış oldu;

Sen benden gittin gideli || grup çığlık ||
———————————————————————————————————————————–

          Ne zor ayrılıklar yaşıyor insan, ne zor vedalara katlanıyor, ne hasretler çekiyor,nelere katlanıyor. Canım dediğin birgün çekip gidiyor.Canan olduğun ama yetmiyormuş demek ki bazı şeyler gidiyor.Nefret ediyorum böylelerinden canım deyip çekip gidenler arkasına bile bakmadan madem canım diyor neden kendi canını yakıyorsun.Neden yalan  konuşuyorsun. Herşey ne kadar basit bazen seni seviyorum sonra çek git. Peki ya ardında bıraktığın,ağlattığın…Belkide her şeyini sana bağlamıştı hayatını düzenini yaşamasını düşünüyor musun sen gittiğinde neler yaşayacağını. "ben kalpsizim anlamam mi" diyorsun yazık ki ne yazık. Ama Allah bu dünyanın işini öteki tarafa bırakmazmış.Çekip gitmekle neyden kurtulden neden kaçtın yada ne zevk aldın.
 Bir gün olur yanarsın ya ben göremem belki anlarsın. Arkanı dönüp gittiğinde bir kişinin hayatında nelerin değiştiğini.
        Saçların eskisi gibi sık değil,gözlerim eskisi gibi parlamiyor,soğuktan kendi elimi sıkıyorum üşümemek için kendime sarılıyorum.Yoksun yokluğuna alışıyorum.Bir sigara yakıp çekiyorum dumanı içime yavaş yavaş ağır ağır çürüyorum ve yavaş yavaş yokluğuna alışıyorum…Zor oluyor biliyor musun saçlarının yerini bir şey almıyor. Bilmiyorsunsa kim bilir kim okşucak saçlarını kimleri kandıracaksın.Kimlere bana yaptığını yapacaksın…
            Hayat neden böyle bilmiyorum seversin sevilirsin birisi cikar gider kalirsin sevmeye devam edersin kızarsın kendine sonra ona dilinden bir kaç küfür bir kaç sevgi sözü gözünden yaş dökülür damla damla.Anlam veremezsin herşey iyiyken çekip gitmesine göz yumarsın gider.

Acaba böyle vefasızlar olmasaydı.Aşkta herşey iyi gitseydi büyük şairler nasıl aşk şiiri yazacaktı.Sonra kim okuyp duygulanacaktı.Kim söyleceykti içtenlikle duygusal şarkıları. Aslında düşünüyorumda varlığın bi dert yokluğun bi dert aynen o misal….



10 Mart 2008 , Pazartesi
Kategori (Siyaset)

Bugüne kadar gelmiş 2.dünya savaşının izlerine bugün bile rastlıyoruz her yerde.İnsanlar tarafından kabul edilmiş bir şey var hitler  insanları katletmiş yahudi soykırımı yapmıştır diye. Bütün filmlerde hitleri kötü gösterirler.Onlar kötüdür diye. EeEeEeE insan 3 günde avrupayı fetih ediyorsa adamların iyi diyecek halleri yok tabi. Hadi onu geçtim hitler şu kadar insan öldürdü bunu yaptı şunu yaptı.Bence en büyük soykırımı Abd yaptı hem japonlara hem almanlara.Sadece almanyanın doğu cephesi askerlerini öldürmek için 72 yangın bombardımanına tuttu yerde 150 bin çocuk toplamda 600bin sivilin ölmesine yol açmıştır. Peki ya japonyaya atılan iki atom bombasında kaç kişi öldü yada kaç milyon kişi o atom bombasından etkilendi.peki ya japonlar iwo jima adasını ele geçirmek için kaç gün bombardıma tutmuş 32 gün kaç bin kişi öldü.Sağ kalan 20 bin kişi de sığınaklarda kaldıkları için sağ kaldılar gelen abd askerlerine karşı koyunca onlarıda öldürdürler.Ne garip acaba kim yapmış insanları kim katletmiş??? bunlarıda geçtik.Japonyaya atom bombası atıyor gerekçe olarakta "sizlahlarınızı teslim edin dedik ama onlar etmedi diyor"soruyorum size kim savaş anında savaşmadan ülkesini bir başka ülkenin ellerine bırakır. Hadi diyelim bunlar bizi ilgilendirmiyor. Yunanların izmirde kaç kişinin ırzına geçir kaç kişi öldürdürler.Fransızlar antepte kaç kişiyi öldürdüler.Peki ya ingiltere istanbulda ülkesini kurtarmak için savaşan geçleri kim dizdi acaba kurşuna.Doğuda ermenirler ve ruslar kaç türkü öldürdüler…Çanakkalede kaç şehidimiz var kime karşı verildi bunlar.

Birde tutmuşlar Türkiyede insan yaşamı zordur kötüdür.Türkler onu yaptı bunu yaptı.Hiç kendilerine bakmıyorlar. Yazık dünyanın haline.Abd ıraka girdiğinde kaç bin türkmen göç etmek zorunda kaldı ve kaç bini öldürüldü. Karadeniz hala daha çernobilin etkilerini taşıyor. Yazık bu dünyanın gidişatına yazık.Allah sonumuzu hayır etsin.



Sayfalar : [1] 2