Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aralık, 2007 Arşivi

25 Aralık 2007 , Salı
Kategori (Aşk)

Aşk neydi acaba.Herkesi böyle derinden etkileyen kimini öldüren dünyadan koparan. sadece birini sevmek mi birileri ile birşeyleri paylaşmakmı ne ki ? Aşık olursun dünyanın en mutlu insanisindir. Aşk biter[ ki inşallah kimsenin bitmez mutlu olur. ] hayattan vaz geçmiş naptiğini bilmeyen bizim buranın deyimiyle sarsuk sarsuk dolaşır.

Belkide gizemli olduğu için bu kadar bağlanıyorduk aşka.Gizemliydi hakkında pek çok şey söylenmiş ama kayda değer bir şey yok. İki kişinin karşılıklı yakınlaşması veya tek taraflı yakınlaşması. Gizemliydi bence hemde çok gizemli.

Ne yaparsan ne edersen bir gün hayatta karşına çıkıyormuş.. Biri aşkından vazgeçerse ötekini nefret yada daha bir sıkı bağlanıyor ama bu nefret ve sıkılar bir biri ardına oluyor. Bi yazar söylemişti aşk bitki isimleriyle başlar hayvan isimleriyle biter diye. :) hakkatten ya kadın doğru söylüyormuş. gülüm çiçeğim arada bir arım da diyoruz ama arıları hayvandan saymıyoruz. volkan konak zizil parmaklim :) demesi gibi bazi hayvanlar hayvanlıktan saymamak gerekiyor. Fıkra gibi yani ?
Adamın biri lokanta yemek yerken kızın biri yanından geçerken adama çarpmış adamda aniden hayvan demiş kıza geçmiş gitmiş. Sonradan dokunmuş adama kızın yanına gitmiş ben sana hayvan dediysem ceylanı var demişde durmuş. 
                               Bence aşk olduğu gibi saf kalırsa ne üzülen ne üzen ne bitki ne hayvan isimleri olur



23 Aralık 2007 , Pazar
Kategori (Hobi)

• Pazartesi - Getzuyou bi
• Salı - Kayou bi
• Çarşamba - Suiyou bi
• Perşembe - Mokuyou bi
• Cuma - Kin’you bi
• Cumartesi - Doyou bi
• Pazar - Nichiyou bi
—————————————————————————-
• sıfır - zero
• bir - ichi
• iki - ni
• üç - san
• dört - yon
• beş - go
• altı - roku
• yedi - nana
• sekiz - hachi
• dokuz - kyuu
• on - juu
• on bir - juu ichi
• on iki - juu ni
• on üç - juu san
• on dört - juu yon
• on beş - juu go
• on altı - juu roku
• on yedi - juu nana
• on sekiz - juu hachi
• on dokuz - juu kyu
• yirmi - ni juu
• yirmi bir - ni juu ichi
• otuz - san juu
• kırk - yon juu
• elli - go juu
• altmış - roku juu
• yetmiş - nana juu
• seksen - hachi juu
• doksan - kyuu juu
• yüz - hyaku
• bin - sen
• bir milyon - hyaku man



22 Aralık 2007 , Cumartesi
Kategori (Sinema-TV)


Ritsuko’nun ansızın ortadan kaybolmasıyla Aki, nişanlısının çocukluğunun geçtiği kasabaya gider. Genç adam kasabaya vardığında on yedi sene önce okulun en güzel kızlarından Sakutaro yaşadığAki ve Sakutaro”nun ilişkilerinde birbirleri için kaydettikleri kasetler çok önemli yer tutmaktadır. Henüz 16 yaşında olan iki gencin arasındaki romantik ilişki Sakutaro”nun hastalanıp ölmesiyle son bulmuştur.Yıllar önce kaybettiği sevgilisini anan Aki, o zamanlar farkında olmadığı bir şekilde Ritsuko”nun da hikayeye dahil olduğunu öğrenir. Ritsuko şehirden ayrılmaya karar vermiştir ve en az genç adamın duyguları kadar güçlü bir tayfun şehri vurmak üzeredir.Geçmişteki aşkını gözden geçiren Aki, şimdiki aşkını kaybetmemek için elinden geleni yapmaya kararlıdır…

Yönetmen : Isao Yukisada Yapım : 2004, Japonya Tür : Duygusal Süre : 138 dk

Oyuncular
Takao Osawa, Kou Shibasaki

Ben Hayatımda böyle bir film seyretmedim. Bu kadar duygusal bukadar güzel ya olamaz böyle bir film. Titanik bile bu kadar güzel olamaz. Bir güzelliği daha var aile ile birlikte seyrede bilirsiniz. Açık sacık bir sahnesi yok.Bu Japon dostlarim bu aşk işini beceriyorlar:)



22 Aralık 2007 , Cumartesi
Kategori (Kitap)


Aşk ve Gurur, İngiliz edebiyatında romantizmin sono erip reailzmin başladığı bir dönemin habercisi olarak kabul edilmektedir. Romanda, oldukça sınırlanırılmış bir çevrede İngiliz aristokrasisinden ve alt tabakadan insan ilişkileri ince bir mizahla bir aşk öyküsünün fonunda sunulmaktadır. Yayımlandığı dönemde büyük bir ilgiyle karşılanan bu romanın İngiliz edebiyatında önemli bir yeri bulunmaktadır.

Aşk ve Gurur: Aşk ve Önyargı
JANE AUSTEN çeviri ALİ ATEŞOĞLU
Çok güzel bir kitap okurken insan öteki sayfayıda merak ediyor. Tabi duygularini aldirmiş insanlar ne düşünür orasını bilemem. Hemde kütüphanenizde olması gereken bir kitap



22 Aralık 2007 , Cumartesi
Kategori (Kitap)


Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir…gider gelirdi.. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi…
Cengiz AYTMATOV  dan çok güzel bir roman.300 küsür sayfalık bir kitap sadece bir günü anlatıyor.Anlatım tarzıda inaninki öyle kitap nasıl bitti anlamıyorsunuz çok akıcı bir kitap



20 Aralık 2007 , Perşembe
Kategori (Mizah)

Sauna’ya giden bir grup genc erkek, soguk havuzda dinlenirlerken bir cep telefonu calar. Bir adam telefonu acar. Ortam cok gurultuludur; telefonun obur ucundaki kadin sesini zorlukla duyar.
- Sevgilim. Meltem’le disardayim. Biraz once cok guzel bir kurk gordum. 400 milyon liracik. Senin kredi kartindan alabilir miyim? N’oooolur, alabilir miyiiiiimmmm?
- Tabi canim. Al.
- Ah sevgilimmmm! Cok sekersin. Biseycik daha var ama kizmayacaksin, degil mi?
- Hayir, kizmam…
- Buraya gelmeden once Akmerkez’deydik. De Beers’de bir tane tek tas pirlanta yuzuk gordum. Cok guzeldi sevgilim. Butun arkadaslarimda var. Senin kredili kart hesabindan alabilir miyim? 650 milyon liracik. Gelecek ay ikramiye alacaksin. O zaman odersin. N’ooooluuurrrr. Alabilirmiyim?"
- Peki, al canim.
- Sevgilim benim. Bi tanem. Cok sekersin. Bu aksam sana harika bir gece yasatacagim. Caniiiim, bi sey daha var. Ama kizarsin diye korkuyorum…
- Kizmam, soyle bakiyim.
- Son kazadan sonra arabamdan iyice sogudum. Galeride bi tane Peugeot 206 gordum sevgilim. Cok guzeldiiii… 9 milyara birakacak. Senin adina bankadan bi kredi actirsak diyorum sevgilim. Nuran’in kardesi bankada sube muduru… Kefil-belge-imza falan istemiyor, sen tamam dersen hemen yapicak islemleri. N’ooolurrrr sevgilim, seni cok seviyorum….
- Peki, peki. Tamam. Olur. Al bakalim.
- Tatli sevgilim benim. Canim sevgilim. Seni coook seviyorum. Hadi by, aksama gorusuruz.
Genc adam telefonu kapatir ve arkadaslarina sorar:
- Bu telefon kimindi yahu?…

——————————————

o kadar şeyden sonra ancak rahmetlinin telefonu olur zavalı adam. kesin yaşlı bişiydi genç bi kizla evlendi. öle yada böle



20 Aralık 2007 , Perşembe
Kategori (Aşk)

Hep böyle kalır sürüp gider hayat

Sen yoktun aslında hayatımda,sadece aklıma geldiğin zaman üzüyordun beni. Yaşamıyordun hiç bir yerde dünyada kopup gitmiştin. Sevmiştik oysa birbirimizi ne çok ölürken bizi birlikte gömün derdik ne o sözler kaldı nede ölümsüz sevgimiz. Meğer hepsi yalanmış ölüm dediğin silip geçermiş herşeyi. Yaşamak da neymiş nefes almak mı ? sevmek ? Nefes almadan ne kadar yaşarız ki  bir dakka 2dakka olmadi 5 dakka sonra beyin uğuşur hücre ölümleri başlar bütün güzel günler geçer gözünün önünden hataların. Yavaş yavaş ölürsün boğulurken her şeyini hatırlayarak en çokta o öldürür ya insanı kaçtığın her şey bir an için gözünün önüne gelir. Sevmeden ne kadar yaşaya biliyoruz. Bilmiyorum yaşar herhalde insan belki yaşayan ölü derler ama 3 yıl 5 yıl sonra hayata dönüyor insan belki unutmuyor ama umursamaması gerekiyor. Ne kadar ölümsüz olsada sevgiler asıl ölümsüz olan ölümmüş. 
Hayat yani nefes almak buymuş aslında. Acısını tatlısını yaşamak  bir iki dakika nefessiz kalmak yaşamın değerini anlamak.Doğarsın kulağına ezanın okunur ölürsün cenazende namazın kılınır. Her şeyden kaçabiliyor yani insan baksana aşk acı bile vermiyor artık bir sigara yakıp bitiriyoruz acılar belki öyle sanıyoruz ha birde göz yaşımız akar arasıra insalık hali ağlarsında gülersinde seversinde unutmazsın ama umurunda olmaz. Sevdim mi sevmedinmi? Aklın başından gider birgün bir güzele vurulup. Belkide vurulmadan selan verilip namazın kılınır. Bakalım ne olur halin dokuz tahta altında…

Ne ölümsüz sevgi gördüm nede uğruna ölen sevgili gördüm. nede buluşmasına 5 dakika erken yada geç gelen birini gördüm. Ölüm güzeldi aslında hiç aksatmaz zamanında alır seni sen hatırlamazsin o verdiğin sözü. Unutup gidersin ama o seni hep hatırlar. Ölünceye dek akıllarda kalir en büyük sevgiler ama ölünde unutulup gider.



19 Aralık 2007 , Çarşamba
Kategori (Aşk)

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu…
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."

"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."

Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana’da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’ın dört satırını okurken..
"Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar…
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu’nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."
Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun…"
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?
Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!…{Hıncal ULUÇ} 

Ben vay be sonuçta aşk bu isterse adolf hitler olsun aşk sonuçta

BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

(1937)Necip Fazıl KISAKÜREK



17 Aralık 2007 , Pazartesi
Kategori (Müzik)

1975 yılında Ankara’da doğdu. İlk öğrenimini Ankara’da, orta ve lise öğrenimini babasının görevi nedeniyle Muğla ve Adapazarı’nda tamamladı.

Müziğe olan ilgisi ve yeteneği küçük yaşlarda fark edilen Funda Arar, ilkokul 3. sınıftan itibaren mandolin ve solfej dersleri almaya başladı.1992 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı sınavını ilk 5’in içine girerek kazandı. Okulu bitirdikten sonra iki yıl boyunca müzik öğretmenliği ve sahne çalışması yaptı.

2000 yılı Mart ayında sessiz sakin görünümlü hüzünlü gencecik bir kız üzerinde siyah bir manto güvercinler arasında “ sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında / yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum / yolumun karanlığa karışan noktasında / sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum” diye haykırıyordu. Necip Fazıl Kısakürek’in şiiri “Kaldırımlar” şarkı olmuş ve Türkiye Funda Arar’ı bu şarkıyla tanımıştı. Güçlü sesi usta yorumuyla dikkatleri çekmişti .

Bu hüzünlü şarkının ardından Funda Arar “Aysel” le bizi 1950’li yıllara götürdü. O yılların atmosferinde ustaca Tango yapıyordu. Ardından “Sonu Yok Bu Aşkın” ile Funda Arar bu kez bir kumsalda yalnızlığı ve hüznü anlattı. 2001 yılının Şubat ayında ise Kıraç ile birlikte yaptığı düet albüm ile karşımıza çıktı. İlk kliplenen şarkı “Sevgiliye” oldu bu albümde. “Sevgiliye albümünün bir başka özelliği ise Funda Arar’ın bestecilik yönünü ortaya koyan ilk çalışma olmasıydı. Sözleri ve Müziği Funda Arar’a ait “Seni Düşünürüm” ün klibinin yayına girmesiyle birlikte çok daha geniş kitleler onu tanıdı ve sevdi.

Funda Arar ın 2002 Mart’ında ikinci solo albümü Alagül’ü müzik severlerin beğenisine sundu. Bu albümünden ‘’Alagül’’ ‘’Seninim’’ ‘’Belki Bir Gün’ ‘’Arapsaçı ‘’ ve "Affet" şarkılarına klip çekildi.

Bu albüm ile birlikte 2002 ve 2003 yılında Üniversitelerin Bahar şenlikleri, festivaller ve bayi toplantıları içeren yoğun bir konser dizisi gerçekleştirdi.

Magazin Gazetecileri Derneği’nden 2002 yılında Kıraç ile birlikte yaptığı Sevgiliye albümü dolayısıyla en iyi çıkış yapan sanatçı ödülü aldı.

2003 yılının ekim ayında üçüncü solo “Sevda Yanığı” albümü ile dinleyenlerine ulaştı. Bu albümüyle hayran kitlesini çoğaltan sanatçı, müzik dünyasında kalıcı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu albümü ile Hürriyet gazetesi 31. Altın Kelebek yarışmasında en iyi çıkışı yapan sanatçı ödülünü aldı.

DİSKOGRAFİ
ALBÜMLER
“Sevgilerde “ – 2000
“Sevgiliye” -  2001 Kıraç ile Düet albüm
“Alagül” -  2002
“Sevda Yanığı” - 2003
"Son Dans"-2006

Fundaciğim



17 Aralık 2007 , Pazartesi
Kategori (Hobi)

Öğrenci olaylarının yaşandığı günler.

Polis, Diyarbakır’da bir öğrenci evini basmış, bir sürü kitap toplamış.

Öğrenciler bir köşede sinmiş oturuyor, ama öyle pek te tehlikeli bir şey yok bulunanlar arasında.

Çocukları asıl endişelendiren, arkalarındaki duvarda asılı Karl Marx resmi.

Bir ara polislerden biri sormuş:

 “Ula, bu kimin resmidir?”

“Hah” demiş çocuk içinden, “Şimdi yedik naneyi!”

 “Dedemin resmi abi”

Polis, sinirle dişlerini sıkmış, öğrencinin ensesine bir şaplak atmış:

 “Ula, utanmisan,Bele nur yüzlü, ak sakallı bir deden vardır,

kalkmışsan komonistlik yapisen!..”



Sayfalar : [1] 2 3 4