Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Kurbağa misali…bir hayat dersi

28 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori Kariyer 1
 
Günlerden bir gün kurbağa yarışı düzenlenmiş, hedef yüksek bir kulenin tepesiymiş…
Kalabalik onlari görmek ve alkişlamak için toplanmiş. Yarış başlamış.Aslinda kimse onlarin tepeye varacaklarina inanmiyormuş…
Ve şöyle konuşuyorlarmış aralarında ; « boşuna !!! nasil olsa başaramayacaklar…
»kurbağalar yavaş yavaş cesaretlerini kaybetmeye başlamişlar yalnız bir tanesi bütün gücüyle tırmanmaya devam ediyormuş… Ve insanlar konuşmaya devam ediyorlarmiş hakikaten yazık !!! nasil olsa tepeye varamayacaklar !…
»kurbağalar yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmışlar…bir tanesi hariç ! o, bütün koşullara rağmen devam ediyormuş……
Sonuçta, o bir tanesi hariç, hepsi yarışı terk etmişler… o ise kulenin tepesine tek başina çikabilmiş..Herkes şaşkinlik içinde bunu nasıl başardığını merak etmiş ! içlerinden bir tanesi ona yaklaşip bu yarişi nasil tamamladiğini sormuş…ve görmüş ki…….o sağirmiş !!!

…Siz siz olun negatif duygular taşıma alışkanlığı olan insanları dinlemeyin…

Çünkü onlar sizin yüreğinizde taşıdığınız en güzel umutları yok ederler !!!!

işittiğiniz veya okuduğunuz sözlerin ne denli tesirli olduklarini bilin… ve her zaman pozitif düşünün !!!

Sonuç :
yapamazsın diyenlere kulaklarınızı tıkayın!

 
 

MEVLANA’DAN ÖĞÜTLER

28 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori Edebiyat 0
Devamı için tıklayın »

Yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar

27 Mayıs 2008 Salı | Kategori Kadın 1

 

Ne güzel bir laf Tanrım.!
Düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
naif yönlerimizin keşfedilmesi,
cesaretsizliğimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında..
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni.? Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna
el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
korkaklığımı, sevgi isteğimi
en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem
bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
bir kus gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım
karsımdakine.

O da çözülecek belki….. Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak…..
İncinsek, yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu…..Denesek.
Risk alsak.
Yanılsak.
Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o on beş yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa….Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yasadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve şartları bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kirin o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkûm ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi

dsadas