Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Dünya'

SAVAŞ VE BARIŞ

9 Mart 2008 Pazar Yorum yok »

    Savaşmak hayatın doğası hatta ta kendisi bence. Peki bu barış dedikleri şey nedir yahu? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Herkesin dilindeki bu barış kelimesi neyi simgeliyor?

    Bana kalırsa herkes için farklı anlamlara sahip bu kelime. Kimileri için barış, kendisinin kaybettiği anlarda aldığı mola. Mola süresi bitince yani tekrar güç ve zeka kapasitesi arttığında savaşmaya devam ediyor.

Bir başkası içinse hayat savaşı verirken yanındaki arkadaşı, yoldaşı düşerse yerden kaldırmasıdır barış.

Bir grup insansa barışı rahat yaşamını devam ettirirken ona rahatsızlık verenleri engellemek için yapılan uğraşılar olarak tanımlıyor. Bir başka grupsa, ezildiği fikri ile ezmek için organize olma haline yani savaşmaya barış diyor ki bu çok enteresan gelir bana.

Hayatın eğer zıtlıklar üzerine kurulu olduğuna inanıyorsanız ve doğanın hiçbir zaman boşluk kabul etmediği ve hemen doldurduğunu kabul edip idrak etmişseniz, barış kelimesinin ifade ettiği hadiselerin her an değiştiğini ve her an yeni anlamlar aldığını görürsünüz.

Her gün savaşacak yeni bir neden ve bu nedeni tamir edecek yeni güçler, kişiler devreye girecektir. İşte hayat bunun üzerinde ilerliyor. Peki siz bu sahnenin hangi tarafındasınız hiç düşündünüz mü?

Bu toplum savaşmak konusunda bilgilendirildiği ölçüde, barış hali hakkında bir bilgi edinebiliyor mu? Yani ölmek-öldürmek, kazanmak-kaybetmek, almak-alamamak, yemek-yiyememek, sevmek-sevmemek… şeklinde binlerce zıtlığın içinde bu insanlar yapacakları seçimleri hangi ölçütlerle karara bağlamalılar şeklinde bir soru sorulsa ne cevap verebiliriz.

Bizler toplumumuz şu temel kurallara uyar diyebilir miyiz? Bir Türk kesinlikle şu işi yapmamalı diye bir kural koymamız bir şey değiştirmez. Bunu uygulayacak kaç Türk var ve arttırmak için ne yapabiliriz sorularını hiç düşünüyor muyuz?

Sadece dini öğretinin tek başına bir başarı yakalayamadığı günümüzce malumumuz: Ülkenin %98’i müslüman bir ülkede dinin emrettiği ahlak kuralların uygulanma oranı %2 dir. Bu durumun sonlandırılması için sabahta akşama vaaz versen ne değişecek.

Dinsel öğretinin başarıya ulaşabilmesi için o insanlar ilk başta bir barış hali görmüş ve bu durumun devamını istiyor olmalılar. Bu insanlar köy-kasaba hayatını şehre taşıyarak mutlu olamazlar ki zaten de olamıyorlar.

Selam komşu, ben geldim” deyip terlik çıkartarak girdiği evler yok artık. Yoğun göç dalgaları ile İstanbul kalesinin yıkılması uzun zaman aldı ve konu sonuca ulaştı yaklaşık 50 sene önce. Diğer medeniyet yataklarıda aynı sonla yavaş yavaş karşılaştılar.

Peki şimdi ne olacak? Bu insanlar savaştan fırsat bulup mutluluk anları ve barış zamanlarını nasıl geçirecekler, ne tip uğraşılarda bulunacaklar. Bu sorulara cevabımız var mı? Daha açık ifade ile sosyal hayat nasıl şekillenecek veye şekillenmesi nasıl olmalı bu konuda bir tartışma ortamı var mı?

Televizyonlardaki rezillikler bizim eğlenmeyi ve dinlenmeyi bilmediğimizi gösteriyor. Bu soğutması olmayan motor sahibi olmak gibi bir şey. Herkes birbirinden korkar halde çünkü toplum soğutulamıyor.

Aile içi ilişkiler, aileler arası ilişkiler oldukça bozulmuş durumda. İkili ilişki hiç kurulamadığı gibi, grup oluşumlarıda oldukça azalmış durumda. Bu yalnızlaşmış insanların yapacaklarını düşünmeye gerek yok bence.

Sadece New York‘u izlemek yeter. Bu nedenle bu konuların ciddi ciddi tartışılıp yeni soğutma mekanizmaları neler olmalı bunları düşünmeliyiz.

Eğlence parkları kurmalı, büyük nefes alınabilir ormanlık alanlar yaratmalı, havayı temiz tutmaya çalışmalı, hobi dernekleri kurulmalı, ailelerin gece eğlenebileceği yerler açılmalı. Bu yerler alkol alınan veya alınmayan diye ayrılmalı ve ücretler düşük olmalı. Bunun için şehirde özel alanlar oluşturulmalı.

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.