“Sevimsiz Ailesi”
Ne Didin?
Sevimsiz Ailesi, ‘olağan’ hayatlarının durağanlığında, yatay bir seyir izlerken, beyaz ekran karşısında da, benzer bir yataylığın seyircisi olurlar. Ailemizi can sıkıntısından kurtaran, kafalarını yormayan, üstelik hem içinde olabildikleri hem de dışında kalabildikleri bu meşgaleyi, kimileri ateşin keşfinden hemen sonra icad etmişlerdi. Baba Sevimsiz, Anne Sevimsiz, Kız ve Oğul Sevimsizler, bu durgun ‘olağan’lıklar içinde, vakitlerini, bu müthiş icad, kimi kendini beğenmişlerin, ‘Aptal Kutusu’ dedikleri, bu aracın karşısında geçirirler. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha onlardan daha zeki olan ‘Kimileri(?)’nin hazırladıkları programları keyifle ve aydınlanan boş zihinleriyle izlerler. Bu ‘Kimileri(?)’, onların ihtiyaçlarını, belki de beklentilerini (ya da arzularını mı, demeliydik? Yoksa özlemlerini mi?..) istatistiksel olarak ellerinde tutmaktadırlar. Yeni ürettikleri zekice terimlerle çerçevesini çizdikleri bu girişimde, sonuçlar doğrultusunda programlar hazırlamışlardır. Çünkü, sayılama güvenilir bir yöntemdir ve sayılar asla yalan söylemez! Çünkü, herkes anketörlere doğruyu söylemektedir! Çünkü, sayılama yöntemi, en doğru sonuçlarla ‘Halk’ın, yani C ve D grubu ‘mülksüzler takımı’ izleyicinin neyi seyredebileceğini ortaya koymaktadır. Aslında bunlar, ‘Kimileri(?)’ için yeterli ve geçerli nedenlerdir, hazırlayacakları ‘dandik’ programları, ‘er meydanı’na çıkarabilmek, mantıklı kılabilmek için… Kitleler, sadece istatistiksel olarak var’dırlar; ya da var olurlar! Yanlış bilincin mağduru bu kimseler, yani ‘Kimileri(?)’ bu motivasyonla birbirinin aynı programları, birbirinin peşi sıra ‘beyaz cam’a bulaştırırlar. İzlenme oranları, bu mide kaldıran programların ‘Halk’ tarafından nasıl yenilip yutulduğunun kanıtları olurlar. Reklam verenler mi dersiniz, yoksa bu ‘Kimileri(?)’ mi, pek mutlu olurlar. Beğenirler, hastası olurlar bu programların ve hele ki, bu programlarda bir ‘zeka’ sezmişlerse, kendilerini bu ‘baldırı çıplak güzelliğe’ kaptırmaktan geri durmazlar! “Yeni ufuklar çizerler hep birlikte, Halk önlerinde, kralıdır saçmalamakta!” Sevimsiz Ailesi ise, kaderin( ki öyle bir şey var ‘-mış gibi’…) içine terkedilmişlikleriyle beyaz camda ne izlediklerine kafa yormaksızın, kendilerini koyuvermişler ve ‘ibret programları’nda gördükleri, acınası ve başlarına türlü kötülüklerin musallat olduğu insanların yaşadıklarından, kendilerine pay çıkararak, hallerine binlerce şükretmektedirler, Yaradan’a. Tanrı, o, ‘seçilmiş’ insanlara, bu belaları musallat ediyorsa, ki buna kudreti vardır, onlar gibi ‘basit’ insanlara neler yapabilirdi? Ki, buna da kudreti olduğu kuşkusuz! Tabi, bu seyir hali sürekli onlara kötü durumları göstermiyor, ailemizi sürekli bunaltmıyordu. Arada sırada, ya da ‘dürüst’ olmak gerekirse, daha genelde, onların da ‘eğlenmeye’, günlük sıkıntılarından, ‘bir nebze de olsa’ kurtulmaya hakları olduğu muhakkaktı. Bir parçası olmadıkları, bir taraflarını yırtsalar da olamayacakları, ‘Lüks Yaşam Canlıları’nın yediği ‘haltlar’ da, onlara eksiksiz olarak aktarılmalıdır! Bu, haberler(!), eğlence programları(!), diziler, vb. yollarla yapılır: Nerde eğlenmişler, ne yemişler, kaça yemişler; neden kavga etmişler, neden sevişmişler; kimlerle nerede yatağa girmişler; neden birlikte olamayıp ayrılmışlar?..Ayrıca akademik çevrelerce de bir değer taşır, bütün bu olan biten! Akılıca bir açıklaması vardır, muhakkak!.. Bir bir aktarılır ,bu ‘ibret görüntüleri’, gariban halkın parçası, Sevimsiz Ailesi’ne, ki bizim bu aile de, kendi yaşadıklarının yapay’lığı içinde, her gün aralıksız devam eden akışkan kıvamdaki programlar nedeniyle, yaşananların ‘doğal’ olduğu yanılsamasına kaptırırlar kendilerini. Onlar gibi olabilmek, ‘gerçek’ olabilmek adına, bu programlar aracılığıyla, bu tüketim manyaklığına katılmaya, ki önce hayatlarının önemli bir kısmını o malum kutunun başında harcamaya çağrılırlar. Görgüsüzce yaptıkları harcamalarla hepsi özgür bireyler olarak, kendilerini gerçekleştirme, paralarını olmazsa, bedenlerini, ilişkilerini tüketmeye hakları vardır. Nasıl olsa, istatistikler bu potansiyeli çok açık bir şekilde göstermektedir; birbirlerini aldatmaya, kandırmaya, dolandırmaya hakları olduğu kadar…Nasıl olsa, her şey “SONUCU KUTSALA HAVALE EDİLMİŞ” bir “SHOW”, bir “GÖSTERİ”, bir “GÖSTER-MELİK” olduğuna göre, bu bağlamda yapılabilecek hiçbir şeyin de, herhangi bir sakıncası olmasa gerek! Eğer bir sakıncası olsaydı, onlar adına, onların vergileriyle kurulan denetleyici kurulların, bu programları gerekli yasalar yoluyla yayından kaldırması ve standart( ki bu tehlikeli bir kelimedir!)ların korunması, en azından gerekmiyor muydu? Standart mı? Kim bu konuşan, yaaa? Oha, falan oldum! Sevimsiz Ailesi, uyumaya başladı; sanırım! Biraz sessiz olmakta fayda var. Ne de olsa, çalışıp para kazanmalılar! Buna hakları var! Onları kaderlerine terk etmeden önce, onlara atılan ‘kazık’lardan birini daha gün ışığına çıkarttık! Az Sonra!.. Tüketime hakları olduğu kadar, başka hiçbir şeye hakları yoktur; tabi ki çalışmak dışında! Çalışmak, üretmek varoluşsal bir haktır; para harcayabilmek adına, birey’in kendini harcaması. Köle efendiye, çalışan ben tüketen bene öfke duyar! Çalıştılar, ama basit emeklerinin karşılığı olan basit gelirleri yeterli paraları birikimini yaratamıyorsa, cüzdanlarında mangır yoksa, ‘Kredi Kartı’ almaya hakları vardır; eğer, en azından ‘asgari ücret’ alabiliyorlarsa…İstedikleri, ama sahibi olamadıkları paraya böylece, bir nebze olsun ‘sahip’ olabilsinler, az da olsa tüketmeden ölmesinler diye!.. Kredi Kartı’nı kullanırken, akıl’lı olmak gerekir, tabi! Ama böyle olmadı ve borçlarını ödeyemez mi oldular? O zaman mecburen haklarını kısıtlama yoluna gidebiliriz. Onlarsa, ya ‘karı’ pazarlarlar, ya ‘orospu’ olurlar, çalarlar ya da trilyonlarca doları hortumlayan kimilerinin yatmadığı ‘tatil köylerinde’, yaptıklarını değerlendirirler; akılsızlıklarının bedelini öderken akıllanırlar. Ancak, pezevenk ya da orospu olmak varken, neden?…Neden dört duvar? Onları kim zorlar? Muhtemelen ailemiz rem uykusuna geçti, ama televizyon hala açık: Bu yeterli! Akıllarının alamayacağı konuları duyunca esnemeye başladılar ve ‘uyuyor-muş gibi’ yapıyorlar belki de? Bu duruma uyacak bir sözü vardı, Immanuel Kant’ın, ama daha öncesinde, tüketim için Jean Baudrillard’ın onlarca sözünü de alıntılamamız gerekecek. Ancak ‘Kimileri(?)’ne ne? Ki belki de, baştan yanlış her şey!..
_ “Diğer kanallara baktın mu? Bir şey kaçurmayalum. Yarun, eşinen dostunan, accuk geyük yaparüdük de!..
_ Hadi oradang oküz!…”
RIZA ELİAÇIK

10 üye ile aylık 33 dolar düzenli kazanma fırsatı,üyelik ücretsiz sadece gunlük 10 reklama tıklama ile.branşında en iyi.3.5 milyon üyeli dünyanın en güvenli ve büyük şirketi..not.üyelikten once en güvenli global ödeme sistemi kazançlarınızın ödenecegi alertpay e üye olmalısınız.üyelik formunda yazısına tıklayınız referrer maydos kalmalı bonus için.
Tesekkürler bol kazançlar.
Üyelik icin join ediniz.
http://bux.to/?r=maydos